Zeynep, yatağın kenarına oturdu. Kapıyı arkasından sessizce kilitledi. Kulakları hâlâ koridorun sessizliğini dinliyordu; ama o sessizlik, içinde kopan fırtınanın yanında sanki hafif bir huzur gibiydi. Valizi ve eşyaları odanın köşesine itmişti. Elleri dizlerinin üzerinde, omuzları hafifçe çökmüştü. İçinde tarif edilemez bir boşluk vardı; kalbi hem öfke hem de kırgınlıkla dolup taşmıştı. Gözleri tavana takıldı, nefesi ağırlaştı. "Sevgi… böyle olmamalı," diye mırıldandı kendi kendine. "Birini sevmek, sürekli korkmak, her adımını sorgulamak, her bakışın ardında gizli bir tehdit hissetmek değil… Bu olmamalı." Başını ellerinin arasına aldı. Saçları yüzüne düştü, gözlerindeki yaşlar dizlerinin üzerine süzüldü. İçindeki acı, kalbinin derinliklerine işliyordu. Sevgi dediğin şey, güven ve huzur

