Günler her zaman yavaş geçiyor diye hayıflanırdım ama bu hafta sanki günler su gibi geçmişti ve biz dün gece Doğançay'a anneanneme gelmiştik.
Bizim geldiğimizi duyan annemin kuzenleriyle anneannemin evinde sohbet ediyor ve nişan hakkında konuşuyorduk. Annemler kahvaltılarını yaptıktan sonra teyzeme, uzaktan gelecek akrabalar için yemek yapmaya yardım ediyorlardı. Bizim burada bir âdettir, uzaktan gelen misafirler için yemekler yapılır ve misfirlere ikram edilir...
Kuzenlerimle sohbet ederken öğlenin nasıl olduğunu fark etmedim olmuştu. Bahar'larda gelince kızlar "hadi artık hazırlanmalıyız," diyerek ayaklanmıştı. Annemin kuzeni Mine ablamın Adapazarın'da kuaför salonu vardı o yüzden "ben hazırlarım sizi merak etmeyin," demişti.
Mine ablam "Hadi kızlar gelin saçlarınızı yapayım," deyince süslü arkadaşım Bahar hemen "yaşa abla! Sen var ya bir tanesin. Bugün herkesin gözü üzerimde olmalı! Bugün her zamanki g gibi güzel olmalıyım!" Dedi ya hepimiz ona baka kaldık.
"Ay bu kız ve yürüyen egosu. Seninle ne yapıcağım ben," dedim inleyerek.
"Tamam Bahar'cığım sen merak etme kuzum o iş ben de. Bu gecenin en güzelleri senle ben olacağız sana söz veriyorum tatlım," diyen Mine ablama şaşkınlık içinde baka kaldım. Al birini vur öbürüne...
Saçım ve makyajım bitince boy aynasının karşısına geçip kendime baktım. Elbisemi gözlerimin renginde koyu yeşil seçmiştim bu defa, kollarında tül detayı olan elbise benim zevkime göre güzel ve sadeydi. Ablam saçımı ensemde dağınık bir topuz yapmış, gözlerime dumanlı makyaj yapmayı tercih etmişti. Ablamın benimle işi bittiğinde karşımda aynadaki kadın güzel gözüküyordu. Kızlardan güzel oldun sözlerini duymak beni utandırmaya yetmişti...
Akşam kız evinin önü nişan için hazırlanmış, masalar ve sandalyeler alandaki yerini almıştı. Masalarda gelen misafirlere yemekler verilmiş gençlerin oynaması için ortaya bir alan yapılmıştı. Akrabalar ve köydeki yaşlılar için sandalyeler de bu alanın kenarına dizilmişti. Yavaş yavaş evin önü dolarken nişan için gelen orkestrada oyun havaları çalmaya başlamıştı.
İçimde adlandıramağım bir duygu vardı, üzüntü desem değil kederde değildi ama bir türlü bu içimdeki duyguyu adlandıramıyordum, hani bazen anlatmak isterde anlatamaz ya insan duygularını, ben de öyle bir durumdaydım işte.
Şuan o kız yerine ben olmuş olabilirdim, bu Salih'le bizim nişanımız olabilirdi ama o ne yapmıştı? Yanındaki kızı yani Belma'yı tercih etmişti, beni seviyorum derken aynı zamanda Belma'yıda sevmişti. Bu nasıl midesizlikti böyle! Belma'yla sevgili olduğu dönemde bana olmayan aşkını haykırıyordu...
Bana anlattığı hayallerini Belma'ya da anlattımı acaba diye düşünmekten kendimi alamıyordum bazen.
Salih onun elini tutmuş ve bırakmamıştı. Üstelik bunu benim gözlerimin içine bakarak yapmıştı. İçimdeki duyguları es gecerek bu günede şükür dedim içimden. Ya biz nişandıktan sonra Belma'ya karşı olan duygularını anlasaydı, Allah korusun evlenmiş de olabilirdik, ya o zaman gerçekten beni sevmediğini yanındaki kızı sevdiğini fark etseydi! O zaman ne yapardım ben?
