Hazel ve Aksel gülüşerek salona girdiklerinde Nurbanu ve Gülsüm Hanım baş başa vermiş sanki çocuklarının mürüvvetini gören kaynanalar gibi ikisini izliyorlardı. Gözleri parlıyordu resmen. “Oh oh maşallah.” diyerek bu tespiti ispat etti Nurbanu.
“Film seçtiniz mi artık?” diye sordu Hazel.
“Aksel abim seçsin. Çünkü biz hepimiz farklı şeyler öneriyoruz. Aksel abi, polisiye mi, romantik mi fantastik mi?”
Aksel tekli koltuğa oturduktan sonra, “Kimler hangisini önerdi ona göre seçim yapayım.”
“Yok öyle tarafsız seç birini.” dedi Gülsüm Hanım.
Aksel kısa bir süre düşündü. “Şu sıralar romantik film izlemek çekiyor canım.” dedi. Hazel dudakalrını birbirine bastırıp gülümseyişini saklamaya çalışırken, “İşte benim oğlum.” dedi Gülsüm abla böbürlenerek.
“Aksel abi hiç beklemezdim senden bunu ama yani.”
Aksel, “Fantastik senin miydi?” diye sordu Hazel’e dönerek. Hazel de başını olumlu anlamda salladı. “Başka zaman baş başa izleriz artık.”
Hazel gözlerini devirdi.
“Açıyorum o zaman ben filmi.” dedi Aksel’in göndermesini yok sayarak.
“Durun kızlar ben iki dakika Aksel’e de mısır patlatayım öyle izleyelim filmi.”
Gülsüm Hanım mutfağa gittiğinde Hazel daha fazla ayakta kalmamak için koltuğa oturdu. “Çok uzak kaldım ben size.” diye söylendi Aksel.
“Gel yer değişelim Aksel abi.” dedi Nurbanu hemen hevesle. Hazel ne yapmaya çalıştığını anladığı an, “O zaman da sen uzak kalmış olacaksın Nurbanu.” dedi iğneleyici bir ses tonuyla.
“Hazel!” diye seslendi Gülsüm Hanım mutfaktan.
Hazel oturduğu yerden kalkıp hızla mutfağa gitti. “Kızım elimi yaktım ben banyodan krem süreyim su toplamasın dikkat et mısırlara karıştır sürekli.”
“Ben daha önce mısır patlatmadım Gülsüm abla.” diye seslendi arkasından ama Gülsüm Hanım koşarak banyoya girmişti bile. Hazel mısırları tahta kaşıkla karıştırmaya devam etti. O sırada Aksel girdi mutfaktan içeri. “Kötü bir şey mi oldu?” diye sordu. “Elini yakmış azıcık krem sürmeye gitti.”
“Ciddi miydi yanık.”
“Yok yok ufak bir şey.”
Aksel anladığını belirten bir şekilde başını salladı. “Ailen nerede?” diye sordu.
“Babam doktor benim, bu akşam nöbeti varmış. Annem de savcı, onun da üzerinde çalıştığı bir dava var şu sıralar biraz yoğun.”
“Anladım. Hiç kardeşin yok herhalde?”
“Bu detayları Nurbanu’dan öğrenmiş olman gerekmiyor mu senin?”
Hazel kaşığı kenara bırakıp Aksel’e döndü.
“Hayır aslında öğrenmedim. Seninle konuşacak şeylerimiz olsun diye seninle ilgili pek detay almadım yani.”
Hazel kaşlarını kaldırdı. “Garip.” dedi. O sırada ısınan mısırlardan biri birden patladı ve Hazel’in yanağına çarptı. “Hi yandım!” diye bağırdı Hazel.
“Kapağı nerede bunun?” diye sordu Aksel. O sırada ikinci mısır patladı ve Aksel’in koluna çarptı.
“Kızım niye duruyorsun kapak bul bir şey bul.”
Hazel etrafına bakındı. Sonra alt dolabı açtı. O sırada mısırlar durmadan patlamaya ve etrafa saçılmaya başlamıştı. Çoğu da Aksel ve Hazel’e geliyordu. “Bulamıyorum!” diye bağırdı Hazel.
Yüzüne gelen bir mısırla, “Of of yandım!” diye bağırdı. Aksel kolundan tuttuğu gibi Hazel’i eğdi. Dolabın yanına çöktüler birlikte.
Nurbanu da seslerle birlikte mutfağa koşmuş mısırlardan nasibini almıştı.
“Kapatsanıza şunun kapağını!” diye bağırdı. “Kolaysa gel kapat!” dedi Hazel bir hışımla başını kaldırıp.
Başını kaldırmasıyla üç dört tane mısırı yüzüne yemesi bir oldu.
Aksel Hazel’in başını tutup aşağı eğdi. “Çıkarma şu başını.” Nurbanu mutfağın kenarındaki kapının arkasına saklanmıştı. Mısırlar o kadar hızlı patlıyordu ki mutfağa girmek bir mucizeydi. Hazel başını azıcık kaldırıp Aksel’e baktı. Bir kolu omzundaydı ve hemen dibinde çökmüştü. İlk defa ona bu kadar yakın olmanın vermiş olduğu hisle yutkundu. Boynuyla göz göze gelmişti. Teninden hafif bir erkek parfümü geliyordu. Kollarındaki ellerinin tutuşu kalbini hızlandırdı. “Aksel ne yapıyorsun?” diye sordu Hazel en sonunda. Aksel de Hazel’e baktı göz göze geldiklerinde, “Seni mısırlardan koruyorum.” dedi gülümseyerek. “Fırsatçı mıyız biraz sanki?”
“Aman Allah!” diye bağırarak mutfağa girdi Gülsüm Hanım. Koşarak ilerideki tepsiyi aldı ve tencerenin üzerine kapattı. Ocağın da altını kapatıp Aksel ve Hazel’e döndü. Üçüncü kınayan bakışlarını da kapının yanında bekleyen Nurbanu’ya attı. “Yani üçünüz kenarlara köşelere saklanıyorsunuz da bir çözüm bulamıyorsunuz helal olsun.”
Hazel üzerindeki mısırları silkeleyerek yavaşça doğruldu. Aksel bir çözüm bulmak istememişti, Hazel’in deyimiyle biraz fırsatçılık yapmak istemişti. Hazel o an Aksel yanında diye ne yapacağını şaşırmıştı, Nurbanu ise o an olanları videoya almakla meşguldü. Çünkü Aksel ve Hazel çok tatlı duruyorlardı.
“Mahvolmuş mutfak ya.” diye söylendi Gülsüm Hanım. Hazel kendini çok suçlu hissediyordu. “Her taraf yağ olmuş.”
Hazel mutfağın yanındaki faraşı alıp yerlerdeki mısırları süpürmeye başladı. “Benim hatamdı. Tencerenin kapağını bulamadım.” dedi dudaklarını bükerek. Aksel de çöktüğü yerden kalkmıştı. “Üstünüz başınız yağ olmuş. Şuna bak.” Aksel’in tişörtüne dokundu. “Gidin elinizi yüzünüzü yıkayın.”
Hazel yerlerdeki mısırları temizlemeyi bitirince suçlu bir çocukmuş gibi mutfaktan çıktı. Aksel de hemen ardından çıktı. “Banyo ne taraftaydı?” diye sordu.
“Gel yukarıdakine ben sana bir tişört bulayım.” dedi. Bazen bol giymeyi sevdiği için birkaç beden büyük tişörtler alırdı. Onlardan birini verecekti Aksel’e.
Odasının yanındaki banyoyu gösterdi. “Sen geç elini yüzünü yıka. Ben sana tişört getiririm.”
Kendi odasına girdi. Odasındaki banyoya girip ellerini yıkadı önce. Saçı başı her tarafı yağ olmuştu. Ellerini kurulayıp dolabından bol bir tişört aldı ve Aksel’e vermek için odadan çıktı. Kapıyı tıklattı.
Aksel kapıyı açtı ve, “Saçlarımı yıkasam bir havlu getirebilir misin?” diye sordu.
“Aslında duş da alabilirsin?”
“Yok sadece saçımı yıkasam yeter eve geçince duş alırım.”
Hazel başını olumlu anlamda salladı ve yanından geçip banyoya girdi. Banyo dolabını açıp havlulardan birini aldı ve ona uzattı. “İstersen su tutabilirim başına.”
Aksel gülümsedi, “Yok ben halleder gelirim hemen, şimdi teyzem de aşağıda ya ayıp olmasın burada ikimiz.”
Hazel anlayışla başını salladı. Bu kadar düşünceli olması hoşuna gitmişti. Banyodan çıkıp kendi odasına girdi. O hiç saçını yıkamakla uğraşmayacaktı. Direk duşa girdi. Kısaca duşunu aldıktan sonra çıkıp üzerini giyindi. Saçlarını da saç kurutma makinesiyle kuruttu. O sırada Aksel çoktan işini halledip aşağı inmişti.
Nurbanu Gülsüm Hanım’a yardım ediyordu. Mutfağı temizlemişlerdi. Aksel salona geçip tekli koltuğa oturdu ve hepsinin gelmesini bekledi. Bir anda kendilerini bu kadar garip bir olayın içinde bulmayı beklemiyordu. Ama Hazel ile vakit geçirdikçe ona daha fazla tutuluyordu.
Hazel saçlarını toplayıp aşağı indi. “Gülsüm abla ya, böyle olsun istememiştim kusura bakma.” dedi mutfak kapısına yaslanıp, “Olan oldu artık kızım hallettik hem. Bir yerleriniz yanmadı dimi?” diye sordu.
“Yok yanmadı anlık sadece mısırlar çarptıkça canım acımıştı biraz. Duş alınca geçti.”
“Ne çabuk duş aldın, ben bir saatten aşağı çıkamıyorum duştan.” dedi Nurbanu.
“Sadece üzerimdeki yağ kokusu gitsin dedim saçlarım da kötü olmuştu. Aksel’e benim bol gelen tişörtlerimden birini verdim. O nerede?” diye sordu Hazel.
“İçeride salonda oturuyor ineli baya oldu.”
Hazel salona doğru baktı Aksel sol köşede telefonuyla uğraşıyordu.
“Film gecesi de yalan oldu resmen.”
“Yok kızım niye yalan olsun.”
Tencerenin dibindeki az da olsa mısırı kaseye koydu ve mutfağın çıkışına doğru yürüdü Gülsüm Hanım. “Hadi açın bakalım filmi. “ Nurbanu ve Hazel de onun peşinden salona girdi.
“Aksel abi tişört yakışmış.” dedi Nurbanu gülerek.
“Küçük olmadı dimi?” diye sordu Hazel. “Yok tam oldu.”
Sarı düz bir tişörttü. Aksel’e de tam olmuştu.
“Bu kadar aksiyon yetti bu gece bence de romantik bir film izleyelim.” dedi Hazel kendini koltuğa atarken. Aksel, Hazel’i izliyordu ve onun her halini izlemek çok hoşuna gitmişti.
Hazel bu bakışlardan birkaçına denk gelmişti ve göz göze gelmiştiler. Filmi açtılar. Film devam ederken Aksel’in filmi izlemediğine odada bulunan herkes emindi. Hazel’i sıcak basıyordu. Film de aşırı romantikti. Hani haddinden fazla yani… Filmin sonunu nasıl getireceğini bilmiyordu. En sonunda kalkıp lavobaya gideceğini söyledi.
Ayakkabılığa koyduğu kamerayı alıp odasına çıktı. Kamerayı yerleştirip karşısına oturdu. “Merhaba. Bazı şeylere siz de şahit oluyorsunuz biliyorum. Fakat içimdeki hislere tanık olmuyorsunuz bu yüzden anlatmak istiyorum. Anlatmazsam nefes alamayacakmışım gibi. Bunu sebebi ne çözemiyorum. Aksel’i aşağıda bıraktım ve odama çıktım. Onlar filmi izlemeye devam ediyorlar sizin de bildiğiniz gibi. Ben devam edemedim. Beni sıcak basıyor. Ben derin derin nefesler almak istiyorum ve bunun sebebini itiraf etmekten korkuyorum. Mısırlarla olan savaşımızın ne kadarını gördünüz bilmiyorum Nurbanu’nun elinde kamerayı gördüm ama henüz o görüntüleri ben de izlemedim. Genelde bu kamera karşısına oturup çektiğim zaman dilimlerini videoları düzenlerken çekiyordum biliyorsunuz ama şu an fazlasıyla doldum. Çok ilgili. Çok fazlasıyla ilgili bir erkek, kibar, düşünceli… Sabah nasıl hissediyordum şimdi nasıl hissediyorum baksanıza. Aşk böyle bir şey mi? Yani beni bu şekilde terleten, böyle derin derin nefesler aldıran bir şey mi? Yoksa o sürekli aşktan bahsettiği için bilinç altımın bana bir oyunu mu bu yaşadığım? Bunu nasıl çözeceğim ki? Şu an bu videoları sizlerle paylaşıyor olsaydım yorumlarınızı merakla okuyor olurdum. Belki tavsiyeleriniz bile olabilirdi bana. Ama siz bu videoları izlediğinizde kaç yaşında olacağımı bile bilmiyorum. Bu zamanları çoktan atlatmış olacağım. Aksel ile nasıl bir yol çizdiğim bile belli olur. Nasıl devam ettik, neler yaşadık. O hayatıma girmeden önce geleceği hiç bu denli merak etmemiştim.”
Hazel kenardaki not kâğıtlarından bir tanesini kopardı ve yazmaya başladı.
“Sevgili yirmi üç yaşım, umarım mutlusundur. On dokuz yaşın seni çok merak ediyor.”
Not kâğıdını duvara yapıştırdı. Kapısı tıklatılınca oturduğu yerden kalktı. Kamera hala kayıttaydı.
Gelen Aksel’di. “Gelebilir miyim sorun olmayacaksa?”
Hazel başını olumlu anlamda salladı.
“Burada olmamdan mı rahatsızsın?” diye sordu Aksel sonunda aklını kurcalayan soruyu. “Hayır seni ben çağırdım neden rahatsız olayım?”
“Aşağıda film izlerken o kadar huzursuzdun ki. Oturduğun yere sığamıyor gibiydin. Buraya kapatınca kendini ben de-”
Hazel Aksel’in sözünü kesti. “Hayır yanlış anlamışsın, ben gelecektim zaten hemen iniyordum.”
“Evet tamam ama bu az önce aşağıda huzursuz olduğun gerçeğini değiştirmiyor değil mi?”
Hazel derin bir nefes aldı ve Aksel’in gözlerine baktı. “Benim kafam çok karışık, sana karşı yani. Düşüncelerimi susturamıyorum.”
Hazel, Aksel ona karşı açık sözlü davrandığında mutlu oluyordu ve hoşuna gidiyordu. Bu yüzden açık sözlü olmaya karar vermişti. “Sen sürekli aşktan söz ediyorsun ve benim aklımda da hep sana karşı böyle derin derin nefesler aldıran hisler geçiyor. Yani avuç içlerim terledi bak.”
Ellerini uzattı Aksel’e. Aksel Hazel’den onu tanıdığından beri böyle bir aşık sözlülük duymadığı için o kadar şaşırmıştı ki. “Sen bana karşı hep açıksın. Her şeyi olduğu gibi söylüyorsun, ben de söylemek istedim. Gelmen iyi oldu. Ben kendimi hep geri tutmaya çalışıyorum ama zihnim çok ama çok karışık. Bu yüzden sana karşı öyle davranıyordum aslında başından beri.”
Aksel Hazel’in avuç içlerinden tuttu. “Teyzen söyledi ki, Aksel bir şey istediği zaman o olana kadar uğraşır bir an önce olsun ister.”
Aksel başını salladı, “Doğru söylemiş, biraz sabırsızım ben ama bu seni rahatsız ettiyse, huzursuz olma sebebin buysa ben devam etmem, ben senin düşüncelerin susana kadar karşına bile çıkmam. Yani istediğin buysa.”
“Hayır istediğim bu değil.”
Ellerini tutan ellerini sıktı, “Ya istediğin olduğu zaman sıkılırsan.”
“Hayır onu nereden çıkardın?”
“Çabuk kazanılan şeyler değerli olmaz Aksel.”
Aksel bir adım daha yaklaştı Hazel’e.
“Çabuk kazanılan şeyler değerli olmaz diye uzunca bir süre bizi birbirimizden mahrum mu edeceksin?”
Bu soruyu sahiden de istediği şey olmayan bir çocukmuş gibi sormuştu.
“Birbirimizi tanımıyoruz.” dedi Hazel ve gözlerini kaçırıp cama doğru baktı. “Birbirimizi tanımamız için fırsat verir misin? Mesela birlikte ortak bir şeyler yapalım, baş başa. Kahve içelim mesela. Benim maçlarıma gelebilirsin izlemek istersen. Ben de senin dans gösterilerine gelirim. Olur mu?”
Hazel başını olumlu anlamda salladı. “Olur. Bu şekilde daha iyi olabilir. Daha huzurlu olurum hem.”
Aksel içi rahatlamış bir şekilde gülümsedi. Sonra masanın başında kendilerine dönük kameraya baktı.
“Kırılmamış dimi?” diye sordu. “Yok bu o değil. O aşağıda. Bu benim eski kameram.”
“Fotoğraf çekmeyi çok seviyorsun herhade.”
“Evet bununla ilgili bir eğitim almıştım, şu sıralar video çekmeyi çok seviyorum.”
“Anladım, odan da çok güzelmiş.”
“Teşekkür ederim.”
Elleri hala birbirindeydi. Hazel usulca ellerini çekti. Aksel ise odasını inceledi. “Yalnız bir çocuk olduğun o kadar belli ki…”
Tek çocuk değil de yalnız bir çocuk demesine takılmıştı Hazel. “Her şeyin en iyisine sahipsin buradan anladım. Kapıdaki araba da senin muhtemelen. Plakası HZL’ydi.”
Hazel başını olumlu anlamda salladı. “Annem ve babam bana karşı ayıramadıkları vakitleri hediyeler alarak telafi etmeye çalıştı yıllarca, klasik.”
“Bu kadar kuşkucu olmanın sebebi de bu sanırım.” dedi Aksel bir tespitte bulunarak. “İnsanlar sana karşı sevgilerini ilgiyle göstermemişler.”
Hazel başını olumlu anlamda salladı. O kadar doğruydu ki, “İlk ilgili teyzenden görmüştüm, sonra Nurbanu. Şimdi sen…”
“Sana hep vakit ayıracağım söz veriyorum.”
Aksel bunu öylesine söylememişti. İçindeki çocukluk yarasını sarmak istercesine söylemişti…