Bu soruyu ilk kez duymuyordum ben ölecek miyim sorusu bana geçmişteki perdeler arkasına gizlenen o kadar şeyi gözümün önüne getirmişti ki Aras’ın sorusunu bile cevaplamayı tamamen unuttum gözlerim dolarken yumruklarımı sıktım.
8 Mart Çarşamba 2000
Elimdeki bebeğimle oynarken hiç olmadığım kadar mutluydum bu koskoca konağın tek prensesiydim evde benden başka kız çocuğu yoktu hepsi oğlandı ama olsun mutluydum. Amcamın bir oğlu vardı onun da oğlu vardı hiç kızı yoktu benim de bir abim ve bir erkek kardeşim vardı evde ki tek kız olduğum için herkes beni severdi bir kişi hariç.
Babam ne zaman beni sevmesini istesem her seferinde benden kaçardı nedenini hiç anlayamazdım ama umursamazdım annem hep beni sevdiğini söylese de bir süre sonra ona da inanmamaya başlamıştım. Altı yaşındaki bir çocuk için bu yük çok ağırdı babamın beni sevmeyişi beni görmezden gelişi beni çok üzüyordu.
Babamın yanına gidip onunla konuşmak istiyordum en sonunda cesaretimi topladığımda küçük bedenime güçlü bir nefes çekip ayaklandım ve odasına doğru ilerledim. Eve yeni gelmişti ve odasında üzerini değiştiriyor olmalıydı. Kapının önüne kadar ayıcığımla gelmiştim kapının önünde duraksadığımda konuşmalarını dinlemeye başlamıştım.
“Neden onu sevmiyorsun oda senin bir parçan senin evladın.”demişti annem.
“Benim evin içinde koşturup cicili bicili giyinip bacaklarıma dolanacak sürekli hayatından emin olacağım şımarık bir kız çocuğuna ihtiyacım yok. Hanım efendi yaşadığı hayatın farkında değil ama büyüyecek özgür olmak isteyecek gönlünce gezmek eğlenmek isteyecek prensesler gibi yaşayacak sonra ne olacak sanıyorsun? Bizim hayatımızda her gün silahlar patlıyor onun sonu nasıl olacak sanıyorsun o cicili bicili hayatına kan bürünücek aynı bizimkine büründüğü gibi.”dedi babam.
“Ne alakası var öyle olsaydı oğullarını da sevmezdin saçmalama.”dedi annem.
“Çok alakası var oğullarım benim veliahtım onları ben yetiştireceğim büyüdüklerinde benim yerime geçecekler evin prensesi gibi dolanmayacaklar ortalıkta şımarmayacaklar ailelerini korumayı öğrenmekle büyüyecekler.”dedi babam annem derin bir nefes aldığında babamın koluna dokunmuştu.
“Bunun senin ona vereceğin sevgiyle ne alakası var? Doğduğundan beridir bir kez olsun kucağına bile almadın.”bu kez babam derin bir nefes almıştı.
“Eğer seversem alışırsam kaybettiğim de daha çok üzülürüm hatta korkarım dayanamam oda bana alışmasın sevmesin nefret etsin ki kaybedince arkamdan boş yere göz yaşı dökmesin.”titredim korkmuştum kapının kenarından çekilecekken kazayla ayağımı kapıya çarpmıştım tok bir ses çıktığında ikisinin de sesi kesilmişti yakalanmanın verdiği korkuyla odama doğru koşturdum.
Odama girip kapıyı kapattığımda oyun halımın üzerine oturup bebeklerimle oynamaya devam ettim. Birkaç dakika sonra odamın kapısı açıldığında annem yanıma oturmuştu ve saçlarımı okşamıştı. “Bir tanem acaba sen bizi dinlemiş olabilir misin?”dediğinde omuz silktim.
“Hayır.”dediğimde hafifçe güldüm.
“Hızlı hızlı inip kalkan göğsün nefes alışverin hiç öyle demiyor ama koşturmuşsun sen.”anneme döndüğümde dolu gözlerimi gözlerine çevirdim.
“Anne babam ölecek mi?”dediğimde yüzündeki ifade donmuştu.
“Hayır bir tanem ne alakası var.”
“Ama beni bu yüzden sevmiyor.”dedim ve duraksadım. “Yoksa ben ölecek miyim?”
