Bedenim sanki havada asılıymış gibi hissediyordum. Bir yaz günü, akşamüstü serinliğinde, kıyıya usul usul vuran dingin denizin kıyıyla buluşması gibi ağır ağır açılan zihnim, gözlerimi açmadan önce, soluduğum havadaki kokuyu fark ettirdi bana. O kimyasal kokuyu içime çektikçe nerede olduğumu anlamam kolaylaşıyordu. Yavaş yavaş aralanan göz kapaklarımın arasından sızan o parlak, beyaz ışık resmen bıçak gibi kesmişti gözbebeklerimi. Dayanamayıp, gözlerimi anında sıkı sıkı kapattım ve bir elimle göz kapaklarımı örtmeyi denedim. O sırada elimde bir tuhaflık hissettim. Baktığımda, elimin sırtına damar yolu açılmıştı ve oradan seruma bağlanmıştı. Hastanedeydim… Ama öncesinde? En son Rüzgar’la bir şeyler içmek için bir yere gitmiştim. Oturduk, sohbet ederken içtik… Telefonum kasadaydı. Gidip Erde

