18.Bölüm- Araba hırsızlığı

1695 Kelimeler
“Evet iki hafta boyunca kazı kazanda belki de on maddeden fazla eksiltmiştik. Hepsi de çok eğlenceli şeylerdi. Birlikte bisiklet sürdük. Dans bile ettik… Tiyatroya gittik. Köpek barınağına gittik. Sokak hayvanlarını besledik. Her kazıdığımız şey o gün yapılabilir mir şeydi. Taa ki son gün kazıdığımız şeye kadar… Şehir dışına gezi planı yapmamızı istiyordu son kazıdığımız madde. Onun kampına sadece üç gün kaldığı için bunu gerçekleştiremedik. Biz de onu gerçekleştirene kadar başka madde kazımamaya karar verdik ve son üç gün stabil ilerledi. Şimdi o kampa girdi. Benim de dönem sonu dans gösterisine sıkı bir şekilde hazırlanmam için bir fırsat oluştu. O kampa Bolu’ya gitmişti. O yüzden iki hafta boyunca görüşemeyecektik. Şimdiden özlediğimi hissettim bile. Ona kısa zamanda fazla alışmışım ve bu inanın çok kötü. Bakalım onsuz iki haftam nasıl geçecek? Kameram benimle, yani siz de…” Hazel sırt çantasını hazırlayıp kamerasını da aldı ve okula gitmek üzere dışarı çıktı. Aksel ile birlikte arabasını kullanmaya o kadar çok alışmıştı ki şimdi de bisikleti kullanmak ona garip geliyordu. İnsanoğlu ne garipti… Zaman zaman hisleri yüzde yüz değişebiliyordu. Arabasına atlayıp önce Aksellerin mahallesine gitti. Nurbanu’yu bugün almak için söz vermişti. Nurbanu Hazel’in arabası olduğundan beri ona yalvarırdı hep birlikte arabayla bir şeyler yapalım, bir yerlere gidelim, beni al okula götür diye ama Hazel hiçbir zaman ona olumlu bir yanıt vermemişti. Şimdi araba kullanmaya bu kadar alışıp cesaretlenmişken onu kırmak istemiyordu. Hatta ona araba kullanmayı bile öğretebilirdi. Mahalleye girince yavaşladı. Her an top oynayan çocuklar yola atlayabilirdi ve en korktuğu şey bir çocuğa zarar vermekti. Nurbanu’nun evinin önüne gelince kornaya bastı. Şimdi Nurbanu’nun yüz ifadesini tahmin edebiliyordu. Mutluluktan çığırmıştı ve annesine, “Benim için geldi benim!” diye haykırmıştı. Yani Hazel’in tahmini bu yöndeydi. Nurbanu ona göre daha fevri bir kızdı. Daha eğlenceli bile diyebilirdi Hazel ona. Nurbanu apar topar evden çıkıp arabanın önüne doğru koştu. “Biliyordum. Benim için geleceğini biliyordum!” Arabanın kaputuna doğru yaslandı. Daha doğrusu yattı. Hazel bir kez daha kornaya basınca Nurbanu yerinden sıçradı. “Abartmasan mı?” diye seslendi camdan. Nurbanu sanki az önce o hareketleri yapmamış gibi üzerini düzeltti ve klas bir yürüyüşle arabanın önünden dolanıp ön kapıyı açıp koltuğa oturdu. “Evet sürebilirsiniz şoför hanım.” dedi. Hazel güldü bu hallerine. “Aksel abimin elleirndne öpeyim. Bir yıldır seni şu arabaya oturtamadım ya ben.” Hazel arabayı çalıştırıp, “Ehliyetim yeni ve henüz usta bir şoför değilim hangi cesaretle kullanmamı bekliyorsunuz ki hepiniz ben onu anlayamıyorum.” dedi Hazel. “Usta olan şoförler de direk usta olmuyorlar herhalde Hazel kullana kullana usta oluyorlar. Hem belirli bir hızın üstüne çıkmadığın sürece her kaza ön görülüp önlenebilir. İstatistiklere göre kaza yapanların büyük çoğunluğu usta şoförler ve aşırı hızdan kaynaklanıyor. Acemiysen hata yapmazsın çünkü dikkatlisindir. Ustaysan dikkatli değilsindir. Kaza yapma oranın daha yüksektir.” Soluksuz kurduğu cümleleri dinlerden mahalleden hala çıkmamışlardı. “Amin demem gereken yerdeyim herhalde?” diye sordu Hazel. Nurbanu gözlerini devirdi. “Niye boş yapıyorsun seni bilgilendiriyorum şu an ben.” “Aynı cümleyi dört farklı şekilde kurdun aynı şeyleri anlattın Nurbik.” “Tamam ya.” Mahalleden çıkıp okula doğru ana yola çıkınca hızını arttırdı Hazel. “Bak işte doksanın üzerine çıkmaman gerek. Doksanın üzerinde arabanın kontrolü sende olmuyor yaptığın hızda oluyor. Ama doksanın altında arabanın kontrolü hala sende bir fren yapsan her şeyi önleyebilirsin.” “Nurbanu Allah aşkına sus. Çekeyim kenara sen kullan ne olursun ya.” “Ben öğreneyim tozu dumana katacağım.” Bundan sonra iki dakikalık yolda ikisi de konuşmamıştı. Arabayı okulun bahçesine park edip indiklerinde fakülteleri birbirine çok uzak olduğu için ayrılmak zorunda kalmışlardı. Çıkışta da beraberlerdi. Okulun ilerisinde boş bir arazi vardı. Orada araba çalıştırmak da dahil birçok şeyi öğretecekti Hazel. Yan yana gelince epey atışsalar bile güzel anlaşıyorlardı. Onların anlaşma biçimi buydu. Hazel dans gösterisi için prova yaptı ekibiyle birlikte. Zaten disiplinli olduğu tek nokta dans etmekti. Her akşam evde dans ederdi. Babası ile üniversite tercihleri konusunda epey tartışmış ve çatışmışlardı. Hatta çocukluğundan bu yana babasıyla iletişime girdiği en çok dönem üniversiteye geçtiği dönemdi. Babası kendisi gibi doktor olmasını istiyordu. Sayısal tercih ettiremeyince en azından annesi gibi hukuk okuyup statü sahibi bir meslek tercih etmesini çok istemişti. Ama Hazel’in çocukluğundan beri tek hayali danstı. Dans ile ilgiliydi. O yüzden bu konuda babasını dinlememişti. Annesi bu konuda Hazel’in düşüncelerine önem veriyordu o yüzden karışmamıştı. Hazel de yetenek sınavını kazanıp şu an okuduğu okula kayıt olmuştu. Dans ederken hep babasına karşı bu galibiyetini düşünüyordu. Babasını dinleyip şu an istemediği bir yerde olsaydı kendisini asla affetmezdi. Babası onu tanımıyordu. Elbette kötülüğünü istemezdi ebeveyni olarak ama kızını tanısaydı o saydığı tercihlerin hiçbirinde mutlu olamayacağını bilirdi. Hazel kendisini çok iyi tanıyordu. En büyük iyi ki dediği şey on yedi yaşında kendisini tamamen tanıyıp sağlam kararlar vermeye başlamış olmasıydı… İnsanların kendilerini tanıma süreci yıllarca sürebiliyor hatta ölene de… Ama Hazel çabuk bitirmişti hayatını kurma sürecindeki kendisini tanıma serüvenini. Bundan sonraki süreç de elbette devam edecekti ama en azından ne istediğini biliyordu. Sahnede dans ederken ve hocasından direktifler alırken zihninde hep kendisi olduğu süreç dönüyordu. Nasıl doğru kararlar verdiğini düşünüyordu. Sahnedeki görevi bittiğinde soyunma odasına geçti ve üzerini değiştirip çantasını aldı. Okulun bahçesine çıktığında saatine baktı. Nurbanu’nun dersinin bitmesine henüz biraz daha vardı. Kafeteryada kahve içerek beklemeyi düşündü. Sırt çantasını arabasına koymak için anahtarını aramaya başladı. Sonra baktı ki çantasında anahtarı yoktu. Birkaç kez dikkatlice baktı. Arabasına doğru döndü. Acaba arabanın üzerinde mi bıraktım diye düşündü. Arabaya doğru yürüdü. Park ettiği yerde yoktu. Kafayı yemek üzereydi. Başka yere doğru baktı. Panikle tüm bahçeyi turladı. En sonunda güvenliğe doğru yürüdü. “Merhaba, bahçenin şu tarafta boş duran köşesine kırmızı bir Golf park etmiştim. Ama arabam da yok anahtarı da yok çantamda. Buradan çıkarken gördünüz mü acaba?” Güvenlik etrafa baktı. “Valla nöbeti yeni değiştik arkadaşla benden önce çıktı çıktıysa. Kameralardan bakalım istersen.” “Çok iyi olur gerçekten. Resmen arabam çalındı.” Sinirden güldü. Ama içinde bir huzursuzluk yoktu. Nasıl olsa bulunur diye düşünüyordu. Güvenlik kulübesindeki bilgisayarın başına oturdular. Hazel’in arabayı park ettiği saatten bu saate kadar sarmaya başladılar. “Evet bu araba bakın bahçeye ben girdim arkadaşımla indik içinden.” Hazel heyecanlanmıştı. Dakikaları sardıkça Hazel bahçeden çıktıktan yarım saat kadar sonra yani sahnedeki provaya başladıkları saate yakın bir saatte arabaya bir kız yaklaşıyordu. Elindeki anahtara baktı kız. Hazel bu kızı tanımıyordu. Daha önce hiç görmemişti. Kız Hazel’in arabasının anahtarını elinde sallıyordu. Hazel çantasına koyduğuna emindi… Soyunma odasından almış olmalıydı. Yani onu takip etmişti. Kız elindeki anahtarı salladı ve arabanın ön kaputuna yaslanıp bir süre saatin geçmesini bekledi. Hatta bu saate kadar öylece arabanın önünde bekledi. Sonra arabanın anahtarını alıp yan kapıdan arkaya doğru çizmeye başladı. “Eyvah.” dedi Hazel gözlerini sımsıkı yumup. “Mahvetmiş arabamı. Güvenlik görmedi mi bunu yahu!” O sırada bilgisayar başında görüntüleri izleyen güvenlik görevlisi kameranın saatine baktı. “Tam da bana devretmek için içeri geçti Mahmut bu saatte. Bizim görevi devretmemizi beklemiş. Bunu da planlamış baksanıza. Ben polisi arıyorum.” Güvenlik görevlisi telefonu eline aldı. “Durun bir saniye. Ne olacak merak ediyorum. Hem bu kızın yaşı çok küçük duruyor. Benimle bir derdi mi var bilmeliyim.” “Araba ortalıkta yok belli ki çalmış arabanızı.” “Bakın basit bir çalma olayı olsaydı anahtarım onda direk arabaya atlar çıkar giderdi okuldan. Kız saatlerce beklemiş. Hatta bakın kameraya bakıyor şu an.” O sırada kız arabanın yan kısmını çizmeyi bırakmış güvenlik kameralarına dönüp elindeki anahtarla birlikte kameraya el sallayıp kapıyı işaret edip gülmüştü. “Bu kız hasta.” diye mırıldandı Hazel. “Kapıyı işaret ediyor.” dedi güvenlik görevlisi. Kameradaki görüntülerde sonra kız arabaya biniyor ve arabayı çalıştırıyordu. “Ehliyeti olmadığına eminim. On beş- on altı yaşında gibi duruyor.” diye tahmin yürüttü Hazel. Tam da tahmin ettiği gibi yan taraftaki arabaya sürtüp çıkışa doğru arabayı sürmeye çalışmıştı. Ya bilerek sürtmüştü ya da gerçekten araba kullanmayı bilmiyordu. “Direksiyon hakimiyeti yok, araba kullanmayı da bilmiyor.” dedi güvenlik görevlisi. “Hala kararlı mısınız polisi aramamak konusunda.” Hazel, “Dış kapının çıkışındaki kameralara bakabilir miyiz hangi yöne gittiğini anlayalım. Sonra ben annemi arayayım haber vereyim. Annem savcı benim.” Güvenlik görevlisi başını olumlu anlamda salladı ve dış kapıyı gösteren kamerayı açtı. O sırada şu anı gösteren kamerayı geri saracaktı ki, “Durun bir saniye. Bakın orada!” Sokağın başında park edilmiş arabanın önünde bekliyordu o kız. “Hiç normal değil bu, amacı ne?” Hazel çantasını koyduğu yerden alıp ayağa kalktı. “Teşekkür ederim yardımlarınız için bundan sonrasını ben halledebilirim sanırım. Belli ki ufak bir oyun oynayıp beni beklemiş ufaklık.” “Emin misini tehlikeli olabilir, arabanızı çizmiş.” “Kameradan izleyebilirsiniz. Herhangi bir olumsuzlukla karşılaşırsanız müdahale edersiniz olur mu? Gerçekten sağ olun.” Hazel güvenlik kulübesinden çıkıp dış kapıya doğru yürümeye başladı. O sırada kızın bahçedeki otoparktan çıkarken sürttüğü arabanın sahibi gelmiş arabasına bakıyor ve söyleniyordu. “Bakar mısınız?” diye seslendi Hazel. Adamın yanına doğru gidip, “Kusura bakmayın bu benim hatam, size numaramı vereyim masrafınızı karşılayayım.” dedi açık sözlülükle. “Çarpıp kaçmadım gerçekten yanlış anlamanızı istemem.” Adam bir arabasına bir de Hazel’e baktı. Hazel hasarın ne denli büyük olduğunu buradan bakınca göremiyordu. Biraz daha adamın yanına doğru ilerleyince gördü. “Büyük bir sorun değil. Sadece yan taraf göçmüş ufak bir müdahale ile halledilir, çizilmemiş bile.” dedi anlayışla. “Sadece bir an için gerçekten çarpıp kaçtılar sandım. Ona sinirlendim haliyle. Ama masraflık bir şey değil açık sözlülüğünüz için teşekkür ederim. Umarım sizin arabada sorun yoktur.” Adamın bu kadar anlayışlı olabileceğini tahmin etmemişti Hazel. “Teşekkür ederim. Benim arabada biraz hasar var ama henüz ben de göremedim. Ben kullanmıyordum arabayı. Şu an biraz acelem var. Numaramı vereyim size bir masraf oluşursa lütfen haber verin bana karşılamak isterim.” Acele bir şekilde adamın telefonuna numarasını kaydetti. O an o kadar mahcup ve merak içerisinde hissediyordu ki… Adamın yanından hızla uzaklaşırken çıkışa doğru koşmaya başladı. O kız kimdi ve neden bunu yapmıştı sabırsız bir şekilde ona doğru yürüyordu. Sokağın başında arabası ve o kız görününce adımlarını mümkünmüş gibi biraz daha hızlandırdı. Bu tarz konularda soğu kanlı olabilmek gibi bir huyu vardı. Aynı şey Nurbanu’nun başına gelmiş olsaydı Nurbanu kesin direk polisi aramış ve kızı gördüğü gibi saç baş dalmış olurdu. Kızla arasında biraz mesafe varken kız ona seslendi. “Hoş geldin Hazel.” Evet, onu tanıdığına şimdi emin olmuştu. “İsminde abimin göz renginin anlamını taşıyan kız, ben de seni bekliyordum.” 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE