Ulaş telefonuna bakarak yürümeye devam ediyordu. Hemen Süreyya’yı arayarak numarayı verdi ve ondan numara hakkında tüm bilgileri istedi.
Katilin bu kadar kolay ortaya çıkmayacağını adı kadar iyi biliyordu Ulaş. Sonunda ise her zamanki yaptığını yapmaya karar verdi. Son cinayetin olduğu yere kimseye haber vermeden gidecekti hem de cinayetlerin işlendiğini tahmin edilen saatte şuan gece on iki nereden baksanız bir iki saati vardı en sonunda bir yere gidip bir kahve içerek zaman geçirmenin doğru olacağını düşündü.
Diyojen’e doğru adımlarla ilerledi kafeye girdiğinde kimse kalmamış sadece bir iki müşteri vardı. Diyojen,
İztepe’de kahvesiyle ünlenmiş yedi gün yirmi dört saat açık bir kafeydi. Süreyya mesaj yollamış mesajı atan numaranın kızın babası Hayri Yılmaz adına kayıtlı olduğunu söylüyor son mesajın ise eski istasyon yakınlarındaki terkedilmiş fabrikadan atıldığını yazmıştı.
Ulaş ise bu duruma hiç şaşırmamıştı çünkü katilin onlarla böyle küçük oyunlar oynayacak kadar zeki biri olmadığını biliyordu. Saatler geçmiş kahvesini içip diyojen den çıkmıştı sonunda ayakları onu cinayet yerine götürdü her yer karanlıktı.
Gözlerini kapattı adeta kan kokuyordu 28 .sokağın her yeri çığlıkla doluyla artık yeter diyordu kaldırımlar dile gelmiş yalvarıyorlardı bu caniliğe şahit olmak istemiyorum adımı temizle diye fısıldıyordu Ulaş’a sessizce.
Karanlığın gömülen hissizliğin de adeta bir şehir batıyor gibiydi. ben buradayım beni kurtar bu bataklıktan diye haykırıyordu.
Kendi bir çareliğine kulp bulmak isteyen birisi çekiyordu şehri cehennemine.
Damarlarına yavaş yavaş akıtıyor da zehrini .
Yavaş yavaş gömüyordu onu kara bir toprağın ta dibine. Çirkinliği ile boğuyordu bütün güzelliklerini yok etmek istercesine bağlıyordu ellerini
En izbe en ucuz köşelerine çekiyordu sinsice avlayan bir avcı gibiydi.
Burada kurban insanlar değil bu şehirdi. Suçlu da o değil miydi Herkesi böyle derinliğine çeken de o değil miydi
Ulaş kenarda kaldırıma oturmuşken dikkatini bir şey çekti pencereden dışarıya çıkmış korkak gözlerle birini bekleyen bir kadın bakıyordu sokağa. Ulaş kadının dikkatini çekmeden yüzünü görülür şekilde telefonundan çekmeye çalıştı sonunda birkaç fotoğraf karesi yakalamıştı. Sonunda kadın sokağın başında simsiyah bir karaltı gözükünce hemen içeriye girdi. Ulaş ise diğer binalara dönüp baktığında pencereden dışarıya bile bakmayan perdenin arkasından sokağı gözetleyen insanları gördü. Gördükleri yüzünden kendine kızıyordu bir türlü bu katili yakalayamamış insanları korkuyla baş başa bırakmıştı. Ama yağma yoktu o katili bu hafta hapse atacaktı.
Karaltı gittikçe yaklaşıyor Ulaş ise tüm özgüveniyle olduğu yerden daha gözükür bir yere doğru yürümeye başlamıştı. Eğer yine o bir cesetle bu sokağa gelmeye cesaret ettiyse ki her yer polis devriyesi kaynıyor işte o zaman katile bir meydan dayağa atacaktı. Gelen gölgenin elinde uzunca bir şey taşıdığını görmüştü gerçekten katil miydi ? İstediği fırsat yoksa kendi elleriyle ayağına mı gelmişti Ulaş’ın.