9.Bölüm- Deniz

1064 Kelimeler
“Film gecemizin üstünden epey geçti. O gece çok güzeldi. Her anlamda. Aksel’in varlığını hayatımın tam merkezinde hissetmiştim. Bu içten içe hoşuma gitmişti. Aksel’in dediği gibi baş başa görüşmeye birbirimizi daha yakından tanımaya karar vermiştik. Ama o karardan sonra birbirimizi hiç görmemiştik. Sadece birkaç kez mesajlaşmıştık. Onun antrenmanları vardı benim de dönem sonu için hazırlanmam gereken bir dans gösterisi vardı. Sizin da şahit olduğunuz üzere yoğun bir hafta geçirdim.” Hazel kamera kaydını durdurup son düzenlediği videoya ekledi. O sırada Aksel’den bir mesaj geldi. “Seni ilk gördüğüm yerde,  bir saat sonra…” Hazel okuduğu mesaja gülümsedi. Üzeri dışarı çıkmaya müsaitti. Ama saçları dağınıktı. Saçlarını taradı ve sıkı bir at kuyruğu yaptı. Hafif de bir makyaj yaptı. Bugün dersi  olmadığı için okula gitmemiş biriken videolarını düzenlemişti. Bu buluşma birkaç günün üstüne ona da iyi gelecekti. Çantasını ve kamerasını yanına alarak odasından çıktı. Merdivenlerden indi ve salonu süpüren Gülsüm ablasıyla göz göze geldi. Gülsüm Hanım süpürgeyi kapattı. Hazel at kuyruğunu savurup, “Nasıl olmuşum?” diye sordu gülümseyerek. “Mis gibi.” Gülsüm Hanım öpücük attı Hazel’e. “Kime bu hazırlık.” “Hiiiiç. Ben çıktım.” Hazel hızlıca kapıya koştu. Bu da kendini ele vermek içindi. Açık açık Aksel ile buluşacağını söylemeye utanmıştı ama içten içe anlasın istemişti. Ayakkabılarını giyip dışarı çıktı. Bu sefer bisikletiyle değil de arabasıyla gitmek istemişti. Sahil uzak değildi ama Aksel’in o akşam dediklerinden sonra sahip olduğu hayatı değerlendirmek istemişti. Şikayet etmesi bir işe yaramıyordu. Uzun süredir oturmadığı araba koltuğuna oturunca bir garip hissetmişti kendisini. En sonunda arabayı çalıştırdı ve garajdan çıkardı. Sahile geldiğinde henüz on beş dakika vardı. Arabadan indi. Onu ilk kez gördüğü bankın yanına gelip oturdu. Aksel çoktan gelmişti. İlerideki büfeden pamuk şeker almaya gitmişti. Hazel’in geldiğini görünce gülümsedi. Elinde iki tane pamuk şekerle bankın yanına geldi. “Merhabalar, oturabilir miyim hanım efendi?” Hazel Aksel ile göz göze gelince, “Tabii buyurun.” dedi aynı resmiyetle. “De tanışıyor muyuz?” diye devam etti. “Yanii, seni tanımayı çok isterim. Pamuk şeker sever misin mesela? Pamuk şeker mi yoksa elma şekeri mi?” Hazel bu sorulara gülümsedi. “Pamuk şekeri ama yanaklarıma yapışmadığı sürece. Elma şekerinin şekerini seviyorum sonra içindeki elmayı yemeyi sevmiyorum.” “Ben de ya. Normalde elma severim de elma şekerinin içindeki elma bir ayrı kötü oluyor sanki. yenmiyor hiç.” “Değil mi ya bence de.” Hazel eline aldığı paketi açtı ve içinden biraz koparıp ağzına attı. “Böyle kopara kopara yiyince yanaklarıma bulaşmıyor ama işte böyle ısırınca yanaklarıma bulaşıyor.” derken elindeki pamuk şekerden bir ısırık aldı. “Bak çok kötü bir his.” diye mızmızlandı. Aksel ise bunu fırsat bilip, Hazel’in yanağına uzandı. Ufak bir öpücük kondurdu. Aslında amacı yanağına bulaşmış pamuk şekeri diliyle almaktı ama Hazel yanlış anlar diye çok korktu ve hemen geri çekildi.” Hazel yutkundu. “Kızdın mı?” diye sordu çocukça. Hazel dudaklarını birbirine bastırarak gülümsedi ve banktan kalkıp, “Bir daha öp bakalım kızmış mıyım kızmamış mıyım?” Aksel böyle bir tepkiyi beklemiyordu. Ama asla fırsatı kaçırmadı ve ayağa kalktı ve  diğer yanağından da öptü. Hazel sesli bir şekilde güldü. Çocuk gibi tepkiler veriyordu. "Fırsatçı." dedi Hazel. Geri doğru bir adım attı, o uzaklaşmaya çalıştıkça Aksel dibinde bitiyordu. "Öyleyim."  dedi gözünün önüne düşen bir tutamı kulağının arkasına sıkıştırarak. Birkaç adım geri attı Hazel. "Düşeceksin ama."  Denize doğru baktı. "Tutmaz mısın?" Bir adım daha attı geriye. "Tutmam." Kaşlarını kaldırdı Hazel. "Allah Allah." Aksel kollarını sımsıkı tuttu ve denize doğru sarkıttı Hazel’i.  "Bende peşinden atlarım." diye fısıldadı. Fısıltısı dudaklarında duraksadı. Yutkundular. "Bir dakika sıkı tut." diye mırıldandı Hazel. Cebindeki arabanın anahtarını arkasındaki çimlere fırlatırken, "Son bir şey daha." dedi. Tek eliyle boynuna tutundu. Denize düşmelerine ramak kalmıştı ama Aksel çok sıkı bir şekilde tutuyordu Hazel’i. Hazel Aksel’in yanağına ufak bir öpücük kondurdu. Bu ikisinin de sonu oldu. İlk başta nefes alamadılar ama Hazel suyun üstüne çıkınca derin bir nefes aldı. Aksel de derin nefesler almaya çalışarak suyun yüzüne çıktı. "Romantik bir anı kaçırdım!" diyerek suya vurdu. "Ne?" Hazel afallamış bir şekilde yüzüne baktı.  "Ya suyun altından öpüşerek falan çıkıyorlar ya yukarı doğru."  Aksel, Hazel’e doğru yüzdü. "Hoşt!” Hazel kendini geri çekti. “Yüz verdik diye astarını isteme sen de.” "Ay çocuklar denize düştü yardım edin!" diye bir ses duydular yukarıdan. "Yok teyze yok! Bilerek atladık biz uzaklaş sen aşırı romantizme şahitlik etmek istemezsin!" diye bağırdı Aksel. Teyze, "Tövbe estağfurullah, dünyanın çivisi çıktı." diyerek uzaklaştı onlardan. Hazel kıyıya doğru yüzdü ve demirlere tutunup yukarı çıktı. Hemen ardından Aksel de çıktı.  Çimlere otururlarken Hazel üzerindeki suyu sıkıyordu. "Buna Aksel büyüsü diyoruz. Şip şak aşık etme kursumuza hoş geldiniz!" Aksel de Hazel’in yanına oturdu. Güldü bu dediğine.  "Hani birbirimizi tanıyacaktık? Hani arkadaştık?" diye sordu en son ki ciddi konuşmalarını hatırlatarak. "Ateş ve baruttan bahsediyoruz. Kim gördü bunların arkadaş olduğunu bakalım? Yan yana geldikleri an alev alıyorlar. Tamam henüz alev almadık ama o da olur." "Aksel ya sevmedim ben bu işi." diye mırıldandı. "Ama ben çok sevdim. Sana da sevdireyim mi?" Hazel’in hayatında belki de bir sefer yaşayabileceği bu an hoşuna gitmişti. Ama yine de bir garip hissediyordu kendini. "Ya tamam kabul fazla tatlısın ve böyle davranmaya devam edersen fena kapılacağım ben sana." diye itiraf etti. "Kapılma mı diyoruz! İstediğim bu zaten." "Peki sen?" diye sorarken buldu kendimi. "Ben çoktan kapıldım ya sana. Bu mu şüphen yani?" Dağılan saçlarını bir omzunda toplayıp gözlerine baktı. "Ha tamam o zaman." dedi. İkisi de güldüler bu tepkiye. Çok şapşal davranıyorlardı. Ama ikisi de bu hallerini sevmişti. İkisi de bambaşka birine dönüşmüşlerdi yan yana gelince ama sevmişlerdi bu hallerini. Ne yapacaklarını bilmiyordular. Nasıl hissedeceklerini… Aslında hisleri böyle davranmalarına sebep oluyordu. "Kalk hadi!" dedi Aksel. Kollarından tutup kaldırdı Hazel’i. Yerdeki arabanın anahtarını da aldı Hazel kalkarken. "Hadi!" Aksel elinden tuttu ve Hazel’i de peşinden sürükleyerek koşmaya başladı. Aksel hayatı boyunca onunla eğlenebilen, yaptığı şeyleri sorgulamayan ve koşulsuz ona güvenen birini aramıştı. Aslında aramamıştı, istediği şey buydu. İleride hayatını birine adayacaksa o böyle biri olurdu. Koşulsuz şartsız kendini ona bırakan, onun yanında tamamen herkese gösterdiğinden bambaşka kendi olabile biri… Aksel bu kişiyi bulduğunu hissetmişti… “Dur bir dakika nereye koşuyoruz? Sırılsıklamım ben üşüyorum!" dedi  nefes nefese Hazel. Durmadı Hazel’i de ardından sürüklerken daha hızlı koşmaya başladı. "Kaçıyoruz!" diye bağırdı. "Ya Aksel dur kimden kaçıyoruz?" Nefes nefese duraksadı ve Hazel’e döndü.   Yanaklarımı kavradı ve gözlerimin içine baktı. "Nefretten kaçıyoruz. Aşka götürüyorum seni." diye fısıldadı.  Sonra tekrar kaçmaya başladılar. Sırılsıklam, yolun sonu nereye gidecek bilmeden, üşüye üşüye ama elleri sımsıkı birbirlerine kenetliyken kaçtılar… Aşka kaçtılar.    
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE