Bir an için duraksadı ve elindeki valizini sıkıca kavradı. Lobide dolaşırken, yerdeki taşların her biri farklı bir renge ve dokuya sahipti; sanki Kapadokya’nın yeraltı şehirlerinden çıkan taşlar buraya getirilmiş ve ince bir işçilikle yerleştirilmişti. Otelin her köşesinde Kapadokya’nın tarihi ve doğal güzelliklerini yansıtan detaylar vardı. Duvarlarda asılı olan el yapımı seramik tabaklar ve çömlekler, odanın genel atmosferine nostaljik bir hava katıyordu.
Taksici, arkasından gülerek “Hanımefendi, buranın sadece bir otel olmadığını, aynı zamanda bir deneyim olduğunu anlamışsınızdır. Levent Bey, burayı öyle bir tasarladı ki gelen herkes kendini özel hissetsin,” dedi. Derin, derin bir nefes alarak başını salladı ve lobinin ortasında durdu. “Levent Bey, Levent Bey... Herkes onu övmek zorunda mı?” diye mırıldandı. Ancak içten içe, bu adamın zekasına ve özenine hayran kalmamak elde değildi.
Lobinin karşısında, otelin arka tarafına açılan büyük bir cam kapı vardı. Camdan dışarı baktığında, otelin bahçesi peri bacalarının arasında uzanan bir masal diyarını andırıyordu. Renkli çiçeklerle süslenmiş patikalar, taş masalar ve sandalyelerle dolu küçük bir açık hava kafesi ve uzakta, sıcak hava balonlarının gökyüzünde süzüldüğü manzara vardı. Derin, bu güzellik karşısında bir süre nefes almayı unuttu.
Valizini kavradı ve resepsiyona doğru yürüdü. İçten içe hâlâ Levent’e olan kızgınlığını korusa da bu otel, ona hem huzur hem de hayranlık hissettiriyordu. “Bu adam beni sinirlendirmeseydi, herhalde bir gün burada kalmaktan keyif alırdım,” diyerek, resepsiyonist kadına doğru bir adım attı. Ancak aklı hâlâ, Eren’in bu oteli seçerken yaptığı ince düşüncede ve Levent’in bu oteli yaratırken gösterdiği özenin detaylarında kaybolmuştu.
### **Jakuzide Huzur**
Derin, odasına girer girmez büyük bir rahatlama hissiyle derin bir nefes aldı. Bütün günün heyecanı, şaşkınlığı ve koşuşturması onu fazlasıyla yormuştu. Elindeki valizi rastgele bir kenara bıraktı ve odanın içine doğru birkaç adım attı. O an, gözleri devasa cam pencerelere takıldı. Camlar öylesine büyüktü ki, sanki otelin içinde değil de doğrudan Kapadokya’nın eşsiz manzarasının tam ortasındaymış gibi hissediyordu. Gökyüzü turuncu ve morun büyüleyici tonlarına bürünmüş, uzaktaki sıcak hava balonları hâlâ gökyüzünde süzülüyordu. Peri bacalarının gölgeleri uzamış, güneşin son ışıkları taşların üzerine altın rengi bir doku bırakmıştı.
Oda, her detayında lüks ve zarafeti barındırıyordu. Yatağı devasa büyüklükte, beyaz keten nevresimlerle kaplanmış, üzerine ise yumuşacık yastıklar konmuştu. Bir köşede altın işlemeli bir oturma takımı, diğer köşede ise küçük ama şık bir çalışma masası yer alıyordu. Ama en çok dikkatini çeken, odanın ortasına konumlanmış devasa jakuziydi.
Büyük, oval şeklindeki jakuzi, odanın en ihtişamlı parçasıydı. Yanında, dünyanın dört bir yanından getirildiği her hâlinden belli olan lüks şampuanlar, duş jelleri ve banyo tuzları dizilmişti. Camın hemen önünde konumlanmış olması, içine girdiğinde sanki doğayla iç içeymiş gibi hissettirecek şekilde tasarlanmıştı. Derin, heyecanla olduğu yerde zıpladı, gözleri parlıyordu. **"Beni bekle jakuzi!"** diye neşeyle fısıldadı.
Üzerindeki kıyafetleri aceleyle çıkardı, çıplak ayakları mermer zemine değdiğinde hafif bir ürperti hissetti. Jakuzinin sıcak suyu açıldıktan sonra banyo jellerinden birkaçını içine boşalttı. Kısa sürede köpükler suyun yüzeyini kaplamaya başlamış, hafif lavanta ve vanilya kokusu odaya yayılmıştı. Buharın yükselmesiyle birlikte ortam iyice huzur verici bir hâl aldı.
Derin, yavaşça içine girerken sıcak suyun bedenini sardığını hissetti. Kasları gevşedi, yorgunluğu vücudundan akıp gidiyormuş gibi hissetti. Başını geriye yasladı, gözlerini kapattı ve derin bir nefes aldı. O anın tadını çıkarmak istiyordu.
Gözlerini tekrar açtığında, pencereden dışarı baktı. Güneşin son ışıkları artık kaybolmuş, gökyüzü yıldızlarla kaplanmaya başlamıştı. Kapadokya’nın gece manzarası gündüzden bile büyüleyiciydi. Peri bacalarının gölgeleri gizemli bir siluete dönüşmüş, uzaktaki lambalar sıcak ve romantik bir aydınlık yaymıştı. Sıcak hava balonlarının yerini, gökyüzünde asılıymış gibi duran yıldızlar almıştı.
Derin, gözlerini bu masalsı manzaradan alamıyordu. İçten içe Eren’i düşündü. **"Lütfen Eren, çok uzun sürmeden hemen gel… Sensiz yaptığım hiçbir şey tam anlamıyla keyif vermiyor."** diye iç geçirdi. Onun burada olması, bu anı daha da anlamlı kılardı. **"Eğer Eren yanımda olsaydı, tam şu an ne yapardı?"** diye düşündü. Belki de yanında oturup onunla sohbet eder, belki de bu jakuzide birlikte vakit geçirirlerdi.
Gözlerini tekrar kapattı, suyun içindeki köpükleri avuçlarıyla hafifçe havaya kaldırdı. Köpükler yavaşça erirken, içindeki duygular da bir karmaşa hâlindeydi. Hem huzurluydu hem de içinde derin bir özlem vardı. Eren’in ona aldığı bu lüks otel odası ve bu eşsiz deneyim, onu mutlu etmek içindi. Ama o, asıl mutluluğun Eren’in kendisi olduğunu biliyordu.
Jakuzide geçirdiği her dakika, zihnini biraz daha boşaltmasına ve bedenini rahatlatmasına yardımcı oluyordu. Suyun hafif dalgaları vücudunu sararken, hayatındaki tüm karmaşaları bir süreliğine kenara bırakmaya karar verdi. Şu an burada, Kapadokya’nın kalbinde, sıcak suyun içinde, yıldızların altında huzur buluyordu.
### **Balkondaki Düşünceler**
Derin, jakuziden çıkarken suyun sıcaklığını bırakmanın verdiği hafif bir burukluk hissetti. Üzerine yumuşacık, bembeyaz bir bornoz geçirdi. Bornoz, vücudunu adeta pamuk gibi sararken tenine hafif lavanta kokusu sindi. Saçlarından süzülen su damlaları ensesini serinletiyordu. Yavaş adımlarla balkona yöneldi.
Balkona çıktığında gece serinliği tenini okşadı. Gökyüzü, milyonlarca yıldızın parıltısıyla göz kamaştırıyordu. Hava tertemizdi, derin bir nefes aldı ve ciğerlerini bu saf oksijenle doldurdu. Kapadokya'nın mistik havası ruhuna huzur veriyordu. Aşağıya baktığında otelin geniş yüzme havuzu dikkatini çekti. Havuz, mavinin en büyüleyici tonunda, içindeki ışıklarla parlıyordu. Su, hafif dalgalanarak yansıyan ışıkları dans ettiriyor, otelin lüks atmosferini tamamlıyordu.
Tam o sırada, havuzun kenarında bir adam belirdi. Derin, ilk başta gözlerini kısmış bir şekilde ona bakmaya çalıştı. Adam, kaslarını esneterek birkaç ısınma hareketi yapıyordu. Geniş omuzları, belirgin karın kasları ve güçlü bacakları ay ışığı altında neredeyse bir heykel gibi duruyordu. Vücudu, adeta bir sanatçının özenle işlediği bir esere benziyordu. Kasları belirgin bir şekilde hareket ettikçe, suyun kenarında gölgeler oluşturuyordu.
Bir anlığına nefesi kesildi. **"Bu adam… Levent mi?"** diye düşündü. Daha dikkatli bakınca, evet, bu kesinlikle oydu. O iri yapılı, devasa adam... Havalimanında ona çarpan, onu yerden tek eliyle kaldıran, kendisini "öküz" diye azarladığı adam! Ama şu an ona bambaşka bir gözle bakıyordu.
Levent, suya atlamadan önce birkaç kez kollarını çevirdi, ardından boynunu esnetti. Kasları her harekette daha da belirginleşiyordu. Omuzlarından kollarına, göğüs kaslarından adonis çizgisine kadar vücudu olağanüstü bir simetriye sahipti. Derin, istemsizce nefesini tuttu. **"Bu adam gerçek mi?"** diye düşündü. Sanki bir film sahnesindeydi.
Derin, gözlerini kırpıştırdı ve kendisine geldi. **"Ne yapıyorsun sen, Derin?!"** diye içinden geçirdi. Hemen yanağına hafifçe vurdu. **"Sapık Derin! Kendine gel!"** diye fısıldadı. O bir anlık şaşkınlıkla gözlerini kaçırdı, ama sonra yine farkında olmadan aşağıya doğru baktı.
Levent, derin bir nefes aldı ve bir an durdu. Vücudu gergin bir yay gibi suya atlamak için hazırdı. Sonra aniden kendini havuza bıraktı. Kaslı vücudu suya değdiği anda, suyun yüzeyi sanki cam gibi ikiye ayrıldı ve ardından köpüklenerek birleşti. Atlama o kadar kusursuzdu ki, su neredeyse hiç sıçramamıştı.
Derin, ağzı açık bir şekilde bu sahneyi izledi. Ama sonra kendini hızla toparladı. **"Saçmalama Derin!"** diye içinden geçirdi. Hemen kendine bir uyarıda bulundu: **"Eren Amerika'da! Senin için çalışıyor, eğitim veriyor, para kazanıyor. Seni buraya lüks içinde yaşatmak için gönderdi. Bugüne kadar kimsenin sana göstermediği değeri o verdi. Ve sen burada başka erkeklere mi bakıyorsun?"**
Kendi kendine öfkelenerek dudaklarını büktü. Bir an bile Eren’e ihanet edecek bir düşüncede olmak istemiyordu. Ama bu, gördüğü manzaranın etkileyici olduğu gerçeğini değiştirmiyordu. İçinden derin bir nefes alıp kendini toparlamaya çalıştı.
Gözlerini yıldızlara çevirdi. Onlara bakarak içinden bir dilek tuttu. **"Eren, ne olursa olsun, hep senin yanındayım."** dedi fısıltıyla. Sonra hızlıca içeri girip balkonun kapısını kapattı, sanki gördüklerinden kaçmaya çalışıyormuş gibi.