Viktor’un dairesinde sabahın ışıkları artık daha yumuşak sızıyordu pencereden, çünkü kar yağışı gece boyunca dinmiş, Main Nehri’nin üstünde ince bir buğu tabakası bırakmıştı; nehir hâlâ akıyordu, siyah suları hafifçe dalgalı, ama o dalgaların ritmi Viktor’un nabzıyla aynı tempoda gibiydi, sanki şehir de onunla birlikte nefes alıyordu. Viktor mutfak masasına oturdu, önünde soğumuş bir fincan kahve, parmakları fincanın kenarında geziniyor, ama içmiyordu; kahve sadece bir bahane, sadece ellerini meşgul etmek, pençelerin kendiliğinden uzamasını engellemek içindi. Dün gece Aurora ve Heinrich gittikten sonra Viktor saatlerce pencerede durmuş, dışarıdaki karın eriyişini izlemişti; her eriyen tanelerde Vladislav’ın gülümsemesi beliriyor gibiydi, kadife sesi kulaklarında yankılanıyordu: “Özgürlük a

