Hazel bu yaşına kadar yaşadığı en karmaşık olayın içerisinde bulmuştu kendini. Anlam veremiyordu. Karşısındaki bu genç kızın tavırları, ses tonu, giyimi, bakışları… Çok garipti. Çok umursamazdı ve Hazel çok şaşkındı. Kıza doğru attığı adımlar aralarında birkaç metre varken son buldu.
Ne demişti o kız? İsminde abimin göz renginin anlamını taşıyan kız… Aksel ile aralarındaki sessiz imzaydı bu sözcükler… Abimin…
“Aksel’in kardeşisin.” dedi Hazel şaşkınlıkla. “Günaydın.”
Kız elindeki arabanın anahtarını sallayıp Hazel’e doğru attı. Hazel ne olduğunu anlayamadığı için anahtar göğsüne çarpıp yere düştü.
“Eeh ama hiç refleksleri kuvvetli bir kız değilsin. Yakalasana havada anahtarı.”
Hazel yerdeki anahtara baktı ve yavaşça eğilip eline aldı. “Pardon ama ne yaptığını sanıyorsun?”
Hazel yavaştan sinirlenmeye başlamıştı. Bu kadar sabır ve soğukkanlılık ona bile fazlaydı.
“E abimin bizi tanıştıracağı yok. Ben de kendim seninle tanışmayı tercih ettim. Sıradan bir tanışma bize yakışmazdı değil mi?”
Hazel kızın gözlerinin içine dikkatle baktı. Hasta olduğunu düşünüyordu. “Abimin kısacık zamanda aşkından deli divane olduğu Hazel’i bir de ben tanıyayım bakalım, ona layık mısın?”
Hazel sinirlerini kontrol etmekte epey zorlanıyordu. Karşısındaki bir ergendi. Hem de reşit olmayan bir liseliydi.
“Yaptıklarının nasıl bir sonuç doğuracağını tahmin etmemiş olamazsın değil mi? Önce çantamdan anahtarımı sonra da güvenlik kamerasının tam karşısından arabamı çaldın bu da yetmezmiş gibi arabamı boydan boya çizdin ve otoparktan çıkarken başka bir arabaya sürttün. Bunların hepsi yasal suç. Hepsi için tek tek ceza alabilirsin bunu biliyor musun? Sırf abinin kız arkadaşıyla tanışmadın diye yaptığın bu taşkınlık çok fazla. Ben seni Aksel’in kardeşi olduğun için hiç hoş görmeyeceğim çünkü bu lakayt tavırların bana bunu hiç hak etmediğini söylüyor. Ceza alman için elimden geleni yapacağım.”
Hazel o kadar sinirlenmişti ki, söylediklerinde ciddi değildi. Onu şikayet etmeyecekti ama en azından hatasını anlayıp özür dilemesini ve onu şikayet etmemesi için elinden geleni yapmasını bekledi. Sırf Aksel’in kardeşi olduğu için ona hoş görülü davranmak istemiyordu. Yaptığı şey bir çocuğa göre çok fazlaydı ve kalkıştığı bu şeyin büyüklüğünden anlaşılıyordu ki bu tarz suçlara çok meyilli ve yatkındı.
Hazel bir nebze olsun korkmuştu ve Aksel için endişelenmişti. Kız kardeşinin olduğunu biliyordu ama hiç ergen ve sorunlu bir kız kardeşe sahip olduğundan bahsetmemişti. Ya da Aksel de kız kardeşinin bu yönünü bilmiyordu.
“Ama nasıl korktum şu an.”
Hazel soluksuz konuştuğu bu cümlelerin ardından bu tepkiyi almasını sindirememişti.
“Annem savcı.” dedi Hazel ciddi bir ses tonuyla. Karşısındaki kız ise öyle bir kahkaha attı ki tüm sokak inlemişti. Hazel’in sinirleri iki katına çıkarken ses tonundaki sakinliği korumaya çalışıyordu.
“Bak amacın ne bilmiyorum. Neden böyle bir duruma başvurdun, bu cesareti nereden aldın bunu da bilmiyorum. Ama başına bela alıyorsun. Neden bunu yapıyorsun? Ciddi ciddi soruyorum. Benimle tek sorunun abinin bizi tanıştırmamış olması mı? Yoksa ergen bir kız kardeş olarak abini benden mi kıskanıyorsun?”
Karşısındaki kızla baş edemeyeceğini anlayınca onun dilinden açık sözlülükle konuşmayı tercih etmişti.
“Seni sevdim biliyor musun? Aksel’in abim olduğunu öğrendiğin an geri vites yaparsın diye düşünmüştüm. Ama açık sözlüsün.
Beğendim.”
Yaşından çok küçük davranıyordu, tam bir ergen gibi fakat sözleri ve cümleleri sanki yaşıtı gibiydi Hazel’in.
“Sana kendimi beğendirmeye çalışmıyorum ufaklık. Beni sevip sevmemen de inan umurumda değil bu abinle olan ilişkimi hiçbir noktadan etkilemez. Bu ileride seninle olan ilişkimi etkiler.”
“Ha ilerisini de planlamışsın. Üç günlük bir kız olarak fazla iddialısın Hazel ya. Abim sen kadar hayalperest değildir ama hayal kırıklığına uğramanı istemem, o anı yaşamayı sever.”
Hazel yutkundu. Ona laf yetiştiremeyeceğini de anlamıştı böylelikle.
“Bunu biliyorum. İlerisini onunla planlamadım. Ama buradan bakınca seninle ilerisi yokmuş gibi. Şimdi arabamın önünden çıkarsan bu konuşmayı daha fazla uzatmak istemiyorum. Bir kez daha karşılaşmasak sevinirim.”
Hazel bir taktik geliştirmişti kafasında. Ona istediğini vermeyecekti. Abisi için ona iyi davranması gerektiğini düşünüyordu. Bu yüzden onunla iyi anlaşması lazımdı. Fakat o tam tersini yapıp onu görmek istemediğini söyleyerek bu yaptığı oyunun gereksizliğini ispat etmek istemişti.
“Tuhaf bir kızsın, ilk etapta yaşımı sorarsın, sonra suyuma gider ismimi öğrenirsin sonra da yaptığımın yanlışlığına dair nutuk çeker benimle iyi geçinmek için elinden geleni yaparsın da sanmıştım. Beni şaşırttın.”
Hazel arabanın kenarından dolanıp ön kapıyı açtı. “İnan ismini, yaşını ve neden böyle saçma bir tanışma yolu seçtiğini merak etmiyorum. Seni şaşırtıp şaşırtmamak umurumda bile değil. Eğer arabanın önünden çıkmazsan seni ezmek zorunda kalacağım.”
Hazel arabaya binip ön kapıyı sertçe kapattı. Arabayı çalıştırdı. Kız hala arabanın önünde dikiliyor ve sinsi bir gülümseme ile öylece bekliyordu. Hazel vitesi bire taktı ve yavaşça debriyajdan ayağını çekmeye başladı. Bununla birlikte kız arabanın hareketiyle birlikte kenara doğru çekildi. Hazel tam o an gaza yüklendi ve kıvran bir manevrayla yola çıktı. Yolda hiçbir arabanın olmayışını fırsat bilerek okula kırdı direksiyonu. Ana kapıdan girdi ve aynadan son kez kıza baktı. Bıraktığı yerde onu izliyordu. Okuldan girdiği zaman görüş açısından çıkmıştı. Güvenlik kulübesinin önüne park edip araçta indi.
Güvenlik görevlisi kulübeden çıkıp, “Neymiş hanım efendi?” diye sordu adam merakla. Hazel gülümsedi. “Abi kusura bakma aşırı gergindim ben de sana da teşekkür edemedim. Hazel ben, hanım efendi falan gerek yok.”
Arabanın yanına doğru baktı Hazel. “Bizim bir arkadaşın kardeşi bana şaka yapmak istemiş. Biraz gereksiz bir şaka oldu ağzının payını verdim bir daha yapamaz, yani umarım.”
Hazel eliyle arabanın yan tarafına doğru dokundu. “Abi burada çizik yok baksana.”
“Evet sahiden çizilmemiş araba. Gözümüzle gördük çizmişti ama.”
Adam arabanın etrafında dolandı. “Siz gençleri anlamak güç valla. Garip garip işleriniz var.”
Hazel güldü. Arabasının zarar görmemiş olması onun da içini rahatlatmış ve moralini bir nebze olsun düzeltmişti. Hazel bir süre
güvenlik görevlisi abiyle sohbet etti. O sırada Nurbanu’nun dersinin bitmesini bekliyordu.
Güvenlikteki abisiyle iyi anlaşmış tanışmışlardı. İsminin Ahmet olduğunu öğrenmişti. Artık Ahmet abi diye sesleniyordu.
Nurbanu’yu beklerken içi içini yiyordu. Aksel’in kız kardeşiyle tanışmıştı ve hiç böyle bir tanışma beklemiyordu. Çok garipsiyordu.
Ahmet abisiyle konuşup güvenlik kayıtlarının bir kopyasını almıştı. Normalde bu yasaktı fakat annesinin savcı olmasına da güvenerek kayıtları vermişti ona. Hazel kayıtları hayatının videosuna dahil edecekti. Kız ile bu garip tanışmasını kayda almamıştı. O anları ancak anlatabilirdi.
Nurbanu nihayet geldiğinde Hazel hala kulübenin önünde bekliyordu. “Sen niye buradasın?” diye sordu Nurbanu yanına gelip. “Uzun hikaye. Sonra anlatırım.”
Nurbanu’ya bu tanışma hikayesinden bahsedecekti. Ama önce ağzını araması lazımdı.
“Hadi sana söz verdiğim gibi boş olan o arazide araba kullanmayı öğreteyim.”
Nurbanu heyecanla arabaya bindi. Hazel de Ahmet abisine selam verip arabayı çalıştırdı ve okulun bahçesinden çıktı. “Adamla ne ara kanka oldun?” diye sordu Nurbanu gülerek. Hazel omuz silkti. Bunu da sonra anlatırdı.
“Sen daha önce hiç şoför koltuğuna oturmadın değil mi?” diye sordu Hazel. “Hayır sıfır bende her şey öğretmenim.”
Boş araziye geldiklerinde Hazel kendisinin de henüz acemi sayıldığını sadece teknik olarak ona öğreteceğini tekrar edip duruyordu.
Nurbanu şoför koltuğuna oturup kemerini taktı.
Hazel önce arabayı tanıttı. Nerede ne vardır şeklinde. “İlk olarak arabayı çalıştırıyorsun ve debriyaja basıp bire atıyorsun. Bir her zaman kalkış vitesidir. Bire atmadan arabayı kaldıramazsın istop eder. Debriyaj en soldaki. Ortadaki fren sağdaki de gaz.”
Hazel tane tane anlatıyordu. Nurbanu da dikkatle dinliyordu. Nurbanu ilk iki seferde arabayı kaldıramadı ve istop etti. Ama Hazel sabırlı bir öğretmendi. Tane tane anlatmaya devam etti. En sonunda Nurbanu arabayı kaldırdı ve dümdüz sürmeye başladı. “Yavaşça çek debriyajdan ayağını.”
Arazi çok büyüktü. Dümdüz bir süre ilerlediler. “Şimdi yavaşça direksiyonu sağa kıracaksın ve döneceğiz geldiğimiz yere tamam mı?”
Nurbanu sakince Hazel’i dinliyordu. Böyle bir ileri bir geri giderken, “E bu çok kolaymış.” dedi Nurbanu keyifle. “Düz yolda epey kolay. Zor olan hızlanıp vites atıp yavaşlayınca vites düşürmek, trafikte dur kalk yapmak falan. Ama bir süre sonra ona da alışıyorsun.”
Birkaç tur attılar böyle.
“Nurbanu, Aksel’in bir kız kardeşi vardı herhalde değil mi?”
“Evet var.”
“Kaç yaşındaydı?” diye sordu.
“On altı yaşında. Biraz garip bir kızdır. Yakın zamanda tanışma.”
Hazel kaşlarını kaldırdı ve derin bir nefes verdi. Geç kalmıştı bu uyarı için…
“Öyle mi? Neden ki?”
“Abisini hiç ama hiç paylaşamaz. Seni çok kıskanır ve kök söktürür muhtemelen. Yani tam tersi de olabilir tabi seni çok severse tam tersi de olabilir.”
Şimdi daha çok merak ediyordu işte. Tam da Nurbanu’nun dediği gibi bir izlenim vermişti kız.
“Aksel’in babası ölünce Gülce’ye baba gibi oldu. O yüzden onun her şeyi abisi. Biraz cesur da bir kız. Dokuzuncu sınıfa geçtiğinde lisede okul başkanı seçildi mesela. Böyle ani çıkışları fevriliği ile meşhurdur ama herkes sever onu. Biraz dik kafalıdır. Hatta bence tehlikeli işlere bile bulaşıyordur. Bazen garip insanlarla konuşurken görüyorum. Ondan öyle bir şey seziyorum. Tabi bizim mahalledeki kimse kondurmaz.”
Hazel şimdi daha fazla merak etmişti.
“Yaşına göre nasıldır? Çocukça mı davranır yoksa olgun mudur?”
“Aslaaaa yaşına göre davranmaz. Kendisini otuz yaşında falan sanıyor sanırım. Çok özgüvenli.”
Nurbanu öyle bir anlatıyordu ki… “Sen hoşlanmıyorsun sanırım ondan.”
Nurbanu başını olumlu anlamda salladı. “Yani bizim yıldızlarımız hiç barışmadı. Ortak olarak birbirimizden hoşlanmayız. Karşılıklı yani.”
Hazel ne yapacaktı bu kızla…
“Yani anlayacağın yakın zamanda tanışıp da başına bela alma derim.”
Hazel iç çekti. “Çok geç bebiş.” diye mırıldandı. Tabi bunu söylemesi ile Nurbanu arabayı istop ettirdi.
“Nasıl ya? Tanıştınız mı?”
Hazel arabaya bakıp gözlerini devirdi. “Evet, kendisi arabamı çaldı.”
“Oha.”
Nurbanu direksiyona başını yaslayıp Hazel’e baktı. “Beklerim ama ondan biliyor musun? Sırf gıcıklığına gidip duvara vurmasını bile beklerdim arabanı. Valla sapasağlam altımızda olduğuna göre beklediğimden daha iyi geçmiş tanışmanız.”
Hazel koltuğa yaslandı. “Bilmiyorum ki. Yüz vermedim. Aksel’in kardeşi olduğunu söylediğinde de geri vites yapmadım. Tavrımı koydum ve sinirlendiğimi yansıttım. Bir daha karşılaşmayalım deyip sert bir şekilde yanından gittim.”
“Of bravo. Dumur olmuştur o kesin. Ay içimin yağları eridi Hazel ya. Mis gibi yapmışsın. Aferin kız.”
Hazel’in omzuna vurup tebrik etti onu. “Senden beklemezdim biliyor musun?” diye sordu Nurbanu.
“Ona istediğini vermemen iyi olmuş.”
Hazel’in bu sözler üzerine içi rahatlamıştı. Çünkü doğru yapıp yapmadığını düşünmekten başına ağrılar girmişti.
“İyi o zaman. Doğru mu davrandım acaba diye içim içimi yemişti benim de.”
“İyi yapmışsın iyi.”
Hazel sıkıntıyla nefes aldı. “Ama Aksel’e üzüldüm. Yani babasını kaybedip ailesine baba olmak zorunda kalmış. Bir de üstüne sorunlu bir kız kardeş. Kötü yani.”
“Sıkma canını. Gülce abisine melektir. Aksel abi bilmez bu anlattıklarımı yani. Gülce iyi bir oyuncudur. Tanıdıkça fark edeceksin.”
“Sen nasıl anladın?”
Nurbanu arkasına yaslandı. “Birkaç olaya şahit olmuştum. Bir de kadın kadını gözlerinden tanır.”
Hazel başını anladım şeklinde salladı.
“Hadi gel bu koltuğa bu günlük yeter benim de bacaklarım ağrıdı kasmaktan başka zaman devam ederiz.” Nurbanu kemerini çıkarttı ve kapıyı açıp indi. Hazel de yan koltuğa geçti. “Evine mi bırakayım seni? Bize de geçebiliriz istersen.” diye sordu. Nurbanu, “Yok bebeğim ya eve geçeyim. Annem bekler haber vermedim ya. Başka zaman gelirim size.”
Hazel başını salladı ve arabayı çalıştırdı. Yol boyunca düşündü. Mesafe yakındı zaten. Mahalleye girerken tedirgindi. Gülce’yi yakın zamanda tekrar görmek istemiyordu.
“Bak sana Aksel abimlerin evini hiç göstermedim. Şu köşedeki ev.”
Hazel oraya doğru baktı. Bahçeli şirin bir gecekonduydu. “Anladım.”
Hazel Nurbanu’nun evinin önüne gelince onunla vedalaştı. Nurbanu eve girdiği zaman sokağın başından döndü ve mahalleden çıkmak için ana yola yöneldi.
O sırada Gülce’yi gördü.
Kaldırımdan yürüyordu. İçten bir şekilde Hazel’e gülümsedi ve elini alnına götürüp kısa bir asker selamı verdi.
“Gerçekten pamuk gibi giden ilişkiye böyle bir pürüz mü Allah’ım ya…”