Şimdi
Doğru hepimiz bir gün ölecektik ve o günün ne zaman olduğunu ancak Allah bilirdi şimdi Arasa ne cevap vermeliydim zamanında yaşadığım korkuları yaşıyordu. “Hayır bir tanem ölmeyeceksin.”diye mırıldandım en azından şimdilik ama bir gün hepimiz öleceğiz bir tanem.
“Anladım peki ben ne zaman iyileşicem.”
“Biraz daha sürer muhtemelen bebeğim ama olsun sen iyi olda.”başına bir öpücük kondurdum.
“Peki sen ne zaman gideceksin?”dediğinde omuz silktim.
“Birazdan çıkarım Akın amcanla konuşmam gerek.”
“Tamam git konuş ben seni yarın beklerim.”saçlarını karıştırmaya başladım.
“Afferim sana küçük adam.”yanaklarına öpücükler kondurduğumda kalkıp odadan çıktım. Babaannemlerin yanına geldiğimde hızlıca konuştu. “Babaanne Akın’ı gördün mü nerede biliyor musun?”
“He ofise gidivercem ben diyiverdi.”dediğinde kafamı sallamakla yetindim yanından ayrıldığımda hızlıca hastaneden çıktım. Dışarıdaki aracıma bindiğimde arabayı çalıştırdım ve sürmeye başladım habire araba kullanmaktan sıkılmıştım sanırım Mahuru özlemiştim gelse de bana tekrar şoförlük yapsa keşke vallaha ne iyi olur omuzlarım tutuluyor direksiyon başında bana da yazık yani.
Ofise gittiğimde kim bilir Akın nasıl cingar çıkaracak inşallah bana dalmaya kalkmaz şuan onunla hiç uğraşamam vallahi. Arabayı ofise sürdüm ofise yarım saatlik bir mesafede trafiğe takılmadan geldiğimde arabayı ofisin önünde bırakıp anahtarı Mahura fırlattım o arabayı park ederdi. Hızlıca ofisin merdivenlerini çıktığımda Akın’ın odasına ilerledim ve şapadanak içeriye daldım Akın ve İlyas oturmuş kahve içiyorlardı.
“Pekala son yudumlarınızı alın size ciddi bir şey söyleyeceğim.”dediğimde ikisi de kahvelerini bitirmişti. “Evet ben artık evimin hanımı olmaya karar verdim.”dediğimde Akın kahkaha atmaya başlamıştı İlyas canım kardeşim beni tanıdığı için böyle bir konu hakkında şaka yapmayacağımı bilirdi beni ciddiye almıştı.
“Harika harika şimdi asıl meseleye.”gelelim diyen Akın’a bakıp sırıttım.
“Doğru duydun Akıncığım liderliği sana bırakıp evimin hanımı bebeğimin anası kocamın karısı olaraktan yan çarı oynamak istiyorum. Alemin tetikçisi ben olurum diğer mafyaları kontrol etmek istemiyorum hem çok sıkılıyorum hem de çok yoruluyorum milletin derdiyle uğraşamam ben.”koltuğa kurulduğumda bağırdım. “Şafak kız bana da bir kahve getir kız!”cırladığımda tekrar Akın’a döndüm. “Eee ne diyorsun diye soracağım ama sana sormamıştım ailenin büyüğü sensin al tepişe tepişe kullan liderliğini hayırlı uğurlu olsun hah bu arada benim kocamla birlikte liderliği yöneteceksin.”dediğimde göz devirdi.
“Daha Reha abinin katili olup olmadığından bile emin olmadığın bir adamdan çocuk yapmaya çalışıyorsun farkındasın öyle değil mi?”dediğinde omuz silktim.
“Reha abimi öldürmüş olsaydı eğer böylece ortalarda dolanamazdı bizi tanıyor Çağlayanların gücünün farkında götü yemez ayriyeten Hacı dayıya da danışdım oda tam tersi olduğunu düşünüyor ve Mayayı bu konuyu araştırtması için gönderdim eğer istihbarat veyahut örgütle ilgisi varsa bu suikastın Urazın üzerindeki şaibe tamamen düşer.”dedim.
“Ya düşmezse ya katil oysa?”diyen İlyas’a çevirdim bakışlarımı.
“O halde Uraz’ı ben öldürürüm!”göz göze geldiğimde ne kadar ciddi olduğumun oda farkındaydı.
“Çocuğunun babasını öldüre bilecek misin?”diyen Akın’a döndüm bu kez.