İyi ki biz daha ileriye gitmeden böyle bir karar vermişti Salih. Bundan sonra önüme bakacak ve kendi hayatıma kaldığım yerden devam edecektim. Annemin dediği gibi Mevlam neylerse güzel eyler, belki de benim için hayırlısı budur dedim içimden. Belki Salih beni gerçekten sevmedi, değer vermedi, belki onun için bir hevestim sadece, hayatından gelip geçen sıradan bir heves...
Acaba Bahar haklı olabilir miydi?Gerçekten ben onu sevmiş miydim? Yani ben ona aşık değil miydim? Bahar'ın söylediklediklerinde gerçeklik payı vardı, ben gerçekten Salih'i sevdim! Bahar'ın dediği gibi gerçekten aşk olsaydım benim hislerim bu kadar çabuk bitmezdi. Salih'le konuşmak için mutlaka bir yol bulurdum. Bunları geçen hafta Bahar'la konuştuktan sonra daha iyi idrak etmiştim. Ben asla Bahar'ın Yusuf abime baktığı gibi bakmadım Salih'e...
Aslında düşününce Salih'in gerçek yüzünü erken göstermesi benim için iyi olmuştu. Belki şuan acı çekiyorum ama ileride daha büyük acılar çekmekten iyidir diye kendimi teselli ettim.
Annemin her zaman söylediği gibi zararın neresinden dönersen kâr kârdır, gerçekten öyle değil miydi? Peki içimdeki bu kırgınlık nedendi, neden hala ağlamak istiyorum? Peki neden buradan kaçıp eve gitmek ve günlerce kimseyle konuşmadan sadece yatağımda yatmak, o yataktan da hiç çıkmamak istiyordum? Neden hala onun ismini düşünürken kalbim sıkışıyor ve nefes alamıyormuşum gibi hissediyorum. Neden?
Allah'ım lütfen bana değer vermeyen beni hiçe sayan adamı düşünmekten beni kurtar, artık üzülmek ve kırılmak istemiyorum ne olursun onu unutmam için bana yol göster rabbim. Ben bir daha onu hatırlamak ve ona karşı bir duygu kırıntısı dâhi beslemek istemiyorum, diye içimden dualar ettim. Başka ne yapabilirdim ki?
Etrafa görmeyen gözlerle bakarken yanımda oturan annem ve anneannemin konuşmalarına kulak misafiri oldum. "Seher bu Reyha'nın oğlu Asım değil mi?"
"Evet anne o"
"Neden bizim buraya bakıyor kız? Aaa neredeyse sandalyesinden düşecek gibi tövbe yarabbi," diyen anneanneme, annem gülerek cevap verdi.
"Annem neden bakacak? Bizim gibi koca kadınlara bakacak hali yok ya. Yanımızda iki tane güzel kız olduğu için onlara bakacak tâbi," deyince anneannem sinirle baş örtüsünü düzenledi "benim onlara verecek kızım filan yok. Onlardan ne köy olur ne de kasaba. Hele bu çocuktan hiç haz etmiyorum. Ondan koca filan olmaz her gördüğü kıza ağzını açarak bakıyor. Benim güzel torunlarıma daha iyilerine layık," dedi. Anneannemin yanındaki Bahar bunları duyunca hemen yerinde dikleşti ve söze girdi. "Merak etme Ayşe sultan. Bizim gözümüz böyle tiplere kapalı, şunun tipine bak! Ay tipi tip. Yani karikatür gibi ayağında kundura bir de utanmadan beyaz çorap giymiş. Aman hiç işim olmaz benim böyle bir tiple," deyince anneannemde Bahar'a "sus kızım sus, ben ne büyük laflar söyleyip o lafları yutanlar gördüm, aman kızım ağzına vur," deyince bizde tiksinti ve korku ile suratımızı buruşturduk. Yine koro hâlindr "Allah korusun," dedik bizim bu halimiz annemi ve anannemi güldürmüştü.
Benim anneannemin ismi Ayşe onun ismini bana vermişler. Zamanında babamla annem birbirlerini çok sevmişler ve evlenmek istemişler ama dedem rahmetli babam için, 'bunun kimsesi yok, evi tarlası yok, bu adam benim kızıma nasıl bakacak, ben çulsuz adama kız vermem' demiş.
Anneannemde, "olur mu öyle şey Bey, biz bu çocuğun çocukluğunu ve nasıl bir çocuk olduğunu biliriz. Elimizde büyüdü sayılır, çalışır taştan ekmeğini çıkartır benim ona inancım tam. Ahmet'e güveniyorum kızıma iyi bakar. Benim kızımı üzmez, önemli olan da bu değil mi?"
Böyle konuşarak dedemi ikna etmesi uzun sürmüş ama sonunda annemle babamı evlendirmiş, babam o yüzden anneannem için, benim olmayan anam gibi der. Babamın, annesiyle babası o küçükken kazada ölmüşler, babamda akrabaların yanında büyümüş "yetimlik zor, ben ne anne şevkati gördüm, ne de baba sevgisi gördüm der" babam.
Babam biraz büyüyünce onu bizim buralarda düğün yemekleri yapan İhsan usta diye birisinin yanına çırak olarak vermişler. Onun yanında iş öğrenmiş ilk zamanlar, sonra da seyyar pilavcılık falan yapmaya başlamış, Ali amca ile tanışıp ortak dükkan açmaya karar vermeleri askerden döndükten sonra olmuş. O yüzden ne kadar dedem ilk başlarda kızını babama vermek istemese de sonra babamla, eniştemlerle anlaştığından daha iyi anlaşmışlar. Bunları bana anneannem anlattı bazen onunla oturur saatlerce konuşur eskileri yâd ederim.
Düşüncelerimden sıyrılıp alana baktığımda her yer dolmuştu. Etraftaki herkesin gözü evin kapısındaydı ve nişanı olacak çifti merakla bekliyorlardı. Ben de herkesin baktığı yöne bakmaya başladığımda orkestra slow müziğe geçince onların geleceğini anladım. Evin kapısından çıkan yeni nişanlanacak çiftin yüzlerinde tebessüm yer edinirken elleri kenetlenmişti. Alkışlar eşliğinde yüzlerindeki tebessümle dans için ayrılan alana geçerek ilk danslarına başladılar.
Şuan ne hissediyorsun derseniz. Kocaman bir hiç, avazım çıktığı kadar bağırarak yani halk deyimiyle anırarak ağlamak ve kahkahalarla gülmek arasında gidip geliyorum. Bir an yanımdan dans edecekleri alana geçerken onunla göz göze gelmiştik ve yanındaki kızın elini gözüme sokmak istercesine daha sıkı tutmuştu ya, daha ona ne deyim. Bu yaptığı hareket sadece içimdeki yaraya biraz daha tuz bastı o kadar.
Bu gördüklerimden sonra elim yanımda yumruk oldu, eteğimi daha fazla sıktım. Düşünme dedim Ayşenur düşünme. Ben burada kendimle, duygularımla savaşırken, onlar ilk danslarını yapıyordu. Onlara bakmayı kestim ve yanımda sohbet edenleri dinlemeye çalıştım. Benim yanımda Bahar, Bahar'ın yanında annem ve Seher teyze, Seher teyzenin yanında da anneannem vardı. Tek sıra halinde dizilmiş dans edenleri seyrediyorduk ki yanı başımda bir karartı oldu, başımı yukarı kaldırdığımda gülen gözler görmek yüzümde tebessüm olmasına sebep oldu.
"Dans edebilir miyiz güzel bayan?" Diyen yakışıklıya, gülümseyerek baktım. Abim diye demiyorum kendisi çok yakışıklıdır. Siyah gözlerinin üzerindeki kirpikleri kadınları bile kıskandıracak cinstendir, alt dudağı üst dudağından daha kalın, tâbi bir de Bahar'ın aşık olduğu, o her güldüğünde yanağında oluşan çukuru var. 'Bir gün beni o gülünce o çukur'a gömün,' derdi sapşik Bahar. Abim yanımda oturan annemin elini öperken "nasılsın teyzelerin sultanı. Görmeyeli zayıfladın mı kız sen?" Dedi. Annem yanındaki anneanneme hayıflanarak "görüyor musun anne? İyice bu sıpaların maskarası oldum," diye sitem etti. Annem aynı zamanda tamam anlamında kafasını salladı abime. Yani dans için onay vermişti.
Yusuf abim benim teyzemin oğlu olduğu için o yüzden bizim dans etmemizi kimse yadırgamazdı. Gerçi Salih'le de dans ettiğimizde kimse yadırgamazdı. Aklıma yine eski anılar gelince buruk bir gülümseme oldu yüzümde. Buralar küçük yerlerdir o yüzden öyle herkesle genç kızlar dans edemez, ederse de anında adı çıkar. Şu kız bununla dans ediyor kesin aralarında birşey var diye laf çıkartırlardı. Bir de buradaki düğün ve nişanlarda kadınlar oğullarına kız bakmaya gelirlerdi. Annem sürekli "sen daha küçüksün! Seni kimseye vermem! Aman kızım kendine dikkat et adın çıkmasın! Laf söz olmasın, baban duymasın! " diye sık sık beni tembihlerdi.
Yusuf abim, "ne haber kız çirkin, okul nasıl gidiyor?" Diye sorunca, suratımı asıtım ve "aşk olsun abi bugünde mi çirkin olmuşum? Oysa ben bugün güzel olduğumu düşünüyordum, sanırım yanılmışım." Diyerek, onun omzuna hafifçe vurdum. Abim acımış gibi yaparak "ah" dedi, onun hâline dayanamayıp kıkırdadım. Abim de bana eşlik edip gülünce yanağındaki gamzesi ortaya çıktı. Ah bir bilse Bahar'ın o gamzeler için öldüğünü.
Abim diye demiyorum ama kendisi komik olduğu kadar yakışıklıdır. Biz dans edip konuşurken yanımıza Bahar'la Özgür abi geldi. Onlara baktığımda bizimkinin yüzü yine kızarmıştı, e kolay mı yanımda çocukluk aşkı vardı. Bazen onun aşkına imrenmiyorum desem yalan olur, Bahar'la biz küçükken evcilik oynadığımız ben Yusuf'un karısı olacağım derdi. O zamanlar bile ben Yusuf'a aşığım diyor başka birşey demiyordu.
Allah var abimden başkasına baktığınıda görmedim, Yusuf abimin yanında bizim o çok bilmiş geveze kız gidiyor yerine utangaç eli ayağı birbirine dolanan bir kız geliyordu. Onun bu hallerini düşününce aslında ben hiç böyle olmamıştım. Tamam Salih'in yanında heyecanlanıyor ve utanıyordum ama onunla konuştuğumda ne dilim tutuluyordu, ne de konuşacağım kelimeyi unutuyordum. Aslında, o elimi tuttuğu zamanda elim hiç terlemişti. Elim ayağımda birbirine hiç girmemişti, ben kendi kendime zamanla tanıdıkça olur diye teselli edip durmuştum.
Ama iki yılda Bahar'ın, Yusuf abinin yanındayken olan hareketleri ben de yine olmamıştı. Yusuf abim birşey söylediğini duyunca düşüncelerimden sıyrıldım. "Eş değiştirelim mi?" Dedi az önce onlar? Ben daha ne olduğunu anlamadan kendimi Özgür abinin kollarında dans ederken buldum. Başımı kaldırıp ona baktığımda, keskin gözleriyle bana bakıyordu. Onun yüzünde yine adlandıramadığım bir bakışla birlikte dans ettik. Ne o gözlerini benden bir saniye çekti ne de ben gözlerimi ondan çekebildim. Sanki zaman bizim için durmuş o ve ben zamanın içinde kaybolmuştuk. Etrafımızdaki herkesten ve herşeyden soyutlanmış sadece onunla ve ben vardım.
İkimizde gerçek dünyaya ancak müzik değiştiğinde döndük, aynı anda bir birimizden bir adım geriye adım attık. Az önce dans ederken olanlar yüzünden masaya annemlerin yanına dönerken insanlar bize bakıp birşeyler fısıldışmaya başladı. Utançla başımı daha fazla yere eğdim.
Annemin yanına oturduğumda, annem yerinde huzursuzlukla kıpırdadı. Seher teyzeyse yüzünde hoşnut bir gülümsemeyle Özgür abiyle bana bakıyordu. Yanaklarıma kan hücum ederken zoraki bir gülümseme ile onlara baktıktan sonra yanımdaki Bahar'a hışımla döndüm. "Neden eş değiştirdiniz? " Diye adeta tısladım. Bahar bana kırgınca baktı, "benim haberim var mı sanıyorsun? Benim de seninle birlikte haberim oldu, şu halime bak hala titriyorum!" Derken ellerini bana gösterdi. Titreyen ellerine baktığımda onu rahatlatmak için işi gırgıra vurdum, "bu kadar heyecan yapmaya ne gerek var ki? Sanki Tarkan'la dans ettin altı üstü Yusuf abimle dans ettin," diye dalga geçtim. Bahar'ın bana öyle bir kırgın bakışı vardı ki, ağzıma fermuar çekme işareti yaptım.
Tekrar dans edenlere bakmaya başladığımda, bir çift sinirli yeşil gözle karşılaştım. Ne olmuştu ki şimdi? Neden bu adam bana sinirli ve kızgın bakıyordu? Sanki kızmaya hakkı varmış gibi, sanki nişanlanan o değil de bendim. Salih'i umursamayıp halay geçen gençlere baktım, nasıl da coşkuyla halay çekiyorlardı. Bizim içimiz giderek halay çekenleri izlerken Sema ablam "hadi kızlar oturmaya mı geldiniz? Hadi halaya," diye elimizi tutup çekiştirince Bahar'la mecburen bizde kalktık. Anneme tereddüt ederek baktığımda o da bana başını hafifçe sallamıştı. Bu onun için izin vermek oluyordu. İzin aldığımız için Bahar'la, Sema ablanın elini tutup halay çekmeye başladık.
Halay çekerken arada Salih'in sinirli yeşil gözleri ile göz göze geliyordum ama artık onu yok sayıyordum. Benim için bundan sonra Salih yoktu...
Bahar'la konuşup gülüşerek halayı bitirdik. Müzik oyun havasına dönünce bizde yerimize terli bir şekilde oturduk. Annem kulağıma sessizce "yanımdan daha fazla kalkma. Kadınlar seni gözleriyle yedi resmen. Allah korusun kızım sana nazar değecek diye korkuyorum," diyen anneme gözlerimi devirdim. Yahu arkadaş bir ben mi varım burada? Başka kızlara da baksınlar canım, çoğu kişi benim güzel olduğumu söylüyordu ama bana göre yurdum kızlarından birisiydim işte. Boyum biraz uzundu o kadar, ana kraliçenin emriyle yerime adeta çivilendim, neymiş efendim çok oynar ortalıkta dolaşırsan ben koca arıyorum demekmiş peh...
Nişan bittikten sonra anneannemin evine gece geldiğimizde yorgunluktan kendimi banyoya zor attım. Fazla oynamamış olabilirim ama oradaki ortam bile beni fazlasıyla yormaya yetmişti. Banyo yapıp çıktığımda, bizimkileri fısır fısır birşey konuşurken buldum. Annemle anneannem beni görünce birden konuşmayı kestiler. "Hayırdır neden beni görünce sustunuz?"
"Sıhatler olsun kızım, oh mis gibi kokuyorsun. Gel yanımada bu yaşlı kadın sana bir sarılsın. Mis gibi kokunu içime çekeyim," diyen anneannemin yanına adeta ışınlandım, tombul bedenine sarılarak "sen yeter ki iste tontonum ben gelmez miyim?" Diyerek yanaklarını sıktım "şuna bak Selma bu sıpa büyümüşte benimle dalga geçiyor. "
"Bu aralar onda bi haller var anne de hadi hayırlısı," diyen annemin yanına gittim ve yanaklarını sıkarken, "kız ben senin tombul yanaklarını sıkmadım diye mi kıskandın? Ben seni yiriiim," diyerek onu gıdıklama ya başladım. Biz şakalaşırken babamda salona geldi.
"Ooo muhabbetimiz bol olsun hanımlar."
"Gel birlikte olsun yakışıklım," dediğimde, babam bana yandan çarpık bir gülüş attı. Dayanamadım, ayağa kalktım ve babamın yanaklarından öptüm. Babam anneanneme "anne sen de bizimle gelsene ada ya, pazar günü de Sapanca'ya pikniğe gideriz, senin içinde değişiklik olur ne dersin? Gelmişken birazda bizde kalırsın olmaz mı anne?" Babamın sorduğu soru ile anneanneme baktım " gelirim tâbi oğlum hem bu sıpayıda özledim zaten," deyince benden mutlusu yoktu, büyük ve kalabalık bir aile olmayı hep istemişimdir. Ama nasipte annem babam ve ben olmak varmış.
Ama yine de mutluyum, annem ve babam benim için tam on bir yıl beklemişlerdi, dile kolay on bir yıl. Sonuç mu, benim gibi çatlat bir kızları olmuş, artık benimle idare etmek zorundalar. Annemin benden sonra çocuğu olur diye çok beklemişler ama olmamış. Tüp bebeklerde ilk bebekten sonra ikinci bebek olma olasılığı daha yüksekmiş ama nasip değilmiş işte, annem bazen beni göstererek buna da şükür der, ya hiç olmasaydı çocuğumuz, ya sen olmasaydın, bu ev sessiz ve sensiz nasıl olurdu der?
Ben küçükken kardeş istiyorum derdim. Bilmeden annemin yarasına tuz basardım. Benim görmediğimi zannederdi ve bir köşede sessizce ağlardı. Bazen de, "olmuyor işte kızım Allah başka çocuk nasip etmedi bize," derdi.
Bizim nasibimizde sen var mışsın derdi annem. Biliyorum benim yaptığım şımarıklıktı ama ben de hep bir kardeşim olsun isterdim. Tüm çocuklar sokakta kardeşleriyle oynarken ben hep imrenerek onlara bakardım.
Benim de kardeşim olsun ben de onunla oyunlar oynayım yeri gelince bir oyuncak veya bir kıyafet için kavga edelim isterdim. Kız olsaydı Ceyda ve Ceren gibi benim kıyafetimi giydi diye saç başa kavga ederdik. Eğer erkek olsaydı 'anne şu kızına söyle, böyle dar giymesin,' diye bana karışan bir kardeşim olsaydı mesela ama olmadı işte.
Canım aileme iyi geceler dedim ve yattığım odaya geçtim. Yatağıma yatınca elime telefonumu alıp sosyal medyama baktım. Bahar nişanda çekindiğimiz fotoğrafları paylaşmıştı bile, ah bu kız tam bir sosyal kelebekti, onun bu hallerine gözlerimi devirdim. Bir insan her anını çekip sosyal medyaya atar mı arkadaş? Eline geçen hiç bir fırsatı kaçırmıyordu. Nişanda yine ne yapıp etmiş bir fırsatını bulmuştu Yusuf abimle birlikte bir fotoğrafımızı çekmişti. Şimdi sosyal medyaya bu fotoğrafı atmış, üstelik bir de bizi de etiketlemişti, üstelik nişandalar diye altına yazmış şapşik.
Onun nişanda fotoğraf çekmek için hâlleri aklıma gelince gülümsedim. Her yolu denemiş ve sonuç alamamıştı, en sonunda Özgür abiye sevimlice gülümsemiş, "abi birlikte fotoğraf çekinelim mi? Hem sosyal medyaya atar bizim kızlara da hava atarım," demişti. Çekindiğimiz fotoğrafa baktığımda, gerçekten güzel çıkmıştık, hepimizin yüzünde içten bir tebessüm vardı, Özgür abinin bir yanında Bahar diğer yanında ben vardım. Benim diğer yanımda ise Yusuf abim vardı. Bahar abimin yanında yer alamasada onun için Yusuf abimle aynı karede olmak bile yetiyordu. Fotoğraf da benim yanaklarım yine al al olmuş bir hâldeydim. Bunun sebebi de Yusuf abimdi fotoğraf çekinmeden önce bana fıkralar anlatmış bir de üstüne komiklikler yapmıştı. Bana fıkra anlatırken arada Bahar'a kaçamak bakışlar attığını gördüm.
Aklımda bir acaba olabilir mi düşüncesi olmadı dersem yalan olur. Benim fark ettiğim bakışları saf arkadaşım hiç fark etmedi tâbi, Bahar Yusuf abimin yanında utançtan başını hiç kaldırmaz, onunla da göz göze gelmezdi. İçimden bir his onlar için herşeyin hayırlı olacağını söylüyordu. Elimdeki telefonu komodinin üzerine bıraktım ve beni çağıran uykunun kollarına kendimi teslim ettim...