42. BÖLÜM Restorana vardığımızda babam bizden önce gelmiş, çoktan köşedeki taş masalardan birinde oturmuş, sabırla bizi bekliyordu. Onu o hâliyle görmek içimi tuhaf bir huzurla doldurdu. Gidip boynuna sarıldım, kokusu tanıdıktı, çocukluğumun en sakin günlerinden kalma gibi… Ardından usulca masaya oturduk. Burası diğerlerinden farklıydı; taş duvarlarla çevrili, açık hava bir restoran. Doğal dokusu bozulmamıştı, Midyat’ın geleneksel mimarisine sadık kalınmış gibiydi. Manzara, yine her zamanki gibi büyüleyiciydi. Tüm Midyat ayaklarımızın altındaydı. Ufukta yavaşça batmakta olan güneş, kenti turuncuya boyamıştı; gökyüzünün o yanık rengi, insanın içine işliyor, kalbinin bir köşesine usulca yerleşiyordu. Babam Kılıç’la sohbete başlamıştı ama ben kelimelerini seçemiyordum. Sesleri uğultuya dön

