11.Bölüm- Değişik

1327 Kelimeler
Hazel Aksel’in gözlerinin içine baktı. Böyle şeyler söylediğinde gözlerini kaçırası geliyordu.  “Ben buna düşerim yalnız.” dedi gülerek. Aksel buna karşılık olarak, “Ben düştüm bile.” dedi Hazel’in gülüşünü izlerken. Hazel art arda iç çekti. Gözlerini kaçırıp camdan dışarı baktı. “Kaçırma gözlerini kaçırma.” Aksel çenesini tutup Hazel’in başını kendine doğru çevirdi. “Hadi ne kadar göz göze kalacağımızın yarışını yapalım.” Bu cümlesi Hazel’i gülümsetti. Aksel’in bakışları Hazel’in gülüşüne kaydı. “Kaybettin.” dedi Hazel heyecanla. “Hey daha başlamamıştı.” Bakışları yine gözlerini buldu. Eli hala çenesinde duruyordu ve çok yakınındaydı. Hazel’e doğru eğilmişti. “Ben böyle rahat olamadım.” dedi belini dikleştirerek. Oturduğu yerden kalktı ve hemen yatağa Hazel’in yanına oturdu. “Şimdi daha iyi.” Hazel gözlerini kaçırdı bu hareketine. “Elini çenemden çekecek misin?” diye sordu. “Hayır, orada gayet rahat.” Hazel yutkundu. “Başlatıyorum. Kaybedenin cezasına sonra karar veririz.” Hazel başını salladı. Başı hafif öne eğilmişti. Aksel çenesindeki baskıyı arttırdı ve başını dikleştirdi. Yüzü yüzüne tam hizaydı şu an… Hatta biri içeri girseydi onları öpüşüyor bile sanabilirdi. Gülsüm Hanım gelmesindi mümkünse çünkü bu sefer Aksel’i kimse alamazdı onun elinden. “Başlattım.” diye fısıldadı. Bu yarışın galibi oydu Hazel bunu biliyordu. Çünkü çok iradesine sahip çıkabilen birisi değildi. “Neden bunu yapıyoruz ki?” diye sordu masumca. “Çünkü sana yakın olmak güzel hissettiriyor.” Hayır, kaçırmayacaktı gözlerini. “Peki, bana nasıl hissettirdiği önemli değil mi?” diye sordu. Konuşursak daha kolay alt edebilirdim belki onu diye düşündü içinden. “Önemli elbette. Mesela gözlerinden okuduğum kadarıyla hoşuna gidiyor. Nefeslerin düzensiz, heyecanlandın. Kalbin çok hızlı atıyor, etkilendin.” Yok, alt edemeyecekti. Bu yöntemle Aksel Hazel’i alt edecekti. Gülümsedi son çare. Az önceki gibi olur diye ama Aksel niyetini anladı ve bu hareketine gülümsedi. “O bir kere olur yalnız.” Hazel kendini geri çekip Aksel’in çenesindeki elini çekip tuttu. “Tamam, ben heyecanlanıyorum, etkileniyorum. Peki sen?” diye sordu. Avcunun içini tuttu. Ellerini kaldırıp onun eli kendi kalbine, kendi elini de onun kalbine gelecek şekilde bastırdı. Bu biraz daha yakınlaştırdı onları. Aksel derin bir nefes aldı. “Çok tehlikeli.” diye fısıldadı. Hala gözlerinin içine bakıyordu. Hazel’in gözleri yavaştan dolmaya başlamıştı. “Yalnız bu oyunu ben kaybederim ama sende bir şeyi kaybedersin bu gidişle.” diye mırıldandı. Gözlerinde değişik bir ifade vardı. “Neyi?” Gözlerini kapattı sımsıkı. Hazel kazanmış oldu…  “Geri çekil.” Hazel bu tepkisine anlam veremedi bir an. “Geri çekil bal.” diye fısıldadı Aksel. Aksel’in eli ne ara Hazel’in omzuna gitmişti ikisi de bilmiyordu. Hazel omzundaki elini itip kendini geri çekti. Aksel gözlerini açtı. Aynı anda kapı da çaldı ve Aksel yataktan kalkıp cama doğru yürümeye başladı. Hazel bu duruma anlam veremedi. Kalakaldı. “Gel.” diye seslendi en sonunda. Annesi kapıdan girdi yavaşça. Önce Hazel’e baktı, sonra Aksel’e. Kaşları anında çatıldı tabii. “Hoş geldin.” dedi. Aksel, “Hoş bulduk efendim.” dedi çatallaşan sesiyle. Boğazını temizledi hemen ardından. “İyi misin Hazel?” Hazel başını olumlu anlamda salladı. “Sabah biraz bitkindim ama babam serum taktı. İyiyim şimdi. Sen erken dönmüşsün.” “Evet, ciddi bir şeyin olup olmadığını merak ettim. Sabah epey erken çıkmıştım, baban da arayınca.” “İyiyim sorun yok.” Aksel’e doğru baktı. “Anne Aksel, arkadaşım.” diyerek Aksel’i gösterdi. Aksel az önceden sonra biraz sakinleşmişti. Annesi Aksel’i inceledi. “Yaşıtın kişilerle takılıyorsun sanıyordum?” diye sordu otoriter bir sesle. Annesi Nurbanu’yu tanırdı ve birkaç sınıf arkadaşını daha… Başka arkadaşı da yoktu zaten o yüzden Hazel bir miktar şaşırmış olmasına hak veriyordu. “Aksel benim yaşıma ayak uydurabiliyor. Hatta onun yanında daha yaşlı bile davranıyorumdur.” diyerek gülümsedi. O kadar çocuk gibiydi ki… “Nerede tanıştınız? Hasta yatağında seni ziyaret edecek kadar yakın olmalısınız.” Derin bir nefes aldı. “Gülsüm ablanın yeğeni kendisi. Onu ziyarete gelmiş, benim de hasta olduğumu duyunca uğradı anne.” Bir şeyler açıklamak zorunda olmaktan nefret ediyordu. Aksel sanki odada yokmuş gibi konuşuyorlardı  ve bu sinir bozucuydu, yani Hazel’e göre. “Anladım, sonra konuşuruz bu konuyu.” Annesi yanından kalkarken kucağındaki gülü gördü. Sonra tekrar Aksel’e baktı. “Ben üzerimi değişmeye gidiyorum. Gelirim yine yanına.” Kapıdan çıkarken Aksel ensesini kaçıyordu. Canan Hanım ardından kapıyı örttü. Düşüncelerini ve isteklerini üçüncü kişiler yanlarındayken dile getirmeyi sevmezdi. O yüzden Aksel gittikten sonra sıkı bir konuşma yapacaktılar belli ki… “Fazla otoriter. Kovar sanmıştım.” Aksel Hazel’in yanına doğru geldi. “Kovmaz. Sen gittikten sonra konuşur biraz o kadar.” Aksel Hazel’in gözlerinin içine bakmıyordu. “Az önce bir şey söylemiştin. Ben bu oyunu kaybederim sende bir şey kaybedersin diye bir şeydi. Sen oyunu kaybettin ben ne kaybettim?” diye sordu. “Kaybetmedin ama engel olmasaydım kaybedecektin.” Güldü ve dakikalar sonra ilk defa gözlerinin içine baktı. Geri çekil bal… Kulaklarında çınlıyordu. “Ne?” diye sordu. Karşısındaki sandalyeye oturdu yine. “İlk öpücüğünü?” Bir an boğazı kurudu sandı. Afalladı ama ona belli etmedi. “İlk olduğunu nereden çıkardın?” diye sordu bozuntuya vermeden. Aksel’in kaşları çatıldı. “Ne?” O afallamıştı ve bunu net belli etmişti. Hazel ise daha fazla uzatmadan, “Şaka yapıyorum.” dedi gülümseyerek. “Yani sakin, ılımlı falansın ama çok fenasın.” Kaşlarını kaldırdım. “Böyle çekinmiyorsun çok, utanıyorsun arada ama açık sözlüsün de. Değişiksin.” diye devam ettirdi cümlesini. “Konuşmayı çok sevmiyorsun ama güzel konuşuyorsun.” Hazel’in ellerini tuttu. “Çok güzelsin, bunun farkındasın ama kullanmıyorsun güzelliğini. Doğalsın. Ama dışarıdan bakan birisi havalı sanabilir seni. Çok sosyal değilsin ama çok cana yakınsın. İnsanın seninle konuştuğu bir cümleden bile içi ısınabiliyor. Kendi halindesin ama hedefin bence dünyayı değiştirmek.” Evet, dünyayı değiştirmek istiyordu. Ve evet her söylediğinde haklıydı. “Bana güvendin.” dedi bir anda. “Bir anda her şeyinle bana güvendin.” Önüne düşen bir saçı geriye attı. “Seni o an öpmeyeceğimi o kadar iyi biliyordun ki geri bile çekilme ihtiyacı hissetmedin.” Yanağını okşadı. “Annen çok otoriter ama buna rağmen sakin bir şekilde beni onunla tanıştırmaktan alı koymadın kendini. Paniklemedin.” Hazel cevap vermedi. Sustu hep. “Bir şeyler hissediyorsun ve bunu çekinmeden gösteriyorsun.” O da öyleydi. “Senin gibi sakin kızlar çekingen olurlar.” Hazel, yanağını Aksel’in avcuna bastırdı ve gözlerini kapattı. “Ne hissediyorsun?” diye sordu bir anda. Açmadı gözlerini. “En son bir erkekle görüştüğümde, beni öpmek istedi diye son vermiştim ilişkime.” diye mırıldandı. Gözlerini açtı, “Ama sen öpmek istesen durdurmam sanırım.” Hazel, Aksel’in gözlerindeki şaşkın dalgalanmayı seyretti. “Çünkü-“ demişti ki, Aksel “Bana güveniyorsun.” diye tamamladı cümlesini. Başını olumlu anlamda salladı. “Sen öpersen bir bildiği vardır derim.” Duraksadı. “Öpmezsen de öyle.” Elini yanağından çekti. “Sen sarılırsan bir bildiğin vardır, sen dokunursan bir bildiğin vardır. Sen bırakıp gidersen de bir bildiğin vardır.” Aksel Hazel’in gözlerine kadar şaşkınca bakıyordu ki, “Ben bu güveni kazanacak ne yaptım?” diye sordu. Hazel omuz silkip gülümsedi. Gülsüm abla sağ olsundu… Gülsüm abla annesinin olmadığı her an annesiydi onun. Annesinden daha çok anneydi hem de. Gülsüm abla Aksel’e sonsuz güvenebilirsin dediği an bitmişti Hazel’de olay. “Gel buraya.” Kolunu omzundan atıp kendine çekti Hazel’i. Sımsıkı sarıldılar. Aksel çenesini Hazel’in başına yasladı. “Şu öpmeye çalıştı diye son verdiğin ilişki? Nasıldı?” diye sordu. “Okulun ilk zamanları bir çocuk takılmıştı peşime. İlk başta arkadaşça yaklaştığını düşünüp sıkıntı olmaz diye düşündüm ama sonra bir gün öpmeye çalıştı. Tabi tekme tokat Allah ne verdiyse.” Birden gülmeye başladılar ikisi de. “Annem girdi en sonunda kısa bir tehdit ve çocuk bir daha karşıma çıkmadı.” Aksel kısa bir iç çekti ve yavaşça Hazel’den ayrıldı. Ona sarılmayı çok sevmişti…  “Neyse, ben artık gideyim babana da yakalanmayalım. Ararım seni.” Yanından kalkmadan önce üzerine eğildi ve alnını öptü. Sonra ise komodinin üzerindeki tepsiyi alıp kapıya yöneldi. Kapıdan çıktığında Hazel kocaman gülümsedi. Bir değişik hissettirmişti. Bir süre uzandı. Hala bitkinlik vardı üzerinde ama daha iyi hissediyordu. Gözlerini kapatmıştı ki kapısı açıldı aniden. Aksel, gülümseyerek ona baktı. “Evden çıkamıyorum da, yanında mı uyusam bu gece?” Yok daha neler…
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE