Titreyen ellerime baktım neden bu kadar titrediklerini hakkında en ufak bir fikrim yoktu derin nefesler alıp vermeye devam ettim ama bir işe yaradığı yoktu dudaklarımda hafif bir gülümseme eklendi yusuf ali yani nişanlım olacak kişi ismimi söylerken bile kalbimde anlamsız bir heyecan oluşuyordu böyle birini beklemiyordum uzun boylu esmer yakışıklıydı ellerim saçlarıma gitti ve uçlarıyla oynama başladığımda mutfaktaki camın yansımasından kendime bakıyordum diğer yandan mutfakta çayın pişmesini bekliyordum yanımda nişanlısı ile konuşan nurhan vardı heyecanlı bir şekilde nişandan ve olaylardan bahsediyordu gülümsedim benden daha mutlu arkadaşlarım vardı suna diğer odada çerezleri dağıtırken ben çay yapıyor nurhan ise telefon görüşmesini sonlandırmıştı kapının önünden ses gelince gelen kişilere baktım 4 kişilerdi ayçiçek sedef suna ve daha önce görmediğim güzel genç bir kadın
"Merhaba biz geldik."dedi hepsi birer ağızdan
"Merhaba hoş geldiniz."dedi ve gülümsedi ve pişen çayın altını kapatıp bardaklara koymaya başladığında sedef ona yardımcı olup bütün çayları doldurmuşlardı birinci tepsiyi nurhan ikinci tepsiyi kendisi almıştı dikkatli bir şekilde odaya götürmüştü çayları ilk önce kayınbabasınin olduğu yere götürmüştü buralarda ilk önce gelin kayınbabaya çay ikram ederdi sıra sıra çayları dağıtırken en son bir tane çay ve geriye bir kişi kalmıştı
Müstakbel nişanlısı olacak kişi gözlerini onun gözlerine değdirmemek için çabaladı ama onun gözleri onda olduğu için hareket edemiyordu yeşile dönük gözleri onun kahve gözleriyle buluştuğunda gözlerine öylece baktı adam çayı alınca odadan nasıl çıktığını anlamadı hemen kendini mutfağa atmıştı
Hayır hayır bu adamdan bu kadar etkilenmesi normal değildi
Mutfağa girdiğinde kızlar kendi aralarında konuşuyordu ağzı dili kuruduğu için musluktan bir bardak su doldurup lıkır lıkır üç yudumda bitirmişti yanaklarının yandığını hissetti neden böyle oluyordu kalbine söz geçirmiyordu böyle atması onu endişelendiriyordu ofladığında omuzumda hissettiği el ile başı diğer tarafa dönmüştü ona göz kırpan ayçiçek ile tebessüm etti
"Hayırdır yanakların kızarmış utandın mı."dedi ayçiçek arsız bir şekilde yengesine bakarken ikisinin birbirinden etkilenmemesi imkansızın biraz ötesiydi
"Birazcık."dedi yalan söylemden gerçekten çok utanmıştı o adamla yüz yüze gelmek bile yanaklarının kızarmasına sebep oluyordu
"Çok yakışıklı değil mi abim."dediğinde gülerek yengesine bakıyordu başını hemen önüne eğmişti
"Oo sen baya baya yansımışsın yenge."diyip sesiz bir şekilde kahkahayı basmıştı ayçiçek omuzlarını salaya salaya mutfaktan çıkmıştı sedef ise arkasından bakmış
"Ay bune ne oldu."dedi sedef arkasından
"Bilmiyorum ki."dedi gülay
Saatler geçmiş en sonunda o vakit gelip çatmıştı çaylar içilmiş çerezler baklavalar yenmiş kahveler içilmişti ikisi aynı odada yan yana duruyorlardı tepsideki nişan yüzüklerine baktı ne yani nişan mı olacaktı şimdi nişan tepsisini tutan arkadaşına baktı makası saklamıştı ve makası kesecek olan sakallı olan bir adamdı parayı çıkarıp tepsiye bir deste koyduğunda arkadaşı makası vermişti etraf gürültülü ama o çok sakindi ne yani şimdi nişanı mıydı bu
Çok aceleyle geldiğini hissediyordu bu kadar hızlı beklemiyordu şaşkındı parmağını uzatmasını bekleyen adama uzattığında parmağına tam olan yüzük ile şaşırdı parmağının ölçüsünu nerden biliyorlardı çünkü tam olmuştu başını yan tarafa çevirdiğinde onunla göz göze gelen adam ile nişan yüzükleri kesilmişti etrafta alkış tufanı koparken yüzüklerini kesen adamın elini öpmüşlerdi
Aile büyüklerinin elini tek tek öpüp sarılmıştı kaynanası halime hanım çantasından çıkardığı 4 bileziği ve kolye yüzük bileklik setini çıkarıp gelinin tam karşısında durmuştu avuç içini yanağına koyup okşamaya devam ederken geline gülümsedi birinci gelini sedef ona gelinlik değil kızlık yapmıştı çok severdi gelini ama çocuğu olmuyordu tam 2 yıldır evlenmişti ve çocukları olmuyordu defalarca doktorlara gitmiş tüp bebek tedavisi uygulamışlardı ama olmuyordu torun hasreti çekiyordu
"Maşallah gelinime."demişti halime hanım bilezikleri tek tek koluna geçirdikten sonra takı setini oğluna vermişti
"Sen bunu tak oğlum."dediğinde oğlu ona bir bakış atmıştı ama umursamadı artık nişanlısıydı takmasında bir sakınca yoktu
"Hadi biz çıkalım gençler kendi aralarında konuşsun."demişti halime hanım
Gülay başını kaldırıp arkadaşlarına hayır beni burda yalnız bırakmayın bakışı attığında arkadaşları göz kırpmıştı ve odadan gülüşerek çıkmıştı herkes teker teker odadan çıkıp gittiğinde ellerini sıkmaya devam ediyordu şimdi ne olacaktı ne yapacaktı nasıl davranacaktı ne konuşacaktı burdan kaçıp gitmek istiyordu kapı kapanmış ikiside baş başa kalmıştı başı önüne eğmişti öylece yere bakıyordu eski ama temiz halıların desenlerini inceliyordu
"Bunu takıyım."dediğinde kızın bakışları ona dönmüştü yeşil gözlerine baktı kız arkasını döndüğünde aralarındaki iki adımlık mesafeyi kapatmış altın setin içindeki kolyeyi çıkarmış ondan bir hayli kısa olan kızın saçlarını eliyle geriye çekmişti yumuşacık olan saçlarına dokunduğunda daha fazla dokunmak istedi saçlarından gelen koku onu mest etmişti kolyeyi takip bir adım geri çekildiğinde seti koltuğun üzerine bıraktı
"Diğerlerini sonra takarsın."demişti adam ama kızdan çıt çıkmıyordu arkasını dönüp saçlarını geriye doğru savurduğunda adamın yüzüne bakıp
"Teşekkür ederim."demişti kolyeyi boynunda düzeltirken adama tebessüm etmişti
"Oturalım mı şöyle."demişti yusuf ali eliyle koltuğu gösterirken biraz konuşmaları gerekiyordu birbirlerini adlarını dahi bilmeden nişanlanmışlardı beş dakika dahi olsa birbirini tanımaları gerekiyordu üstelik kız küçük görünüyordu belki daha reşit bile olmayabilirdi her şey olabilirdi
"Olur."diyip koltuğa oturup elleriyle oynamaya başladığında ne yapacağını ne edeceğini bilmiyordu ama karşısındaki adam onun heyecanını anlıyor ve o konuşmak için çabalıyordu
"Kaç yaşındasın."demişti adam
"18."
"18 mi çok küçüksun."demişti şaşkınlıkla aralarında bir iki değil tam 9 yaş vardı
"Önceden anneden öğrenseydin bu kadar şaşırmazdın."demişti sinirle ne demek küçük on sekiz yaşındaydı küçük falan değildi
"Yanında abim gibi kalıyorum yanında."
demişti yusuf ali sıkıntılı çıkan ses tonuyla
"Bende yaşıtlarımla takılırım."dedi ve sinirle ayağa kalktı neydi bu şimdi küçükmüşsun de abin gibiyim de falanda filan aptal istemeseydi nişanlı olduktan sonra bunları söylemenin ne anlamı vardı
"Anlamadım."dedi yusuf ali bu kız ne dediğinin farkında mıydı başkalarıyla takılırım derken kendisi artık onunla nişanlıyken bunları söylüyorsa ooo bu kızla çok işi vardı
"Farkındaysan."diyip parmağındaki yüzüğü havaya kaldırıp gözüne gözüne şakası
"Nişanlıyız biz yok küçükmüşsun de yok falan da filan."diyip sinirle arkasını döndü bu adamın daha fazla yüzünü görmek istemiyordu gerçekten aşırı sinirliydi
"Tamam özür dilerim bu kadar tepki vermeni beklemiyordum."dedi yusuf ali bir adım attıp kızın tam karşısına geçtikten sonra eliyle çenesinden naifçe tutup yüz yüze gelmelerini sağladı kızın yeşil gözlerinin tam içine baktı çok güzel gözleri vardı yalan söylemeyecekti şimdiye kadar böyle bir göz görmemişti değişikti işte
"Özür dilerim kusura bakma."demişti adam yumuşak sesiyle
"Bir daha yaşımdan beni vurma bende seni tanımıyorum yaşından vurmuyorum."demişti gülay
"Tanıyalım o zaman birbirimizi geç otur konuşalım sakin sakin." demişti kızın bileğinden tutup koltuğa oturttu
"Yusuf Ali ben bu arada."
"Gülay."
"Güzelmiş."demişti
"Teşekkür ederim senikide güzel."demişti gülay
"Sağol."
"Sen kaç yaşındasın."demişti bu sefer Gülay
"27."
"Şimdiye kadar beni mi bekledin."dedi şakacı bir sesle