“Günaydın! En azından bana günaydın, siz bu videoyu ne zaman izliyorsunuz bilmiyorum ama. Neyse bu safsatalarla sizi daha fazla meşgul etmek istemiyorum. Dün gece yorgunluktan anlatamadığım detayları size anlatmak istiyorum. Aksel en son kamerayı elime verip benden ayrılırken yanağıma bir öpücük kondurdu. Bu aşırı hoşuma gitti. Bu videoyu o da izleyecek muhtemelen biliyorum ama lütfen havalanma Aksel. Takdir edersin ki ben de sana aşık olma yolunda emin adımlarla ilerliyorum. Bir şeyi kırk kere dersen gerçekleşirmiş kehanetine tutuldum galiba. Ama bu videoları en erken birkaç ay sonra izleyeceğini varsayarsak içim rahat. Her neyse, Gülsüm ablanın gazabından hala kaçabilmiş değilim. Dün geceden sonra onu henüz görmedim. Babam da gece beni kontrole geldi ama iyi olduğumu görünce geri gitti. En azından evde olmadığım zaman diliminde gelmemiş olmasına şükrediyorum. Annemi biliyorsunuz aynı işte. Henüz Aksel ile ilgili onunla sohbet etmedik. O sohbeti de aşırı merakla bekliyorum. Eğer fırsatım olursa videoya alırım zaten biliyorsunuz. Her neyse daha fazla uzatmadan Aksel ile olan mesajlarımı ekrana yansıtmak istiyorum. Aksel buna birazcık kızabilir, “Hiç mi özelimiz kalmadı yaaa.” diye tepki vereceğine eminim. Tabi o kesinlikle yaaa diye uzatmayacaktır. Uzatırsa beni medyum ilan edebilirsiniz. Sizi mesajlarla baş başa bırakıyorum.”
Hazel Aksel ile olan mesajlarını tekrar okurken mutlu hissediyordu.
“Yarın seni göresim gelecek, geleceği gördüğüm için bunu biliyorum. Ne dersin yarın seni okula ben senin arabanla bırakayım mı?”
Hazel okuduğu mesaja kahkahalarla gülmüştü hem de dakikalarca…
“Benim arabamı kullanmak için beni görmeyi bahane ediyormuşsun gibi geldi amaaa.”
Sonuna iki elleri yana açık kız emojisi koydu.
“Aşk olsun.”
“Oldu sayende.”
“Ha?”
“Hiç.”
“Gelim mi yarın?”
“Gel hadi gel.”
“Adamsın.”
“Biliyorum.”
Hazel gülümseyerek telefonu kenara koydu. Videoya mesajlarını da eklerken Aksel’in gelmesini bekliyordu. Bu mesajlaşma dün gece yarısı olmuştu. O yüzden biraz uykusuz hissediyordu Hazel kendisini.
Son çektiği videoyu da düzenlediği videoya eklerken kapısı çalındı. “Gel.” diye seslenirken bilgisayardan bakışlarını ayırmamıştı.
“Geldim.” dedi Aksel odaya adımlarını atarken.
“İyice su yolu yaptın sen benim odamı he…”
“Hoş bulduk Hazel ben de seni çok özledim. İyiyim sen nasılsın? Bu arada kivi sever misin?”
Hazel Aksel’e döndürdü sandalyesini. “Çok severim de hayırdır bana kivi mi aldın?”
Aksel olumsuz anlamda başını salladı. “Bu mevsimde kiviyi nereden bulayım. Seviyor musun onu merak ettim. Ben hiç sevmem de. Senin seviyor oluşuna sevindim. Çünkü benim sevmediğim şeyi severek sevdiklerimiz konusunda birbirimizi tamamlamamıza fırsat verdin. Ne çok sevmeli bir cümle kurdum değil mi? Sevdin mi sen de beni.”
Hazel tane tane Aksel’i dinledi. Dinlerken soluksuz kalmıştı.
“Sevdim.” dedi en sonunda.
“Sevindim.” diye karşılık verdi Aksel. “Eee hadi kalk gidelim. Okula geç kalmıyor musun?”
Hazel çantasını toparladı. Oturduğu yerden kalktı ve bilgisayarı kapatıp kamerayı aldı.
“Bu nedir?” diye sordu Aksel duvardaki postere bakıp.
“O bir kazı kazan. O gördüğün küçük kareleri kazıyarak altında yazan şeyi yapıyorsun.”
Aksel kocaman postere yaklaşıp en ortasında büyük harflerle yazılmış, “Ölmeden Önce Yapılacak Şeyler.” yazısını sesli okudu.
“Hiç kazımamışsın. Yeni mi aldın?”
“Aslında alalı baya oluyor ama hiç cesaret edemedim.”
Aksel elindeki kamerayı gösterdi. “Bence videoların için güzel ilham olur. İnsanlar senin her gün dümdüz hayatını izlemekten bir süre sonra sıkılabilir. Videolarını paylaşmaya karar verdiğin gibi bu listeye de başlamaya karar verebilirsin. Hatta birlikte yapabiliriz eğer sorun olmazsa senin için. Hepsinde değil belki ama istediğin zamanlarda sana katılabilirim.”
Hazel o kadar iyi hissediyordu ki onu dinleyip ondan tavsiyeler aldıkça.
“Sen benim kaybettiğim cesaretim olabilir misin acaba ya?”
Eline bozuk bir para aldı. “Öğleden sonra dersim bitiyor. Ne dersin başlayalım mı işin yoksa bugün.”
“Hay hay. Hadi kapat gözlerini.”
Hazel gözlerini kapattı ve rast gele bir yer seçip gözlerini açtı. Seçtiği yeri kazımaya başladı sonrasında. yarıya gelmişti ki durdu. “Ya paraşütle atlamak çıkarsa, paraşütü nereden bulacağız?” diye sordu Hazel. “Öyle bir seçenek mi var?”
Aksel’in korkuyla gözleri açıldı.
“Evet tabi var.”
“O zaman bu posteri çöpe mi atsak?”
“Sen yüksekten mi korkuyorsun?” dedi Hazel gülerek. Aksel, “Yoooooo.” dedi ama bariz korktuğunun kanıtıydı bu.
“Neyse kazı hadi. O çıkarsa yapacak bir şey yok erteleriz.”
Hazel kazımaya devam etti. Çıkan seçenek ise ağaç dikmekti.
“Oh be en kolaylarından geldi.”
“Ağaç dikmek derken, fidan dikmekten mi bahsediyor?” diye sordu Aksel. Hazel başını olumlu anlamda salladı. “Muhtemelen öyledir.”
“Tamam o zaman seni okula bırakayım ve ben de fidan bakayım senin dersin bitene kadar. Onu dikecek uygun bir yer de lazım. Dikmek için malzemeler de lazım. Ben hallederim.”
“Teşekkür ederim.” dedi Hazel. Onun bu hevesli hallerine bayılmıştı.”
Birlikte evden çıktılar. Babası ve annesi erkenden evden çıktıkları içindi bu rahatlıkları. Gülsüm ablası da sadece söylenmekle yetiniyordu.
Aksel Hazel’i okula bıraktı. Oradan da dediği şeyleri almak için dükkânlara gitti. Bir tane erik bir tane de vişne fidanı almıştı. Tüm bunları alırken ki serüvenini telefonunun kamerasıyla kayda almıştı.
“Bu Hazel’in ölmeden önce yapılacaklar listesinin arka planında neler olduğunun ispatı.” diyerek başlamıştı videolarına. Hazel’in tüm hayatını videoya alma fikri onun da çok hoşuna gitmişti.
Hazel’in okuldan çıkma saati yaklaştığında tüm işleri halletmişti. Hazel’in arabası ondaydı. Bu rahatlığı da içinden geliyordu. Hazel de ona karşı bu kadar rahat olsun istiyordu.
Hazel’i almak için okulun önüne gittiğinde Nurbanu’yu gördü.
“Pişt.” diye seslendi. Nurbanu tam ağzına geleni saydırmaya hazırken Hazel’in arabasını ve onun içinde Aksel abisini gördü.
“Ay Aksel abi ya, ödümü kopardın ben de tam sövmeye hazırlanıyordum sen kime pişt diyorsun lan diye.” Nurbanu gülerek arabaya doğru geldi. Aksel camdan uzattığı başını geri çekip arabanın kapısını açtı.
“Siz ne ara bu kadar samimi oldunuz Hazel ile ya?” diye sordu hayretle Nurbanu.
“Sevdi sanırım beni. İnkar etmiyor çünkü.”
Aksel güldü Nurbanu’da ona eşlik etti.
“Hazel ile fidan dikmeye gideceğiz de birkaç bir şey aldım bagajda. Şimdi Hazel’i bekliyorum.”
“Yaa benim de dersim olmasaydı gelirdim sizinle.” dedi Nurbanu dudaklarını bükerek. “Hadi kız oradan. Şurada iki baş başa vakit geçirelim diye kolluyorum ettiğin lafa bak.”
Nurbanu gözlerini büyüttü. “Aman beee. Sevgili yapınca etrafındaki herkesi unutan tiplere dönüşmeyin lütfen. Birbirinizden başka hayatlarınız da olmalı.”
“Sus bücürük. Hadi uza Hazel geliyor.”
.
“Seni Hazel’e söyleyeceğim.”
Nurbanu arkasını döndü ve hala lisedelermiş gibi hissettiren hareketlerle Hazel’e doğru koştu. Üniversiteye geçtiğini unutuyordu arada.
Nurbanu, “Bu sana aşık olmuş.” dedi bağıra bağıra. Öyle bir bağırmıştı ki herkes duymuştu. Etraftakiler merakla onlara dönerken, Hazel de gülerek. “Biliyorum.” demişti ki, Aksel seslendi, “Biliyor o biliyor yeni bir şey değil, ilk gördüğümden beri.”