Arayış

1541 Kelimeler
Özlem sorgulandıysa diğer müşterilere de ulaşmış olabilirdi. Çemberin daraldığını hissediyordu. Yapacak bir şeyi kalmamıştı.  Bir taksiyi durdurup ‘’acil Gaziosmanpaşa’’ dedi. Gazi mahallesinde ara sokaklardan geçip eski, tek katlı bir gecekondunun önünde durdu, kapısını çaldı.   - Kimsin? + Yusuf benim, Uğur. - Tamam, açıyorum.   İçini beton sıvaların yamadığı gecekondunun salonuna geçip divana oturdular.   - Ne oldu sen buraya pek uğramazdın, mal mı bitti?  + Sıkıntım var Yusuf. - Buralarda hep sıkıntı var zaten, ne oldu anlat. + Cenk buralarda mı? - Cenk başkan buralarda ama sen sorununu anlat hele. + Yusuf senle Cenk’in yanına gidelim. Orada anlatırım hepsini. Mal falan lazım değil durum ciddi. - İyi peki sen öyle diyorsan öyledir. Dur arıyım o halde.   Yusuf’u yıllardır tanıyordu. Doğudan gelmiş işçi sınıfı bir ailenin çocuğuydu. Ailesini küçük yaşta kaybettikten sonra İstanbul’da yaşamaya devam etmişti. Küçük yaştan giriştiği illegal işlere rağmen güvenilir insanlardandı ama dahil olduğu gruba çok yaklaşmak hayatınla ödeyeceğin bir bedeldi. Uğur bu kişilerden mal alıyor ama gereksiz diyaloğa girmiyordu. Cenk bu grubun lideriydi. Çok farklı insanlarla bağlantıları olan,  adı terör olaylarıyla iç içe geçen bir insandı. Ama ispatlanamadığından yakalanmıyordu. Ya da yakalanmak yerine bağlantıları takip ediliyordu.   - Tamam yazıhaneye geçiyormuş, uğrayalım yanına. + Yazıhane nerde? - Yakın Esenler tarafında hadi gidelim dedi.   Evden çıkıp kırmızı eski model bir ladaya bindiler. Yusuf;   - Sen de gerçekten bir durgunluk var, normal de böyle değilsin, bizimkilere benzemişsin, kafa dolu belli. + Bu defa biraz bela aldık başımıza. - Belasız hayat var mı Uğur, delikanlı adam beladan güç çıkartan adamdır, rahat ol, halledilir. + İnşallah bakalım.    Acaba doğru mu yapıyordu? Daha beter bir belanın kucağına mı bırakıyordu kendini. Normal hayatta uyuşturucu ticareti dışında hiçbir bağı olmayan insanlara derdini anlatarak yanlış bir işe mi kalkışıyordu. Daha beter nasıl bir belada olabilirdi ki? Bir polis öldürmüş her yerde aranıyordu. Ehvende olsa bu insanlar belaya karşı diğer insanlardan daha idmanlıydılar. Yoğun bi trafikten sonra Esenler Oruç Reis’te bir yazıhanenin önüne geldiler. Yazıhaneye girdiklerinde aşağı da üç kişi oturmuş lahmacun yiyorlardı. Yusuf hepsine selam verip şakalaştıktan sonra yukarı çıktılar. Odadan içeri girdiklerinde Cenk ceketini sandalyenin arkasına asmış, kollarını kıvırmış, elinde kumanda televizyon izliyordu. Yusuf;   - Cenk başkanım biz geldik + Yusuf’um hoş geldin. Gelin oturun bakalım, Uğur’um sende hoş geldin, hangi rüzgar attı sizi buraya, hele deyin bakalım. Ağır şivesiyle ve babacan üslubuyla konuşan bu adam tüm dikkatini Uğur’a verdi. Uğur ilk defa derdini anlatabilecekti. Acaba her şeyi anlatmalı mıydı? Peki ya başka çaresi var mıydı? Uğur;   + Cenk seninle yıllardır süren bir diyaloğumuz var. Beni bilirsin, ben seni hiç mahcup etmedim senin de benim için kötü bir şey söylediğini duymadım. Belki dünyalarımız çok ayrı ama birbirimize karşı bir samimiyetimiz oldu. Benim sana işim düştü ve şuan bunu senden başkası yapamaz. - De hele ne oldu? Derdin ne? + Ben polis öldürdüm Cenk. -Nasıl öldürdün? Niye öldürdün?   Şaşırır vaziyette sol elini çenesine götürüp Uğur’u derin derin süzüyordu.   + Akşam iş yaparken enselendim hiç olmayacak bir sebepten tartışma çıktı. Yaralayıp kaçarım derken öldürdüm. Bugün televizyondan duydum, Polis her yerde beni arıyor. - Anlaşılan senin başın ciddi bela da. Peki ben senin için ne yapabilirim? + Ben her şeyi kafamda hallettim ama bana başka bir nüfus cüzdanı ve şuan için telefon hattı lazım.   Cenk geriye yaslanıp Uğur’un söylediklerini düşündü.   - Bu söylediklerin kolay iş ama nereye kaçacaksın? Devlet adamı öldürmek ne demek sen biliyor musun? Bide açığa çıkmışsın adın sanın belli. Çok sıkıntılı dikkat etmen lazım, gidecek bir memleketin var mı? + Nüfus cüzdanı ve telefon hattım olursa geri kalanını ben hallederim.   Uğur bir taraftan yardım istiyor ama diğer bir taraftan her şeyiyle onlara teslim olmak istemiyordu. Derdi ortadan yok olmakta olsa hiç bilmediği bir örgüt evinde, başına ne geleceğini tahmin bile edemeyerek vakit geçiremezdi. Cenk’te bir müddet düşündükten sonra Uğur’a dönüp; - Bak Uğur, dediğin gibi yıllardır muhabbetimiz var. Sen bazı işleri bilirsin ama bazı işleri de biz biliriz. Bu yüzden beni iyi dinle. Bu bahsettiğin işlerin altından kalkabilecek misin, saklanabilecek misin? Bunları iyi düşün. Bu söylediğini mal verdiğim başka bir adam söylese yemin ediyorum siktir ederim buradan, çünkü başımda yeteri kadar bela var. Ama sen ruh olarak sevdiğim bir kardeşimsin. 10 senedir beraberiz çocuklardan bir kere bile sıkıntını duymadım.   Uğur tam lafa girecekken Cenk eliyle bekle işareti yaparak konuşmasına devam etti; -Eskiden olsa seni yurt dışına bile rahatlıkla gönderebilirdim, şimdi işler eskisi gibi değil. Yurt dışında da savaş var. Bağlantılar çok kopuk. Dhkp-c dersen burada uyuşturucu işlerine nefes aldırmıyor, sanırsın devlet. Vallahi devlet bu işlerin üstüne bu kadar düşmüyor. Adamlarda tedrici bir seyir, süreç yönetimi de yok. Bulduğunun kafasına sıkıyor. Böyle olunca durmadan bir adam değiştirme, durmadan nakliye sorunları çıkıyor. Bölge paylaşımı da buna eklenince genel bir teyakkuz hali var. Benim sana yapabileceğim şudur; sana nüfus cüzdanı ayarlarız, seni bir müddet saklarız. Olaylar durulunca da seni yurt dışına nasıl çıkarırız onun planını yaparız. Yurt dışına söz veremem ama olaylar durulana kadar doğuda saklayalım seni. Doğu gece gibidir, iyiliği de kötülüğü de örter.   Uğur ‘un kafası dağıldı. Başta sahte nüfus cüzdanıyla her şeyi halledebileceğini düşünüyordu. Ama Cenk’te haklıydı, İstanbul’da yakalanması an meselesiydi. Karşısında deneyimli biri ona bir fırsat sunuyordu. Bunu göz ardı edemezdi. Bir taraftan şuan için parası olsa da belki bir seneden sonra parasız pulsuz kalacaktı. Nasıl para kazanacaktı?  Peki ya doğuya gitmek? hiç bilmediği insanların yanında karşısına ne çıkacağını da bilmeden, hiç yaşamadığı bir şehre? Bir defa bu insanlarla dünyaya bakışı aynı değildi. Yıllar önce, kuzeydoğuda uyuşturucu sevkiyatı için yola çıktıklarında çatışma içerisinde kaldıklarından ve uzun namlulu silahlarla askerlere karşılık verdiğinden bahseden bu insanlarla aynı yerde kalacak kadar samimi olmak mantıklı mıydı?  Yurt dışına göndeririz ama savaş var dediği yer Suriye miydi? Hani kendi halkının Türkiye’ye kaçtığı Suriye. Uğur;   + Cenk bu dediklerin için önce alacak verecek işlerini halletmem gerekli. Para konularını çözmek için kısa bir zaman daha İstanbul’da durmam gerekli. Malum parasız hiçbir yere kıpırdayamam. İşlerimi hallettikten sonra bu dediklerin için sana gelsem?   Cenk biraz düşündükten sonra; - Tamam Uğur’um, ben seni anladım. Sen de beni anladın. Senin için yapabileceklerim bunlar. Sen şimdi işlerine bak. Bir hafta sonra Yusuf’tan nüfus cüzdanını alırsın. Çekmeceyi çekti eski model bir telefon çıkardı ve; - Al bu da telefonun, bu hattı rahat rahat kullanabilirsin. Numaranı ver Yusuf’a. Eğer ki saklamamızı istersen bize haber verirsin. Şu durumda senin bize ihtiyacın var. Benimde bu pozisyonda senin gibi kafası çalışan adamlara ihtiyacım var. + Sana bir şey soracağım, banka da ki parama tedbir falan konur mu? - Sen ne zaman işledin bu cinayeti? + Dün gece. - Yok şimdilik tedbir konmaz, kaçağın nerede olduğunun tespit edilmesi için hesabını açık tutarlar. Parayı nereden çekiyor, nerden harcama yapıyor diye. Ama baktılar para akışı yok o zaman kapatırlar. Parayı yaşadığın yerlere uzak yerlerden çek, işlerini halledene kadarda paranı bankadan kurtar, bütün paranı bankadan çek. Yine sıkışırsan Yusuf’a söyle ona da çare buluruz. Ama önce karar ver Uğur’um,  ne demek istediğimi biliyorsun. + Sağ ol işlerimi hallettikten sonra Yusuf üzerinden konuşuruz, ben artık gidiyim akşam oldu.   Cenk, Uğur’un gözlerinin içine bakarak; - Uğur madem kaçmayı kafaya koydun, bir silaha ihtiyacın olacak biliyorsun değil mi?   Uğur ellerini kafasına götürerek ne yapacağını bilmeyecek bir halde; + Düşünmedim değil, eğer ihtiyacım olursa onu da söylerim. Şuan tek derdim şehrin içinde yok olmak. Başımı daha fazla belaya sokmadan bu işten kurtulmam lazım.   Diyerek ayağa kalktı. Yusufla beraber yazıhaneden çıktılar. Anlattığı için biraz olsun rahatlamıştı. En azından aklında bir fikir oluşmuştu. Yusuf;   - ‘’Gel seni bırakıyım istediğin yere’’ dedi.   Beraber arabaya binip yola çıktılar. Yusuf, Uğur’a dönüp; - Vay be Uğur, demek polis öldürdün. + Hatırlatma Yusuf resmen hayatım alt üst oldu. Dün ki halime bak şuan ki halime bak. - Öyle pişmanlık bu işlerde hep var. Ama Başkanın söylediklerini kulak arkası etme.   Bir müddet sessiz kaldıktan sonra Yusuf; - Seninle nasıl tanıştığımızı hatırlıyor musun? + Hatırlamaz mıyım, Gazi mahallesinde deponun orda harabe bir yere mal almaya gelmiştik. İlk defa yüklü mal alacaktık. Sen karşılamıştın bizi. - İşte o zaman o harabeye girmeseydin belki şu an bambaşka bir hayat yaşıyor olabilirdin. İstidadın olurdu ama şuan tek kurtuluş yolu yine seni bu hale sokan şey. + Doğru, zaten şuanda ne yaptığımın çokta farkında değilim. Kısır bir döngü gibi her şey . O kulübeye girdiğimizde içeri geçerken duvarlara çizilmiş yüzleri hatırlıyor musun? Gözler kocaman, altı mosmor olarak çizilmiş onlarca resim. Sonra ne oldu oraya? - Duruyor hala orası, öyle harabe şeklinde. Altında gizli bir merdiven vardı, aşağıda tonlarca mal. Ben de ilk orada başlamıştım, sonradan teknoloji gelişti. Artık öyle depolu yerlere ihtiyaç duyulmuyor. Geldiği gibi yüzlerce eve dağılıyor. + Sektör gelişiyor diyorsun. Dedi ve gülümsedi Uğur. - Öyle valla. Şimdi de başka zorluklar çıktı.   Arada bir arabayı durdurup farklı bankalardan para çekiyorlardı. Akşam saatleri olmuştu ve Uğur bir taraftan da nereye gideceğini düşünüyordu? Ablasına gidemezdi, orayı gözlüyor olabilirlerdi. Telefonla iletişime geçmediği birkaç kişinin içinde en güvendiği Neval vardı. Onun yanına gidebilir, ona güvenebilirdi. Yusuf’a dönüp;   + ‘’Beni şişhaneye bırakır mısın ‘’ dedi. - Emin misin? Beyoğlu sıkıntılı olmasın? + Yok olmaz. - Peki. Dikkatli ol tek bir sorgulama da her şeyi kaybedeceğini unutma. Ben senin yerinde olsam olaylar durulana kadar İstanbul’u çoktan terk etmiştim ama sen bilirsin. + Şu işlerimi halledeyim seni ararım Yusuf. Bugün için çok teşekkür ederim. Kafam çok dağınık, zaten bir hafta sonra yeni biri olacağım inşallah. O zaman daha rahat hareket ederim. - İstiyorsan ben de kal? + Bu akşamdan yakalanayım diyorsun. Diyerek gülümsedi Yusuf’a. - Peki tamam, bir hafta sonra kimliğini gel benden al.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE