“Cennet”

1500 Kelimeler
Gösterişli masalar hazırlandıktan hemen sonra misafirleri yavaş yavaş gelmeye başlamışlardı. Böyle günlerde konak o kadar yoğun olurdu ki, herkes oraya buraya koşturur ve misafirleri en iyi şekilde karşılayabilmek için çabalarlardı. Tabii bunun hemen öncesinde Dilber hanım herkesi toplar ve sert bir dille asla bir hata kabul etmeyeceği konusunda tüm çalışanları uyarırdı. Ahmet ağa çalışanlarla pek konuşmazdı, gerekli olduğu sürece babamla haber gönderir ve işini bu şekilde hallederdi. Masaların etrafında yavaş adımlarla ilerleyip annemin isteğiyle düzenleri kontrol ediyordum. Uyandıktan sonra kendimi biraz daha iyi hissetmeye başlamıştım. Belki de kendime eziyet eden bendim. Diğer aile üyelerini görünce nasıl kaçıp gidiyorsam, onlara nasıl alıştıysam o adamı görünce de aynısını yapabilirdim. Korkuyla donup kalmak yerine başımı eğip gidebilirdim onu hiç görmemişim gibi. Bunları düşünürken bazı tabakların yerini değiştirmiştim. Bu masalara büyük bir servet harcanmıştı, evdeki tüm kadın hizmetliler sabahtan beri buralarla uğraşıyorlardı. Yemekler yöresel değildi, sanki burası köyün dışında elit bir yer gibi hissettiriyordu masalar. Kapının önünde duran bir çok adam vardı, hepsi siyah takım elbise giyerlerdi, yüzlerine bakılmadığı müddetçe onları birbirinden ayırmak oldukça zordu çünkü hepsi yapılı adamlardı. Misafirler gelmeye başladığında annem ve diğer kadınlar onları karşılaşmışlar ve masalara kadar eşlik etmişlerdi. Karanlık gökyüzünün ardında bu bahçe zerafetle parıldıyordu. Ahmet ağa ve Dilber hanım da yemeğe katıldıklarında büyük bir sohbet muhabbet başlamıştı. Çeşit çeşit yemekler servis edilirken ben de yardım etmiştim. Kadınlar benden daha hızlı davranıyorlardı ama ben bir şeyleri düşürme korkusuyla servis tabaklarını daha yavaş taşıyordum. Herhangi bir yanlış yaparak kendimin ve ailemin azarlanmasını kesinlikle istemezdim. Bir süre sonra annem uyuduğum için akşam yemeğini kaçırdığımı söylemiş ve elime bir tabak tutuşturup beni bahçenin diğer tarafına doğru göndermişti. Yemeğimi hızlı bir şekilde bitirdikten sonra yardım etmek için geri dönecektim. Bahçenin diğer ucunda dört kişilik bir masa vardı, burada birinin beni fark etmesi zordu, eve gitmek yerine hemen burada yiyebilirdim. Nasıl olsa herkes bahçenin diğer tarafındaydı. Masanın kenarındaki hasır sandalyeyi çekip tabağımı da masanın üzerine bırakmış ve yavaşça oturmuşum. Siyah çok basit, sade ve düz bir elbise giymiştim. Bileklerime kadar geliyordu ve kolları kısaydı. Yemeğimden bir kaç çatal aldıktan sonra bir an durup kollarıma dokunmuştum. Annemin söylediği gibi duş da almıştım ama ateşim düşmemişti. Havanın soğuk olmamasına rağmen çok üşümeye başlamıştım. Yemekten sonra eve gidip ince bir hırka alsam iyi olurdu. Çatalımı kaldırıp tekrar tabağıma doğru götürdüğüm sırada omuzlarıma bırakılan bir ceketle şaşkınca arkama doğru bakmıştım. Kader benimle kötü bir oyun oynuyordu. Kader benimle korkutucu, oynamayı hiç istemediğim bir oyun oynuyordu ve ben kaçmaya çalıştıkça beni tutup o oyunun içine doğru fırlatıyordu. Ceketi omuzlarıma bırakan kişi o adamdı. Köşe bucak kaçtığım o adam. Hiçbir şey söyleyemeden elimdeki çatalı bırakıp ceketi geri vermek için ellerimi yukarıya doğru kaldırmıştım ama o benden önce davranıp omzuma dokunmuş ve ceketi indirmeme izin vermemişti. "Kalsın." demişti soğuk bir sesle. Bu bir rica değildi, bana sadece kalmasını söylüyordu. Ben öylece ona bakarken o gözlerini benden almış ve ilerleyip karşımdaki sandalyeye oturmuştu. Kaçmaya çalıştığım, yüzüne hiç bakmadan yanından geçip giderim diye kendimi tembihlediğim adam karşımda oturmuş bana bakıyordu. Cebinden çıkardığı sigarasını dudaklarına yerleştirip yakmıştı. Bu uzun bakışmada gözlerini kaçıran ben olmuştum. Neredeyse hiç dokunmadığım tabağıma indirmiştim bakışlarımı. Neden burada oturuyordu? Neden onu ne zaman görsem korkuyla dolup taşıyordum? Kaçıp kurtulmak istediğim kötü bir canavardan hiçbir farkı yoktu benim için. Kirli sakalları onu daha sert gösteriyordu. Uzun parmaklarıyla dudaklarına doğru götürdüğü sigaranın kokusu bana doğru geliyordu. Bundan bile nefret etmiştim. Bu konakla ilgili her şeyden, bu aileden, bu adamdan ve bu tavırlarından nefret ediyordum. Oturduğum yerden yavaşça kalktığımda ona bakmamak için direnmiştim. Buradan gidip anneme yardım etmek en iyisi olacaktı benim için. "Otur." Gözlerimi yerden alıp ona doğru baktığımda, az önce kalktığım yeri gösterdiğini görmüştüm. Olduğum yerde öylece ona bakmaya devam ettiğimde parmakları arasında duran sigarasını bir kenara doğru savurmuş ve elini sertçe masaya vurmuştu. Geriye doğru korkuyla sendelediğimde endişeyle etrafa bakmıştım. Hiç kimse yoktu. Bizden başka hiç kimse yoktu. Titreyen elimle sandalyeyi geriye doğru çekmiş ve kalktığım yere yavaşça oturmuştum. Benden ne istiyordu? Neden beni her gördüğünde böyle davranıyordu? "Yemeğini bitir." demişti, sanki az önce masaya vuran kendisi değilmiş gibi sakin bir sesle. Daha fazla buna katlanamıyordum. Buradan kalkar kalmaz annemin yanına gidip hemen bu konaktan ayrılmamız için yalvaracaktım. Bu adamın verdiği korkuya, üzerimdeki etkisine ve onu görmemek için köşe bucak kaçsam da yine onun karşısında durmaya daha fazla dayanamıyordum. İçime kötü hisler doğuyordu. "Aç değilim." diyerek cevaplamıştım masanın bir köşesine bakarken. Sesim bile kısık çıkıyordu, diğer insanlardan hiçbir farkım yoktu. Onlardan korkan diğerleri gibi ben de korkuyordum. Karşımdaki adamın derin bir nefes aldığını duymuştum. "Bana bak," demişti bir süre süren sessizliğin ardından. "Yüzüme bak," diye eklemişti. Başımı kaldırıp yüzüne baktığımda siyah incilerinin dikkatle bana baktığını görmüştüm. Yine o ürkütücü sessizlik oluşmuştu aramızda. "Neden beni her gördüğünde kaçıyorsun?" diye sormuştu, o zaman bu sessizlik hüküm sürmeye devam etseydi keşke diye düşünmüştüm. Neden bana soruyordu bunu? Bilmiyor muydu herkesin onlardan korktuğunu? Ne kadar ürkütücü göründüğünün farkında değil miydi? Herkese soruyor muydu bunu, benden neden kaçıyorsun diye? Sorsaydı eğer herkesin cevabı aynı olurdu. "Korkuyorum." demiştim saf bir dürüstlükle. Bunu bildiğine emindim, ondan da ailesinden de herkes korkuyordu ve bunu da bildiğine emindim. Cevabımı duyduğunda kaşları hafifçe çatılmıştı. Beklemediği bir cevap mıydı bilmiyordum, belki de bunu duymak hoşuna gitmemişti. "Bu yüzden mi yüzüme bile bakmıyorsun?" diye sorduğunda hiçbir cevap verememiştim. İçeride bir çok misafir vardı, ailesini ve onu görmek için gelen önemli konuklardı ama o benimle oturmuş burada anlam veremediğim şeyler soruyordu. Neden benimle uğraşıyordu? "Annem merak etmiştir, gitmem gerekiyor." diyebilmiştim tüm bu düşüncelerimin arasından sıyrılıp. Öyle güçsüz bir ses tonuydu ki bu, onun ses tonu altında yok olup giderdi, duyulmazdı bile. "Gitmene izin veren kim?" Bana doğru yöneltilen bu soruyla, kalbimdeki korkunun haklı bir korku olduğunu anlamıştım. Mavi gözlerim duyduğu soru karşısında dehşetini saklayamıyordu. O an anlamıştım, benim bu adamla karşı karşıya gelmemin, onunla tek kelime dahi konuşmamın ne kadar kötü bir şekilde bana geri döneceğini. Kaçmak istiyordum, yolumu kesiyordu. Gitmek istiyordum, engel oluyordu. Konuşmak istemiyordum ama zorunda bırakılıyordum. Ben neye bulaşmıştım? Ben kime bulamıştım? "Oturduğun yerden tekrar kalkarsan burayı herkes için cehenneme çeviririm," demişti acımasız bir kararlılıkla gözlerime bakarken. "Her ne kadar karşımda cennet duruyor olsa da." Gözlerim dolmaya başlamıştı ama bu kalbimdeki korku yüzünden değildi. Sadece anlayamıyordum. Neden bana böyle davrandığını, benden ne istediğini anlayamıyordum. Onun karşısında hangi adımı atacağımı bilemiyordum ve bu belirsizlik beni ürkütüyordu. "Benden ne istiyorsun?" diye bir an da sormuştum, yüreğim gibi titreyen sesimle. "Sana fark etmeden kötü bir şey mi yaptım?" Bunu sorarken gözlerime dolan yaşlar daha fazla yerinde barınamayarak yanaklarıma doğru süzülmüşlerdi. Bana böyle davranmasının bir sebebi olmalıydı. Bana bu kadar kötü ve korkunç görünmesinin bir nedeni olmalıydı. Bir kaç saniye gözlerime bakıp ardından öne doğru uzanmış ve hiç beklemediğim bir şey yaparak kolunu bana doğru uzatarak yanaklarıma düşen gözyaşlarını silmişti. O bunu yapar yapmaz kendimi geriye doğru çektiğimde eli öylece havada kalmıştı. Parmaklarını yavaşça kapatıp kolunu geriye doğru çektiğinde dudaklarına belli belirsiz bir gülümseme yerleşmişti. "Sen bana fark etmeden büyük bir iyilik yaptın." demişti, bunu söylerken sesi daha kısık ve daha içtendi. Ama ses tonu nasıl olursa olsun, kelimeleri, cümleleri ne kadar iyi biriymiş gibi görünmesine neden olursa olsun benim gözümde korkunç Azad'dan başkası değildi. Gülümserken bile insanı ürküten bir tarafı vardı. "Çok büyük bir iyilik." diye eklemişti. Bunu söyledikten sonra eliyle gitmem için küçük bir işaret verdiğinde bir saniye bile geçmeden yerimden fırlamış ve aynı hızla eve doğru ilerlemeye başlamıştım. Yürürken bile gözlerimden yanaklarıma doğru yaşlar süzülüyordu. Saçlarım geriye doğru süzülürken ellerimle gözlerimi silerek hızla yürümeme devam ediyordum. "Bunu düşürdün!" Birinin bağırmasıyla olduğum yerde durmuştum. Tanımadığım bir kadının sesiydi, farklı bir sesti ve tanımıyordum. "Sana diyorum, ağlayan kız." diye seslenmişti bu sefer. Burnumu çekerek geriye doğru dönüp seslenen kişiye baktığımda daha önce hiç görmediğim bir kadınla karşılaşmıştım. Elindeki siyah ceketi bana doğru uzatmıştı. "Benim değil." diyerek cevaplamıştım. Benim değildi, o adamındı. "Senin omuzlarından düştü." demişti kadın, gülümseyerek. Şaşkındım, bu konakta samimi gülümseyen birileri mi vardı? Gelen misafirlerden biri olmalıydı. Ona doğru gidip ceketi elinden almıştım, anneme verirdim o da konağa götürürdü. Ceketini kaybedersem bir de bunun için karşıma dikilsin istemiyordum. "Teşekkür ederim." diyerek karşılık vermiştim ona. Çok güzel bir kadındı. Sarı saçları, bebek gibi bir yüzü vardı. Giydiği elbise ona çok yakışmıştı. Bir şey söylemek yerine gülümsemiş ve çantasından sigarasını çıkarmıştı. Bana doğru uzattığında başımı olumsuz anlamda sallamıştım. Daha önce hiç kullanmamıştım ve ilgimi de çekmiyordu. Kadın bu tepkime gülmüştü. "Aferin sana." diye tebrik etmişti bir çocukla konuşur gibi. Yaşı benden büyüktü buna emindim, aramızda oldukça fark vardı. Gözlerimi ondan alıp eve doğru ilerlemeye başlamıştım. "Biraz olsun yanımda dur." Duyduğum ses yine o kadının sesiydi. Tam da eve girmek üzereyken duymuştum bunu. Ona doğru dönüp baktığımda bu sefer o adamı da görmüştüm. Kadının yüzüne bile bakmadan yanından geçiyordu ama kadın kolunu tutmuştu. Azad bir adım bile duraksamadan kolunu kadından sert bir şekilde çektiğinde, kadın biraz sendelemişti ama bu yüzündeki gülümseyişi yok etmeye yetmemişti. Yine de Azad denen o adama gülümseyerek bakıyordu. Ben öylece olup biteni izlerken, birden Azad benim olduğum tarafa doğru bakmıştı, göz göze gelmiştik yine. Beni fark ettiğinde yüzündeki o acımasız, sert ifade bir kaç saniye silinip gitmişti. Göz kırparak yoluna devam ettiğinde hiç beklemeden kendimi eve atmış ve kapıyı da hemen kapatmıştım. Ne oluyordu? Neden ondan kaçtıkça karşıma çıkıp duruyordu?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE