12.BÖLÜM ŞARTLAR

4486 Kelimeler
Duştan çıkmış saçlarımı kuruturken bir yandan da aynada kendimi izliyordum. İşimi bitirip bir an önce ofise geçmek istiyordum. Bugün Emre ve Yıldız gelecekti onlarla birlikte uzlaşma şartlarını görecektik ve şartlara göre ne istediklerini söyleyeceklerdi. İsteyecekleri şeyler beni biraz olsun tedirgin ediyordu ama bizimkilerin çıkması için böyle bir şey gerekiyordu onlar adına karar vermek mecburen bana düşmüştü. Saçlarımı kurutmayı bitirdiğimde dolabımdan siyah iç çamaşırlarımı alıp giydim. Ne giysem diye kıyafetlerimi karıştırmaya başladım bu aralar biraz resmi takılmak istiyordum rahat görünmek istemiyordu daha dominant bir görüntüye ihtiyacım vardı. Ellerimi kıyafetlerde gezdirirken tek tek askılarıyla alıp üzerimde nasıl göründüğüne bakmıştım bir türlü karar veremezken biraz daha kurcalamaya başladım. Dolaptan beyaz omuzları açık uzun kollu bir tişört alıp giydim altıma da dizlerimin üzerinde gri ufak bir yırtmacı olan askılı bir etek giydim. Saçlarımı tarayıp maşa ile hafif dalgalandırdığımda hazırdım dudaklarıma ten rengi bir ruj yedirip biraz rimel sürdüm göz kalemi de çektiğimde hazırdım. Dolaptan gri el çantamı alıp içine silah yerleştirdim ayaklarıma siyah platform topuklu ayakkabılarımı giydiğimde bilekten bağladım ve hızlı adımlarla odadan çıkıp aşağıya indim. Yemek odasına geldiğimde kahvaltı sofrası yeni hazırlanmıştı Selma Hanım beni gördüğünde yarım ağız sofraya çağırmıştı. Sofraya geldiğimde oturdum ve bacak bacak üzerine atıp diğerlerini beklemeye başladım zor bir ailede büyümüş olabilirdim ama saygı nedir sofra adabı nedir bunu da bilirdim. Selma Hanım muhtemelen bir patavatsızlık yapacağımı düşünüyor olmalıydı ki hiçbir şey yemeyip beklediğimi görünce hafif bir şaşkınlık dalgası geçmişti yüzünden. Çok geçmeden oda sofrada yerini aldığında herkes tek tek çil sürüsü gibi sofrada toparlanmıştı. Kahvaltıya başladığımızda canım ne çekiyorsa hepsini tabağıma doldurmuştum normalde de bu kadar fazla yiyordum gün içindeki koşturmadan olsa gerek fazla bir kilo almıyordum tabi buna çok iyi çalışan sindirim sistemimde dahil. Hamile olduğum için gerektiğince dengeli beslenip hazır gıdalardan uzak durmaya çalışıyordum. Fazla yağlı yememeye gayret gösteriyordum ama bazı şeylerin kokusu gerçekten dayanılmaz oluyordu. Kendi tabağıma birkaç tane daha pankek aldığımda hızlıca yemiştim. Tabağımdakileri bitirdiğimde çayımı içtim bir bardak daha çay doldurduğumda hızlıca içmeye çalışmıştım bitirdiğimde kalktım Alaz da tabağındakileri hızlı hızlı ağzına tıktığında çayını fondipleyip peşimden kalkıp koşturarak gelmişti. “Yenge dur da nereye?” “Ofise Alaz.”diye sızlandığımda göz devirdi. “Yenge bensiz bir yere çıkma demedim mi?”omuz silktim. “Ben dün ki çocuk değilim Alaz neyin ne olduğunun farkındayım ve senden daha temkinliyim emin ol.”dediğimde kafasını sallamakla yetinmişti birlikte evden çıktığımızda o önden ilerleyip garajdaki arabamı çıkarmaya gitmişti arabamı getirdiğinde kapısını açıp binmiştim. Kemerimi taktığımda Alaz sürmeye başlamıştı trafiğe takıldığımızda hızlı bir şekilde aralardan kaçmaya çalışmıştı. “Sakin ol acelemiz yok.”dediğimde elimi radyoya uzatıp şarkı aramaya başlamıştım beklemekten çok sıkılıyordum. “Nasıl yok abimler?” “Biz ofise hızlı gidince abinler de içeriden hızlı çıkmış olmuyorlar neden bunu kavrayamıyorsun anlamıyorum.”diye sızlandığımda göz devirmişti. “Bunu kavraya biliyorum çok şükür yenge.” “İyi en azından buna şükür.” “Hep böyle kibirli misin?”dediğinde ona kısa bir bakış atmıştım. “Sensin kibirli.” “Bence sen kibrin ruh bulmuş halisin.”dediğinde yarım ağız güldüm. “Belki.” “Biraz da egon var.” “Bence tam tersi ama olsun.”diye mırıldandım. “Gerçekten ilginçsin yani yeğenimin senin karnında büyüyecek olması bile yeterince ürkütücü inşallah sana çok benzemez.”dediğinde gür bir kahkaha attım. Radyoyu karıştırırken en sonunda bir şarkıda durmuştu biraz kulak kabarttığımda hoşuma gitmişti radyoyu bırakıp şarkının sesini açtığımda sırtımı koltuğa yasladım ve gün ışığı yüzümü okşarken kafamı koltuğa yaslayıp gözlerimi yumdum. Sanki hevesim hiç kırılmamış gibi yine sana Ya da senin ne hakkın var tam unuttuğum anda gelmeye Bir rüyada   Sanki bu savaşa yenilmemiş gibi yine başa Dönüyor her şey bir anda yangınlarda kaldım   Sen beni boşver Yalan ölmüyorum hiç Kokun her yeri sarmış Seni kim neden aldı   Sen beni boşver Ya gel al olan her şeyi Ya da kal   Sen beni boşver Yalan ölmüyorum hiç Kokun her yeri sarmış Seni kim neden aldı   Sen beni boşver  Ya gel al olan her şeyi Ya da kal   Sanki hevesim hiç kırılmamış gibi yine sana  Ya da senin ne hakkın var tam unuttuğum anda gelmeye  Bir rüyada   Sanki bu savaşa yenilmemiş gibi yine başa Dönüyor her şey bir anda yangınlarda kaldım   Sen beni boşver Yalan ölmüyorum hiç Kokun her yeri sarmış Seni kim neden aldı   Sen beni boşver Ya gel al olan her şeyi Ya da kal   Sen beni boşver  Yalan ölmüyorum hiç Kokun her yeri sarmış Seni kim neden aldı   Sen beni boşver Ya gel al olan her şeyi Ya da kal   “Şarkının adını biliyor musun?”diyen Alaza karşı mırıldandım. “Hıhı.” “Ne peki? Çok hoşmuş.” “Berkay Altunyay – Sanki Hiç Hevesim Kırılmamış Gibi.”diye sızlandım. Arabanın gidişi hızlanırken sonunda trafikten çıktığımızı fark ettim. Bakışlarımı etrafımda gezdirirken ofise fazla bir mesafe kalmadığını fark ettim sonunda ofise varmanın ferahlığı ile derin bir nefes aldığımda midemin bulandığını hissettim arabanın içinde uzun süre tıkılı kalmak gerçekten midemi alt üst etmişti. Arabadan indiğimde ofisin önündeki banklara ilerleyip oturdum ve gözlerimi yumup derin nefesler aldım. Esen rüzgar saçlarımı dağıtırken mideme biraz olsun iyi gelmişti ama her an duyacağım yanlış bir koku içimdeki her şeyi dışarıya boşaltmama sebep olacakmışım gibi geliyordu.  Elimi yüreğimin üzerine koyup derin nefesler aldım temiz havayı içime çekerken sanki içimde bir yerlerde bir şeyler kopmuş gibiydi yüreğimi kapkara bir his kaplarken karanlığın içine çekilmiş gibi hissettim bu his gözlerimi açana kadar devam etmişti. Gözlerimi araladığımda etrafıma baktığımda Alaz yanıma gelmiş kolumu tutmuştu bana telaşlı bakışlarını gönderdiğinde hafifçe yutkundum. “İyi misin yenge?”dediğinde yutkundum sanki her yutkunuşumda ağzım daha çok su topluyordu bu kusacağıma dair bir işaretti hızla kolumu ondan çektiğimde kenardaki ağacın dibine gelip içimde ne var ne yoksa boşaltmaya başlamıştım. Sürekli orada burada sürtmekten rahatsızlanmazdım umarım bu üç ay için dikkatli olunması gerektiği yazıyordu internette ve ben bu üç ayı böyle at gibi koşturarak geçirmezdim umarım. Elinde bir şişe su ile yanıma geldiğinde şişeyi alıp ağzımı yıkamış ve yüzüme vurmuştum kendime gelmeye çalışırken bütün makyajımın içine etmiştim. Arabadan ıslak mendil alıp geldiğinde maymuna dönen suratımı sildim. Oturmak için banka birkaç adım atmıştım ama başım dönmeye başlamıştı stres ortamı yeniden baş gösterdiğinde hamilelik hormonlarıyla birlikte kendimi karanlığa bırakmıştım. Başımdaki yoğun ağrı ile elimi başıma götürürken elimin üzerinde de bir acı hissetmiştim. Gözlerimi araladığımda birkaç kez kırpıp ortamın netleşmesini beklemiştim etrafta gözlerimi gezdirirken yoğun kokuyla hastanede olduğumu anlamam kısa sürmemişti. Tepemden asılan seruma bakarken mide bulantımla öğürdüm hastane kokusu beni açmamıştı. Alaz diklenmeme yardım ederken sırtımı yastıklarla doldurmuştu. “İyi misin? Bir anda bayıldın ne yapacağımı şaşırdım.”dediğinde kafamı salladım. “Çocuklar? Onlarla konuşacaktım ben off.”diye sızlandığımda elimle anlımı ovdum. “Sakin ol acelesi yok sonra konuşursun dinlenmen gerek doktor söyledi koşturmaktan dinlenememişsin muhtemelen gece de doğru düzgün uyuyamamışsındır.”dediğinde kafamı sallamakla yetindim. “Biraz.”diye mırıldandığımda yatağımın yanında duran sandalyeye oturmuştu. “Seni hastane çıkışı eve götüreceğim biraz dinlen bu işi yarın hallederiz ya da bana bırak ben ne istiyorlarsa halledeyim.”kafamı olumsuzca salladım. “Tek hallolacak bir şey değil ikimiz halletmeliyiz.” “Tamam o halde yarına kalsın.”demişti. Doktor beni muayene ettiğinde hastaneden çıkabileceğimi söylemişti. Yediğimi içtiğime dinlenmeme dikkat edip vitamin ilaçlarını aksatmamam için sıkı sıkı tembihlemişti. Tabi bu tembihi hastaneden çıkana kadardı çünkü hepsi aklımdan uçup gitmişti ve aklımda kalan tek şey ise istihbaratçıların bizimkileri bırakmak için karşılığında ne istedikleriydi. Arabaya bindiğimizde arabanın camını açmıştım yüzüme rüzgar vururken güzelce gülümsedim eve kadar yüzüme vuran rüzgarın rahatlığıyla kafamı cama yaslamıştım. Eve geldiğimizde arabadan önce Alaz inmişti yanıma gelip koluma girdiğinde beni arabadan indirdi ve yavaş adımlarla eve ilerletti. Evin kapısını çaldığında kapıyı Esra açmıştı beni gördüğünde şaşkınlığına engel olmamıştı. “Yenge iyi misin?”dediğinde kafamı salladım. “İyi değil hastaneden geliyoruz çok kustu bayıldı bir de doktor dinlenmesini söyledi annemle babaannem nerede?”diyen Alazın peşi sıra duyanları işiten Mahfiruze babaanne hızlıca yanımıza gelmişti. “Geç oğlum geç çıkar kızı odasına da yatır bizde midesini yatıştıracak bir şeyler yapalım.”Alaz ile birlikte yukarıya çıktığımızda beni odama bırakmıştı üzerimi değiştirip pijamalarımı giydiğimde yatağa girdim yorganımı üzerime çekerken Alaz’a seslendim. “Alaz içeriye gelsene.”odama girdiğinde yanıma gelip kenardaki tekli koltuğa oturmuştu. “Ben galiba yarın da dinleneceğim ama sana ne yapman gerektiğini anlatacağım.”diye girdim lafa. “Tamam yenge anlat ben de sana taşırım sonra birlikte kafamızda tartar ne kadar vereceğimizi düşünürüz.” “Tamam. Şimdi ofise gidip Emre ve Yıldızla görüş adamların şartlarını öğren ve yanıma gel şartların ne olduğunu güzelce tartıp ölçmemiz gerekiyor bazı şeyler vardır ki feda edemeyiz bazı şeyler vardır ki kimsenin canından mühim değildir.” “Ne gibi yenge?” “Eğer istedikleri gelecek sevkiyatın silahlarıyla üzgünüm ama onları veremeyiz çünkü o sevkiyat silahları sadece bize değil lideri olduğumuz sekiz mafya çetesine de ait bunu yapmak demek bütün otoritemizin onurumuz sarsılması yıkılması bir hiç haline gelmesi demek. Zaten bunu yaparsak abimin oradan kurtulduğu yapacağı ilk şey yaşadığı rezillikten ötürü inan bana kafasına sıkmak olur ya da benim kafama sıkmak olur. Bizden istedikleri kişisel bir şey olmalı ya da ticareti ilerletecek bir şey bunun dışında bir şeyi kabul edebilir miyiz bilemiyorum.”dediğimde kafasını sallamakla yetinmişti. “Tamam o halde ben görüşmeye gidiyorum.”kafamı hızlıca salladım. “Eğer bizden silahları isterlerse depoların yerini değiştirmemiz gerekir çünkü silahların peşine düşerler her hafta yeni bir depoya taşınıp yerlerin bilinmemesi gerekir.”dediğimde hafifçe gülümsemişti. “Sağ ol yenge sen olmasan yapacağım ilk iş her bir yana çatmak olurdu sanırım ilk defa abim başımızda değil.”dediğinde manidar bir gülümseme sundum. “Merak etme elimden geleni yapacağım.”odamdan çıktığında onun peşi sıra babaanne gelmişti yanıma elinde bir fincan sarı bir şey vardı. Üzerinden dumanlar tütüyordu muhtemelen koca karı tarifinden bir karışım getirmişti bardağı bana verdiğinde pamuk gibi gülümseyip yanıma oturmuştu. “Mide bulantılarını hafifletir kızım.”dediğinde bardağı burnumun dibine getirmiştim hoş ve hafif bir kokusu vardı yavaş yavaş üfleyerek yudumlamıştım tadı da ağır değil yumuşacıktı. “Çok güzelmiş.”diye mırıldandım. “Ben hamileyken kaynanam hep hamilelerin bulantılarına iyi gelen otlardan kaynatırdı bizde aktardan aldıydık sadece hamileler için değil normal bulantılara da iyi gelir diye sana kısmetmiş.”dediğinde hafifçe uzanıp elini tuttum. “Çok teşekkür ederim Mahfiruze babaanne.” “Ne demek kuzum bir şeye ihtiyacın olursa seslen biz akşam yemeğini de kızlarla odana göndeririz tamam mı?” “Tamam Mahfiruze babaanne.”bana gülümseyip odadan çıktığında çayımı bitirmiştim. Boş bardağımı komodine koyarken yataktan kalktım ve kenarda duran küçük kütüphanedeki kitapları incelemeye başlamıştım. Elime rast gele bir kitap aldığımda yatağıma döndüm ve oturdum kitap sayfalarını karıştırmaya başladığımda gülümseyerek kitabın adına baktım. Aşiyan – Virane Elimi sayfalarda gezdirirken hızlı bakışlarla okumaya başladım. Sayfaları çevirirken kendimi kitabın akıcılığına bırakmıştım. Kitaptaki sözler beni için için eritirken bir tanesinin üzerinde durdum ve sesli bir şekilde mırıldandım. “Sen benim evimsin Gülfem.” Ne kadar güzeldi sade bir cümle gibi görünüyor ama çok şey barındırıyordu. Gözlerimi kapattım ve yutkunurken hayal ettim. Sen benim evimsin. Bu ne güzel bir histi birinin size bunu söylemesi acaba bunu bana söyleyecek birisi çıkar mıydı? Bir gün aşık olursam eğer aşık olacağım adamın bana bunu söylemesini isterdim. “Şu gül dudakların arasından sen benim adımı dillendirdiğin her anda küle döndüm ben.” Sanırım romantizm aşermiştim keşke Uraz burada olsaydı bu kitabı gözüne gözüne sokar azıcık kocalık isterdim. Kafamı yatak başlığına yaslarken dudak sarkıttım ve yüzümü buruşturdum kitabı kapatıp kenara koyduğumda sinirlerim bozulmuştu. Hayır yani ne zaman bana doğru düzgün güzel sözler söyleyen biri çıkacaktı. Urazla sadece bebek yapmak için evlenmiştim bebek doğduktan sonra boşanmak istiyordum kendime yeni bir hayat kurup adam akıllı normal sıradan bir işe sahip bana aşık olacak bir adam istiyordum. Sanırım çok şey istiyordum dünya da böyle bir adamı bulmak şuan doların düşmesi ile aşırı eş değer bir şeydi. Neredeyse imkansızdı. Kafamı iki yana sallarken canım sıkılmıştı telefonumu alırken bu kez film izlemeye karar vermiştim. Netflix hesabımda dolanırken izleye bileceğim filmlere bakıyordum. En sonunda rastgele bir filmde karar kılmıştım filmin sonuna kadar sıkıcılıkla izlemiştim ne yaparsam yapayım sıkıntım geçmeyecekmiş gibiydi kendimi burada bir mahkumdan farksız hissediyordum ne zaman bir yere gidecek olsam peşime birilerini takıyorlardı veya bizzat Alaz geliyordu. Akşam karanlığı çökerken akşam yemeğini dışarıda yemek istemiştim ama Alazla dışarıya çıkmak istemiyordu veya bir başkasıyla kendi başıma eskisi gibi çıkmak istiyordum. Kendimi daha iyi hissettiğime kanaat getirdiğimde yataktan kalkmıştım. Bu evden gizlice çıkmanın bir yolunu bulurdum elbet. Dolabımı açtığımda siyah bir kot pantolon beyaz bir ince kazak ve lacivert bir kot ceket giymiştim. Saçlarımı at kuyruğu yaparken gri sırt çantamı aldım içine su kolonya bulantı ilacı vs koyduktan sonra çıkmaya hazırdım. Spor ayakkabılarımı giydiğimde odamdan gizlice çıktım kimseye görünmeden aşağıya indiğimde kiler odasına girmiştim. Kiler odasının küçük camına çıktığımda arka bahçede sadece iki kişinin olduğunu gördüm dikkat çekmecen camdan çıktığımda minik adımlarla bir adamın arkasına ilerlemiştim. Yerdeki taşı aldığımda diğer adamın olduğu yöne fırlatmıştı çıkan sesi duyduğunda o tarafa doğru ilerlemişti bu zaten klasik bir numaraydı. Koşar adım otların arasına ilerledim otların arasından geçip demirlerin üzerine çıktığımda hızlıca karşı tarafa atladım. Sonunda bu evden kurtulmanın verdiği rahatlıkla yürüyerek caddeye çıkmıştım caddeden taksiye çıktığımda kız kulesine gitmek için gemilerin kalktığı yere bırakmasını istemiştim beni. Yarım saatlik bir yolun ardından beni indirdiğinde ücreti ödeyip gemilerden birine binmiştim beni kız kulesine bıraktığında sonunda kendi başıma kafamı dinleyebilecek olmanın verdiği rahatlığı barındırıyordum içimde. Kız kulesindeki masalardan birine geçtiğimde hayran olduğum mimari ve dekoru izliyordum. “Hey burası benim masam.”diyen adama bakışlarımı çevirdiğimde hafifçe utanmıştım. “Özür dilerim ben etrafa bakmaktan masa boş mu diye bakmamıştım çok mahcup oldum üzgünüm.”diye mırıldandığımda hafifçe gülümsedi. “Hayır sorun değil otura bilirsin zaten yalnızdım yani tek başıma yiyorum.”dediğinde kafamı hafifçe salladım. “Bende tek başıma yiyorum aslında.” “O halde birbirimize eşlik edebiliriz.” “Tabi ki neden olmasın.”dedim hafifçe gülerken. Menülerimiz geldiğinde açıp incelemeye başlamıştım ne yemem gerektiğini ya da canımın ne çektiğini düşünüyordum. Tek tek menüdeki her şeye bakarken ne yemem gerektiğine karar verememiştim hafifçe yutkunurken içimden menüdeki her şeyi istemek geliyordu. Acaba her şeyi yemeğe kalksam karşımdaki adam bana yamyam gözüyle bakar mıydı gerçi henüz adını bile sormamıştım ama neyse. “Ne yiyeceğine karar verdin mi?”dediğinde bakışlarımı ona çevirdim. “Aslında hayır bir türlü canımın ne çektiğine karar veremedim.” “İstersen senin için ben seçebilirim.”dediğinde kafamı salladım. “Sevinirim.” “Bize bir zeytinyağlı enginar, tereyağlı karides güveç, chia tohumlu piliç tandoori salata, penne arabiata ve Kafkas mantısı. Tatlı olarak çikolata pınarı alalım içecek olarak kırmızı şarap alalım DLC Kalecik Karası Doluca alalım.”dediğinde telaşla konuştu. “Aaa hayır ben şarap alalım şey hamileyim de şarap içemem mümkünse bana soda olsun.”dediğimde garson her şeyi not edip gitmişti. “Hamile misin?”dediğinde hafif bir tebessümle karnımı okşadım. “Evet neredeyse bir aylık.” “Vay canına Allah analı babalı büyütsün.” “Çok teşekkür ederim ama bu bir nevi bir mantık bebeği yani kısaca babasıyla doğduğunda boşanmayı düşünüyorum aslında hiç aklımda bir bebek yapmak yoktu yeğenim lösemi olmasa uzun bir süre bebek yapmayı düşünmezdim ama çaresiz kalınca insan her şeyi yapıyor.”diye mırıldandım ben niye gereksiz bir insana hayatımın özetini çekmiştim ki şimdi ah şu gereksiz bilgiler veren dilimi sikeyim. “Vay canına baya hareketli bir hayatın var benim ki çok sıkıcı.”dediğinde çenemi yumruk yaptığım elime yasladım. Ahh benim hayatımın asıl aksiyonunu bilseydin değil benimle oturmak arkana bakmadan kaçıp giderdim. “Neden öyle söyledin ki?” “Sıradan bir hayat şirket ev şirket ev ara sıra bazı sergilere katılıyorum genel de edebiyat sergileri daha çok dikkatimi çekiyor ve rengarenk tablolar bazen de müzikler ama sıradan bir hayatım var aksiyonsuz sakin bir hayat.”dediğinde özenerek bakmıştım şöyle sakin bir hayatımın olması için her şeyimi verebilirdim resmen silahların havada vızır vızır uçuşan kurşunların içine doğmuştum. “Gerçekten sakin bir hayata ihtiyacım var benimde mümkünse bebeğim doğduğunda onu alıp buralardan gitmek istiyorum onu ve yeğenimi.”diye söylendim. “Peki nereye gitmek istiyorsun hiç düşündün mü?”dediğinde omuz silktim. “Bilmiyorum.”güvende olabileceğimiz yer her neresiyse oraya. “Kız kulesi ve Galata kulesi arasındaki efsaneyi bilir misin?”dediğinde kaşlarımı çatmıştım. “Ne efsanesi?” “Hadi ama bunu bilmiyor musun? Genelde herkes bilir ama senin için bir inisiyatif kullanıp anlatacağım.”dediğinde kollarımı birbirine bağladım ve bacak bacak üzerine attım. “Seni dinliyorum.”birlikte kız kulesinin manzarasını izledik kız kulesinin galataya bakan kısmında oturuyorduk. “Bir efsane Galata kulesinin Kız kulesine olan aşkını anlatır. Birbirlerine aşık olan iki kulenin arasındaki en büyük engel de İstanbul boğazıdır. Senelerce birbirlerine hasret uzakta aşklarını izleyerek yaşarlar birbirleriyle haberleşemedikleri için de aşklarının karşılıksız olduklarını düşünürler. Galata Kulesi yıllarca mektuplar yazsa da aşkını dillendirse de Kız Kulesi’ne olan hasretine son veremez. Bir rivayete göre Hezarfen Ahmet Çelebi uçma hayali ile yanıp tutuşarak buraya çıktığında Galata Kulesi bu mektupları kendisine vererek Kız kulesine ulaştırmasını ister. “dediğinde onu hayran hayran dinlemeye devam etmiştim. “Uçma sevdalısı Hezarfen Ahmet Çelebi İstanbul’un rüzgarıyla uçarak Galata Kulesi’nin sevdasını Kız Kulesi’ne ulaştırır. Artık Kız Kulesi aşkının karşılıksız olmadığını biliyordur bu karşılıklı aşk onları yüzyıllar boyunca ayakta tutar.”dedi ve bardağındaki suyu yudumlayıp devam etti. “İstanbul deyince aklıma kuleler gelir Ne zaman birinin resmini yapsam öteki kıskanır Ama şu Kız Kulesi’nin aklı olsa Galata Kulesi’ne varır Bir sürü çocukları olur. Demiş Bedri Rahmi Eyüboğlu.”diye mırıldandığında gözlerimin içi parlamıştı uzanıp elimi tuttuğunda ilk defa tanıştığım birine karşı şüpheyle değil de içimdeki sıcacık bir hasretlik duygusuyla yanaşıyordum. “Bana adını bahşedecek misin?”  “Hayır güvenlik nedeniyle yeni tanıştığım insanlara ismimi vermiyorum.”hafifçe gülümsediğimde oda gülümsemişti. “Peki ya sizin adınız?” “Bende güvenlik sebebiyle yeni tanıştığım birine adımı bahşetmiyorum ama siz bana kibar hanım efendi Galata diyebilirsiniz.”dediğinde hafifçe kıkırdadım. “O halde kibar beyefendi bende Kız kulesi tanıştığıma memnun oldum.” “Moi aussi.”dediğinde gülümsedim Fransızca bende demişti tek elimle saçımı kulağımın arkasına iterken yemeklerimiz gelmişti ki Galataya karşı fısıldadım. “J'aime le français.”(Fransızca severim.)diye mırıldandım. Yemekleri yerleştiren garson benim bardaktaki gazozumu önüme bırakıp ona bir bardak kırmızı şarap doldurmuştu. Şarabın tadına baktıktan sonra memnuniyetle mırıldanırken yine Fransızca konuşmuştu. “délicieux.”(enfes) “Tadına bakmayı çok isterdim ama malum sabretmem gerek doğumdan sonra mutlaka tadına bakmak isterim.” “Senin için bekletirim.”dediğinde kocaman gülümsedim ve önümdekileri yemeğe koyuldum. Çatalımı ve bıçağımı kullanım şeklim ve hızlıca yemem onu şaşırtmıştı o bana göre daha yavaş bir şekilde yiyordu ben ona göre atlı kovalıyormuş gibi yiyordum. Tabi sürekli işlerim olduğu için yemeği bile her daim alelacele yerdim. Böyle alıştığım için alışkanlığımı geri planda bırakamamıştım aynı şekilde devam ederken titreşen telefonuma aldırış etmedim muhtemelen Alaz nerede olduğumu sorgulamak için arıyordu. Muhabbet eşliğinde yediğimiz yemekten sonra tatlıya geçmiştik. Güzelce tatlımızı da bitirdiğimizde kalkmıştık. Kız kulesinde tanıştığım ve daha önce hiç tanımadığım kibar beyefendinin elini sıktığımda yüzümde buruk bir tebessüm vardı. “Sizi tekrar görebilecek miyim?”dediğinde kafamı hafifçe salladım. “Manidar bir dost olarak elbette.” “O halde manidar bir dostluk istiyorum.” “Haftaya aynı gün aynı saatte.”diye mırıldandığımda uzanıp elimin üzerine minik bir öpücük kondurmuştu içimde oluşan ve uçuşmaya başlayan kelebeklerle yutkundum kendinden ödün verme Ruhsar Urazı düşün boşanana kadar kimseye karşı kendimden ödün veremezdim. “Hay hay.”kız kulesinden birlikte ayrıldığımızda farklı yönlere gitmiştik. Ben taksiye bindiğimde o kendi aracına binmişti nazikçe beni bırakmak istemişti ama müsaade etmemiştim çok yanlış anlaşıla bilirdi. Taksiciye adresi verip beni eve bırakmasını istemiştim muhtemelen eve döndüğümde beni bir güzel paylayacaklardı tabi bütün bu sıkıştırmalara alışık olmadığım için çıldırmak üzereydim. Taksiyle evin önünde indiğimde yürüyerek demir kapıdan içeriye girmiştim beni gören güvenlikteki çocuklar rahatlığıma şaşırırken yumuşak adımlarla eve ilerledim. Evden barut fıçısı gibi çıkan Alazı gördüğümde derin bir nefes alıp besmele çektim ve yanına ilerledim tam önünde durduğumda bütün öfkesini bana kusacak gibi duruyordu. “YA YENGE EVDEN KAÇMAK NE DEMEK YA! YA BAŞINA BİR ŞEY GELSE.”diye basıp bağırmaya başladığında göz devirdim ve elimi kaldırarak onu susturdum. “Bağırma neden yırtınıyorsun karşında duruyorum işte ayrıca bana bir şey yapmak sıkar anladın mı?” “Abimlerin alındığı bir zamanda sana bir şey yapmak mı sıkar? Cidden mi?”diye çıldırdığında göz devirdim. “Ben Çağlayan ailesinin kilit noktasıyım Alaz kimse beni kolayca deviremez ben yurt içi yurt dışı ticaret bağlantılarını senelerdir götürmüş kişiyim bunca dostumun ardından o kadar kolay değil anladın mı? Eğer bu kadar kolay olsaydı alınan ilk kişi inan ben olurdum çünkü onlar için kadın erkek fark etmiyor.” “Tamam öyle olsun ama bir daha tedbirsiz çıkmanı istemiyorum lütfen.”dediğinde kafamı olumsuzca salladım. “Beni rahat bırak Alaz beni bu kadar boğarsanız eğer babaannemin evine gideceğim ve yanıma da kimseyi almayacağım haberiniz olsun ben dün ki çocuk değilim sizden daha fazla şey gördüm bildim şahit oldum beni bunlar korkutmaz ha dersen ki sen bebeğini düşünmüyor musun? Senin yüzünü dağıtırım ben bu bebeğin annesiyim onu hepinizden çok düşünürüm.”dediğimde omzundan ittirip yanından ilerlemeye başladım. “Yenge şartları öğrenmek istemiyor musun?”dediğinde arkamdan gelmesini işaret ettim. Birlikte eve girdiğimizde Urazın çalışma odasına girmiştik ben Urazın baştaki koltuğuna otururken Alazda masanın önündeki koltuğa oturmuştu. “Anlat bakalım ne istiyormuş bizim derinciler.”bacak bacak üzerine atarken tırnağımı ısırmaya başlamıştım. “İlk olarak bizden istedikleri şey iki yüz bin dolar keş nakit.”elimi salladım. “O kolay onda bir şey yok ben bile çıkarıp veririm onu bizim gibi silah tüccarları için bunlar ufak meblağlar bilirsin.” “İkincisi pek hoşuna gidecek bir şey değil.” “Önce bir söyle de?” “Bizim üzerimizden ambargoyu delmek istiyorlar.”  “Ne? Dalga geçtiklerini söyle lütfen. Onların hamallığını yapacak değiliz herhalde ayrıca ambargoya denk geldiklerine görme bu işin altında iyi bir halt yatmıyor bunu biraz düşünelim bizim üzerimizden ambargoyu delmek bizim gemilerimizle limandan ayrılmak demek kendi gemilerini limandan çıkartmaları yasak tabi.”elimi sertçe masaya vurdum. “Tahmin etmem gerekirdi eğer şartları kabul edersek bizimkiler hemen bırakılacak mı?” “Evet bırakılacak ama hepsi bu değil.” “Daha ne istiyorlarmış?” “On konteynır gemi, elli tır ve on özel uçak.”dediğine gür bir kahkaha attım. “Oldu olacak bütün ticareti üzerlerine yapalım Alaz.”göz devirdiğimde kollarımı masaya yaslayıp ellerimle yüzümü sıvazladım. “Yapacak bir şey yok bizimkilerin canı sağ olsun tüm şartlarını kabul edeceğiz ama bu ambargoyu delme meselesini bir yere kadar götürürüz ondan sonra bir şekilde üzerimizden atmamız gerek yoksa bizim de gemi yollarımız tehlikeye girer bunu riske edemez bizimkiler muhtemelen. Neyse beni duydun Emre ve Yıldızla görüş anlaşma şartlarını kabul ettiğimizi söyle aradaki trafiği iyi ayarlasınlar bir sorun çıksın istemiyorum vereceğimiz şeylere gelirsek toparlamamız için biraz zaman gerek totel de bir gün yeter oda paranın tamamının gelmesi için. Hoş iki yüz milyon doları nereye sığdıracağız acaba bize en az üç dört bavul lazım yani ulan o paraları bir çaldırsak var ya yandı gülüm keten helva.”dediğimde gür bir kahkaha attı. “Merak etme yenge bizzat ben teslimata gitmeyi düşünüyorum.”dediğinde hafifçe güldüm. “Bence de yani ben birinin adamı olsam ve bana o kadar para emanet etseler kesinlikle çalar kaçardım. Sen dua et biz baba parasıyız da bu kadar parayı bir anda çıkartıp verebiliyoruz ulan Allahtan dolarla ticaret yapıyoruz biz Türk lirasıyla çalışaydık var ya bu pazarlıktan sonra altımızdaki don bile gitmişti.”dediğimde hatırı sayılır bir kahkaha patlattı. “Gerçekten doğruyu söylüyorsun yenge bizim silahları dolar üzerinden satmamız baya iyiydi sayamayacağımız kadar paramız var hakikat biz niye çalışmaya devam ediyoruz ki?”dediğinde omuz silktim. “Ne bileyim ben.”kestirip attığımda oturduğu yerde kıkır kıkır gülmeye başlamıştı benim de sinirlerimi bozduğunda bende kıkır kıkır gülmeye başlamıştım. “Neyse daha fazla sinirimi bozma benim hadi git başımdan.”dediğimde derin bir nefes alıp bakışlarını bana çevirdi. “Neredeydin yenge?” “Kısaca sana ne diyorum Alaz canım nereyi isterse oradaydım.”hafifçe göz kırptığımda umursamazca çıktım çalışma odasından. Mutfağa girdiğimde kendime bir çay yaptım çayımı kupaya doldurup odama çıktım. Odamda bıraktığım kitabı alıp cam kenarına çekildim ve okumaya başladım ama aklımı bir türlü o tanıştığım adamdan çekip alamıyordum. Kendimi hiç bu kadar değerli görmemiştim durduk yere bir insan neden yeni tanıştığı birine karşı böyle güzel sözler söylerdi. Anlımı hafifçe kaşıdığımda gözlerimi kitaptan çektim ve camdan dışarıyı izlemeye başladım. Odanın kapısı çalındığında girmesini söylemiştim içeriye giren Alazı gördüğümde ondan kurtulamayacağımı anlamıştım. “Ha Alaz buyur.” “Ya sen böyle bir anda gittin de benimle birlikte gelir misin eğer iyiysen yani birlikte söyleyelim şartlarını kabul ettiğimizi.”dediğinde kafamı sallayıp ayaklandım. “Senden kurtulamayacağım anlaşılan iyi gidelim hadi.”birlikte odadan çıktığımızda aşağıya inmiştik. Alaz Emre ve Yıldızı arayıp acil bir görüşme ayarlatmalarını istedi bizzat yüz yüze gidip şartlarını kabul edeceğimizi söyleyip bizimkileri alıp çıkacaktık. Emreler görüşmeyi ayarladıklarında istihbaratçıların yüksek korumalı ofislerine gelmiştik. Ofisten içeriye aranarak türlü güvenlikten geçtiğimizde yukarıya odalarını çıkıp içeriye girmiştik karşılıklı oturduğumuzda tarafımıza iki kahve söylenmişti. “Sabah avukatlarınızla iletmiştik isteklerimizi Ruhsar Hanım sanırım şartlarımızı konuşmak için geldiniz ama biz geri adım atmayız isteklerimiz bu kadar ha yapmazsınız siz bilirsiniz istihbarat sorgusundan sonra gidecekleri yer ceza evi ya da mezarlık olur bu işler belli olmaz sonuçta.”dediğinde tehtidine göz devirdim. “Beni tehdit etme! Teklifini kabul etmeyecek olsaydım eğer buraya gelmezdim adamlarımı sürer öyle söylerdim.” “O halde teklifimi kabul ediyorsunuz.”dedi karşımızdaki adam Alaz sus pus bizi izlerken hafif bir tebessüm sundum. “Ediyorum ama nakitin bir araya toparlanması için birkaç gün lazım.” “Para eksik mi?”dediğinde omuz silktim. “Hayır tam ama o kadar parayı farkındaysan bir arada tutmuyoruz kasalar boşaltılacak bir araya toplanacak geriye kalan isteklerini de yarın sabah almış olursun.”dediğimde keyifle gülümsemişti. “Teklifimi kabul etmenizi açıkçası beklemiyordum özellikle ambargo meselesini ama madem kabul ettiniz çocuklara haber vereyim sizinkileri hazırlasınlar.”dediğinde zoraki sırıttım. “Lütfen.”telefonunu alıp odadan çıktığında beklemeye başlamıştık birkaç dakika sonra odaya döndüğünde karşımıza geçip oturmuştu. “Abileriniz araçlarınıza bindirildi anlaştığımıza göre gidebilirsiniz.”dediğinde ayaklandım bana elini uzattığında elimin ucuyla elini sıktım. Ofisten çıktığımızda Alazla birlikte ilerlemeye başladık adama karşı kıskançlığı bariz belliydi elimi sıkmasına bile uyuz olmuştu sözde yengesiydim ya trip yapıyordu umurumda değildi doğrusu. Ofisten çıktığımızda dışarıdaki arabaya ilerlemiştik. Bizimkileri gördüğümde biraz olsun içim acımıştı derin bir nefes alırken arabaya bindim ve arka koltuktaki üç adama döndüm. Akın, kocam ve dostumuz Doğan. “İyi misiniz?”diye absürt bir soru sorduğumda göz devirdiler. “Bomba gibiyiz Ruhsar.”diyen Akına bakıp sırıttım az dayak yememişlerdi. Önüme döndüğümde Alaz arabayı çalıştırırken konuştum. “Bir hastaneye gidelim mi?”dediğimde hepsi reddetmişti tabi sözde delikanlı adamlar ya onlara hiçbir şey olmaz. Biz eve gidelim de Alaz onları tek tek evlerine atardı nasıl olsa bende Urazın yaralarına bakardım mecbur doktorculuk oynamak bana kalmıştı. “Alaz bizi eve bırak diğerlerini de sonra atarsın evlerine tek tek.”dediğimde kafasını sallamıştı ki Uraz lafa girdi. “Bizi annemlere bırakma bizim eve bırak.”dediğinde sorgulamamıştık. Alaz bizi evimize getirdiğinde kaç gündür uğramamışlığın verdiği rahatlamayla Urazın koluna girip eve girdim. Yemin ederim evim evim güzel evim demişler arkadaş rahatlık varmış. “İyi misin Uraz geç şöyle.”odaya çıkamayacağı için alt kattaki misafir odasına sokup yatağa oturtmuştum. Hızlıca üst kattaki odamıza çıkıp eşofman takımı alıp aşağıya inmiştim üzerindeki pis kıyafetleri değiştirmesine yardım edip banyodan pansuman kitini aldım ve yanına oturdum. Pamuğa turuncu ilaçtan döktüğümde bakışlarımı yüzüne çevirdim. “Acırsa söyle üflerim.”diye mırıldandığımda tebessüm etmişti. “Acırsa derim.”      
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE