Main Nehri’nin üstündeki buğu tabakası incelmiş, yerini keskin bir kış güneşi almıştı. Viktor yataktan kalktığında bedeninde alışık olmadığı bir hafiflik vardı – pençeler hâlâ avuç içlerinde kıvrık duruyordu ama sanki daha az ağır, daha az keskin hissediliyordu. Kahve makinesini çalıştırdı, bu kez gerçekten içmek için; fincanın buharı yükselirken odadaki mor damarlar hafifçe nabız attı, duvarlar sanki onunla birlikte uyanmıştı. Aurora ve Heinrich öğleye doğru geldiler. Aurora’nın kehribar gözleri hâlâ dün gecenin dinginliğini taşıyordu; saçlarında birkaç kar tanesi kalmıştı, erimeden donmuş gibi parlıyordu. Heinrich elinde ince bir tabletle girdi, ekranında yeşil kod satırları akıyordu ama bu kez kaotik değil, düzenli, neredeyse ritmik. “Hazır mısın?” diye sordu Heinrich, sesi alışılmış a