“Menfaatleri için abimi öldürüp benimle evlenecek kadar midesiz birini gözümü kırpmadan öldürecek kadar mideli biriyim Akın.”kafasını eyvallah manasında salladığında Şafak kahvemi getirmişti kahvemi aldığımda hafif bir tebessüm ve ufak bir teşekkür ile onu yollamıştık ki Akın konuştu.
“Madem lider benim sende yan çara geçmek istiyorsun dediğin gibi olsun bu akşam bir adamı bitirmen gerek bizim için risk taşıyan bir adam. Kısa bir tetikçi işi ama dikkat istiyor şu iki tır uyuşturucuyu almıştınız ya benim çıkış biletim için. O tırların peşine düşmek için gelmiş bir adam var başka bir şehirden buraya gelmiş o bize musallat olmadan önce onu bitirip zaman kazanmamız gerek diğer gelecek kişi uzun süre uğramayacaktır çünkü.”kafamı sallamakla yetindim.
“Ayrıntıları ve halledeyim.”dediğimde kahvemi alıp yudumlamaya başladım.
“Bu sana ait otel odasının giriş kartı oda 330 da kalacaksın sen odaya girdiğinde zaten o adamın odasının numarasını sana getirecekler yapman gereken oldukça sessiz halletmen.”dedi Akın.
“Tamam merak etme bende hangi otel peki?”dediğimde İlyas açıklamıştı.
“****** Otel.”
“Tamam bende buradan çıkışta hallederim.”diye mırıldandım.
“Odada seni bir çanta bekliyor üzerini değiştirirsin içinde eşyalar var peruk ve lens falan önceden yerleştirilmiş.”dedi Akın.
“Önceden yerleştirttiğine göre bu işi zaten bana ihale edecekmişsin gibi.”dediğimde sırıtarak kafasını salladı.
“Bu akşam toplantı varmış ben oraya geçer sende otele vınlarsın iki taraftan hüküm kurarız.”diyen Akına karşı hafifçe gülümsedim.
“Hay hay.”
Biraz daha takılmış en sonunda çıkmıştım Mahuru peşime aldığımda arabayı ona kullandırtmayı düşünüyordum ve düşündüğüm şeyi de yaptırmıştım. Beni otele getirmişti otoparka gidip orada beklemesini istemiştim ben otelin önünde indiğimde içeriye geçmiştim bana verilen oda numarasına çıktığımda oda kartıyla birlikte odanın içerisine girmiştim.
Akın’ın bahsettiği gibi yatağın üzerinde duran siyah çantayı açtığımda oda numarasının yazdığı bir kağıt ve benim bedenimde birkaç kıyafet bulmuştum. Üzerimdekileri çıkarttığımda saçlarımı küçük bir topuz yaptım. Üzerime siyah kapşonlu giydiğimde altıma siyah tayt ve siyah beyaz spor ayakkabılarımı giydim. Topuz yaptığım saçlarımın üzerine kızıl peruğu geçirdiğimde peruğu hafifçe örüp bağlamıştım.
Lens kutusunu alıp gözlerime mavi lensleri taktığımda tamamdım en son çantanın en dibinde duran susturucu takılı silahı aldığımda derin bir nefes aldım ve odanın kapısını açıp dışarıyı kontrol ettim. Benim gelişimin kayıtları olmayacaktı o sırada kamera sistemi siper saldırıyla çökmüş olacaktı ve ben işi bitirene kadar da çalışmayacaktı.
Odadan çıktığımda gireceğim odaya ilerledim odanın önüne geldiğimde oda kapısını tıklattım kapı koruma tarafından açıldığında hafif bir tebessüm sundum. “Dışarıda kaldım da acaba telefonunuzda resepsiyonu araya bilir miyim?”nazik ricama karşın adam da gülümsemişti.
“Tabi bir dakika.”telefonunu almak için arkasını döndüğünde arkamda sakladığım silahı çıkartıp korumaya arkasından iki el ateş ederek indirmiştim. Susturucu takılı silahtan ses çıkmazken adamın yere düşme sesi odanın içinde yankı yapmıştı ardımdan kapıyı kapatırken bu tarafa doğru gelen ikinci koruma görüş alanıma girer girmez indirmiştim. Birkaç adım atmadan gelen üçüncü korumayı da vurduğumda büyük süitin salon kısmına girmiştim.
“Merhaba?”dediğimde elinde içkisini tutan adam bardağını elinden düşürmüştü parçalanan kadehle birlikte korkuyla ayağa kalktığında yarım ağız güldüm işte ölüm korkusu dedikleri şimdi yüzüne yansımıştı. Tam yan tarafımdaki odadan çıkan adama silahı çevirip sıktığımda son korumayı da indirdiğimi varsaydım.
Bu kadar büyük bir süit için bile bu kadar çok koruma fazlaydı. “Ne istiyorsun benden?”dediğinde hafifçe güldüm.
“Zaman ama oda senin verebileceğin bir şey değil maalesef.”diye mırıldandığımda adamın göğsüne üç kurşun sıkmıştım silahı koltukta duran bezle iyice sildiğimde parmak izimin kalmadığından emin olmuştum silahı yere attığımda elimi kolumu sallayarak hiçbir yere dokunmadan odadan ayrılmıştım. Hızlı adımlarla oteli terk ettiğimde otoparka inip arabaya binmiştim Mahur arabayı otoparktan çıkardığında uzaklaşmayı beklemiştim iyice uzaklaştığımızdan emin olduğumda kafamdaki peruğu çıkartıp camdan atmıştım gözlerimdeki lensleri de çıkarttığımda derin bir nefes aldım.
“Hallettin mi işini Hanım abla?”
“Hallettim Mahur.”diye mırıldandım. Mahur telefonundan mesaj çektiğinde muhtemelen odayı temizlemelerini istemişlerdi. Sonuçta bir iş yapıyorsun ardındaki pisliği temizlemesi için de bir adet temizlikçin olmalıydı öyle değil hem işi görüp hem de temizliği yapamazdım. Gözlerimi kapatırken derin bir nefes aldım ve hafifçe boynumu eğip esnettim.
“Nereye gidiyoruz Hanım abla?”
“Beni babaannemlere bırak oradan eşyalarımı toparlayacağım birkaç saat sürer sonra beni başka bir eve bırakacaksın bir yere ayrılma.”dediğimde kafasını sallamakla yetinmişti.
Babaannemlerle yaşadığım eve geldiğimizde güvenlik geçip eve ulaşmak beş dakika almıştı eve gitmek için bile bahçe uzunluğu metre gibiydi arkadaş. Gerçi büyüdüğüm ev baya kaleydi ama olsun şimdi Uraz’ın evi bu ev karşısında yavru kalıyordu ama çokta umursamadım. İçinde sevginin barındığı her ev bir yuva değil miydi sonuçta?
Evden içeriye girdiğimde beni karşılayan sessizlik içimde bir yerleri burkmuştu bu ev önceden çoluk çocuk sülale sesiyle kaynarken şimdi o kocaman sülaleden kala kala sadece sekiz kişi kalmıştık. O eski sıcacık aile kahvaltılarını bile özlemiştim bir masa kurulurdu bahçede ta bahçenin bir ucundan öbür ucuna kadar. Halalar, amcalar, teyzeler, dayılar, kuzenler derken evde şenlik dolanırdık şimdi ne kaldı geriye bulgur tanesi sadece buna da şükür onlarda olmaya bilirdi ya.
Işıkları yakıp merdivenlerden yukarıya çıktım kaç haftadır uğramadığım odama girdim ve dolabımın kapaklarını açtım. Dolabımın üzerinde duran büyük iki bavulu aldığımda içine eşyalarımı doldurmaya başladım. Kıyafetlerimi bitirdiğimde ayakkabılarımı içine doldurmak için başka başka çantalar çıkardım siktiğimin dolabında o kadar çok ayakkabı vardı ki hiç birini burada bırakmaya kıyamazdım hepsi benim bebeklerimdi.
Hepsini bir çantaya tıkıştırdığımda makyaj masamdaki ürünlerin tamamını kolumla süpürerek çantanın içine dökmüştüm. Çantaları tek aşağıya indirdiğimde Mahur kapının önünden alıp arabaya taşımıştı in çık in çık işlemi sucuk gibi terlemem sonucu bittiğinde mutfağa girdim ve dolaptan soğuk bir su aldım. Bardağa boşalttığım suyu tek dikişte bitirdiğimde boğazlarımın sızladığını hissettim ama umursamadım suyu dolaba geri koyarken ufak bir göz gezdirdim midem kazınıyordu resmen.
Dolaptan bir tabak muhallebili kadayıf aldığımda mutfaktaki masaya oturup çatallayarak yemeğe başlamıştım aç karnımı bir nebze bastırdığımda kirli tabağımı lavabonun içine bırakıp evden çıktım. Arabaya bindiğimde Mahurda binmişti sağ olsun arabanın bagajı ve arka koltuğu dahil her taraf benim eşyalarımla dolu çantalarla kaplıydı.
“Mahur önce bir şırdancıya gidelim mi? Benim midem kazınıyor.”diye sızlandığımda hafifçe yutkundu.
“Vallaha çok iyi olur Hanım abla bende sabah beri bir şey yemedim.”dediğinde güldüm.
“İyi bari birlikte yeriz.”Mahurun bildiği bir şırdancıya geldiğimizde içeriye girip bir masaya geçmiştik ikimizde şırdan siparişi verdiğimizde o ek olarak bir şey daha sipariş etmişti ben duymamıştım ne istediğini pekte umursamamıştım.
Yemeklerimiz geldiğinde üzerine istediğimiz kadar baharat atıp yemeğe başlamıştık. Bu tuhaf görünümlü yemeğin tadı ilk yediğimde tuhaf gelmişti ama insan zamanla tadına ayak uyduruyordu damak tadını bilen insanlar bu yemeğin de lezzetinin farkındaydı. Ben sadece fazla baharat sevmiyordum ve az ekliyordum fazlası bana acı tat olarak geri geliyordu yiyemiyordum o yüzden normalde atılan da bir tık az atıyordum.
Sıcak şırdanı üfleyerek yemiştim Mahur şırdanın yanında mumbar dolması da söylemişti merak etmek için alıp ağzıma bir tane atmıştım ama tadı pek hoşuma gitmemişti daha doğrusu benlik değildi. Neyse insan her şeyi beğenecek değildi bir tur daha şırdan söylemiştim eve gittiğimde midem tam takır dolu olsun istiyordum bir de gece yarısı açlığıyla uğraşamazdım ben.
Yemeğimizi yedikten sonra Mahur beni Urazın yani artık benim de olan evime getirmişti. Beni eve bıraktıktan sonra arabayı bırakıp gidebileceğini söylemiştim ondan sonra nereye gittiğini de bilmem zaten umurumda da değil. Eve girdiğimde adamlara evdeki eşyaları taşıtmam gerektiği aklıma gelmişti bu işi yarın halletmem gerekiyordu şayet yeni mobilyalar yarın gelecekti.
Uraz’ı beklerken kendime bir kahve yapıp salona geçtim ve sehpa üzerinde duran dergileri kucağıma aldım ne zamandır orada duruyorlardı ama ne dergisi olduklarından haberim bile yoktu. Birkaç spor, magazin yemek dergisi derken zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştım. Salonun büyük camlarına yansıyan araba farlarından Uraz’ın geldiğini anlamıştım anahtarıyla eve girdiğinde dağıttığım dergileri sehpanın üzerine bıraktım ve biten kahvemi de mutfağa koydum.
Uraz’ın yanına geldiğimde kollarımı uzatıp boynuna doladım ve dudaklarına bir öpücük kondurdum. “Çok yorgunum.”diye mırıldandığımda kaşlarını çattı.
“Bu öpücüğü neye borçluyum?”bana karşı tek kaşını kaldırdığında yarım ağız sırıttım.
“Bu gece çok istersem senin sıcaklığınla harmanlanmak ama acayip şekilde omuzlarım ağrıyor biliyor musun? Bana biraz masaj yaparsan belki bende sana seksi bir masa yapabilir?”pekala kesinlikle bunu Uraz’ı kullanmak için söylemiyordum yani biraz kullanmak için söylüyordum omuzlarım ağrımasa hayatta böyle bir teklifte bulunmazdım.
“Pekala sanırım olabilir sana güzel bir masaj yaparım üstelik karşılıksız ama soyunursan.”parmağımı tehditkarca salladım.
“Seni sapık seni! Zaten omuzlarımı ovacağın için üstümü çıkartacağım tamamen yani.”hafifçe gülümsediğinde kafasını sallamıştı. Elimi tuttuğunda birlikte odaya çıkmıştık üzerimdeki tişörtü ve südyenimi çıkarttığımda göğüslerim gözler önüne serilmişti Uraz’ın eline masa yağını tutuşturduğumda yatağa uzandım.
Uraz tepeme çıkıp ellerine ve omuzlarıma yağı döktüğünde sertçe ovmaya başlamıştı. O kadar iyi gelmişti ki sanki kırk yıllık masajcıydı hamama gitsen bile böyle kese atıp ovamazlardı yani resmen kulunçlarım açılmıştı.
“Sen beni kullanıyor musun?”dedi ve duraksadı. “Yani ne zaman işine gelse bana bir yağ yakma içindesin ne zaman işine gelmese beni tersliyorsun kendimi kullanılmış ikinci el eşya gibi hissediyorum.”dediğinde güldüm.
“Birazcık kullanıyor olabilirim kocam değil misin? Kullanırım tabi ki.”
“İyi tepe tepe kullan karıcığım tepe tepe hatta tepine tepine.”
“Ben yarın bir tepinirim üstünde yorgunluktan dikelemezsin yalnız.”dediğimde gür bir kahkaha atmıştı.
“Bak bu iyiydi.”
“Bencede.”kıkırdadığımda konuştu.
“Bizim ilişkimiz ne güzel bir hal aldı böyle ya.”
“Gerçekten de öyle umutsuz vakaydık şimdi ise bir umut ışığı var iyi.”
“Harbi.”
“Tamam kes sesini de işini düzgün yap.”diye sızlandım güzelce omuzlarımı ovduğunda pamuk gibi olmuştum yıkanmak ve dinlenmek adına gidip jakuziyi hazırladığında sıcak köpüklü suda gevşemek için sabırsızlanıyordum. Altımdakileri çıkarttığımda hızlıca banyoya girdim Uraz da soyunduğunda birlikte Jakuziye girmiştik bir ara öyle mayışmıştım ki sanki uyuya kalacaktım.
“Karımla jakuzi keyfisi.”diye kafa bulduğunda hafifçe kıkırdadım ama bir şey demedim. Kafamı çıplak göğsüne yasladığımda anlıma bir öpücük kondurdu. Beni seviyor ya da sevmiyor bilmiyordum her zaman ki gibi umurumda değildi ama benimle oyalanıyorsa bile bu ilgisi oldukça hoşuma gitmişti. Bana gelirsek ben Urazı sevmiyordum ona aşık da değildim olmaya da niyetim yoktu kendim gibi ne olduğu belirsiz psikopat bir adamı sevmeyi düşünmüyordum. Yapmak istediğim bebeğe gelirsek yeğenimi kurtarma çabamdaki tamamen mantıki açıdan oluşan bir proje bebekti.
Benim bebeğim olacaktı ona asla babamın bana davrandığı gibi davranmazdım ben gibi bir kızım olsun çok istiyordum. Ona o kadar güzel bakacaktım ki babamın bana layık görmediği o şımarık prenses hayatını ben ona yaşatacaktım asla sevgiden mahrum bırakmayacak ve ölene kadar koruyacaktım ben öldükten sonra da ona sahip çıkacak bir adama onu emanet edecektim tabi bu adam kızımın da sevdiği bir adam olacaktı…
1 Ay Sonra
Elimdeki hamilelik testini aşağı yukarı stresle sallarken bir an önce sonucun çıkmasını bekliyordum bununla birlikte beş test daha yapmıştım. Eğer bir yanlışlık çıkarsa anlaya bilirdim bu şekilde ilk yaptığım teste gitti bakışlarım testte çift çizgi çıkmıştı sahi neydi lan çift çizgi. Elimdeki testi bırakırken kutuyu tekrar elime alıp okumaya başladığımda sevinç çığlığı atmaya başladım.
Yerimde tepinirken çığlık çığlığa sevinç dansı yapıyordum hamileydim hamile! Diğer testlerde yavaş yavaş çift çizgi olduğunda sevinç dansım başlamıştı banyonun ortasında eşekler gibi tepiştiğimde banyonun kapısı açılmıştı. “Ne oluyor lan başımda sabahın köründe filler tepişiyor sandım.”daha ayılamamış uykulu bir şekilde bana bakan Uraz’a bakıp sırıttım.
Lavabonun üzerinde duran hamilelik testini alıp gözünün önünde sallamaya başladım. “Ben hamileyim.”dediğimde gözlerini ovup esnedi.
“İyi Allah analı babalı büyütsün.”deyip yatağına geri döndüğünde kaşlarımı çattım.
“Pardon?”peşinden ilerlediğimde kendini yatağa vurmuş tam gaz uyumaya devam ediyordu. Biz bununla daha en baştan böyleysek ohoo desene sıçtık. Bacağına hafifçe tekme vurdum uyanmadığında birkaç kez daha dürttüm ama sızlanmaktan başka bir şey yapmamıştı bacağına sert bir tekme attığımda acıyla inlemişti.
“Kalksana lan piç ne yatıp duruyorsun şurada adam akıllı bir şey konuşmaya çalışıyorum!”diye cingar çıkardığımda bacağını ovarken diklendi.
“Ne var ya? Ne var uykumun içine sıçtın.”kollarımı göğsümde bağlarken hamilelik testini suratına fırlattım.
“Hamileyim gerizekalı hamile!”
“He hamile misin? İyi ne güzel- ney? Hamile mi? Harbi oldu mu?”diye ayaklandığında hafifçe kıkırdadım ve karnımı ovdum.
“Evet oldu!”
“Allah desene emeklerimiz boşa gitmedi o kadar yorgunluk ve uykusuz geçen gecelerin ardından inşallah imalatı düzgün bir çocuk çıkarta bilirsin.”dediğinde göz devirdim.
“Ben fabrikayım ya zaten Uraz merak etme düzgün defosuz sağlam bir çocuk çıkartırım. Hey allahım ya zeki diye aldım gerizekalı çıktı defolu insan böyle oluyor herhalde anlamıyorum ki.”omuz atıp yanından ayrıldığımda mutfağa indim karnım zil çalıyordu resmen sabahın köründe kalkıp dışarıdaki çocukları hamilelik testi almaya göndermiştim.
Mutfağa inip içeriye girdiğimde kendi düzenimin olmasının çok hoş bir şey olduğu bir kez daha fark etmiştim. Yep yeni eşyalar yep yeni düzen bir evi bu kadar mı değiştirirdi arkadaş harika olmuştu her yer bir aydır evin içinde hayran hayran geziyordum resmen. Mutfakta özenli özenli kahvaltı hazırladığımda yeni aldığımda kahvaltı takımını çıkartıp bir servis açtım.
Güzel güzel yemekleri hazırlayıp masayı yerleştirdiğimde biricik kocamı uyandırmaya yukarıya çıkmıştım daha sabahın köründe çemkirerek kaldırdığım kocişime ufaktan ufaktan yanaştığımda yanaklarına öpücükler kondurmuştum. “Kocam bey kahvaltıya bekleniyorsunuz.”dediğimde bana kıçını dönmüştü bana bana Ruhsar Çağlayana ben senin o kıçını yere öptürtmez miyim? Dur sen hele dur.
Bana döndürdüğü kıçına iki ayağımla baskı uygulayarak yataktan aşağı ittiğimde büyük bir gürültüyle yerdeki döşemelerin üzerine düşmüştü. Uraz sinirle yerden kalkarken gür bir kahkaha attım ve onun sinir küpüne dönmüş tipini izlemeye başladım. “Allahım bir insan bu kadar da boğaya benzemez ama vallahi bak müq çok benziyorsun resmen.”kahkaha atmaya devam ettiğimde sabır çekip banyoya girmişti.
Kapısını kapattığında su sesi gelmişti kısa bir duş alacaktı anlaşılan. On dakika sonra banyodan çıktığında dolaptan kıyafet almıştı yatağa uzanıp sapık gibi giyinen kocamı izlemiştim üzerini giydiğinde bana dönmüştü. “Kahvaltı hazırladın mı harbi?”dediğinde kafamı sallamakla yetindim. “Eee kalk gidelim o zaman.”
“Tamam canım kalktım.”birlikte aşağıya indiğimizde sofraya ilerlemiştim Uraz hafif bir ıslık öttürdüğünde birlikte masaya oturmuştuk. Kahvaltıda hazırladığımız her şeyden tabaklarımıza alıp yemeğe başlamıştık. Yemeğimizi bitirip karnımız şişene kadar doyduğumuzda çıkan göbeğimi okşamıştım karnım çok yemekten şişmişti yediklerime dikkat etmem gerekiyordu ama dayanamamıştım.
Birlikte sofraya kaldırmaya başlamıştık. Elime su sürahisini aldığımda mutfağa doğru ilerlemeye başlamıştım ki atılan bir silah tamda elimdeki sürahiye gelmişti. Elimdeki sürahi bin parçaya ayrılırken hafif bir çığlık atmıştım böyle bir şey beklemediğim için dengemi kaybedip yere düştüğümde ardı ardına gelen silah sesleri ile çığlık attım.
“URAZ!”