Hazel Gülsüm ablasının ölen nişanlısının adının Aksel olduğunu duyunca daha da sarsıldı. “Mahalledeki herkes çok sever sayardı onu.” diye anlatmaya devam etti Gülsüm Hanım.
“Gülkız hamileydi o zamanlar. Yani o şehit düştüğünde. Kırmadı beni. Aksel koydu oğluşumun adını.”
Gülsüm Hanım yanaklarından dökülen yaşları sildi. “O yüzden Aksel’im benim için hep farklıdır. Onun bebek kokusuna sığındım da acımı unuttum biraz olsun. Sonra da bir daha evlenemedim işte.”
Hazel beş yıldır yanlarında olan ve çok sevdiği Gülsüm ablasının böyle bir geçmişi olduğunu bilmiyordu.
“Ben Aksel dayımın nişanlı olduğunu duymamıştım hiç.” dedi Nurbanu.
“Sen doğmadan seneler evveldi. Sonra sustuk, kimse konuşmaz oldu bu konu hakkında. Benim girdiğim her ortamda kapatılırdı konusu. Ne denli acı çektiğimi görmüşlerdi. Öyle yıllar geçtikçe unutuldu zaten. ”
Nurbanu’nun doğmadan önce şehit olan dayısı… Gülsüm ablanın nişanlısı…
“Aman öyle işte.”
Gülsüm Hanım burnunu çekti ve gülümsedi. “Kalanlar bir şekilde yaşıyor işte. Siz anlatın artık bakalım. Aksel ile sabah olan neydi.”
Hazel bir süre kendine gelmeye çalıştı. Nurbanu da aynı şekilde. Gülsüm Hanım konuyu bir anda onlara çevirmişti. Hem anlattığı şeyin üstüne çok üzülmesinler hem de sabah olanı anlatsınlar diye.
Hazel derin bir iç çekti.
“Hani sahilde bir çocukla tanıştım demiştim ya Gülsüm abla. İşte o çocuk Aksel’di.”
Gülsüm Hanım, Hazel’i çok seviyordu ve Aksel onun oğlu gibiydi. O yüzden bu duruma içten içe sevinmişti bile.
“Sonra bir iki kez daha karşılaştık biz. Bana karşı niyeti arkadaşça değil direk aşktan bahsediyor ve bu beni geriyor. O yüzden böyle ani çıkışlar sergiliyorum işte. Bir de Nurbanu ile aynı mahallede oturduğu ortaya çıktı. Nurbanu’da benden bunu sakladı. Şimdi de senin ikizinin oğlu olduğunu öğreniyorum. Her yerden hayatıma bu denli dâhil olması beni biraz ürküttü. Haliyle iyi hissetmedim ben.”
Gülsüm abla güldü. “Ah benim deli oğlum.”
Gülsüm abla Hazel’in yanına doğru yürüdü ve yatağa oturdu. “Aksel çocukken de böyleydi. Kafasına bir şey koyduğu an hemen olsun isterdi. Sabrı yoktu. Şimdi senden hoşlanmış, arkadaşça yaklaşmak uzun bir süreç onun için çünkü niyeti kafasında belli, kendinden emin.”
Hazel hiç buradan bakmamıştı olaya çünkü onu tanımıyordu. “Yani öyle kötü niyetli olduğu için değil.”
“Ben de haklı değil miyim ama?” diye sordu Hazel. “Sen de haklısın tabi. Ama kötü hissetme diye bunu söylüyorum. Yoksa gerisi sana kalmış, sizin aranızda.”
Gülsüm abla Hazel’in elini tuttu. “Bizim oğlan seni anlamamış pek. Yani sonuçta o bir erkek ve çok düz düşünüyor güzelim. Bizim gibi detaylı düşünmeleri imkânsız gibi bir şey. Seni tedirgin ederek ayıp etmiş. Ben onunla konuşurum bir daha olur olmadık çıkmaz karşına.”
Hazel, “Senin yeğenin olması içimi rahatlattı biliyor musun?” dedi en sonunda gülümseyerek. Gülsüm abla da güldü bu dediğine. Nurbanu onları izliyordu. “Ha ben Aksel abimle ilgili iyi şeyler söyleyince susturulayım.” dedi tavırlı bir şekilde.
“Sen sus.” dedi Hazel yine gülerek. Sonra devam etti.
“Sen kesin Aksel’in Gülsüm ablanın yeğeni olduğunu da biliyorsundur önceden.”
Nurbanu başını salladı. “Al işte.”
“Yahu Gülsüm ablayla da aynı mahallede oturuyoruz Gülkız ablayla da. Valla sen beş yıl önce buraya taşınmış olabilirsin ama biz doğduğumuzdan beri aynı mahalledeyiz.”
Hazel ile Nurbanu’nun evleri arasında on beş dakikalık yürüme mesafesi vardı. Aynı mahallede değillerdi. Nurbanu’nun oturduğu mahalle biraz daha şirin iç içe bir mahalleydi. Hazel’in oturduğu yer ise bir miktar daha sitelerin ve müstakil evlerin olduğu zengin kesimin oturduğu bir mahalleydi.
“Sizce de çok garip değil mi bu kadar ortak paydalara sahip olup Aksel ile karşılaşmamız olmamız?”
Artık Aksel’e olan güvensizliği gitmişti. Çünkü hayatta en güvendiği iki insan da Aksel’e güveniyordu ve onun içini rahatlatmışlardı bu konuda.
Hazel tüm bunların üstüne Aksel’i görmek istedi. Onu kovmuştu ve kırdığına emindi….
“Gülsüm abla, ben Aksel’i kovdum ya evden çok kırılmış mıdır bana?”
Gülsüm Hanım gülümsedi, “Yok kırılmamıştır o.”
“Çok sert çıkıştım ama sanki.”
Nurbanu, “Evet epey sert çıkıştın.” diye onayladı onu.
“Sen çağırsan onu. Bizimle birlikte film izlese.” Gülsüm ablasının gözlerinin içine baktı Hazel.
“Gece oldu ama kızım, siz bana emanetsiniz şu an. Nasıl çağırayım şimdi koskoca delikanlıyı buraya.”
“Gülsüm abla ne olursun ya. Bu gece pişmanlık içinde uyutma beni.”
“Annen ya da baban duyarsa ne deriz kızım.”
“Kızacaklarını sanmıyorum ki ben. Aksel bizim arkadaşımız senin de yeğenin tanıyoruz sonuçta. Hem duymaz onlar.”
Gülsüm Hanım biraz düşündü, “Böyle çağırırsam gelmez ama o. Bir şey lazım bırak diyeyim öyle içeri davet edelim olur mu?”
Nurbanu Hazel’deki bu değişime sevinmişti.
Gülsüm Hanım telefonuyla Aksel’i aradı.
“Hoparlöre alır mısın?” diye fısıldadı Hazel.
Gülsüm Hanım telefonu hoparlöre aldı.
“Alo oğlum müsait misin?”
“Müsaidim teyze, ben de seni arayacaktım. Kusura bakma bugün sözünü dinlemeden daldım içeri.”
Hazel buruk bir şekilde gülümsedi. “Gerçi bir işe yaramadı ama, neyse.” diye devam etti. Sesi canının sıkkın olduğunu epey ele veriyordu.
“Senin onların evinde çalıştığını Nurbanu söyledi bana. Ondan öğrendim. O sana sahilde tanıştım diye bahsettiğim kız da Hazel’di işte.”
Hazel kaşlarını kaldırım Gülsüm ablasına baktı. Herkes her şeyi biliyordu maşallah.
“Tamam, sen o konuyu boşver şimdi. Evde un bitmiş, kızlara kek yapacağım acil lazım. Getirebilir misin yakınsan buralara.”
Aksel kararsız bir ses tonuyla, “Yakınım da Yusuf ile yollasam teyze. Gelmeyeyim şimdi bir süre o taraflara.” dedi.
“Kızlar odalarında oğlum iki dakika bırakıver işte yorma Yusuf’u bir daha.”
“Tamam, o zaman.”
Telefonu kapattıklarında, “Sen de az oyuncu değilmişsin he.” dedi Hazel omzuna vurarak. “Demek benimle sahilde tanıştığını anlattı sana. Anladın mı ikimizden de aynı hikâyeyi dinleyince?”
“Anlamıştım tabi ama kapıda siz karşılaşana kadar emin olamamıştım.”
Hazel Aksel’in birazdan gelecek olmasına o kadar heyecanlanmıştı ki. O sırada Nurbanu kamerayı işaret etti. Salona ilk girdiklerinde kayda başlamıştı kamera.
“Senin diğer kamera vardı ya sadece yarım saat video çeken onu da kapının girişine koysana. Kim bilir belki sen açarsın kapıyı.” diye fısıldadı Nurbanu.
Hazel güldü. “Akıllı bıdıksın sen.”
Hazel oturduğu yerden kalktı ve odasına çıkıp diğer kamerasını ayarladı. Aşağı indiğinde kapının karşısındaki dolaba yerleştirdi kamerayı.
Tekrar içeri döndüğünde eski yerine oturdu.
Bir süre Aksel’in gelmesini beklediler. Kapı çaldığındaysa, “Ben açayım mı? Hem durumu açıklarım.” dedi hevesle.
Gülsüm ablasından onay alınca kapıya doğru koştu. Dolaptaki kameranın kayıt tuşuna basıp kapıyı açtı. Aksel birden karşısında Hazel’i görünce afalladı.
“Selam.” dedi Hazel.
“Selam?”
Bir cevaptan çok soru sorar gibiydi çünkü şaşırmıştı. Onu en son bıraktığında hiç böyle değildi.
“Un getirmiştim teyzem istedi. Kusura bakma kapıyı senin açacağını bilmiyordum ben, teyzeme söylemiştim ama işte.”
Gözlerini kaçırdı. “Aksel seni ben çağırdım. Çok ani tepki verdim, yani panik oldum ben. Hiç soğukkanlı birisi değilimdir. O yüzden biraz sert çıkıştım sana. Ama sonra oturup mantıklı düşününce, o muameleyi hak etmedin.”
Aksel’in sabahtan beri düşük olan modu aniden yükselmişti. “Bir gün doğru yolu bulacağını biliyordum ama o günün bu gün olması çok ani oldu.”
Güldüler buna ikisi de. “Cıvımasan mı hemen?”
“Tamam tamam, sen de haklıydın ama dört bir yandan atağa geçtim hangisini karşılayacağını şaşırdın.”
Çok doğruydu bu söylediği.
“Gelsene içeri, film izleyeceğiz seni bekledik.”
Aksel bunu hiç beklemiyordu. “Ailen yok mu?” diye sordu.
“Yoklar, Nurbanu, Gülsüm abla ve ben varız sadece.”
Hazel ilk kez onun yüzüne bu denli dikkatli baktı. Burnu ne kadar güzel diye düşündü. Gözleri, kaşları… O gerçekten yakışıklı bir çocuktu. Ama bunlardan önemlisi kalbi güzeldi. Şu kısacık zamanda ona inanmayı tercih ettiği zaman buna karar vermişti. Kalbinin güzelliği yüzüne de vurmuştu. “Nazar değmesin maşallah.” diye mırıldandı.
“Ha?”
“Gelecek misin içeri?” diye toparladı kendini Hazel.
“Teyzem buna izin verdi mi?” diye sordu. “Evet evet. Hadi gel.”
Kapıyı sonuna kadar açtı. Aksel ayakkabılarını çıkardı ve içeri girdi.
Aksel elindeki un poşetini Hazel’e uzattı. “Bey aç mısın tok musun bir şeyler hazırlayayım mı sana? Yoksa çok mu yorgunsun masaj yapayım ben sana. Aaa o elindeki de ne? Un mu? Hiçbir eksiğimizi de unutmuyorsun maşallah.” diyerek Hazel’e nümayişte bulundu. Hazel kahkaha attı bu taklit yeteneğine.
“Aşık olsana sen bana.” dedi Aksel bu güzel kahkahanın ardından. “Bak bir kez daha aşk dersen seni evden kovarım.”