Koridorun ucundaki banklardan birine oturup başımı ellerimin arasına aldım. Sorgulanmış olmak değildi beni yoran… Sorgulayan adamdı. “Doktor hanım?” Başımı kaldırdığımda Müslüm her zamanki sırıtışıyla karşımda duruyordu. Elinde küçük bir not defteri vardı, kalem kulağında. “Bir sorum olacak,” yüzbaşım unuttu galiba. Soyadınız neydi?” Kaşlarımı kaldırdım. “Yani onca saat birlikteydik, hâlâ bilmiyor mu?” Omuz silkti. “Vallahi ben de şaşırdım ama resmî kayda girecekmiş. Söyleyin de ben de hayatıma devam edeyim.” “Demirağ,” dedim, dudaklarımda istemsiz bir burukluk belirerek. “Büge Demirağ.” “Sağ olun.” Not defterine yazarken bir yandan da mırıldanıyordu ama ne dediğini duyamamıştım. Arkasını dönüp giderken ben hâlâ olduğum yerde donakalmıştım. İsmimi söylerken bile içime bir şey otur

