Kazanmak için neleri feda edebilirdi insan? Ne kadar ileri gidebilirdi? Bir intikam uğruna canını ortaya koyabilir miydi?
Ben yapmıştım. Canımı, ruhumu, kendimi ortaya koymuştum. Kazanmak için.
Bana istediğini yapabilirsin, demiştim ona. Şimdiye kadar hiçbir erkeğe böylesine müsamaha göstermemişken bir intikam uğruna öldürmek istediğim adama bunu söyleyebiliyordum.
Ama değerdi.
Alper için... Değerdi.
Değmek zorundaydı.
"Sen," dedi, bu sefer yüzü tamamen bana çevriliydi. "Sen ne dediğinin farkında mısın Rima Akalay?"
"Evet." Başımı dikleştirdim. "Anlaşma anlaşmadır ve ben sözümün arkasındayım."
"Sonu ölüme çıkacak olsa bile?"
"Evet," dedim net bir sesle. "Sonu, ölümüme çıkacak olsa bile."
Birkaç saniye yüzüme baktı. Öyle derin, öyle farklıydı ki bakışları sanki içime işliyor sandım. Ardından adamlarını çağırdı. "Çabuk buraya gelin!" Adamları, onun emrini ikiletmeden, hatta saniye bile dolmadan, yanında belirince başıyla beni işaret etti. "İplerini çözün."
"Emredersin usta."
"Emredersin usta."
İkisi aynı anda aynı şeyi söyleyip benim yanıma ilerlemeye başladı ve iplerini saniyeler içinde çözdüler. Ellerim ve ayaklarım, bağlı kaldığım o uzun saatlerden sonra nihayet serbest kalınca birkaç saniye buna inanamamış gibi ellerimi ovuşturdum. Ellerimin ve ayaklarımın tamamen çözüldüğünü gören Barlas Karaman adamlarına dönüp "Çıkın dışarı!" diye bağırdı.
Adamları onun bu emrini ikiletmeden koşar adım dışarı çıkıp kapıyı kapattıklarında Barlas hâlâ bana bakıyordu ve bakışlarını bir an olsun üstümden ayırmıyordu. Ne düşündüğünü anlamıyordum. Beni öldürmek mi istiyordu? Yoksa bana dokunmak mı?
"Ne istiyorsun benden Barlas Karaman?" diye sordum kapanan kapı sesinin ardından.
Benim senden ne istediğim belli Barlas Karaman. Ben senden intikam istiyorum. Alper'in intikamını almak, onu öldürmenin bedelini sana ödetmek ve hesabını senden sormak istiyorum. Ama sen... Sen benden ne istiyorsun?
"Aleda Rima Akalay." dedi bir adım bana doğru atarak. Adımları bir anda hızlandı ve tam karşımda durdu. Uzun boyluydu, hatta o kadar uzun boyluydu ki ona bakmak için kafamı kaldırmak zorunda kaldım. Kaç metreydi bu adam, iki falan mı?
"Şimdi gerçekten elime düştün." Yüzünde bir gülümseme belirdi. Ama bu gülüş... Bu gülüş kesinlikle diğerleri gibi değildi. Daha sarsıcı daha korkunç ve daha... Tehlikeli. Çok daha tehlikeli.
"Benimle ne yapacaksın?"
"Bunun cevabını henüz sana vermeyeceğim. Şimdi beni takip et, gitmemiz gereken bir yer var."
Adımları hızlandı ve önüme geçti. Onun ardından ilerlemek için yürümeye başladığımda saatlerdir iplere bağlı kaldığım için zor yürüyordum çünkü bacaklarım hem uyuşmuş hem de ağrıyordu. Bunu fark ettiğinde kaşlarını çatarak bana baktı. "Bir sorun mu var?"
Senden ala sorun mu var?
Bunu ona söylemedim. Bugün yeterince kavga etmiştik onunla ve güvenini kazanmam için, bu intikam planımın ilk aşamasıydı onun güvenini kazanmak zorundaydım, onunla daha fazla ters düşmemeye ve kavga etmemeye çalışacaktım.
"Sen; saatlerdir beni sandalyeye ellerim, bacaklarım kısaca her yerim bağlı bıraktığın için şimdi ayağım uyuşuyor, yürümekte zorlanıyorum." dedim öfkeyle.
Yapamıyordum. Onunla ters düşmeden yapamıyordum. Bir şey oluyor, bir yolunu buluyor ve benim damarıma basıyordu ve ben de onunla mecburen ters düşmüyordum.
"Çok fazla insan tanıdım, çok fazla düşmanım oldu, hayatım boyunca hep savaştım ama," dedi tam önümde durarak. "Ama senin gibisi karşıma hiç çıkmadı Rima Akalay."
Güçlü ellerinin birini belime, diğerini bacaklarımın altına sardı ve beni bir anda kucağına aldı. Dehşetle ona baktığımda hiçbir şey söylemeden koridorda ilerlemeye başladı.
Güldüm alayla. "Beni kucaklamak hoşuna gidiyor itiraf et."
Bıkkın bir nefes sesi döküldü dudaklarından. "Ya, ne demezsin."
"Beni nereye götürüyorsun?"
"Odama götürecektim ama bu hâlini görünce vazgeçtim. Şimdi senin için hazırlattığım odana gidiyoruz."
"Eğer odana gitseydik ne yapacaktık?" dedim meraklı çıkmaması için uğraştığım sesimle.
Bu sorum, yüzünde alaycı ve de imali bir gülümseme oluşturdu. "Sen ne olsun isterdin?"
Gözlerimi ondan kaçırdım. "Hiç. Hiçbir şey."
Adımları bir anda durdu. Beni kucağında taşıdığı için o durunca ben de durmuş oluyordum. Niye durduk, dercesine yüzüne baktığımda bu bakışımın ne anlama geldiğini anlamış gibi güldü ve usulca yüzüme yaklaştı. Nefesi yüzüme değdiği an kalp atışlarımın hızlandığını hissettim.
Ona yakın olmak bir tehlikenin tam ortasına hiç düşünmeden atlamak gibiydi. Ve ne kadar inkâr etmek istersen isteyeyim Barlas Karaman haddinden fazla yakışıklı bir adamdı. Zıt kutuplar gibiydik, ondan ne zaman uzaklaşmaya çalışsam kendimi onun etrafında buluyordum. Bir şekilde, nasıl yapıyordu bilmiyorum ama bir şekilde, beni etkiliyordu. Ama ne olursa olsun hiçbir vaziyet, benim ondan nefret ettiğim gerçeğini değiştiremezdi.
"Ben sabırsız bir adamım ve sen benim sabrımı çok zorluyorsun Rima." Yüzüme biraz daha yaklaştığında ferah bir koku yayan nefesi yanağıma değdi ve ben o an, sanki alev almışım gibi tuhaf bir hisle yüzleştim. "Uslu dur."
Omuz silkip "Uslu duruyorum zaten." dedim kısık bir sesle.
Bu söylediğime inanmıyormuş gibi yüzüme baktı. İnanmamaya hakkı vardı zira bu söylediğime ben de inanmıyordum.
"Uslu durmuş hâlinle bana bir kere silah, bir kere bıçak çektin. Senin yüzünden hem boynumda hem de seni durdurmaya çalıştığım için elimde yaralar var." dedi, sesi hoşnutsuz çıkıyordu. "Uslu durmuş hâlin buysa eğer, uslu durmamış hâlinle evi başımıza yıkarsın sen muhtemelen."
"Abartma." dedim öfkeli bir sesle mırıldanarak.
Bu söylediğime cevap vermedi. Birkaç saniye ikimiz de sustuk ve sessiz bir şekilde ilerlemeye devam etti. Beni öyle bir tavırla taşıyordu ki sanki onlarca kılı ağırlığındaki beni değil de hafif bir tüy tutuyordu elinde. Gerçekten, beni aynen böyle, sanki bir tüymüşüm gibi bir tavırla taşıyordu.
"Geldik." dedi sert ve otoriter sesiyle düşüncelerimden sıyrılmamı sağlarken. "Kucağımdan inmek ister misin?"
Güldüm alayla. "Ben isterim istemesine de sen hiç de beni bırakmak ister gibi durmuyorsun."
"Seni şımarım ukala."
Bu söylediği nedensizce bende gülme istediği yaratsa da onun kim olduğu ve Alper'e ne yaptığı aklıma gelince aklım, gülmek üzere olan dudaklarımı adeta bir bıçak gibi keserek durdurdu. Yüzümde mimik oynamadı. Ama sonra... Aklıma plan geldi.
Ben Alper'in intikamını almak istiyorsam eğer, ilk önce bu adamın güvenini kazanmak zorundaydım. Ona yakın olmak zorundaydım. Ona ne kadar yakın olursam ona ihanetin bıçağını o kadar kolay saplayabilirdim.
Ona yakın olmak zorundayım. Ama Alper'i öldürdüğü aklıma gelince delirecek gibi oluyorum. Değil üç ay, bir saniye bile tahammül edemezdim ona... Ama yapmak zorundaydım. Bu zorundalık beni parçalasa da... Yapmak zorundaydım.
İntikam için nefret ettiğim bir adamın yanında durmak zorundaydım.
"Tutun bana." dedi düşüncelerimi bir kez daha bölen o sert sesiyle. Dediğini yapıp kollarımi boynuma sardım.
Ona yaklaş. Yaklaşabildiğin kadar yaklaş ona Aleda. Onu etkile, onu baştan çıkart, onun güvenini kazan ve sonra, hiç beklemediği bir anda hiç beklemediği bir yerden vur onu.
İntikam... İntikam işte böyle alınır.
Odanın içine ilerlediğinde göz ucuyla odayı süzdüm. Oldukça lüks ve binlerce belki de yüz binlerce dolar değerinde oldukça lüks bir odaydı burası. Odanın bir duvarı, boydan boya camla kaplıydı ve camın hemen yanında iki metre genişliğinde bir jakuzi vardı. Ortada ise iki kişilik devasa bir yatak.
Onun kucağındaydım. Ve... Planımın ilk aşaması için, onu etkilemek için harika bir zaman...
"Bu gece burada kalacaksın. Bir şey olursa seslen." deyip beni yavaşça yatağın üstüne bıraktı.
"Sen," dedim gömleğinden kavrayıp onu aniden ve sertçe kendime çekerken. Hiç beklemediği bir anda bunu yaptığım için yatağın üstünde bana oldukça yaklaşmak zorunda kaldı. Nefesi bir ateş gibi yüzüme çarparken dudaklarımı ona yaklaştırdım.
"Barlas," Oyun oynadığım belli olmasın diye sahici bir inleme döküldü dudağımdan. Ardından gözlerimi kırpıştırıp sahte bir üzüntüyle baktım yüzüne. "Beni bırakıp gidecek misin?"
Daha da yaklaştım ona, ellerim önce ensesinde sonra yumuşak saçlarında dolaşmaya başladı. Bu hareketimden sonra hareleri büyüdü, kehribar gözleri koyulaştığını gördüğüm ve beni arzuladığından emin olduğum an, kalp atışlarım dehşet bir biçimde hızlandı.
Ve tam da o an, benim bile kendime inanamayacağım bir cümle döküldü dudağımdan:
"Bu gece, bu yatakta benimle kalmayacak mısın Barlas Karaman?"