Yedinci Bölüm

1852 Kelimeler
Bu bir rüya olmalıydı. Hayır, hayır… Bir rüya değil… Hiçbir rüya bu kadar sıcak, bu kadar ıslak olamazdı. Ya da hiçbir rüya Heaven'ı daha önce hissetmediği, şu anda hissettiğini sandığı ama adını bilmediği duygular içinde tek başına bırakamazdı. Neydi bu? Genç adamın izin almadan, amansızca saldırdığı dudaklarından tüm bedenine yayılan uyuşmanın sebebi neydi? Heaven ürkekçe hareket eden dudaklarının üzerindeki sert, bir o kadar da sıcak ve ıslak dudakların kendisine yaptığı şeyleri neden sevmişti? Adrian duygularının şiddetinden ayakta durmakta zorlanan genç kızın ellerinin omuzlarına tırmandığını hissettiğinde daldığı cennet bahçelerinden bir an olsun uzaklaştı. Gri gözleri şehvetin fırtınasının topladığı bulutlarla yoğunlaşmış, yağmaya hazır yağmur bulutları gibi kararmıştı. Bedenine baskı yaptığı genç kızın baygın bakışlarını yakaladığında kendisine engel olamayıp bir kere daha eğilmeden önce, "Bayan Brown," diye fısıldadı. Bu seferki öpücüğün iki beden üzerinde yarattığı tahribat daha fazlaydı. İlk temasın getirdiği acemilik gitmiş, yerini yılların tecrübesiyle birbirine alışkınmışçasına birleşen dokunuşlara bırakmıştı. Heaven derinlerinde filizlenen yangının mahrem yerlerinde oluşturduğu sıcaklığı iliklerine kadar hissederken, Adrian da ergenlik çağındaki erkekler gibi kendini koyuvermemek adına çaba harcamaktaydı. Heaven için hala aklının bir köşesinde uyarı zilleri çalıyordu. Bu öpücük Adrian'ın Valerie ile paylaşması gereken bir temastı. Heaven bunun böyle olması gerektiği  konusunda kalbini gereksiz bir ikna çabasına girmişti. Tabi ki kazanan kendisi  değildi. Adrian'ın onu taşıdığı yasak cennetin güzelliklerini gördüğü sürece de, bu değişmeyecekti. Üstelik kendisini duvara yaslayan genç adamın arsız dili dudaklarına temas ettiğinde aklındaki son tereddütler de uçup gitmişti. Heaven ne yapması gerektiğini bilemiyordu. Tecrübeli adamın ısrarcı dili, genç kızın sıkıca kapalı olan dudaklarından sızabilmek için bir geçit aradı. Heaven bayılmamak adına, o geçidi vermeye gönüllü değildi. Fakat Adrian kendisini öpmeyi bırakıp dudaklarının temasını kesmeyecek kadar ayrıldığında Heaven da gözlerini aralamak zorunda kaldı. "Dudaklarını arala Heaven," dedi genç adam. "Bana izin ver bebeğim." Heaven daha bir cevap veremeden yağmalayıcı dudaklar istilasına geri döndü. Heaven da korkarak kendisine denileni yerine getirdi. Dudaklarını aralaması ile Adrian'ın dilini kendi ağzının içerisinde hissetti. Bu hissi kıyaslayabileceği bir deneyiminin olmaması, bu anı daha da özel kılıyordu. Heaven az önce rüyada olduğunu düşündüyse yanılmıştı. Asıl rüya yeni başlıyordu. Genç kızın ağzındaki dil onu tadıyor, genç kıza da kendi tadını tanımaktan başka bir şans bırakmıyordu. Oyuncuydu. Heaven'ın ağzının içinde bir ağırlıktan başka işlevi olmayan dilini de bu oyuna katılması için teşvik ediyordu. Heaven sonunda kendisini biraz açmayı göze alarak genç adamın oyunlarına kulak verdi. Ne yapması gerektiğini bilmediği için, dilini ürkekçe hareket ettiriyordu. Adrian bu konuda iyi bir yol göstericiydi. Heaven pratik sahibi olmamasına rağmen kısa sürede bu işi iyi öğrenmişti. Adrian ise öpüşmekte olduğu tecrübesiz kızdan açıkça zevk alıyordu. Aklına sahip çıkabilmesi için bir an önce bu duruma son vermesi gerekliydi ama genç kızın ihtiraslı karşılıkları buna engel oluyordu. Bir süre sonra sadece öpüşmenin yetersiz geldiğini fark etti. Dudaklarının rotası ağır ağır çenesine, oradan yanaklarına ve tekrar çenesine yöneldi. Aşk ısırıkları bıraktığı noktaları dili ile yumuşatıyor, dudaklarını kullanarak o noktaların acısını alıyordu. Heaven farkına bile varmadan boynuna inmişti. Kulaklarının altındaki hassas noktayı öpücükleri ile bezerken teninin damgalamak istercesine içine çekiyordu. Bu sırada elleri de rahat durmuyordu. Heaven'ın bedenini göğüslerinden kalçalarına kadar okşayan eller onu kendisine yaklaştırıyor, genç adam tutkusunu hissedebilmesi için, sertliğini genç kızın yumuşaklığına yaslıyordu. Bu inanılmazdı. Heaven korkması gerektiği yerde içinde bulunduğu bu durumdan keyif alıyordu. Karşısındaki adamı bu hale getiren oydu. Ona olan arzusu ile yanıp tutuşan adamın ihtiyacı olan kişi oydu. Heaven bu düşüncelerinin ışığında, Adrian'ın boynuna doladığı kollarını sıkıştırdı. Vücudunda gezinen eller bile rahatsız etmiyordu. O anda beyni tamamen işlevini yitirmişti. Adrian Heaven'ın düz karnından, kıvrımlı kalçalarına, oradan da uzun bacaklarının üzerine ulaştığında elbisenin aradaki fazlalığından kurtulmaya karar verdi. Sadece biraz dokunmaya ihtiyacı vardı. Daha ileri gitmeyecekti. Sadece onu birazcık hissedecek ve sonra da gitmesine izin verecekti. Elleri bu son isteği ile aralarındaki elbisenin eteklerini yukarı doğru çekiştirdi. En nihayetinde genç kızın pürüzsüz tenini ellerinin altında hissedebildiğinde, genç kızın sol bacağını dizinden kavrayıp kıvırarak kendi kalçasına sarmasına yardımcı oldu. Şimdi bulunmak istediği noktaya daha yakındı işte. Heaven genç adamın son yaptıklarından sonra gerilse de, kendi tenine değen sıcak tenin teması ile kısa sürede gerginliğini arka plana attı. Beyninden gelen uyarı seslerini bastırmak, genç adamın öpüşlerini hissederken öylesine kolaydı ki… Soğuk akşam havasının serinlettiği çıplak teninde gezinen genç adamın sıcak elleri içindeki yangını körüklüyordu adeta. Dışarıdaki fırtınalı havaya uyan fırtınalı arzuları elektrik yüklü bulutlar gibi ortamı çatırdatıyordu. Dışarıda geceyi delen gök gürültüsü ile birleşen dudakları bir saniyeliğine birbirinden ayrıldı. Adrian karanlık gözlerini genç kızın gözlerine sabitleyip, teninde gezinmeyen elini kaldırarak Heaven'ın yüzüne düşen saçlarını geriye itti. "Siz tahmin edilemezsiniz Bayan Brown," diyerek yeniden eğilecekken, sihirli kelimeyi duymasıyla daldığı rüyadan uyanır gibi silkinen Heaven ne yapmakta olduğunu fark ederek kendine geldi. Yeniden birleşmek için can atan dudaklarını adamdan sakınırken, boynuna doladığı kollarını da çekerek genç adamın göğsüne yerleştirdi. Aralarında güvenli bir boşluk oluşturacağını umarak genç adamı ittirdi. "Artık bırakın beni!" dedi. Adrian yaşadığı anların sersemliğini henüz üzerinden atamamıştı. Canı daha önce hiç olmadığı kadar acırken, dişlerinin arasından ıslık gibi bir nefesi içine çekti. "Ben… An-anlamıyorum." diyerek kafasındaki karışıklığı sesine yansıttı. Gerçekten de anlamıyordu. Bir saniye önce tutkunun derin denizlerinde kendisiyle boğulmaya can atan genç kız, bir saniye sonra buzlu suların serinliğini taşıyan sesi ile kendisini uzaklaştırıyordu. Bu akıl almaz bir şeydi. Hayatında daha önce hiç böyle bir şeyle karşılaşmamıştı. Hiçbir kadın kendisini böylece reddedip, ortada bırakmamıştı. Yaşadığı yeni bir şeydi. Ve bu yenilik pek de hoşuna gitmemişti. Heaven kendisinden uzaklaştırdığı adamın gövdesinin önünden sıyrılarak merdivenlere ulaşırken arkasına bakmadan, "Bu bir hataydı," dedi. "Tekrarı olmaması gereken, korkunç bir hata. Size hizmet etmeye devam edeceksem, yüzünüze bakamayacağım kadar utanılası bir hata. Ya beni azat edin, ya da benden uzak durun!" Son sözlerini söyleyip acele ile aşağı inerken, ardından bakan genç adamın bastırmak zorunda olduğu hislerinin karmaşasından habersizdi. Adrian çok, ama çok derin bir soluğu içine çekerken iri elleriyle yüzünü sıvazlayarak sırtını duvara yasladı. Heaven haklıydı. Az önce masum bir genç kızı baştan çıkarmak gibi büyük bir günaha girmiş olmaktan ziyade, evinde çalışan birinden istifade etmenin kıyısından dönmüştü. Gözünün nasıl bu denli karardığını, arzularının nasıl bu denli çabuk uyandığını, bulundukları yeri dahi önemsemeden yaptığı bu eylemin sonuçlarını yıllar geçse bile anlayamayacaktı. O anlık sağduyusunun körelmesi, geri kalan bütün duyularının uyanması o çok bilmiş, küçük kadının suçuydu. Evet, Adrian onu suçladığı zaman kendisini daha rahat, daha suçsuz hissediyordu. Hem geldikleri noktaya kadar Heaven kendisine 'Dur' dememişti ki… Bu da suçu eşit oranda paylaştıklarını göstermez miydi? Adrian sanki karşısında ikna etmesi gereken biri varmış gibi başını salladı. "Evet, evet… Bu kesinlikle eşit şartlar altında işlenmiş, leziz bir günah…" diye mırıldandı. Sonra kendisini dayandığı duvardan iterek uzaklaştı ve odasına gitmek üzere döndü. Ama birkaç adım ilerisinde gülünç geceliği ile merdivenlere doğru ilerlemekte olan diğer Bayan Brown ile karşılaştığında sabırla içine bir nefes daha çekmekten kendisini alamadı. Anlaşılan Brownlar ile imtihanı henüz bitmemişti. Az önce kendi kendine mırıldandıklarını duymamış olmasını diledi. Yüzüne nazik olduğunu umduğu bir gülümseme yerleştirirken, "Gecenin bu vaktinde soğuk koridorlarda dolanmanız sizin gibi Westcliff arazisinin zorlu şartlarında çok çabuk rahatsızlanan zarif bir hanım için tehlikeli değil mi Bayan Brown?" derken sesinde de zorlama bir kibarlığın izleri vardı. Valerie kaşlarını çatarken gülümsemeye çalıştı.  "Anlayamadım?" "Diyordum ki, bir önceki karşılaşmamızda sizi yemeğe katılmanızı engelleyecek kadar hasta eden havalar, bu gece de aynı talihsizlikle karşılaşmanıza sebep olabilir." Valerie, genç adamın evlerine gerçekleştirdiği ziyareti sırasında oynadığı oyunu hala hatırlıyor olmasından memnun bir şekilde, gülümsemesini genişletti. Demek ki tahmin ettiği gibi genç adamın üzerinde hatırlanmaya değer bir etki bırakmıştı. Genç Kont'a biraz daha yaklaşırken, adamın bedeninden taşan sıcaklığı buram buram hissetti. "Beni düşünmeniz ne büyük bir nezaket, Lordum. Ve kesinlikle haklısınız. Gecenin ve havanın soğuğundan korunmam gerek. Ancak geceleri sıcak bir şeyler içmeden uyuyamıyorum. Bu yüzden mutfağa giderek, benim için neler yapabileceklerini sormak istiyordum. Aklı bir karış havada olan kardeşim kendisinden bir bardak bir şeyler getirmesini istediğimi unutmuş olacak." Son anda uydurduğu yalana kendisi bile bu denli inanmışken, Adrian'ın da şüphelenmeyeceğinden emindi. Nitekim kaşları çatılan genç adam, her ne kadar misafirinden yeterince hoşlanmasa da, iyi bir ev sahibi olmanın getirdiği endişe ile Heaven için kabaran arzularına, onun için olan güzel duygularına kötü duyguların sinsi bir şekilde karışmasını, saniye saniye hissetti. Evinde bir çalışan olan Bayan Brown, kendi ailesinden de olsa, Adrian'ın misafirine saygıda kusur edemezdi. Karşısındaki adamın kaşlarının sinirle çatıldığını fark eden Valerie, mağrur bir gülümseme ile elini uzatarak Kont'un koluna tutundu. Adrian kolunda hissettiği temasla gözlerini buz mavisi gözlere çevirdi. Kız kardeşinin koyu renkli gözlerine inat, Valerie'nin gözleri duru gölleri kıskandıracak derecede açıktı. "Kız kardeşime kızmayın. Eminim meşguliyeti bana bir bardak sıcak süt getiremeyecek kadar önemlidir." Adrian duydukları ile aklına gelen görüntüler sonrası, asıl kızması gerekenin kendisi olabileceğini düşünerek başını salladı. Valerie'nin bahsettiği meşguliyetin tatlı anıları gözlerinin önünde uçuşurken Adrian başını sallayarak bu anlardan kurtulmaya çalıştı. Heaven, eğer bir şeyleri unuttuysa da, bu pek de onun suçu değildi. Adrian'ın onu engellemek için duvara sıkıştırmış olması, misafirinin bir takım özel isteklerini unutmuş olması için yeterliydi. Büyük Bayan Brown'un Heaven'a kıyasla daha yumuşak olan ve şu anda kolunun üzerinde duran elini tutup, dirseğinden büktüğü kolunun arasına sıkıştırırken, odalara doğru ilerlemeye başladı. "Size odanıza kadar eşlik edeyim Leydim. Daha sonra ise odanıza bir hizmetçi yollayarak, istediğinizi getirmesini sağlayacağım." Valerie istediğinin tam olarak bu olmadığından emindi. Onunla bir süre daha vakit geçirmeye ihtiyacı vardı. Adamı biraz da olsa ayartmalıydı. Katıldığı balolarda, ter kokulu lanet olası toy delikanlıları nasıl tavlayabiliyorsa Adrian'ı da aynı şekilde oltaya getirmeliydi. Misafir olarak kaldığı odaya doğru ilerlerken, genç adamdan iyi geceler öpücüğü alıp alamayacağının planlarını kurmaya başladı. Tanrı biliyordu ya, bir öpücükten çok daha fazlasını vermek için daha baştan gönüllüydü. Ama Adrian'ın kendi evinde misafir kalan masum bir genç bayandan istifade etmeyecek kadar onurlu olduğunu hissetmiş olması, hayallerinin önünü kesen bir engel görevini üstleniyordu. Düşünceler eşliğinde kapıya gelmişlerken Valerie genç adama dönüp baygın bakışlarla baktı. Cilveli bir gülümsemenin tembel tembel yayılmasına izin verirken, genç adamın kolundaki elini çekip, adamın geniş göğsüne sokuldu. Ellerini adamın körük gibi yükselip alçalan göğsüne yerleştirirken, yaptığı davranışın bilincinde değilmiş gibiydi. Genç adamın gözlerini kendi gözlerine hapsettiğinde, elleri de bulunmaktan zevk aldığı geniş göğsü aheste hareketlerle okşamaya başlamıştı. Özenle kısık çıkmasına çalıştığı sesiyle, "Lordum," derken gülümsemesinde gram azalma olmamıştı. "Bana eşlik ettiğiniz için teşekkür ederim. Keşke her akşam sizin gibi kibar bir bey efendinin eşliğinde odama gelebilsem… Bu aciz kulunuz, bir gecelikte olsa bu zevke erişebildiği için oldukça şanslı." Adrian itiraf etmesi gerekirse, etkilenmişti. Genç kız işini gerçekten de şahane yapıyordu. Az önce kız kardeşi için kabaran arzularının, karşısındaki tecrübeli dilber için de uyanmak üzere olduğunu fark ediyordu. Genç kızın göğsündeki ellerini bileklerinden tutup kendinden biraz uzaklaştırdı. Daha sonra her iki elini de aşağı indirdi. Ama birisini narin avuçlarından tutarak dudaklarının seviyesine yükseltirken, kendi çapkın gülümsemesini yüzüne yerleştirmeyi ihmal etmedi. Kızın kendisine hapseden gözlerinin için bakarken, hapseden mi yoksa hapsedilen mi olduğu tartışılırdı tabi. Karşısındaki kadın oyun istiyorsa, o da oyun oynamaktan çekinmeyecekti. Valerie'nin beklenti ile gerilen kaslarının tümden farkında olarak, yavaş hareketlerle tutmakta olduğu ele eğildi. Orta ve yüzük parmağının birleştiği noktaya dudaklarını değdirirken, kasıtlı olarak oyalandı. Dudaklarının ıslaklığını ve sıcaklığını iyice hissedebilmesi için bir süre genç kızın elini sabit tuttu ve Valerie'nin kapanan gözlerini gördüğünde, erkeksi bir tatmini yansıtan gülümseme ile tuttuğu eli serbest bıraktı. "İyi geceler, Bayan Valerie." dedi ve arkasına bile bakmadan dönüp ilerledi. Kızın serseme döndüğünden ve girdiği şoktan bir süre daha çıkamayacağından emindi. Kısık tutmaya çalıştığı bir sesle gülerken kendi odasına girdi. Gecesinin bu denli renkli geçeceğini asla tahmin edemezdi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE