Hazel ve Aksel saatlerce ormanı temizlediler. O kadar yorulmuşlardı ki… “Ben bittim ama bu çöp bitecek gibi değil.” diye söylendi
Hazel.
“Hava kararacak birazdan. Bitirmemiz mümkün değil.” diye karşılık verdi Aksel.
“Yaptığımız çok güzel ama insanların doğayı bu hale getirmesi çok kötü. Kendim adına utanıyorum.”
Bir süre daha topladılar çöpleri. Hava artık hafiften kararmaya başlayınca topladıkları çöpleri poşet poşet taşımaya başladılar.
Ormana girmeden ana yolda konteynır vardı. Yürüyerek oraya kadar gittiler. İki defa bunu yaptılar. Çöp poşetleri o kadar fazlaydı ki…
“Keşke tüm Dünya’yı bu şekilde temizleyebilsek. Daha bir ormanın yarısını bile temizleyemedik baksana. O kadar pisiz.”
Ormanın kenarında bir çeşme görüp ellerini yıkadılar. Eldivenlerle çalıştıkları için çok kirlenmemişti zaten elleri.
“Bir kazı kazanımızın daha sonuna geldik Aksel Bey. Sizinle çöp toplamak çok keyifliydi teşekkür ederim.”
Hazel arabaya doğru yürürken çok yorgun hissediyordu. “Sen kullansana. Yolda biraz uyuyayım.” dedi Aksel anahtarı uzatıp.
“Oldu canım. Başka bir isteğin var mıydı?” Hazel dudaklarını büktü. Aksel ise bu sorusuna karşılık, “Evet var, bana bir daha aynen o şekilde canım diyebilirsin mesela. Kulağım çok güzel duydu sesinden canım kelimesini. Ne güzel söylüyorsun öyle.”
“Oooo senin enerjin baya yerinde kesin kullanırsın arabayı Aksel.”
Ön kapıyı açtı ve hızla yerleşti. Aksel de oflayarak ön taraftan dolandı ve şoför koltuğuna oturdu.
“Çok fenasın.” diye söylendi emniyet kemerini takarken. Hazel ise çoktan başını kenara yatırmış ve gözlerini kapatmıştı. “O kadar yoruldum ki, şuracıkta uyuyabilirim.”
“Benim hayallerimi çalıyorsun.”
Aksel arabayı çalıştırdı ve orman yolundan çıkıp ana yola geçti.
“İsmini kim koymuş?” diye sordu Hazel. Bunun cevabını biliyordu ama bu hikayeyi bir de Aksel’den dinlemek istemişti.
“Teyzem koymuş. Ölen nişanlısının ismiymiş.”
“Çok hüzünlü.”
Hazel gözlerini hala açmamıştı. “Evet çok hüzünlü ama sen hiç şaşırmış tepkiler vermedin bu hikayeyi biliyorsun herhalde.”
“Evet, biliyordum.” diye mırıldandı Hazel. Uykuya dalmakla uyanıklık arasında gidip geliyordu.
“Neden bildiğin bir şeyi bana sordun tekrar.” Aksel gülerek sormuştu bu soruyu. Hazel de uyandığı zaman hayal meyal hatırlayacağı o cümleleri kurdu… Ya da hatırlamayacağı ama arabanın önünde onları çeken kameradaki videoları düzenlerken göreceği…
“Biliyorum ama bildiğim her şeyi senden tekrar dinleyebilirmişim gibi… Sen sonsuza kadar konuşsan da ben dinlermişim gibi…”
Sonrası Hazel için büyük bir karanlıktı. Kendini uykunun kollarına bıraktığında ikisi de onları bir kameranın çektiğini unutmuşlardı. Artık kamerayı kayıt tuşuna almak ikisi için de bir alışkanlık olmuştu.
Aksel yol boyunca iç çeke çeke Hazel’i izlerken de kameranın varlığını unutmuştu.
Eve geldiklerinde Aksel arabayı garaja park etti ve Hazel’i izlemeye başladı. Saatlerce onu izleyebilirdi. Hatta bıraksalar sabaha kadar bu şekilde onunla arabada kalabilirdi.
“Hazel.” diye fısıldadı.
“İsminde gözlerimi taşıyan kız.”
Önüne düşen bir tutam saçı geri doğru itti. “Artık uyanman gerek.”
Hazel o kadar tatlı bir uykudaydı ki uyanmak istemiyordu.
“Seni kucağımda eve kadar taşırım elbette ama akşam oldu ve ailenin gelip gelmediğini bilmiyorum. Hem gelmemiş olsalar bile Gülsüm sultan beni mahveder.”
Annesiyle babası gelmemişti. Arabalarının olmayışından Aksel bunu tahmin ediyordu ama yine de teyzesinden de tırsıyordu.
“Hazel.”
“Hı?”
“Hadi uyan artık.”
“Çok yoruldum.”
“Yatağın daha rahattır hadi kalk.”
Hazel huysuzlanarak gözlerini araladı. “Ne ara geldik.” dedi esnerken.
“Oldu baya, seni izledim hatta.”
Hazel saatine baktı. “Kandırıyorsun beni. Saat o kadar da geçmemiş.”
“Tamam kandırmayayım seni, geçirelim saati.”
O da aynı Hazel gibi koltuğa başını yasladı ve onu izlemeye başladı.
“Seninle geçirdiğim her vakit ömrüme ekleniyormuş gibi.” diye fısıldadı Hazel.
“Bu tarz cümleleri benim sana kuruyor olmam lazım, rolümü çalıyorsun.”
Hazel sesli bir şekilde güldü. İleri doğru baktı. Sokak lambası garajın kapısından sızıyordu. “Açık sözlülüğünü bana da bulaştırdın.
O an ne hissediyorsam sana söyleyesim geliyor.” diye bir itirafta bulundu Hazel.
“Tamam bu aramızdaki gizli bir antlaşma olsun o zaman. O an ne hissediyorsak hangi koşulda olursa olsun kötü de olsa iyi de olsa birbirimize söyleyelim. Hep açık olalım birbirimize karşı olur mu?”
Hazel başını salladı.
“Sırlar yok.”
“Yok.”
“Yalan yok.”
“Yok.”
“Saklamak, gizlemek yok.”
“Yok.”
“Anlaştık.”
“Anlaştık.”
El ele sıkıştılar ve hemen ardından kendilerini tutamayıp gülmeye başladılar.
“Artık gitmemiz lazım. Biraz daha durursak garajda babama falan yakalanacağız gülemeyeceğiz sonra.”
“Babandan biraz tırsıyorum.”
Hazel kaşlarını kaldırıp güldü.
“Ne ya? O an ne hissettiğimizi açık açık söylemeyecek miydik?”
Hazel başını olumlu anlamda sallayıp arabanın kapısını açtı. Dışarı çıkıp kapıyı kapattı. “Babam nasıl biri insan ben bile bazen unutuyorum.” diye itiraf etti Hazel. “Yani burada bizi böyle görse ne tepki verir bunu bilecek kadar onu tanımıyorum.”
Aksel buna epey şaşırdı. İmkansız gibi geldi bu ona. Aynı evde yaşayıp birbirine bu kadar yabancı baba ve kız…
Aksel de kapıyı kapatıp anahtarla kilitledi ve anahtarı Hazel’e verdi. “Bu günün de sonuna geldik.”
“Maalesef…”
Hazel garajdan çıkarken Aksel de peşinden geliyordu. “Teyzeme bir selam vermek isterdim fakat ben ona selam verirsem sabah selam okunur. O yüzden ben görünmeden kaçayım. Sana iyi geceler.”
Aksel Hazel’in yanağını sıktı ve arkasını dönüp uzaklaşmaya başladı. O sırada Hazel arabada kameraları unuttuklarını hatırladı ve arabayı açıp kameraları aldı. Birinin hala kayda devam ettiğini görünce sevindi. Kaydı her açmayı unuttuğunda fena halde üzülüyordu. Çekilecek anları kaçırdığı için.
“Bakalım ben uyurken Aksel bey nasıl araba kullanmış.”
Eve doğru yürürken videonun kaç dakika olduğuna bakıyordu. Kapıyı tıklattığında Gülsüm ablası açtı.
“Hoş geldin kuzum, aç mısın?”
“Açım Gülsüm abla ama önce bir duş alacağım. Sonra inerim mutfağa.”
Hızla yukarı odasına çıktı ve kamerayı şarja takıp içindeki hafıza kartını bilgisayara taktı.
Sonra duşa girdi. Bu çöp kokusundan ancak duş ile arınabilirdi. Muazzam kirlenmemişlerdi ama ister istemez çöp toplamışlardı ve haliyle koku sinmişti üzerlerine.
Aksel de aynı şekilde eve gittiği gibi duşa girmişti.
Hazel duştan çıktığı gibi masanın başına kuruldu. O uzun videoyu izlemek istiyordu.
“Artık benim bile şahit olmadığım anlara şahit oluyorsunuz sevgili izleyenlerimiz. Artık çoğul konuşuyorum çünkü videolar çift kişilik olmaya başladı takdir edersiniz ki… Aksel yol boyunca beni izlemiş. Şapşal çocuk kaza yapmaktan da korkmamış. Ama gördüğüm kadarıyla epey profesyonel kullanıyor arabayı. Ona araba kullanmak çok yakışıyor. Bir de elleri aşırı güzel. O videoda her şeyi kenara bırakır direksiyonu yöneten ellerini izlerim o derece yani… Ben uyurken arada benimle konuşmuş, hele beni uyandırmaya çalışırken ki konuşmaları… Siz bunlara daha birinci şahit oldunuz tabi… Ben uykuda olduğum için hiç anımsayamıyorum o anları yaşadığımızı. Her şey çok güzel. Birbirimize verdiğimiz sözleri de duydunuz değil mi? Bence biz çok güzel olduk ve çok tatlıyız, sizce de öyle değil mi ama?”