ilk Not

1074 Kelimeler
**Defterin İlk Sayfasındaki Felsefi Cümle** *"Hayat, sana verilen zamanın ne kadar olduğu değil, o zamanı nasıl doldurduğundur; her acı bir öğretmen, her mutluluk bir ödüldür. Ama asıl değerli olan, yolun sonunda geriye bakıp 'Elimden gelenin en iyisini yaptım' diyebilmektir."* Derin, bu satırları okurken Eren’in hayata nasıl baktığını anlamaya başladı. Bu cümle, sadece bir tavsiye değil, Eren’in dünyaya dair derin bir mesajıydı. Derin, defteri yavaşça kapattı ve gözlerini kapatarak bu sözleri zihnine kazıdı. **"Eren, bu sözü sadece okuyarak geçmeyeceğim, bunu yaşayacağım,"** diye kendi kendine söz verdi. Defterden başını kaldırdı ve saate baktı. Günün henüz erken saatleri olduğunu fark edince kendini oyalamak için bir şeyler yapmak istedi. Brownie yapmaya karar verdi. Malzemeleri dolaptan çıkarmaya başlarken aklına bir düşünce geldi. **"Acaba Eren, evin başka yerlerine de notlar saklamış olabilir mi?"** Bu düşünce zihnine yerleşirken mutfağa doğru yöneldi. Tereyağını eritmek için bir tavayı ocağa koydu, ardından dolaptan karıştırma kabını almak için uzandı. Tam bu sırada dolaptan bir kâğıt parçası yere düştü. Şaşkınlıkla kâğıdı aldı ve üzerine yazılmış notu okumaya başladı: *"Biliyorum Derin, ben gittikten sonra ilk yapacağın şey buraya gelmek olacaktı. Şu anda Amerika yolculuğumun beşinci saatindeyim. Telefona ulaşmam mümkün değil, ama yere indiğimde seni arayacağım. Brownie kokusunu neredeyse buradan alabiliyorum. Ellerine sağlık, ben yemiş kadar oldum."* Derin, bu satırları okurken Eren’in onu ne kadar iyi tanıdığını bir kez daha fark etti. Notu dikkatlice mutfak tezgâhına koydu ve derin bir nefes aldı. Eren’in yokluğu ona büyük bir boşluk hissettiriyordu, ama bu tür küçük detaylarla onun varlığını hissedebiliyordu. Brownie yapmaya devam ederken, içindeki özlemle baş etmeye çalıştı. Tereyağı eridikten sonra çikolatayı ekledi, karışımın kokusu mutfağı doldurdu. Şeker, yumurta ve unun sırasıyla eklenmesiyle kıvamını bulan hamuru fırın tepsisine döktü. Tepsiyi dikkatlice fırına yerleştirirken, Eren’in notunu bir kez daha okuyarak gülümsedi. *"Eren, sen şu anda binlerce kilometre uzakta olsan da, sanki yanımdasın,"* dedi sessizce. Brownie pişerken, notu tekrar tekrar okudu ve bu küçük sürprizlerin, Eren’in onu ne kadar önemsediğinin en somut kanıtı olduğunu düşündü. Televizyon aniden açıldığında ekranda Kapadokya’nın büyüleyici manzaraları beliriverdi. Yumuşak bir anlatıcı sesi, yer altı şehirlerinden balonlarla süslenen sabah gökyüzüne kadar Kapadokya’nın hikayesini anlatıyordu. Derin, şaşkınlıkla televizyona bakarken dudaklarından bir gülümseme yayıldı. **"Ah Eren, her detayı düşünmüşsün. Sanki browni yaparken bir yandan da beni eğlendirmek istemişsin."** diye mırıldandı. İçinde Eren’in yokluğuna dair bir burukluk olsa da bu küçük sürpriz, kalbinde sıcak bir his bırakmıştı. Browni için malzemeleri toparlarken bir yandan kulağı belgeseldeydi. Kapadokya’nın peri bacaları, tarihî dokusu ve efsaneleri, mutfaktaki sessizliği dolduruyordu. Derin, çikolata karışımını yavaşça karıştırırken göz ucuyla ekrana bakıyor, belgeselin detaylarını kaçırmamaya çalışıyordu. **"Bu belgesel, rastgele seçilmiş olamaz. Eren bunu benim için özel olarak ayarlamış olmalı,"** diye düşündü içinden. Browniyi fırına koyduktan sonra mutfağı toparladı ve televizyon karşısına geçti. Fırından yayılan tatlı çikolata kokusu tüm evi doldurmuştu. Derin, bir çocuk gibi hevesle oturdu, Kapadokya’nın büyüsüne kendini kaptırarak izlemeye devam etti. Arada bir mutfağa gidip browniyi kontrol ediyor, ardından belgeseli izlemeye geri dönüyordu. Saat ilerledikçe Derin’in göz kapakları ağırlaşmaya başladı. Eren’den gelecek olan aramayı bekliyor, ama bekledikçe uykunun sıcak kollarına doğru çekiliyordu. **"Belki birazdan arar,"** diye düşündü, ama bedeninin yorgunluğu buna daha fazla izin vermedi. Televizyonun karşısında oturduğu koltukta başını yastığa yaslayarak uyuyakaldı. Bu sırada Eren, Amerika’ya varmıştı. Havalimanında beklerken telefonunu çıkardı ve Derin için bir video çekti. Videoda, **"Derin, şimdi uçaktan indim. Çok yorgunum ama seni düşündüğümde bütün yorgunluğum geçiyor. Umarım browniyi bitirmişsindir. Kokusu buraya kadar gelmiş gibi hissediyorum,"** diyerek gülümsedi. Videoyu Derin’e w******p üzerinden gönderdi ve onun cevabını beklemeye koyuldu. Ancak Derin çoktan uykuya dalmıştı. Telefonu sehpanın üzerinde sessizce duruyor, Eren’in videosunun bildirimi ekranda yanıp sönüyordu. O gece, hem Derin hem de Eren için uzun ve yorucu geçmişti. Ama her ikisi de bir şekilde birbirlerinin varlığıyla huzur bulmuştu. Derin, rüyasında Kapadokya’nın masalsı manzaralarını gezerken Eren’in yankılanan gülüşünü duyduğunu hissetti. Bu, ikisi arasındaki bağın ne kadar özel olduğunu bir kez daha hissettirdi. Sabahın erken saatlerinde, Derin'in odasında çalan alarm sesi yankılandı. Saat tam 5’i gösteriyordu. Gözlerini aralarken hava yeni yeni aydınlanıyordu; gökyüzü loş bir turuncuya bürünmüş, güneşin ilk ışıkları ufuktan süzülmeye başlamıştı. Hızla yatağından kalktı, elini yüzünü soğuk suyla yıkadı ve mutfağa giderek kendine çabucak bir kahve hazırladı. Bugün, sıradan bir gün gibi başlamıyordu; kalbinde garip bir heyecan vardı. Eline kahvesini alıp Eren’in onun için bıraktığı defteri açtı. İlk sayfadaki felsefi cümle hâlâ zihninde yankılanıyordu, ancak şimdi asıl merakı ikinci sayfadaydı. Defterin ikinci sayfasını çevirdiğinde, dikkatini hemen sayfaya yapıştırılmış zarfa verdi. Ancak önce yazıları okumayı seçti. El yazısıyla özenle yazılmış satırlar gözüne çarptı: **“Güzeller güzeli, senin için yolculuk yeni başlıyor. Gerçek anlamda. Ben Amerika’da olduğumdan, sen de farklı bir yerde olacaksın. Bahsettiğim yer Kapadokya… Senin için uçak bileti aldım. Saat 7’de havalanacak.”** Bu satırları okurken şaşkınlıkla kahvesini yudumlamıştı, ancak yazının sonunda ağzındaki kahveyi püskürttü. **“Neee!”** diye bağırdı istemsizce. Eren’in hazırladığı bu sürpriz karşısında ne yapacağını bilemedi. Fakat bir şey kesindi; söz vermişti. Eren’in isteğini yerine getirmeliydi. Oturduğu yerden ani bir enerjiyle kalktı, adeta yerinde duramıyordu. Aceleyle valizini çıkardı ve içine birkaç kıyafet, kişisel eşyalarını doldurmaya başladı. Bu sırada evde yankılanan bir melodi dikkatini çekti. Eren, sanki onun tatlı heyecanına uyacak bir şarkı seçmiş, evin müzik sistemine yüklemişti. Melodi, sabahın sessizliğini tatlı bir şekilde dolduruyordu. Derin’in hareketleri hızlandı; valizini hazırladıktan sonra Eren’in defterini de özenle çantasına yerleştirdi. Son bir kez odasına, eşyalarına göz gezdirdi. Her şey yerli yerindeydi. Artık gitmeye hazırdı. Evin havalimanına yakın olmasına güvenerek **"Koşarak bile yetişirim,"** diye düşündü. Ancak tam dışarı adımını atmıştı ki, önünde bir taksi aniden durdu. Taksinin camı yavaşça açıldı. Şoför, nazik bir şekilde başını uzatarak, **“Derin Hanım’ın taksisi, buyurun. Eren Bey sizin için yönlendirdi,”** dedi. Derin’in şaşkınlığı daha da arttı. Valizini şoföre uzatırken bir an duraksadı ve son kez eve döndü, kapısına kısa bir süre baktı. Sanki bu gidişin hayatında bir dönüm noktası olacağını hissediyordu. İçinde küçük bir hüzünle taksiye bindi. Taksi hareket ederken şoför, **“Hanımefendi, sizi havalimanına götürüyoruz. Ayrıca Eren Bey bu poşeti size vermemi istedi,”** diyerek ön koltukta duran bir poşeti uzattı. Derin, şaşkınlıkla poşeti aldı. Eren, Amerika’da olmasına rağmen ayrıntıları düşünmeyi ihmal etmemişti. Poşetin içine baktığında, sıcak bir simit kokusu burnuna çalındı. Yanında ise ağzı kapalı bir termos vardı. Termosu açtığında içinden çıkan sıcacık çayın kokusu içini ısıttı. Derin, simit ve çayı kucağına alarak camdan dışarı baktı. Sabahın ilk ışıkları yavaş yavaş şehri aydınlatıyor, sokaklar yeni uyanıyordu. İçini tarifi zor bir duygu kapladı; hem mutluydu hem de hafif bir hüzünle doluydu. Ama Eren’in onun için hazırladığı bu yolculuk, heyecanını artırıyordu. Gözlerini kapatarak derin bir nefes aldı. Bu, onun için sadece bir seyahat değil, belki de hayatında unutulmaz bir başlangıcın ilk adımıydı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE