Burkulma

1367 Kelimeler
CELINA Samantha’yı gördüğümde sinirlerimi zıplatacağına emindim. Çünkü yüzünde ki küstah bakış hala silinmemişti. Buraya böyle kapıyı bile çalmadan girdiyse kesinlikle bi tartışma istediği ortadaydı. Jenna öfkeyle ona baktı. ‘Kapı çalmak nedir? Bilmiyor musun?’ diye sordu. Kapı girişinde duran Samantha önce Jenna’ya sonra bana baktı. Gözlerini bana çevirdiğinde kıstı ve ‘Burada senin ne işin var?’ diye sordu. ‘Samantha neden burnunu da alıp buradan gitmiyorsun’ dedim. Dediğimi anlamamıştı. Burada ona burnu yere düşse bile bakıp almam diyenlerden olduğunu ima etmiştim. Jenna sırıttı. Sonra ona ‘O buranın asıl sahibi. Asıl senin ne işin var. Bu sabah daha abim resmi olarak seçilmiş eşiyle eşleşmeyi reddettiğini konseye bildirdi’ dedi. Demek Adonis bu konuda gerçekten ciddiydi. Samantha ‘Chris bu konuda ciddi değil. Yakın zamanda bu insan burayı terk ettiğinde bana geri dönecek. Sonuçta onunla bir geçmişimiz var’ dedi. Sinirim bir anda tavan yapmıştı. Ne demek geçmişleri vardı. Nasıl bir geçmişti bu? ‘Ne diyorsun sen?’ diyerek ayağa kalktım. Samantha bana göz süzüp imalı şekilde güldü. İnanamıyordum. Adonis onunla bir şeyler yaşamıştı. Belki de yatmıştı. Bu beni çileden çıkartan son darbeydi. Samantha, Jenna’ya ‘Chris nerede?’ diye sordu. Jenna ona hırladı. Burnundan nefes verdikten sonra ‘O zaman kendim bulurum’ diyerek kapıyı kapatmadan çıkıp gitti. Jenna’ya ‘o Adonis ile yattığını mı ima etti’ diye sordum. Jenna, kollarını bağlayıp tek kaşını kaldırdı. ‘Hani ilgilenmiyordun? Noldu?’ dedi. Doğru ya sonuçta gerçekten onunla ilgilenmiyordum. Bir an bana ne olmuştu öyle? Gaza mı geldim? Adam sevgilim değil bir şeyim değil. Kafayı yedim iyice.. Ben niye kıskanıyordum ki? Jenna ‘öyle durup Samantha’nın Chris’i bulmasını beklemeyeceğiz. O kadını abimden uzak tutacağım. Zaten yeterince sorunu var. Birde bu vantuzla uğraşmasın. Hadi gidiyoruz’ dedi. Üzerime hırkamı attı. Ardından kolumdan tutup resmen sürükleyerek beni dışarı çıkarttı. Sürü evinden çıktıktan sonra yürümeye başladık. Elimde ki hırkayı giydim. Biraz asfaltlı yolda yürüdükten sonra büyük bir spor tesisine geldik. Bir kısmı açık alandı. Bir kısmı da kapalı alandı. Tesisin kapalı alanından girip merdivenlerden bir kat aşağı kata indik. Jenna sol tarafa dönüp büyük bir kapıdan çıktı. Arkasından onu takip ettim. Büyük bir yeşillikli saha gibi bir yere çıktık. İleride sürüden savaşçılar toplanmıştı. Onların yanına doğru Jenna koştu. Büyük bir halka oluşturmuşlardı. Çok fazla adam vardı. Bazıları tezahürat yapıyordu. Bazıları da yaralı şekilde kenarda oturuyordu. Neler oluyordu? Samantha’nın, Jenna’nın önünde yürüdüğünü gördüğümde bende hızlandım. Bende ayağımda babetlerle koşarak onlara yaklaşmaya çalıştım. Ama çok kalabalıktı. Bir sürü dev adamlar toplanmış bir şeyi izliyorlardı. Onlara doğru yaklaştığımda aralarından geçmenin imkansız olduğunu anladım. Onları itip geçmeye çalıştım. Samantha ve Jenna’yı çoktan gözden kaçırmıştım. ‘Jenna’ diye bağırdım. Biraz ilerlemeye çalıştım. Aralarına girdim. Sonra sıkıştım. Bir kişi yanlışlıkla ayağıma basınca çığlık attım. Arkamdan birisi beni kalabalıktan çekip geriye doğru attı. Sonra aynı ayağımı burkup yere düştüm. Ayağımdan gelen sesle acı dolu bir çığlık attım I. Sesli bir şekilde ‘siktir, siktir, siktir’ dedim. Canım gerçekten çok acıyordu. Bileğimden tuttum. Beyaz tenimde ayak bileğim anında renk değiştirmişti. Eminim morarıp şişecekti. Ayak bileğim çok acıyordu. Düştüğüm için üzülmüştüm. Şimdi bu güzel pembe elbise de mahvolmuştu. Üstelik daha Adonis ile karşılaşmamıştım bile.. Ayağa kalkmaya çalışsamda nafileydi. Hem Adonis’in yanına gidememiştim. Hemde bu devler yüzünden ayağımı burkmuştum. Sonra bir kükreme duydum. Ardından adamlarım kalabalığı benim olduğum taraftan yarılarak açılmaya başladı. Yerde oturmuş ayak bileğimi tutarken Adonis bir anda tepemde dikildi. Eğildi ve bana o tatlı yeşil gözlerle baktı. ‘Neyin var? Bunu sana kim yaptı?’ Dedi ve etrafa hırlayarak baktı. ‘Düştüm ve ayağımı burktum’ dedim. ‘Kalkamana yardım edeyim’ dedi. Beni kucaklayacak gibi eğildi. Sonra arkadan Samantha’nın sesini duydum. ‘Küçük insan düşmüş. Bırak onu Chris. Kendisi kalkar’ dedi. Yemin ederim ki kaşımın sinirden attığını hissettim. Ardından anında yanımda Jenna bitti. Adonis, Samantha’ya ‘ sana Celina hakkımda böyle konuşamayacağını söylemiştim. Ayrıca bana Alfa diyeceksin. Alfa Christian. Anlaşıldı mı?’ diyerek kükredi. Samantha bir adım geri çekildi. Adonis bana ellerini uzattığında ittim. Sonra Jenna’ya ‘bana yardım et’ dedim. Onun elinden tuttum ve tek ayağımın üzerine kalktım. Adonis’e kızgındım. Neden mi? Çünkü kesin bu sürtükle yatmıştı. Hayır kesinlikle kıskanmıyordum. Bu sürtük durmadan benimle uğraşıp sabrımı sınıyordu. Adonis ‘Gitmemişsin’ dedi. Gitmek mi? Bu konuyu aştığımızı sanıyordum. Şimdilik burada kalacağımı söylemiştim. Jenna’da diğerlerine iletmişti. Jenna, ‘sana söylemek için zihnimde bağlandım ama iletişime kapalıydın. Celina gitmiyor’ dedi. Derek, Adonis’in arkasından geldi. ‘Sabahtan beri mesele bu muydu? Adamları mahvettin, Alfa Christian’ dedi. Adonis hala bana bakıyordu. Sanki inanamıyormuş gibiydi. ‘Girmediğine sevindim’ dedi. Derek ‘bende sevindim ama bu adamlar bu kadar dayağı boşuna mı yedi’ dedi. Arkasından bir çok adamın ciddi yaralarla yerde yattığını gördüm. Adonis ‘Antreman yapıyordum. İstediğin gibi. O kadar endişeliysen sürü hastanesine götür hepsini’ dedi. Derek ‘sürü hastanesinde sabah dövüştüklerin var. O yüzden orası dolu. Neyse zaten hepsi iyileşmeye başladı bile’ dedi. Bunlar be diyorlardı böyle? Derek’e ’Bu hale nasıl geldiler?’ diye sordum. Arkalarında yerde yığılmış bir sürü savaşçı vardı. Onları işaret ettim. Derek, burnundan gülüp ‘birilerinin canı sıkılmıştı. Biraz stres attılar’ dedi. ‘Birbirilerini döverek mi?’ Dedim. Derek ‘Bir alfadan ne beklersin ki?’ dedi. Jenna da ‘Alışverişe yada kuaföre gitmek olmadığı kesin’ dedi. Yani Adonis, sırf ben gideceğimi ima ettim diye bu kadar savaşçısını haşat etmişti. Gerçekten bravo.. Adam tam bir Alfaydı. Ardından Samantha Adonis’e yaklaştı. Sonra Adonis’in yanına gelip koluna elini koydu. O zaman Adonis’in üzerinde hiç bir şey olmadığını fark ettim. Samantha, onun çıplak göğsüne elini koydu. Gözlerim fal taşı gibi açıldı. Memelerini koluna bastırmıştı. Samantha, Adonis’e ‘Sevgilim çok terlemişsin. Hadi odana gidip birlikte duş alalım’ dedi. Kulaklarıma kadar sinirden o zaman kızardım. Adonis’in tepkisini beklemeden Jenna’yı da çekip sekerek oradan uzaklaşmaya çalıştım. Adonis sinirle hırladı. ‘Yemin ederim Samantha seni bu sürüden atarım. Bir daha benimle ve eşimle uğraşmayacaksın. Senin oyunlarından bıktım’ dedi. Resmen kükremişti. Jenna bir an boynunu eğdi. ‘Noldu?’ dedim. ‘Alfa aurası’ dedi. Arkamı dönüp baktığımda herkes boynunu eğip yere çökmüştü. Jenna hariç! Jenna ‘Bende de Alfa kanından olduğu için yere diz çökecek kadar aurasını fazla hissetmedim’ dedi. Sonra ‘Sen nasıl hissetmedin?’ diye bana sordu. Hissetmem mi gerekiyordu. Eski sürümde bile Alfam asla boynumu eğdirememişti. Jenna kaşlarımı çatıp bana bakarken bir anda ayaklarım yerden kesildi. Hop diye Adonis beni kucağına almıştı. İtiraz edecek gibi olduğumda ‘Sakın! Bu gün yeterince sınandım. Sadece bunu kabul et. Yardıma ihtiyacım var ve tekerlekli sandalye seni taşıyormuş gibi düşün’ dedi. Ağzımı kapattım. Adonis yürümeye başladı. Kaslı, yarı çıplak, bu ateşli tekerlekli sandalyemi düşünmemeye çalıştım. Ama mümkün değildi. Yanaklarım çoktan kızarmıştı. Bir omzundan tuttum. Vücudundan elime bir sıcaklık yayıldı. Adonis’in bir an nefesi kesildi. Sonra kendine geldi. Sakın Celina dedim kendime. Ona asla aşık olamazdım. Beni üzerinde hastane yazan binaya götürdü. Derek’in dediği gibi hastane savaş eğitiminden çıkmış adamlarla doluydu. Adonis kalabalığın içinden geçip bir odaya girdi. İçeride orta yaşta bir doktor ve omzu çıkık bir hasta vardı. Adonis ‘Celina yaralandı. Ayağı burkuldu’ dedi. Sonra Sedyede oturan omzu çıkık adam‘a dönüp ‘Harry, bu çok önemli’ dedi. Adamın omzu çıkmıştı. Benim ise ayağım burkulmuştu. Adonis’in abartma şekline inanamıyordum. Doktor, Harry’nin kolunu tutup yerine oturttu. Sonra adama ‘yanlış kaynamasını istemeyiz şimdi gidebilirsin’ dedi. Adonis sedyeye oturup beni kucağında tutmaya devam etti. Onun yarı çıplak olması karşısında hala diken üzerindeydim. Üstelik yanaklarımda hala kıpkırmızıydı. Doktor bana doğru yaklaştı. ‘Merhaba ben sürünün baş hekimi Robert Jones. Ne sorun olduğunu bana anlatır mısın? Luna’ dedi. ‘Merhaba ben Celina. Luna değilim. Ayağımı düşüp burktum’ dedim. ‘Pekala. Şimdi ayağınıza bakacağım’ dedi. Adonis’e bi bakış attıktan sonra ayak bileğimin üzerine eğildi. Sanırım az önce Adonis’ten izin almıştı. Bir saçmalık daha! Beni buraya o getirdi diyeydi. Doktor Robert ayağıma dokunduğunda Adonis’in kucağında acıyla sıçrayıp ‘Ahh’ dedim. Adonis doktora hırladı. Robert ‘Tamam. Anladım kadarıyla doku zedelenmesi. Ciddi bir şey yok’ dedi. ‘Röntgen çekmeyecek misiniz?’ diye sordum. Doktor Robert. ‘Gözlerim her şeyi gördü. Kulaklarımda duydu. Kırık olsaydı anlardım. Merak etme’ dedi. Sonra bana insan eczanesinden alınması gereken bir kaç ilaç yazdı. Ardından dolaptan bir buz çıkartıp ayağıma koydu. ‘Bunu aralıklı olarak bileğinde tut. Şişmeyi önler’ dedi. Adonis ‘Teşekkürler Robert. Reçeteyi Derek’e iletebilir misin?’ dedi. Robert ‘Tabi Alfa’ Dedi. Sonra Adonis beni kaldırdı. Hastaneden çıktık. Vücuduna dokunmak hala içimde garip bir his uyandırıyordu. Eve doğru gitmeye başladık. Hiç bir şey konuşmuyorduk. Adonis’in beni tuttuğu ellerinden tüm acımın ve stresimin azaldığını hissettim. O sırada huzurlu bir uyku bastırdı. Kafamı Adonis’in omzuna koydum.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE