“Evet, sevgili izleyenlerim. Güvenlik kameralarından gördüğünüz üzere Gülce ile tanışmam bu şekilde oldu. Ruh hastası bir kız. Üzgünüm Gülce bu videoyu izliyorsan kendinin ruh hastası olduğunu kabul etmen gerekir. Arabamı çiziyor gibi gözüküp çizmemiş olman arabamı çaldığın gerçeğini değiştirmiyor. Bir de Aksel ile ilgili bana kurduğun cümleler fazlasıyla kırıcıydı. Nasıl birisi olduğunu bilmiyorum henüz ama bendeki ilk izlenimin berbat bunu biliyorum. Aksel gibi pamuk kalpli birinin böyle bir kardeşi… Nurbanu’nun anlattıklarıyla Gülce kafamda bir psikopat olarak canlanıyor. Sizce de öyle değil mi ama? Aksel bir dönse de anlatsam ona keşke. Aramızda imzalanmış sessiz bir sözleşme var biliyorsunuz. Ne hissediyorsak açık açık birbirimize anlatacaktık. Kardeşi ile ilgili ne hissediyorsam ona açık açık anlatmalıyım. Tabi bunu ona şikâyet eder gibi değil de uyarır gibi anlatmalıyım. Kardeşi hiç normal değil. Bunu bilmiyor ama bilmeye hakkı var. Belki de benim bu hareketim bir genç kızın hayatını kurtaracak.”
Hazel kamerayı kapatıp arkasına yaslandı. Bu videolarda en fazla bunu sevmişti. Kameranın karşısında oturup yüzlerce kişiye konuşuyormuş gibi hissetmek… Tüm hislerini açıkça kamera karşısında anlatmak… Tamamen şeffaf olmak. İşte bunu çok sevmişti.
Videoları düzenlemeyi bitirip yatağına geçti. Bir süre Aksel ile mesajlaştı. Ama havadan sudan konuştular. Sonra uyumak için ışıkları kapattı.
Ertesi günler stabil geçmişti. Gülce ile bir daha karşılaşmamışlardı. Artık Aksel’in gelmesi için gün saymaya başlamıştı. Çünkü birlikte şehir dışına çıkacaklardı. Kazı kazanda sırada bu vardı. Onu gerçekleştirmeden diğer maddelere geçemiyorlardı. ,
Aksel ile her gün görüntülü konuşuyordu. Her gün olan biteni birbirlerine anlatıyorlardı. Mesafe ilişkisinin ne kadar zor olduğundan bahsediyorlardı birbirlerine. Onların ayrılığı henüz on beş gündü. Hatta birbirlerini yeni yeni tanımışlardı. Bir ilişki nasıl yaşanır ikisi bile bilmiyordu. Henüz kendilerine sevgili bile diyemezlerdi belki de. Ama birbirlerine karşı aşk adı altında güzel şeyler beslediklerinden ikisi de emindi. İkisi de bunu itiraf etmişti. Güzel vakit geçiriyorlardı ve birbirlerini tamamlıyorlardı. Yapbozun iki parçası gibiydiler. Birbirlerinden çok farklılardı ama bir bütünlerdi de aslında. Üst üste koyulduklarında arada uçurum farklar çıkardı ama yan yana koyulduklarında bir bütün oluşturuyorlardı. Onları bu kadar huzurlu kılan da buydu belki de…
Hazel dans gösterisine hazırlandığı için ekstra yoğundu. İkisinin de yoğunlukları aynı zamana denk geldiği için şanslılardı. Özlem fazla hissedilmiyordu ama zor olduğuna emindiler.
Hazel bugün evdeydi. Kahvaltı için aşağı indiği zaman Gülsüm ablası telefonuyla konuşuyordu. “Geleceğim tabi ben gelmeden başlamayın. Evdeki işleri halleder gelirim yanınıza.”
Hazel masanın üstünden bir leblebi alıp attı ağzına. Sandalyeye oturup Gülsüm ablasının telefonla konuşmasını bitirmesini bekledi.
Gülsüm Hanım telefonu kapattığında, “Kız sen de gelsene.” dedi. Hazel tek kaşını kaldırıp, “Nereye gideceksin ki?”
“Bizim mahalleye gideceğim birazdan. Bugün bizim mahallenin pide günü. Her yıl bu zamanlar Gülkız’ın sokak fırınında pide şenliği yaparız biz. Gelenek haline gelmiş yıllardır. Sen de gel seni de götüreyim.”
“Aaa hatırlıyorum. Geçen yıl da çağırmıştın beni. Ama okulum vardı diye gelememiştim.”
“Evet evet o işte. Hadi işin yoksa hazırlan kahvaltıdan sonra beraber gidelim.”
Hazel bu fikre heyecanlanmıştı. Normal zamanda da gitmek istediği bir yerdi geçen yıldan bu yana ama şimdi Aksel’in mahallesi ve Aksel’in annesinin olduğu yerden dolayı ekstra bir heyecanlıydı.
“Olur hatta sana yardım ederim erken bitiririz işleri.”
“Yok kuzucum ben hallederim hemen. Pamuk yürekli kızım benim.”
Gülsüm Hanım Hazel’in başına ufak bir buse kondurdu. “Kahvaltı hazır mı? Bakmadım içeri ama?”
“Annenle baban erken çıktı. İkimiz varız. Sana tost yaparım diye düşünmüştüm ben pideye saklıyorum kendimi. gerçi yapalım edelim derken öğleni bulur ama.”
Hazel demlenen çaydan kendine bir bardak doldurdu. “Ben de yemeyeyim o zaman bir şey. Bir iki leblebi atıştıralım öğlene kadar tutar midemizi.”
Gülsüm Hanım Hazel’i onayladı. Ufak tefek kırıntılardan atıştırdılar ve ikisi birlikte evdeki birkaç işi halledip hazırlanmaya başladılar.
Hazel hazırlanırken bir detayı unutmuştu. Ama o detay ile karşılaşmadan o detay aklına bile gelmeyecekti… Gülce detayı. O mahalleye giderken sadece Aksel’in annesini göreceğini düşünüyordu. Bir de komşuculuk ilişkilerini severdi. Böyle ortak şeyler yapılmasına derin bir hasret duyuyordu.
“Ben hazırım.” diyerek merdivenlerden indi.
Siyah bir kot pantolon ve beyaz gömlek üstüne lila bir süveter giymişti. Saçlarını da sıkı bir at kuyruğu yapıp kamerasını yanına almıştı. Onu unutur muydu hiç… Mis gibi değişik bir gün işte…
Biraz da video çekeceği umuduyla heyecanlıydı. Bugün güzel ve değişik bir video çıkacağa benziyordu.
“Ben de geldim.” dedi Gülsüm Hanım odasından çıkarken. Hazel ile birlikte evden çıktılar. “Gel arabayla gidelim. Bir daha yürümeyelim on beş dakika.
“Kız ben senin arabanın da ehliyetinin de olduğunu hep unutuyorum ya.” dedi gülerek. “Gel sultanım gel de nasıl kendimi geliştirdim araba kullanmak konusunda yeğenin sayesinde de gör…”
Anahtarla kilitleri açtı ve şoför koltuğuna oturdu. Gülsüm Hanım da yandaki koltuğa oturup kemerini bağladı. “Gülsüm abla ya bir mağazaya uğrasak da bir hediye alsam nasıl olur? İlk kez gidiyorum ya evlerine.”
Gülsüm Hanım Hazel’in heyecanını gözlerinde gördü. O kadar hüzünlü bir mutluluk hissetti ki. “Al tabi kızım. Gülkız böyle ev dekorasyonunu çok sever. Ona böyle vitrine koyabileceği bir süs eşyası falan alabilirsin. Yol üstünde vardı öyle bir mağaza.”
Hazel arabayı çalıştırdı. Garajdan çıkarken ne alabileceğini düşünüyordu. Basit bir şey olsun istemiyordu. Anlamlı da olsun istiyordu.
Yol üstündeki mağazaya geldiklerinde Hazel aracı müsait bir yere park etti. İkisi de araçtan inerken Hazel arabayı kilitledi. Birlikte mağazaya girdiler.
“Hangi renk tonlarına hakim evleri?” diye sordu Hazel. “Koltuk takımı kiremit rengi ve sütlü kahve. O tonlarda bir şey olabilir.”
Hazel etrafına bakındı. “Aaa bak şu an böyle şeyler moda Gülsüm abla. Sever mi böyle bir vazo alsam renk renk pampas çiçekleri oluyor içine böyle tüy tüy şeklinde.”
“Olur o hoş durur onun evinde.”
Hazel ilerideki vazoyu görevliye söyleyip paket yaptırdı. Pampas tüylerinden de pakete ekledi ve arabaya taşıdılar. Çok büyük değillerdi zaten. “Ne kadar çabuk karar verdik.” dedi Hazel gülerek.
Arabaya tekrar binip mahallenin yolunu tuttular. “Aksel de olsaydı keşke.” dedi Hazel. “Aksel öyle ortamlara çok girmez. Olsaydı da gelmezdi. Bu kadınlar arasında bir gelenek. Kısır günü gibi düşün.”
“Yani tüm mahallenin kadınları orada olacak.”
Gülsüm Hanım başını olumlu anlamda salladı. “Gülkız’ın fırını meşhurdur. Çok uzun yıllar o fırın sayesinde para kazandı. Sonra Aksel büyüdü. Çok şükür eli ekmek tutmaya başladığından beri de annesinin emeklerinin karşılığını boşa çıkarmadı. Rabbim utandırmasın son zamanlarda çok şükür çok iyi geliri var. Ne annesini çalıştırıyor ne de evde eksik bırakıyor.”
Hazel, Aksel’in sorumluluk sahibi yönüne bayılıyordu.
“Allah daha güzel kazançlar nasip etsin.” dedi Hazel içten bir şekilde.
Mahalleye girdiklerinde Nurbanu’nun Aksellerine evi diye gösterdiği eve doğru sürdü. Sokağın başına park etti. “Hediyeyi ben alayım.” dedi Hazel. Arka koltuktan poşeti alıp Gülsüm ablasının peşine takıldı. Evin bahçesinde beş-on tane kadın vardı. Yere halılar serilmiş sofralarda hamur yoğruluyordu.
“Gülsüm Hanım mahallenin yolunu bulmuş sonunda.” dedi eliyle unu döken bir kadın. Hazel bu kadınların hiçbirini tanımıyordu.
“Aşk olsun Melahat.” dedi Gülsüm Hanım.
Hazel sırada Gülsüm ablasını izliyordu. Gözlerindeki özlemi gördü. Kadınlarla selamlaşırken yüzüne çöken hüzne şahit oldu.
Gülümsüyordu ama gülümserken yutkunuyordu. Hazel o an anladı ki bu mahalleyi çok seviyordu, özlüyordu ama aynı zamanda da
kaçıyordu. Bu mahalledeki anılardan, acılardan, bu mahallenin ona hatırlattıklarından kaçıyordu. Hazel o an Gülsüm ablasının yıllardır neden bu kadar nadir izin kullandığını anladı. Bu mahalleden gerçek anlamda kaçıyordu.
Köşede örgüsünü örüp aynı zamanda da ortamdaki muhabbete yakından dahil yaşlı bir kadın dikkatini çekti Hazel’in. Kadın Gülsüm ablasına bakıyordu hüzünle. Gülsüm ablası da onu fark edince elleri titredi. Hazel buna şahit oldu. Gülsüm ablasının gözleri dolu dolu, “Meral anne.” diye fısıldadı. “Nasılsın iyi misin?” Yanına doğru gidip ona sarıldı. “İyiyim güzel gelinim sen nasılsın?”
Hazel kaşlarını kaldırıp yutkundu. Bu kadın Gülsüm ablasının ölen nişanlısının annesiydi. Hazel derin bir nefes alıp etrafına bakındı.
O an öyle bir hisle dolmuştu ki bağıra bağıra ağlamak istiyordu.
“Hanımlar ben sizle kucaklaşayım derken Hazel’i unuttum.” dedi Gülsüm ablası dolan gözlerini saklamaya çalışıp gülümseyerek.
“Hazel Canan Hanım’ın kızı.”
Hazel gülümsedi. “Hoş geldin kızım.” dedi Gülkız Hanım Hazel’e yaklaşıp. Hazel başını sallayıp, “Hoş bulduk.” dedi. Görüntülü
konuştukları zaman ayak üstü tanışmışlardı zaten. Ama Hazel o kadar utandı ki o an… Eli ayağına dolaştı. “Şey ben bunu size aldım.” dedi Hazel elindeki hediyeyi Gülkız Hanım’a uzatıp. “Teşekkür ederim kızım da ne gerek vardı.”
“Olsun ilk kez geldim evinize elim boş gelmek istemedim.”
Gülkız Hanım Hazel’in elindeki paketi aldı. İçeri götürdü. O sırada fırına sürdüğü pideler yanmasın diye hemen geri döndü. Hazel bu harekete biraz bozuldu. Hediyeyi açmasını beklemişti. Hazel bozulduğunu belli etmedi. O sırada Gülsüm Hanım ona oturabileceği bir yer gösterdi. O da kamerasını ayarladı ve herkesi görebileceği bir açıdan pencerenin önüne koydu. Boş olan yere oturup etraftakileri izledi.
Kendi yaşantısından çok uzak bambaşka insanların yanındaydı. Yetiştirildiği ortamla ilgisi olmayan bir mahalleydi burası ve burada olmak onu huzurlu hissettirmişti. Herkes çok samimiydi. Birbiriyle iç içelerdi. Gülsüm ablası ve ona gelinim diye seslenen kadın koyu bir muhabbete girmişlerdi. Gülümsüyorlardı fakat Hazel hissettikleri acıyı görebiliyordu.
“Yıllar geçse de acı aynı kalıyormuş.” diye düşündü. O kadar kalbinden hissetmişti ki…
O sırada Nurbanu geldi aklına. Telefonunu çıkarıp Nurbanu’yu görüntülü aradı.
Nurbanu birkaç çalıştan sonra açınca, “Bil bakalım ben neredeyim?” diye sordu gülerek. Nurbanu dikkatle ekrana baktı. “Anaaaa bizim mahalledesin. Kız ne işin var orada?”
“Gülsüm ablayla geldim, pide şenliğiniz varmış sanırım, Aksel’lerinin evinin bahçesinde oturuyorum. Sen gelmeyecek misin? Yalnız kaldım burada.”
Nurbanu, “Geliyorum geliyorum, yeni bitti dersim benim de yoldayım. Ha sana kıyamam gelirim iki dakika arabamla alırım seni diyorsan okuldan henüz çıkamadım. Ben çıkana kadar gelebilirsin yani.” diye yağ çekti. Hazel de güldü. “Fazla üşengeçsin yakında tuvalete gitmeye de beni bırakır mısın diye çağıracaksın diye ödüm kopuyor.”
Hazel oturduğu yerden kalktı.
“Geliyorum bekle.” dedi. Gülsüm ablasının yanına gidip, “Ben Nurbik’i alıp geliyorum okuldan.” dedi.
“Haspam iki dakika yürüyemiyor muymuş?” diye sordu arkadan Nurbanu’nun annesi. Hazel gülerek arkasını döndü. “Maşide teyze hoş geldin.” dedi gülümseyerek. “Asıl sen hoş geldin kuzum. Bizim zilli seni şoförü belledi. Her yere Hazel’i arayayım da iki dakika beni atsın deyip duruyor.” dedi söylene söylene. Elindeki tepsileri kenara bırakıp Hazel’e sarıldı.
“Ne zamandır gelmiyorsun bize. Geçen bir ara eşyalarını bırakmışsın bizde kalacaktınız hafta sonu ama son anda evde işin çıkmış.”
“Evet Maşide teyze ya maalesef. Ama gelirim ben size. Şu sıralar bir gösteriye hazırlanıyoruz, yoğun biraz.”
Hazel telefonuna gelen mesajla, “Bizim kızı bekletemeyeyim alıp geleyim iki dakika.” dedi.
Bahçenin kapısından çıkıp arabasına doğru yöneldi. “Bu kız mı?” diye bir fısıltı duydu. O sırada arkasını döndü. İki tane kız bahçe kapısının önünde durmuş Hazel’e bakıyorlardı. Kızlardan biri Hazel ile göz göze gelince arkasını dönüp bahçeden içeri girdi. Hazel de arabanın kilidini açıp şoför koltuğuna oturdu.
Nurbanu, “Durakta bekliyorum.” diye mesaj atmıştı. Hazel okulun önündeki durağa doğru sürmeye başladı. Kısa mesafe gibi gözüküyordu ama okul ile mahalle arasında üç dört kilometre kadar vardı ve yürüme yarım saati buluyordu rahat.
Durağa geldiğinde Nurbanu ön koltuğa binip, “Kız sen bir tanesin yaaa.” diyerek Hazel’in yanağından öptü.
“Başladılar mi pideleri yapmaya.”
Hazel başını olumlu anlamda salladı. “Annen de yeni geldi zaten. Ben çıkarken o geldi.”
“Hazel pideler bir lezzetli oluyor var yaa…”
“Yiyip göreceğiz artık.”
Mahalleye girdiklerinde, “Ben çıkarken iki kız giriyordu ellerinde leğenlerle bahçeye. Bana garip baktılar.” dedi Hazel. “Kim acaba
onlar. Merak ettim şimdi.”
Arabadan indiklerinde, “Bak şu saçları dümdüz renkli gözlü bir kız var ya.”
“Elif’i diyorsun.” dedi Nurbanu.
“Kim ki o?”
“Bizim mahalleden bir kız. Havalı bir tiptir. Burnu düşse yere eğilip almaz. Öyle bir kız.”
Hazel kaşlarını kaldırdı kendisiyle ne derdi olabileceğini düşündü.
“Anladım. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın valla.” dedi. Bahçeden birlikte girdiler.
“Ben geldim millet.” diye seslendi Nurbanu. Herkesle selamlaştı. “Benden önce gelmiş tanışmışsınız zaten ama bir de ben tanıtayım. Hazel benim liseden arkadaşım aynı üniversitede okuyoruz. Aynı zamanda Gülsüm ablanın da çalıştığı evin kızı.”
Nurbanu bunu biraz da Elif dediği kıza nispet yapmak için söylemiş gibiydi. O benim kankam ayağınızı denk alın der gibi…
O sırada Gülce çıktı içeriden. Hazel Gülce’yi gördüğü an unuttuğu detayı hatırlardı… Gülce’nin burada olabileceğini tamamen unutmuştu. “Aynı zamanda Aksel abimin de sevgilisi.” dedi Gülce umursamaz bir tavırla. Bunun üzerine Hazel yutkundu. Şaşkınlığı iki katına çıkmıştı.