19. Bölüm: İlk Neslin Kehaneti

2078 Kelimeler
Volta atması bir türlü bitmiyordu. Bir iç çektim, ne kadar zamandır volta atıp düşündüğünü anca Fersuna'lar bilirdi. Sıkmıştı artık, durması için bir şeyler yapardım elbet, fakat benim suratıma bir tane geçirip, kumral kafamı duvara gömmesi hiç hoş görünmüyordu. Benim tam karşımda, Kanlı Hayat ve Oktay vardı. Onların canı sıkılmışa benzemiyordu. Oktay'ın görevi başarısız olmuştu. Birkaç hata daha, sadece birkaç tane. Sonra onu defeder. Ve hak ettiğim saygıyı sonunda belki görürüm. Niye bu kadar ona güvendiğini anlamıyordum. Onun iğrençliğini ve sahtekârlığını görüyor ve bunu ceza alması gerektiren yaratıkları yakalamak için kullanıyordu. Ancak bunu ona karşı da kullanıyordu. Bir kere sadece bir kere onun gözüne girersem işler yoluna girecek ama şu Oktay denen it herif bir türlü pes etmiyordu. Ne kadar plan yaparsam yapayım, hiç pes etmiyordu. Sinirlenmeye başlamıştım. Lider kandan daha koyu renkte olan uzun ceketi, siyah kıyafetleri ve geriye taranmış altın saçlarıyla, odada bir yukarı bir aşağı gidiyordu. "Ah o kuzenini dönüştürmekte hata ettik!" O yaptı. Biz değil. Onun fikriydi ve sen bunu bir güzel kabul ettin sersem bunak. "Kız nasıl peki? Güçlü mü? Kanatlarını gördün mü?" soruyu, başını hafif eğik tutan Oktay'a yöneltmişti. "Hayır, efendim kanatları yoktu. Ama dönüşüm olması gerekenden daha fazla güç ve zeka vermiş. Çevik." tekrar başını eğerken ona belli olmayacak bir tiksintiyle baktım. Lider birden hırlayarak masanın çekmecesinden bir sigara alıp yaktı. Ağızına koyup bir nefes çektikten sonra dışarıya beyaz bir sis dumanı yayıldı. Oktay başını öne eğerken Kanlı Hayat'ın bana baktığını fark ettim. Biraz kaşlarımız çatık bir şekilde bakıştık. Gözlerinde, Kes şu aptala bakmayı Yekta. Sinirlerimi bozuyorsun! der gibiydi. Bende kestim. Nasıl olmuşsa Kanlı Hayat'ın adamlarından biri olan; Fetih'in yaptığı kara delik gücü işe yaramamıştı. Daha önce bu hiç olmamıştı. Hepimiz şaşırmıştık, hatta Lider bile şaşkınlığını saklamaya gerek duymamıştı. Kanlı Hayat'ın anlattığında mantık aramak mümkün değildi. "Oktay içeri girdiğinde Fetih, kara deliği oluşturmak için hazır bekliyordu. Sadece o veya Kıraç'la ikisini bekliyorduk. Fakat Serhat'ın olduğunu anlayınca biraz tökezledik." diyerek başlamıştı Kanlı Hayat, "Yine de hiç duraklamadan devam ettik. Ona yardım ettim. Her tarafı çevirmeye başlamıştık. Oktay onları oyalayacak, bizde o sıra etrafı çevirip onları hapsedecektik. Sonra onları öldürmek çocuk oyuncağı olacaktı zaten. Sonra kız bizim orada olduğumuzu anladı. Bizde hemen harekete geçtik. İçeride bizden sadece Oktay vardı." Oktay'a baktığımda kaşlarını olabildiğince çatmış, dişlerini sinirden sıkmıştı. İçimden gülümsemiş, sessizce Fersuna'lara teşekkür etmiştim. Yüzümse kaskatı kesilmişti. "Ve kara deliği yaptığımızda birden bir yarık açıldığını gördüm. Yarık daha sonra büyüdü ve kendiliğinde açılmış bir yaranın hızlıca kapanması gibi kapandı. Daha sonra ayak sesleri duyduk. Kaçtıklarını bir-iki saniye sonra fark ettik" diye devam etmişti "Onları kovaladık ama bir şekilde Kıraç güçlenmiş ve Elizya'yla Serhat'ı da kendi gibi görünmez yapmayı başarmış. Bu yüzden onları kaybettik." dediğinde Lider, gürleyerek "O iğrenç kanatlı şeyin adını ağızına alma!" diye ona bağırmıştı. Öyle bir yakınına gelmişti ki, Lider'in nefesi Kanlı Hayat'ın özenle yaptığı koyu saçlarını mum ışı misali titretmişti, ta buradan görünüyordu. Lider ağızından bir duman püskürttükten sonra bana döndü "Yekta, sen ve Fetih şu Semih Güloğlu'nu araştırın. Bir de şu kara deliği. Ayrıca unutmadan şu Zera'lara dikkatli bir şekilde tekrar bakın. Ne olursa. Bir şey kaçırdığımıza adım gibi eminim. Adımın olmadığı kadar eminim desek daha doğru aslında. Her neyse." Sonra Oktay ve Kanlı Hayat'a dönüp "Siz ikiniz benimle gelin." Kanlı Hayat ve Oktay onun peşinden gitti. Siyah dev gibi kapı kapanınca bizde odanın sağ tarafındaki kapıya gittik. Kapının anahtarını çıkarıp kapıyı açtım ve sanki devlere özel yapılmış gibi duran evin kütüphanesine ayak bastık. Kapıyı anında kapattım. Ve ceketimi bir koltuğa asıp ofladım. Meşe ağacından yapılmış kitap rafları, altı metreye kadar uzanan duvarları süslüyordu. 1500 yılından bu yıla kadar olan bütün kitaplar vardı. Eski kitaplar biraz daha yukarı konmuştu ki zarar görmesin. Özel kitap ve bilgisayarlar bu kütüphanede saklıydı. Uzun masalardan biri bilgisayarlara ayrılmıştı. Dört tane bilgisayar vardı fazlasına gerek yoktu. "Bilgisayarı sen al bu sefer. En son bulamayınca onu kırmak üzereydim." dedim. "Tamam, tamam" dedi hafifçe gülerek. Güçlü ve pürüzlü bir sesi vardı. "Ben Semih denilen oğlanı araştırayım sende Zeralar'a bak." "Kara delik?" "Onu bir şekilde bulurum ben kafana takma, sen işine bak ve kitapları yırtmamaya çalış. Onlar senin benim gibi birer sülükten daha değerlidir." gülerek bunları söyledi ve bilgisayarlardan birinin karşısına oturdu. Ben de kitaplardan 1935 yıllı kitapların yanına gidip Z harfini aradım. Melekler ve Zera'lar adlı kitabı bulunca onu alıp, Fetih'in yan tarafındaki masaya geçtim. Bu kitabı Yarı melek olan ama yine de gücünden vazgeçip insan kalmaya karar veren, Batya adında bir kadın yazmıştı. Kitabı açıp dün kladığım yerden devam etmek için pürüzlü, sert sayfalarını karıştırdım. Sayfayı bulduğumda dikkatlice okumaya başladım. MELEKLER VE ONLARIN ÇOCUKLARI Melekler dünya yaratılmadan önce varlardı. Hâla da yaşamlarını sürdürmektedirler. Melekler içmezler, yemezler ve bir cinsiyetleri yoktur. Bir iradesi olsa da itaatsizlik iradesine sahip değillerdir. Ancak yüzlerce yıl önce, yani 500 yılında onların varlığı bir tür sorun çıkardı. Bu sorunu yaratan Simones, birden kendi iradesine kavuştu. Bu melek nedense bir tür kötülük yaptı. Bu kötülük yardım ettiği insanı doğru yolu göstereceği yerde yanlış yolu göstermesi nedeniyle cezalandırıldı. Ve lanetlenip, bir cinsiyet edinip dünyaya gönderildi ve bir insan bedeninde insan olarak hapsoldu. Ve bu onunla aynı anda saniyede yaratılan meleklerde bu kötülükleri yapmaya başladılar. En sonunda yirmi yıl içerisinde binlerce melek, ceza aldı. Bazıları onlara bir isim koydu: Cezalı Kanat. Cezalı Kanat'lar gittikçe insana dönüşmeye başladılar; bir zamanlar melek olduklarını unutup evlenmeye, çocuk sahibi olmaya başladılar. Bu çocuklar gittikçe aile fertlerinden birine benzemeye başladı; melek babalarına/annelerine. Bu çocuklar dönüşüme girdiler. Kaç yaşında olursa olsun bedenleri hazır olduğu zaman meleğe dönüşüyorlardı. Zera ismini aldılar. Bu ismin anlamı Kara Kanatların dilinde (Jemar dili) Hain anlamına geliyor. Kitaptan kafamı kaldırıp Fetih'e seslendim. "Ne var? Bir şey mi buldun?" diye bana döndü. "Hayır. Bir şey soracağım: Şu Jemar dili Leras'ların büyülerinde kullandığı dil değil mi?" dedim kuşkuyla. Yerimden kalkıp ona doğru yürüdüm ve yanındaki sandalyeye oturdum. Kitap hâlâ elimdeydi. "Evet, ne olmuş?" gözlerini bilgisayardan ayırmıyordu. "Sence onlara bir Leras yardım etmiş olabilir mi? Jemar dilindeki büyüler daha etkilidir biliyorsun. Senin yeteneğin gibi yetenekleri etkisiz hale getirebilirler." diye tahmin yürütmeye çalıştım. "Olabilir. İmkânsız değil ama aynı zamanda bunu yapabilecek parmaklarınla sayabilecek kadar az Leras var. Sadece Türkiye'de altmışa yakın Leras ailesi bile yok. Ve onlarında yüzde altmışı düzgün büyüler yapamıyor. Anca telekinezi. O yüzden boşuna bunu düşünme. Çok düşük bir ihtimali bile göz önünde bulundurmamız gerekir elbet, fakat daha büyük ihtimaller gözle görülür haldeyse bu küçük ihtimaller önemsenmeyebilir." dedi kayıtsızlıkla. "Ne gibi ihtimallerden söz ediyorsun?" gözlerimi kısarak ona baktım. Bir şey biliyor ve bunu benden saklıyor. Kayıtsızlığına bakılırsa uzun süredir bunu önemli bir sırrı koruyormuşçasına saklıyor. Ya da gerçekten önemli bir sırrı saklıyor. Birden sandalyeden vampir hızında fırlayıp bir saniye geçmeden elinde kitapla geldi. Kitabın üstünde Vampirler'in Ataları yazıyordu. Yazarı bizim dünyamızda çok iyi bilinen İlk Leras'ların kanından olan Linet yazmıştı. Kapağı açıp sayfaları çevirmeye başladı. Kitap 1628'den kalma gibiydi. Daha eski veya yeni olamazdı. Sayfalar, elimdeki kitap gibi kaskatı kesilmişti. Parşömen kâğıdı gibi duruyorlardı. Kitapta sayfalarca gittikten sonra bana uzattı "Hadi oku da ihtimaller neymiş kendin öğren." dedi ve bilgisayarın başına döndü, elimdeki Melekler ve Zera'lar kitabı masanın sol tarafında duruyordu. Elimdeki diğer kitabı da önüme koyup açık sayfayı okumaya başladım. Başlığa bakınca ona tuhaf tuhaf baktım. "Bunun konumuzla ne alakası var Allah aşkına." dedim. "Tahmin edemeyeceğinden çok alakası var. Sesini kes ve oku şimdi." diye karşılık verdi bana bakmadan. NERMANİ KANI Zaman kavramı olmadığı bir zamanda, yıllar önce yirmi insanoğlu öyle kötülükler yapmışlar ki onların nasıl ceza verilmesi gerektiği bulunamamış. Bu kötülüklerin ne olduğu hâlâ gizemini korumaktadır. En sonunda Fersuna'lar, yani Vampirlerin yaratıcıları bir karara varmış ve onları kömür, güneş, ateş ve insanlardan uzak durmaları için lanetlenmişler. Ve yaşamlarının sonuna, yani sonsuzluğa kadar kan içmek zorunda bırakılmışlardır. kırk Fersuna'dan biri olan Dezar, kardeşlerine ihanet etmiş ve insanlara olan nefretinden dolayı onlara diğer insanları da dönüştürme gücü vermiş. Dezar, bu yaptığı hainlikten dolayı dünyaya gönderilmiş ve sonsuza kadar aynı bedende kalması karar vermişler. Sonunda o bunu yapmadan önce cezaları en hafif olan üç insana bir güç vermişler. Bu gücün kanlarından geldiğini düşünen insanlar, Nermani Kanı olarak düşündüler. Bunun anlamı hâla bilinmiyor. Fakat araştırmalar sürüyor. Bir ihtimale göre Latinceye bir çağrışım olduğu düşünülmekte. Nermani Kanı'na sahip olan bu üç vampirlerden biri daha bir yıl geçmeden delirdi ve kendini öldürmek için güneşin doğuşunu izleyerek ölmüştür. Diğer bir vampir Mehmet adında bir Türk olarak yeniden dünyaya gelmiştir. Bu vampir bir şekilde saklanmayı becermiştir. İnsanlardan saklanmış olsa da bizim gibi Leras'ların dikkatinden kaçmamıştır. Bu vampir bir gün bir kasabaya sığınmıştır. Bir gece çığlıklar arasında uyanmış ve dışarıya bakmıştır. O sırada yüzden fazla Zera, etrafı yakıp kül ettiğine şahit olur. Bunların Zera olduğunu önceden bilmese de daha sonra bir şekilde öğrenmiştir. Tam odadan çıkacakken bir ağlama sesi duyar; karanlıkta kim olduğunu seçemese de dokuz yaşlarında sarışın bir oğlan çocuğu olduğunu anlar. Ve dayanamayarak onu da yanına alıp beraber kaçarlar. Çocuk büyür, büyür, büyür... En sonunda bu çocuk otuz yaşına gelir. Ve bir gün trafik kazası geçirip ağır yaralanır. Başka çaresi olmayan Mehmet, hastaneye gittiğinde serumdaki kanın içine kendi kanını akıtır. Ve üç gün içerisinde adam iyileşir. Ama aynı zamanda dönüşmüştür. Mehmet dördüncü gün geldiğinde onu götürecekti. Ama o sabah adam kayboldu ve adı sanı hiçbir zaman bilinemedi. Mehmet'te yirmi yıl sonra bir yangın sırasında öldü. "Lider..." diye fısıldadım şaşkınlıkla. Dehşet içinde kalmıştım. çocuk Lider'miş. "Konumuz onun geçmişi değil. Devam et." dedi Fetih, dediğini yaptım. Diğer Nermani kanını taşıyan bunların sonuncusu, kim olduğu hiç bilinemedi. Nerede, ne zaman tekrar doğduğu bilinmiyor olsa da çok güçlü olacağı söyleniyor. Her Nermani Kanı'nı taşıyanda özel güçler olur. Bu güçlerden biri Elementlerin kontrolü. Bunu yapansa deliren Vampir olarak biliniyor. Mehmet'in ki de Umbrakinezi. Bu yetenek Gölgeye hükmetme yeteneğidir. Diğer bir Nermani Kanı'nı taşıyanınsa iki yeteneği olması insanı şaşırtıyor. Zaman kontrolü yani Chronokinezi. Bununla beraber Görünmezlik yeteneği de cabasıdır. Bunlar dışında onların farkına varabilmek için gözlerine bakmalısınız. Mavi gözlüdürler ve güçlerinden bazılarını kullandıkları zaman o mavi gözlerinin içinde siyah topçuklar oluşur. Bunların başında bazı vampirler dönüşmeden önce olan insani tavır ve bedensel güçleri vampir olunca ortaya çıkar. Ve bu Nermani Kanı olanlar bu güçlerin çoğuna bağışlık kazanarak doğmuşlardır. Kitabı sertçe kapattım. Beynimden vurulmuşa dönmüştüm. Kızgınlıkla Fetih'e baktım. O da bunu görünce bana sakinlikle baktı. "Bana söylemeliydin." dedim dişlerimin arasından. Onları öyle bir sıkıyordum ki kırılabilirlerdi. "Söyleseydim, anında Lider'e yetiştirdin. Onun gözünde yer edinmek istiyorsan onu yakalamalısın. Ve seni tek göndermeyeceğine vampir olduğum üzerine bahse girerim. Bırak Lider kendini tek sansın. Böylece onun işini kolay bitirebilirler. Kıraç'ın işini zorlaştırmayalım istersen. Yeterince zor zaten." dedi kaşlarını çatarak. "Ne zamandan beri biliyordun bunu?" dediklerini umursamamış gibi davranıp gri gözlerini, öfkeden yanan gri gözlerimle oyarak baktım. "Bir yıldır." dedi tek nefeste. NE! Bir yıl boyunca bunu herkesten saklamayı, özellikle de Lider'den saklamayı nasıl becerdi bu aptal? "Senin bir aptal olduğunu söyleyen oldu mu?" "Senin bir mide bulandırıcı, iğrenç, bir piç olduğunu söyleyen oldu mu?" bunu dediği anda yan taraftaki uzun masayı tek elimle kaldırıp suratına fırlattım. Masa havadayken tekme attı ve güzelim masa artık tahta parçaları olarak anılmak üzere, yere tahta parçaları yağdı. Tam bu sırada kapı açıldı: Ve dördüncü Nermani Kanı taşıyan Lider karşımızda duruyordu. Arkasında Oktay ve Kanlı Hayat şaşkınca bize ve hâlâ yere toz halinde yağan masadan kalanlara baktılar. "Neler oluyor burada! Ben sizi araştırasınız diye gönderdim. Dövüşesiniz diye değil!" diye bağırdı. Birden yere kapaklandım. Yüzüm yere yapışmıştı resmen. Bir şey beni sürüklüyordu. Ayağımdan çekiliyordum. Çığlık atmamak için dişlerimi sıkmıştım. Ayağıma bakmayı başardığımda siyah bir el gördüm. Gölgem. Lider... Gölgem beni çekiyordu. Duvara doğu çekti ve birden kayboldu. Hemen ardından sırtımda bir şey hissettim. Sanki birinin ağırlığı vardı, sanki boşluğun hissi beni ezmişti. Birden yukarı kalktım. Bunu ben yapmamıştım. Vücudum kendiliğinden kalkmıştı. Kalktığı an duvara yapışıp sert bir şekilde yere kapaklandım. Yüzüm yere yapıştığında, biri ensemden tutup kaldırdı. "Ne diye birbirinize saldırıyorsunuz? İlaha sizi küçük veletler gibi uyarmam mı gerekiyor? Ha söyleyin!" dedi ve beni ona bakmama zorladı. Fetih ona doğru yavaşça yürümeye başladığını göz ucuyla gördüm. Daha oğlan ağızını açmadan elini kaldırıp onu da duvara yapıştırdı. "Anlatın!" Sesi ölümüne sıktığı dişlerinin arasından hırıltılı çıkıyordu. Fetih bana söylememekte haklıydı. "Fetih... bir şey bulmuş... bir yıl önce... ve bunu bize yeni söylüyor..." sesim öksürüklerimle karışıp onu kesti. Lider Fetih' e dönüp "Bu doğru mu?" Fetih cevap vermedi. Çektiği acıya rağmen tek söz etmedi. Dayanamayarak konuşmaya başladım. "Evet doğru... Bulduğu şey... Kıraç ile ilgili..." "Ne peki?" kaşları çatılmıştı. Yüzü kızgınlık yerine merakla doluydu artık. "Kıraç... bilinmeyen Nermani... kanından. Üçünden biri... O. İki yeteneği olan." dediğim an beni yere bıraktı. Fetih'i de öyle.. Yüzü olduğundan daha bembeyaz kesilmişti. Oyulmuş bir heykel gibiydi yine de. Deniz gözleri sonuna kadar açılmış inkâr edercesine bakıyordu suratıma. Sanki, inanılmaz bir şekilde korkmuş gibiydi. Bizi öldürmesini veya cezalandırmasını bekliyordum Bunun yerine Lider kapıdan çıkıp gitti. Korkmuş ve dehşet içinde. Bu yüz ifadesini gördükten sonra Bittik biz diye geçirdim içimden.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE