Aksel Hazel’den ayrı geçirdiği vakitleri ziyan olmuş gibi hissediyordu. Onu görmek o kadar kuvvetli duyduğu bir istekti ki, kapıdan çıktığı an yüzü gözlerinin önünden gittiği an özlemişti onu. Dayanamadı döndü odaya. Onu biraz daha görmenin bir yolu olmalıydı. Birlikte vakit geçirmelerine vesile olacak bir şey olmalıydı. Onun yanında daha uzun kalmasını gerektirecek… O an aklına gelen ilk şey babasına yakalanma korkusuydu. Çünkü annesi o kadar büyük tepki vermemişti ama babasından tırsmıyor değildi. Çünkü her baba kızının yanında bir erkeği görünce delirirdi ona göre. Çünkü ileride bir kızı olsa böyle hissedeceğine emindi. Onu başka bir erkeğe emanet etme fikri… Daha şimdiden Hazel ile olmamış kız çocukları hayaline kapıldığına göre ateş çoktan sarmıştı bacayı… Külleri bile kalmamıştı.
Hazel hayretle Aksel’e bakıp, “Ne saçmalıyorsun yahu?” diye sordu. Aksel ise ellerini cebine koyup odada turladı. O kadar kısa zaman içerisinde o kadar çok şey düşünmüştü ki bir an Hazel’in odasına hangi bahaneyle daldığını unuttu. Sonra kendine gelip, “Bas baya babanı gördüm çıkamadım.” diye sürdürdü oyununu.
Hazel’in ağzı aralandı.
“Babam mı? Babam geldiyse buraya gelir. Aksel ne yapıyorsun odamda ya?” Hazel yataktan kalkmaya çalıştı. Aksel elini uzattı ve iki yana salladı panikle. “Dur dur dur. Kalkma. Şaka yaptım.”
Hazel o kadar panik bir şekilde kalkmaya çalıştı ki yataktan, Aksel kıyamadı.
“Baban gelmedi, sadece gitmek istemedim. Biraz daha yanında kalmak istedim. Azıcık daha...”
Hazel onun bu masum isteğine karşı ne diyeceğini bilemedi. Aksel Hazel’in masasının önündeki sandalyeyi çekti. Kenardaki kamerayı eline aldığında Hazel ister istemez paniklemişti. “Bu kayıtta. Video çekiyor unuttun herhalde.” dedi Aksel.
“Yok ben arada öyle boş videolar çekiyorum lazım oluyor bazen.” diye yalan söyledi Hazel.
“Hep video çekiyorsun aslında bunu fark ettim ama sormak istemedim. Şimdi sormak istiyorum. Neye lazım oluyor?”
Aksel bunu hafif dalga geçmek adına sormuştu. Ama Hazel ciddiye aldı.
“Böyle hayatımdan kesitleri videoya almayı seviyorum. Henüz kimseye izletmedim.” dedi açık açık.
Detaylı anlatmak istemiyordu henüz. Ama görmüş ve anlamıştı sürekli video çektiğini. Bunu daha fazla hiçbir şey yokmuş gibi saklamak mantıklı gelmemişti. “Ben yanında olduğum zamanlar seni çekebilirim.” dedi Aksel.
Hazel bunu duyduğuna sevinmişti. “Teşekkür ederim bu benim için güzel bir haber oldu.”
Aksel kameranın kaydını durdurmadan eski yerine koydu ve oturduğu yerden kalktı.
“Seninle ilgili tespitlerim doğru çıkıyor. Değişik birisin ama aynı zamanda çabuk da anlaşılıyorsun.” dedi yatağa doğru yürüyerek. Onun yanındaki komodine oturdu. “Ben sürekli yakınında olmak istiyorum ve bu istek bana nefes aldırmıyor Hazel.”
Uzanıp elini tuttu. “Seni tanıyana kadar temas bağımlısı biri olabileceğim aklıma gelmezdi. Ama beni yanlış anlamandan da korkuyorum. Yanımda olduğun her zaman böyle parmağımın ucuyla falan eline dokunsam bile yeter sanırım.”
Hazel dudaklarını birbirine bastırıp gülümseyişini gizlemeye çalıştı. “Aşırı açık sözlüsün en başından beri ve seni çeken en önemli şey bu oldu benim için.”
Aksel tek kaşını kaldırıp, “Demek duygularımız karşılıklı sen de bana çekiliyorsun…”
“Çok çabuk cıvıyorsun.” dedi Hazel.
“Bu kırdı.”
Hazel gülerek, “Gerçekler dostum.” diye karşılık verdi.
“Sevgilim demeni tercih ederdim.”
Aksel yine açık sözlülüğünü abartarak, “Bir tanem falan da olabilirdi.”
“Sussan mı sen acaba?” Hazel utanmıştı ve bu utancı Aksel çok sevmişti. “Ellerin de ellerime bir yakıştı bir yakıştı.” Aksel ikisinin ellerine baktı. Hazel ellerinin Aksel’in avcunda olduğunu görünce geri çekti. Aksel tam ellerini tekrar tutacaktı ki, aklına gelen fikri Hazel’in de kabul edeceğini düşünerek, “Hadi kalk. Kendini nasıl hissediyorsun?” diye sordu.
“Biraz daha iyi neden ki?” diye sordu Hazel. Az önce ne yaşadıklarına bir anlam verememişti ama.
Aksel elini Hazel’e uzattı yeniden ama bu sefer onu yatakta kaldırmak içindi. “Ruh hasta olmadan beden hasta olmazmış. Ruhunu iyileştirmek istiyorum ne dersin?”
Aksel gülümsedi. “Nasıl olacak?” diye sordu Hazel Aksel’in elini tutup. Aksel zorlanmadan onu yataktan kaldırdı. “Üzerine bir şeyler alalım.”
Dolabında bir hırka aldı ve omuzlarına attı. “Korkma ve bana güven. Sadece seni götüreceğim yere sorgulamadan gel olur mu?”
Hazel başıyla onayladı ve odasından çıkarken sessizdi. “Kameramı alabilir miyim?” diye sordu son anda. Aksel onu onaylayınca içeri girip makinesini aldı. Odadan çıktıktan sonra odasının kapısını kilitledi. “Bu birkaç saat idare eder herhalde.”
Hazel Aksel’in ne yaptığını pek anlayamadı ama elini sımsıkı tutan ele güven veriyordu. Merdivenlerden yavaşça inip kapıya doğru yöneldiler. Şu şekilde yakalanmamayı umuyordu… Özellikle Gülsüm ablasına… Aksi durum ikisi için de iyi olmazdı çünkü.
Aksel dış kapıyı sakince açtı ve Hazel’i peşinden sürüklemeye devam etti. Tam dış kapıdan da çıkacakken büyük kapının garaja açılan kısmı otomatik açılmaya başladı. Aksel Hazel’i hızla bekçi kulübesinin arasına saklarken gelen aracın babasının aracı olduğunu gördüler. Umarım ilk işi kızını kontrol etmek olmazdı.
Aksel Hazel’e her bu kadar yakın olduğunda onun kokusunu duyuyordu ve derin derin içine çekmemek için çok zor tutuyordu kendisini.
Araba garaja girdiği an dış kapıya koştular el ele ve dışarı attılar kendilerini.
Ağaçlı yolda el ele koşarken Hazel sabahki hastalığını unutmuştu. Ne hastalık ne bitkinlik ne de hafif serin havayı takıyordu şu an… Koştular. Tıpkı nefretten kaçıp aşka koştukları gibi. Yine ve yine el ele koştular.
Konum olarak nereye koştuklarını bilmiyordu Hazel ama koştular. En sonunda sahildeki halı sahada durdular. Maç yeni bitmiş kalabalık varlığını sürdürüyordu.
Hazel ise pijamalarıylaydı. Burada… Aksel’in elini tutuyordu.
Aksel Hazel’i halı sahadan içeri soktu ve elini uzatıp ileri gitmesini sağladı.
Hazel ne yaptığını pek anlayamadı. O an bir müzik doldurdu sahili.
“Ruhunun kilidi, bedeninin diliydi. Kilidi aç ve iyileş bal. İzliyor olacağım.”
O an anladı ne dediğini. Herkes Hazel’i izlerken ve o burada pijamalarıylayken… Ondan en iyi yaptığı şeyi yapmasını istiyordu. Dans ederek iyileşmesini…
Elini bıraktı usulca. Hazel gözlerini kapattı. Kolları kendisinden habersiz gerilirken eş zamanlı adım attı. Kendisini müziğe bırakırken ne öncesi ne sonrası…
Sadece bu anı düşündü.
Hafif terlemiş alnı, üşüyen bedeni umurumda olmadı. Hapşırdı. Bununla eş zamanlı eğildi ve bir ritim tutturdu.
“Kaç dakika orada dünyayı durdurdum zaman akmadı bilmiyorum ama yemin ederim iyileştim. Ben vallahi de billahi de oracıkta iyileştim. Halı sahada dans ederken tüm berbat hislerimi çimlere bıraktım. Aksel’in top peşinde koşturduğu çimlerde dans ettim. Siz de beni Aksel’in elinde tuttuğu kameradan izlediniz. Evet, tam olarak Aksel’in beni gördüğü, izlediği bakış açısıyla izlediniz o sahneleri. Çok garipti. Hayatımın hiçbir döneminde bu videoları çekmeye başladığım bu zamanlar kadar garip olaylar yaşamadım, bundan sonra da yaşamayacağım muhtemelen. Bu videoları çekmeye karar vermeseydim de bu anları yaşayacaktım belki de. Ama siz izleyemediğiniz, beni bilmediğiniz, varlığımdan haberdar olmadığınız için bu kadar anlamlı gelecek miydi bilmiyorum. Gerçi şu an da beni bilmiyorsunuz. Henüz beni tanımadığınız zamanlar çekiyorum bu videoları. Ama yine de orada, ekranın karşısında benim hayatımı izleyeceğinizi bilmek bile anlamlı. Çünkü ne de olsa zaman kavramı önemli değil çünkü ben dans ettiğim ve onun gözlerine baktığım her an zamanı durdurabiliyorum. Şimdi o durmuş zamanlardan birindeyiz ve siz bu videoyu izliyorsunuz değil mi?”