Sekizinci Bölüm

2214 Kelimeler
Yaşadıkları ruhunda unutulmayacak değişiklikler yaratmıştı Heaven'ın. Bu geceyi ömrü boyunca aklından silip atamazdı. Dudaklarına değen, tenine dokunan ilk erkek olmuştu Lord Westcliff… Adrian… Adamın sıcaklığını düşünmek bile titretiyordu soğuk gecede Heaven'ı. Neden yapmıştı ki bunu? Neden birkaç saat öncesinde ablası ile yemek salonunda flört ederken, birkaç dakika öncesinde kendisine dokunmuştu? Heaven'ın masumiyetinden haberdar değil miydi? Yoksa bu masumiyetle alay etmek, genç Lordun eğlencelerinden biri miydi? Düşüncelerinin gürültüleri eşliğinde odasının kapısına kadar geldiğini fark etmedi bile. İçeriye girip yatağına yönelirken, köşedeki eski, ahşap sandalyede oturmakta olan arkadaşının varlığını da fark edemedi. Parmakları dudaklarında, gözlerinde dalgın bir bakışla yatağına çökerken, yerinde kıpırdanan Sally'nin kucağından zıplayan Nyks ile birlikte, kendisi de yataktan sıçradı. Ancak bu hareketle kendine gelebilmiş gibiydi. Korkuyla inip kalkan göğsüne bastırdığı eliyle Sally'e döndü. "Tanrı aşkına Sally, beni neredeyse öldürüyordun." Sally mahcup bir ifadeyle gülümserken omzunu silkti. "Üzgünüm, seni görmeden uyumak istemedim. Neden bu kadar dalgınsın?" Heaven arkadaşının şüpheli bakışlarından kurtardığı bakışlarını yatağına çevirip olmayan kırışıklıkları düzeltmek adına elleri ile boşuna bir çaba içine girerken, "Yok bir şey…" diye mırıldandı. Sally oturduğu yerden kalkıp Heaven'ın yanına geldi. Arkadaşının her halinden bir şeylerin olduğu belli oluyordu ve bu gizem, merakını git gide daha da fazla körüklüyordu. Yeni Kont Westcliff'in kontluğu devraldığı zamandan bu yana geçen bir senede evde monotonluktan başka bir şey yoktu. Oysa Heaven'ın bu eve geldiği günden beri değişen durumların herkes öyle ya da böyle farkındaydı. Sally Heaven'ın ellerini tutup kendisiyle birlikte yatağa çekerken,"Var bir şey ve sen bana hepsini anlatıyorsun." dedi. İnadı tuttu mu, onunla Heaven gibi sabırlı biri bile uğraşamazdı. Ancak bazı şeyler de öyle kolayca ağza alınıp, güvenilir birine dahi olsa anlatılamazdı. Arkadaşının ellerinde mahsur kalan ellerini kurtardı genç kız. Yatağında geriye doğru kaykılıp ellerini de arkaya atarak sırtını yatak başlığına yasladı. Bu ısrardan kurtulabilmesi için ne söylemesi gerektiğini bilmiyordu. Yalanı sevmiyordu. Ancak gerçeği de öylece anlatacak değildi. Valerie'nin bir şeylerin peşinde olduğunu söylese, Sally'nin konunun derinine inmek isteyeceğini tahmin edebiliyordu. "Ah… Sadece kız kardeşimin düşüncesizliklerini düşünüyordum. Bundan daha büyük sıkıntı mı olabilir?" diyerek konuyu geçiştirmek istedi. Sesindeki ümitsizlik Sally'i ikna etmiş gibiydi. Yere basan ayaklarındaki terlikleri çıkarıp, bacaklarını kendine çekerken, yatakta daha geriye gidip iyice yerleşti. Ve dizlerinden kırdığı bacaklarına doladığı kollarının üzerine başını yerleştirdi. "Yine ne yaptı?"diye sorarken, Heaven'ı bu derece düşüncelere sevk eden olayı kendince tahmin edebiliyordu. O kızın kardeşine yaptığı acımasızlıktı. Heaven'ı kendisine hizmet etmeye zorlayarak gururunu incitiyordu. Ve Lord Westcliff de bu acımasız oyuna ev sahipliği yaparken, ses çıkarmayarak bu gaddarlığa eşlik ediyordu. Sally Heaven'ın yerinde olmak istemeyeceğini düşündü. "Yeni bir şey değil," diyerek sessizliği bozdu Heaven. "Yemeğe kalması ve bu gece burada uyuyacak olması bile başlı başına bir sorun değil mi sence de?" Sally dizlerine yaslandığı için biraz zorlansa da başını salladı. Sonra derince iç çekip, çektiği nefesini uzun bir solukla dışarı verdi. "Haklısın, ama bu kadar üzülme. Ablanın bu yaptığı adaletsizlik olsa da, eminim her şey yoluna girecektir." Heaven başını sallayıp içinden öyle olmasını diledi. Sonra yeni aklına geliyormuş gibi toparlanıp, arkadaşının yaptığı gibi ayaklarını kendine çekti ve aynı onun yaptığı gibi kollarını bacaklarına sardı. "Sahi, sen neden buradasın?" diye sorarken, sesinde 'Hadi gitsene!' havasının olmamasına dikkat etti. Sally de arkadaşının bunu ima etmediğini anlamıştı. Ancak onunla birazcık uğraşmak istiyordu. "Alındım," dedi. "Beni kovuyor musun yoksa?" Söylediklerinin bu şekilde algılanmasına üzülen Heaven kollarını bacaklarından çekerken yüzünü astı. "Bunu demek istemediğimi biliyorsun." Sally başını salladı ve göz kırptı. Heaven ile bu geceye kadar arkadaşlıktan daha öte bir ilişkileri yokken, bu geceden sonra ölene kadar dost kalacaklarını biliyordu. Heaven'ı bu koskocaman malikanede yargılamadan sevebilen bir tek Sally vardı. Ve işin aslı Sally için de durum farklı değildi. Malikane çalışanlarının çoğu yaşı geçkin insanlar olduğundan Sally'nin gençliği sinirlerini bozuyordu. Malikanenin erkek nüfusu ise Sally'nin çok bilmiş, uzun dilli hallerine dayanamıyor, ezemedikleri bir kadına da tahammül gösteremiyorlardı. Heaven'ın durumu ise herkesçe malumdu. Kendinden önceki çalışanı göndererek buraya gelmesi, daha geldiği andan beri kabul görmemesi için geçerli bir sebepti. Heaven'ın bu olanlardan haberi bile yokken yargılanması adaletsizceydi. Ama bu olanlar her ikisi için de daha iyi olmuştu. Sally kendisine anlaşabileceği bir arkadaş bulurken, varlığıyla Heaven'ı da kurtarmıştı. "Seni sıkıştıracağımı tahmin etmeliydin." dedi Sally. "Bana neler olduğunu anlatman için seni yakalayacağımı biliyordun." Heaven kıkırdadı. Adrian ile yaşadıkları arkadaşının varlığı sayesinde çok gerilerde kalmıştı. En azından gecenin karanlığıyla ve kendisiyle baş başa kalıncaya kadar olanları aklından çıkarmıştı. "Elbette tahmin ettim, ancak bu kadar erken olacağını ya da bu kadar geç bir saatte geleceğini düşünememiştim." Sally oturduğu yerden uzanıp Heaven'ın omzuna vururken Heaven da gülerek genç kızın hareketini tekrarladı. Bir süre kahkahaları odanın içini doldurdu. Ama Nyks'in güzellik uykusunu sekteye uğratmaları küçük kediyi kızgın mırıldanmalara itince, birbirlerini susturmaya çalıştılar. Nihayetinde durulabildiklerinde Heaven arkadaşına sarılıp, "Teşekkür ederim." diye mırıldandı. Sally arkadaşının bunu neden söylediğini bilmiyordu ama belli ki Heaven'ın buna ihtiyacı vardı. Sally kendisine sarılan arkadaşına aynı sıcaklıkla karşılık vererek son bir sıkı kucaklamanın ardından kendisini geri çekti. "Bu kadar yeter bakalım," dedi. "Eğer şimdi gitmezsem yarın sabah uyanamayarak kendimi işimden edeceğim. Ve belki sen bilmiyorsun ama Lord Westcliff'in referans mektuplarımızı bile vermeden işten çıkarabilme potansiyeli mevcut. Bu riski göze alamam." Göz kırpıp yatakta doğruldu. Terliklerini ayağına geçirip yataktan kalktı. Heaven'a son bir gülümseyiş bahşederken kapıya ilerledi ve usulca açtığı kapıdan, yine usulca çıkıp gitti. —– "Günaydın Valerie, yeni bir gün. Uyanma vakti!" Heaven havasız kalmış odanın perdelerini çekerken Valerie'yi uyandırmaya çalışıyordu. Misafir yatağında yayılarak yatan Valerie Heaven'ın sesi ve yüzüne vuran ışığın etkisiyle huysuzlandı. Yatakta yuvarlanıp yüzünü yastıklarına gömerken, "Lanet olsun sana Heaven!" diye inledi. "Beni rahat bırak!" Heaven yağmur sonrası taze havanın içeriye dolması için pencereleri de aralarken arkasına dönüp Valerie'ye baktı. Valerie görmese de Heaven başını iki yana sallayarak onu ayıpladı. "Bu evin kuralları var ve kurallar seni bekleyemez. Kahvaltını etmek istiyorsan bir an önce kalkmalısın." Valerie başını yastıktan kaldırıp kaş çattı. Sonra sırtının üzerine dönüp kendisini yeniden yatağa bıraktı. Sol kolunu kaldırdı, alnının üzerine yerleştirdi. Gözlerini yumup uykusunu geldiği yere göndermek istedi. Halbuki gözleri kapalıyken uykusu yerleşmeye daha müsaitti. "Ben Kontes olduğumda bu kuralları tarihe gömeceğim." Heaven ablasının söyledikleri ile içindeki sıkıntının yeniden gün yüzüne çıktığını, güneşe maruz kalmış gibi ışıldadığını hissetti. Ablasına ters bir şeyler söylememek için dişlerini dudaklarına geçirdi. "Sen bu yataktan kalkmazsan bu söylediklerini yapmak için bir fırsatın olmayacak. O yüzden çabuk ol. Az laf, çok iş!" Valerie ne kadar istemese de kardeşinin haklı olduğunu bildiği için oflayarak yataktan kalktı. "Güzel bir güne uyanmamış olsam bu söylediklerini sana ödetirdim ama şimdilik susuyorum." Heaven cevap vermedi. Onun yerine ablasının yataktan kalkmasına ve üzerini giyinmesine yardım etti. Valerie yüzünü yıkarken  Heaven da yatağın çarşaflarını değiştirip kapıya yöneldi. Ablasının saç tuvaleti ile de uğraşamayacaktı. Sally Heaven'ın yerine mutfakta kahvaltının hazırlanmasına yardım ediyordu. Genç kız kalktığından beri cıvıldıyor, Heaven'a da neşe saçıyordu. Bir de gece boyu uyumayan Heaven'ı sabahın kör vaktinde uyandırmasa daha güzel olacaktı. Birlikte kahvaltı masasını hazırladılar. Valerie hala aşağıya inmemişti. Ve Heaven ablasının odada nelerle meşgul olduğunu merak etmemeye çalışıyordu. Kont Westcliff masadaki yerini aldığında Heaven gece yaşadıklarından dolayı utançla kıvrılıyordu. Adamın inatla kendisine bakması da işleri daha da zora sokuyordu. Genç adamın yüzüne karşı 'Kes şunu!' diye bağırmak istiyordu. Ama aynı hisle sarıldığı her seferki gibi konumu buna müsaade etmiyordu. "Çayınızı nasıl alırsınız Lordum?" diye sorarken amacı Adrian'ın dikkatini dağıtmak ve kendisini de bir şeylerle oyalamaktı. Tabi adamın çapkın bakışlarının daha da yoğunlaşmasını beklemiyordu. "Bilemiyorum Bayan Brown, siz ne önerirsiniz?" sorusu geldiğinde elindeki demlik titredi. Düşmemesi için daha sıkı tuttu. "Sizin çay içme zevklerinizle ilgilenmiyorum Lordum," dediğinde Adrian eğlendiğini göstermekten çekinmeyen bir kahkaha attı. Henüz bir şey söyleyemeden yemek salonuna Valerie girdi. Adrian'ın genç kızı görmesiyle kahkahaları havada asılı kaldı. "Günaydın," dedi genç kız gülümseyerek. Adrian oturduğu yerden kalkıp Valerie'nin sandalyesini çekerken gülümsüyordu. "Günaydın." Valerie masanın üzerindeki peçetesini alıp önüne sererken Adrian'ın yüzüne aşk dolu bakışlarla odaklandı. "Bugün mutlusunuz Lordum." diye ortada olan gerçeği dillendirdi. Adrian da başını sallamakla yetindi. "Güzel uyudunuz mu Leydim?" Valerie bu sefer bakışlarına geceden kalma hatıraların sıcaklığını da katarak işveyle şakıdı. "Sizinle karşılaşmak gecemi aydınlattı. Odama döndükten sonra öpücüğünüzün anısıyla uyuyakalmışım. Harika bir gece geçirdim, teşekkürler." Odada bir gürültü oldu. Adrian ve Valerie başlarını çevirip arkada duran Heaven'a baktıklarında, genç kızın yere eğildiğini, gürültünün sebebi kırık tabağın parçalarını toplamaya çalıştığını gördüler. Adrian genç kızın elini kesmesinden endişelendiği için, bir türlü kahvaltısına devam edemediği masasından kalkıp, acele ile genç kıza uzandı. "Bırak şunları, elini keseceksin." Adrian kızın elindeki kırıkları da alıp genç kızın elini ittirdi. Heaven adamın söylediklerini ikiletmeden elindekileri yere bırakırken, genç adama bakmadan yerden kalktı ve bir şey söylemeden yemek odasından ayrıldı. Duyduklarıyla bir ömür kendine gelemeyecekti. Bu kadarı fazlaydı. Kont'un önce kendisini sıkıştırması, sonra da ablasıyla gönül eğlendirmesi ahlaksızlık değil de neydi? Heaven ağlamayacaktı. Gözlerini zorlayan yaşlara yol verirse önünü alamazdı. Bu yüzden bunu yapmayacaktı. Değmeyecek bir adamın ardından dökeceği her bir damla kendi ruhundan eksilecek bir parçaydı. Bir ruh gibi mutfağa süzülüp sandalyelerden birisine çöktüğünde orada bulunan bütün çalışanların dikkatini üzerine topladığının farkında değildi. Yaşlı kadınlar birbirlerini dürtüp Heaven'ı işaret ederken kulaktan kulağa fısıldaşıyor, genç kız hakkında pek de hoş olmayan dedikodular üretiyorlardı. Sally kadınlar arasındaki hareketlenmeyi fark ettiğinde dönüp Heaven'ı gördü. Genç kız arkadaşının yanına giderken endişesini bastıramıyordu. "Heaven?" diye seslendi önünde durduğu arkadaşına. Ama Heaven'dan ses gelmedi. "Heaven, bana bak tatlım. İyi misin?" diyerek Heaven'ı daldığı derinlerden çıkarmayı denedi. Heaven bakışlarını kaldırıp soru dolu gözlerini Sally'e dikti. "Sorun ne?" dedi. Sanki kendisinde bir problem yokmuş da Sally'nin bir sıkıntısı varmış gibi. Sally tek kaşını kaldırıp, kollarını da beline koydu. "Sence sorun bende mi?" Heaven kaşlarını çatıp arkadaşının ne demek istediğini anlamaya çalıştı. Ama beyni çalışmasını durdurmuştu. Ne kendi söylediğinden, ne de arkadaşının söylediğinden bir anlam çıkaramıyordu. Bu halde yapabileceği tek şey aklını meşgul etmek, çalışabildiği kadar çalışıp bedenini uykuya teslim edebileceği ölçüde yormaktı. Tezgahına doğru ilerlerken arkadaşına cevap vermediğini de, merakın sınırı geçtiğini de fark etmedi. Daha sonrasında kendisini yemek yapmaya adarken, Sally'nin sorduğu bütün soruları geçiştirmek zorunda kaldı. Arkadaşının sorularını duymazdan geldi ve işini yapmaya devam etti. Valerie kız kardeşinin duyduklarından sonra verdiği tepki ile içinde yetiştirdiği şüphelerin çiçek açtığını fark etmişti. Heaven Adrian'a karşı hisler besliyordu ve o bu evde yaşıyordu. Heaven'ın kendisinin sahip olması gerekene göz koymaması, el uzatmaması gerektiğini hatırlaması gerekiyordu. Valerie'nin olduğu yerde Heaven arkada durmak zorundaydı. Adrian'a bazı duygular besleyebilecek kadar kendini kaybetmiş olamazdı. Ve gitmeden önce bunu sonlandırdığından emin olacaktı. Valerie kahvaltısına hiç sorun yokmuş gibi devam ederken Adrian oturduğu yerde önündeki yiyeceklere dikkatini verememişti. "Leydim, bu sabah hava açtığına göre sizi evinize kadar götürecek bir arabayı hizmetinize vermekten mutluluk duyacağım," diyerek bir konuşmaya başladı. Valerie ise karşılaştığı kaba tutum karşısında bir anda tutulup kaldı. Bıçağını tabağının kenarına koydu. Ellerini önünde birleştirdi ve kaşları doğal bir eğimle yeniden şekillendi. "Be-ben…" derken durdu. Derin bir nefes alıp duygularını dizginlerken gülümsemesini korumaya gayret etti. "Ben de bundan memnuniyet duyarım Lordum." dedi. "Fakat bana gitmeden önce kız kardeşimle geçirebileceğim birkaç dakika verirseniz çok sevineceğim." Adrian duyduklarıyla yanlış düşüncelere kapılarak, üzüntülere boğulan Heaven'ın kız kardeşinden duyacağı yalan yanlış başka söylemlerle, kendisi hakkında daha kötü hislere boğulmasından korkuyordu. Ama iki kardeşin konuşmasına engel olmasına sebep olacak bir neden de düşünemiyordu. İsteksizce başını salladı. Valerie'den ise karşılığında ışıldayan bir gülümseme aldı. Kahvaltıdan hemen sonra Valerie mutfağa inen yolu öğrenerek aşağıya indi. Adımını mutfağa attığı anda diğerlerinin oradan ayrılmak zorunda kalacağı belliydi. İşine konsantre olmuş Heaven ise ablasının orada olduğunu fark etmemişti. Sally kız kardeşinin arkasında duran Valerie'yi gördüğünde Heaven'ı dirsekledi. "Şey, Hev.." diye mırıldandı. "Hım?" "Arkana bak, sanırım seninle konuşmak isteyen biri var." Heaven elindeki bıçağı bırakıp dalgınca arkasına döndü. Ablasını orada gördüğünde gerilerek soluklanmaya çalıştı. Ama aldığı her nefes derinlerde bir yerlerde derin yaralar oluşturuyor gibiydi. "Ne istiyorsun Valerie?" Valerie orada bulunan herkesi kandırabileceği, ama içindeki anlamı ancak Heaven'ın çözeceği bir gülümseme ve tatlı bir sesle, "Ne isteyebilirim sevgili kardeşim, gitmeden önce sana bir hoşça kal diyemez miyim?" dedi. Heaven biraz daha rahatlayıp başını salladı. Valerie kız kardeşinin yüzündeki gevşemenin farkındaydı. Özel görüşme isteğini dile getirirken de, üzerinde bu rahatlığı bozacağını bilmenin mutluluğu vardı. "Kardeşimle ayrılmadan önce birkaç dakikalığına özel olarak görüşemez miyiz?" Mutfakta bulunanlar başlarını sallayıp tek tek dışarı çıkarken yüzlerindeki meraklı ifadeler kendilerini ele veriyordu. Herkes ayrılırken Sally orada kaldığında Valerie tek kaşını kaldırıp, hala neden orada olduğunu sorguladığını belli etti. "Sen de çıkabilirsin Sally." Heaven arkadaşını kibarca kovarken Sally'nin içi pek rahat değildi. "Emin misin?" Heaven başını salladı. Sally Valerie'ye uyarıcı ve tehdit dolu bir bakış attıktan sonra mutfağı terk etti. Valerie tamamen yalnız kaldıklarına emin olduğunda yüzündeki sahte gülümsemeden kurtuldu. Yerine az sonra Heaven'ı parçalayacakmış gibi bir sinir gelip yerleşti. "Adrian'dan uzak duracaksın!" dedi pat diye. Heaven tutunduğu tezgahtan eli kayınca dengesini kaybetse de yeniden tutunarak ayakta kaldı. Tamamen stres ve gerginlikten oluşmuş kocaman bir top gibi hissetti. "Seni anlamadım?" Valerie ellerini göğsünde çaprazlarken kaşını kaldırdı. "Bence beni gayet iyi anladın. O bana ait. Ona öyle ya da böyle sahip olacağım. Ve sen benim kazandıklarıma uzaktan bakmak zorunda kalacaksın. Eğer benim olana elini uzatmaya kalkarsan olacaklardan sorumlu değilim." Heaven yutkundu, bir cevap vermedi. Veremedi. Valerie ise henüz içindeki yangını söndürememişti. "Sabah söylediklerimi duydun, değil mi? Dün gece sen gittikten sonra mutfaktan içecek bir şeyler almak için aşağıya iniyordum ki onunla karşılaştık. Bana sevgilisiymişim gibi yaklaştı. Beni odama bırakırken öptü. O kadar tutkuluydu ki eridiğimi sandım. Onunla sevişmenin nasıl olacağına dair hayallerle uyuyamadım. Ellerinin bedenimde dolaşmasının anıları rüyalarıma daldı. Onun da beni istediğini anladım. Anlayacağın sen aramızda fazlasın. Bu işin kısa zamanda olması için sen çekilmek zorundasın." Heaven her bir cümle ile gücünü tüketirken başını salladı. Ağzını açıp tek bir kelime bile edememişti. Valerie son bir sinsi gülümsemeden sonra evine gitmek üzere çıkıp gitti. Arkasında canından can giden bir Heaven bıraktığından habersizdi. 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE