Herkes Ulaş amirin suratına ne olduğunu anlamamış bir şekilde bakıyordu. Ulaş ise onlara olanları tek tek anlatmanın zaman kaybı olacağını düşündüğünden sonra anlatırım diyerek geçiştirdi. Sude hanım işinin bittiği gerekçesiyle bürodan ayrılmıştı Ulaş ise bir tek yanına Berk’i de alarak Ferda’nın yaşadığını söylediği eve doğru yola çıkmışlardı.
“Amirim sizce bu kızın amacı ne katil hedef şaşırtmak için mi gönderdi bu kızı dersiniz.”dedi Ulaş Berk’e dönerek sus diyen bir işaret yaptı. Sonunda mahalleye girmişlerdi kenarda çekirdek alıp çitleyen bir grup genç dikkatleri çekti Ulaş arabadan inip çocuklara doğru yaklaştı rozetini gösterterek konuşamaya hazırlanırken çocukları inceledi kiminin saçı pembe ,kimi dövmeli kimi de kısa saçlı z kuşağıydı buram buram.
“Çocuklar Ferda Yılmaz’ı tanıyor musunuz?” dediğinde hepsi önce birbirine baktı içlerinden en girişken olanı söze atıldı hemen:”Telepati mi yapıyorsun abi bizce şimdi onun dedikodusunu yapıyorduk.” dedi Ulaş ise uzatmayın konuşun diye bakıyordu sonunda pembe saçlı kız devam etti:”Tanıyoruz ama tanımasaydık daha iyi şu sarı binayı görüyor musunuz orada oturuyor benimle aynı okula gidiyor yanımdaki arkadaşın da sınıf arkadaşı .”dedi
Ulaş’a bu kadar bilgi yeterli değildi daha fazlasını öğrenmek istiyordu.
“Nasıl biri anlatın bakalım neden tanımasaydık daha iyi dedin mesela.” Kız hemen konuşmak istemedi yaklaşan Berk’e bakınca birbirlerine bakıp gülümsediler Berk’de bu ilgiden memnun olmuş olacak ki o da onlara karşılık verdi Ulaş dirseğiyle Berk’in karnına vurarak kendine gel mesajı veriyordu sonunda kız yeniden devam ederek:
”Şimdi Polis abiciğim bu kız manyak neden manyak dersen öyle ufak tefek değil bildiğin arıza sınıfındaki arkadaşlarına işte ben cinlerle konuşuyorum sizin bütün sırlarınızı biliyorum filan dedi sonunda işte bütün sınıf bunu dışladı biz arkadaş olalım dedik kız bize cinlerimi size musallat etmemi istemiyorsanız benden uzak durun filan dedi annesi filan doktora götürmüş bunu sanırım yanlış bilmiyorsam Şizoymuş” dedi Ulaş kızların daha fazlasını bilmediğine kanaat getirdikten sonra kızın oturduğu binaya doğru ilerledi Berk kızlara öpücük atıyor Ulaş ise büroya gidince Berk’e yapacağı eziyetleri düşünüyordu. Binaya girdiklerin de öncelikle Hayri Yılmaz ziline bastılar lakin kapıyı açan olmadı sonunda karşı da oturan kadın evden çıkarken bizimkileri gördü onlara dönerek konuşmaya başladı.
“Niye arıyorsunuz onları?” diye sordu Ulaş ise rozetini deri ceketinden çıkartarak kadına doğru döndü :”Ben Cinayet büro amiri Ulaş Akçalı burada oturan aile tanıyor musunuz ya da nerede oldukları hakkında en ufak bir bilginiz var mı? ”dedi.,
Kadın yere koyduğu çantasını alarak anahtarına içine koyarken önüne gelen kakullerini elleriyle kulaklarının arkasına doğru iterek Ulaş’a döndü kahverengi gözlerinin tam içine bakıyordu içinden böyle saçı başı uzun polis mi olur diye geçirmişti.
“Vallahi o ailenin bir gün başlarını belaya sokacaklarını bütün apartman biliyorduk neyse komiserim sizin vaktinizi fazla almadan konuya gireyim Haydar bey şu köşeyi dönünce Çiğköfteci var orayı işletir Arzu hanım da halk eğitim merkezin de el sanatları hocasıdır işte iki çocukları vardı Ferdi büyük olan Ankara tıp okuyordu bir de küçük kızları var Ferda o da köşedeki Anadolu lisesine gidiyor ailecek tanışıştık gider gelirdik ta ki bir sene önceye kadar bunların küçük kız delirdi işte doktora filan götürdüler fayda etmedi bütün apartman her gece bu ailenin kavgalarına şahit olduk İllallah ettik bıktık lakin aile de sorunlu o kızdı aslına bakarsanız ne yaptıysa o manyak yapmıştır o anne babanın bir günahı yoktur işte bir ay önce de ailece memleketlerine gittiler diye biliyordum daha dönmediler.” diyerek sonunda sustu .
Ulaş eğer daha fazla soru sorarsam bu kadın kafamı Çarşamba pazarına çevirir diye düşündü sonunda kadına teşekkür ederek oradan ayrıldılar etrafı iyice soruşturduklarında herkes üç aşağı beş yukarı aynı şeyleri söylüyorlardı hepsi ailenin çok düzgün olduğunu o kızın şeytan tarafından kontrol edildiğine inanıyorlardı. Ulaş Berk’e dönerek eve gideceğini onun da merkeze dönüp haber olup olmadığını eğer bir şey olursa mesaj atın aramayın dedi sonunda yorgun günün arkasından gideceği yeri biliyordu arabayı Fuat’ın yerine sürdü Kapıda kocaman yazan yeni takılmış tabela dikkatini çekti “Fuat’ın dayının yeri” sonunda yaldızlı şeyler taktığına göre bizim Fuat ‘da sosyeteye adım atmış demektir diye düşündü
İçeriye girdiğinde son bir haftadır uğramadığı ve menemen yemediğini fark etmişti bu sadece çok yoğun olduğu zamanlarda olurdu . Fuat hemen Ulaş’ı görür görmez onun sevdiği menemeni hazırlıyordu bol kaşarlı ve bol domatesli Ulaş hemen masa da yerini almış menemeni gelir gelmez ekmeğini bandı Fuat hemen yanındaki sandalyeyi çekti oturdu ilk okuldan beri değişmeyen bir zamandı bu Ulaş tıka basa yer Fuat ise izlerdi. Önlüğünü çıkartırken Ulaş’a doğru yöneldi:”Eee naptın buldun mu azılı katili.” diye söylendi.
Ulaş menemeni bitirene kadar başını kaldırmadı bir somonu yemişti ama halen aç hissediyor sonunda döndü.
“Valla abi bir kız çıktı ortaya katil babam dedi sonunda kız kayboldu ailesini araştırdık kız şizofren çıktı vallahi öyle bir yere gitti ki Fuat bir yerden sonra artık ben de takip etmeyi bıraktım.” dedi sonunda Fuat arka tarafa gidip elinde düğün davetiyesi ile geldi.
Sonunda Ulaş iki gündür unuttuğu cemşid pilavından kurtulamayacağını arkadaşı Fuat sayesinde anlamıştı. Fuat doğru zamanı kolluyor bir an önce konuya girmek istiyor gibiydi.
“Ulaş kolay olmadığını biliyorum lakin bunu konuşmalıyız Derya bana davetiye yollamış ve gerçekten evleniyor bu konuda ne düşünüyorsun.” dedi.
Ulaş önce önünde duran suyunu kafasına diktikten sonra ise arkadaşına dönerek :”Bunu illa açacaksın değil mi? O zaman sen sormadan kısaca özet geçeyim bana da gönderdi aradım çöpe at dedi sonra kendimi sabaha kadar sokaklara saldım ve günün sonunda şunu anladım artık Derya’yı sevmiyorum ve inan ne yaptığı ya da ne yaşadığı umurumda değil.”
Fuat arkadaşının gözüne bakınca en azından bir şeyleri atlatabildiğini görüp buna mutlu olmuştu. Sonunda geceye kadar sohbet etmişlerdi Ulaş saatin on ikiye geldiğini görünce eve gitmek üzere ayrıldı. Arabasını Fuat’ın dükkanının önünde bırakarak eve yürümeye karar verdi. Yüzüne çarpan gecenin en sert rüzgarı onu alıp üç sene öncesine götürmüştü evliliklerini bitiren o olaya.
3 SENE ÖNCE
Alarm öyle çalıyordu ki sonunda Ulaş yatak dan kalkmadan telefonu yere fırlatmıştı yere düşen telefonun sesine mutfak dan bir ses yükseldi :”Ulaş sana kaç kere telefonu yere atma dedim.” sonunda kadının o kızgın sesi bütün evde yankılanıyordu.
Ulaş ise bedenini zorla yatak dan kaldırarak burnuna gelen menemen kokusuyla kendisinden geçmişti masaya tabakları koymakla meşgul olan kadınına arkasından sarılarak yanağına sulu bir öpücük kondurmuştu.
Kadın Ulaş bir hamlede kendinden uzaklaştırarak yüz yüze gelmelerini sağlamıştı .
-“Bak menemen yaptım Fuat’ınkinden güzel oldu bence ayrıca hala elini yüzünü yıkamadın mı sen?” diye azarladı adamı bu kadının karşısında her zaman acizdi adam yüreği önünde saygıyla eğilmişti çünkü onun deniz yosunu gözleri için neleri feda etmezdi ki.
Ulaş banyoya doğru giderek yüzüne soğuk suyu bir hamlede çarpmıştı sonunda artık uyandığına yemin edebilirdi. Sonrasında ise kahvaltı masasına geri dönmüş menemene ekmeği batırmış ağzına götürmüştü ağzına gelen buram buram tuz tadı onu hayattan soğutmuştu.
“Hayatım keşke tuzun içine menemen ilave etmeseydin tuz kendi başına gayet iyi bir elemandı.” diye güldü kadın ise bu duruma bozulurken ekmeği alıp menemene batırdığında yüzünün ekşimesi bir olmuştu. Sonunda tavayı sofradan kaldırarak mutfağa götürmüştü lakin gelmesi o kadar uzun sürdü ki Ulaş ayağa kalkarak mutfağa gittiğinde kadını sandalyeye oturmuş ağlarken buldu sonunda ne olduğunu anlamayan gözlerle kadına bakınca ağlamaklı suratını dönerek: “Menemen yapmayı bile beceremiyorum.” demişti.
Ulaş ise kadına giderek bunun hiç önemli olmadığını söyleyip ona sarılmıştı işe gitmesi gerektiği için evden çıkmıştı. Derya ise masayı topladıktan sonra evde olduğu ve bugün dersi olmadığı için televizyonu açmış Simge Danlı’yı izlemeye başlamıştı.
Derya hemen iki metre uzaktaki Anadolu lisesinde edebiyat öğretmeniydi Ulaş gibi bir oduna bile sevdirmişti edebiyatı öyle iyi bir hocaydı. Kapı çalınca hemen kalkarak açtı son iki yıldır evinin yardımcılığını yapan Hacer abla gelmişti gülerek karşılamış sonunda ise o temizliğe girişecekti.
“Derya kuzum merdiven yok muydu sizde ablam.” diye seslendi Derya ise kısa bir aralık düşündü sonunda ise en son taşındıkları evin deposunda unuttuklarını hatırlayınca kafasında yeşil ışık yanmıştı .
Sonunda kadına dönerek olmadığını söyleyecekti kadın ondan önce davranarak :”Eee ablam ben bu kısa boyumla nasıl takacam perdeyi” derken Derya kadının haklı olduğunu düşünerek kendisi köşedeki boruya basarak yukarı çıkmaya çalıştı.
Kadın ayağını basmaya çalışırken köşedeki tahtadan tutamadı sonunda dengesini kaybedip yere doğru düştü karnında inanılmaz bir acı hissetti Hacer abla ellerini başına almış yere bakıyor kadının olduğu yerde kanlar akmıştı.
“Vahh kızım sen gebe miydin niye çıktın oraya a kızım.” diye dövünürken hemen telefonuna ulaşmış ve ambulansı aramıştı.
Yarım saate yakın bulmuştu ambulansın gelmesi kadını acilen hastaneye kaldırmışlardı Hacer hanım ise hemen Ulaş’ıda arayarak haberdar etmişti.
Telefonu alan Ulaş ise adeta ışınlanmıştı. Hastaneye geldiğinde doktorlara hemen sorarak karısının düşük yaptığını şu anda da dinlenmeye aldıklarını öğrendi o sıra da Hacer abla ise olanları anlaşılmaz şekilde anlatıyordu.
Ulaş kızgınlıkla kadının kollarından tutmuş sallamaya başlamıştı :”Biz sana ne diye para veriyoruz ha işleri Derya yapacaksa sen neden geliyorsun kadın konuşsana.” diyerek kadını korkutmuştu kadın yeminler ediyor özür diliyordu ama nafile hemşireler görmüş güvenliğe haber vermiş Ulaş’ı zor ayırmışlardı Doktor Ulaş’a dönerek eşini görebileceğini söylemişti.
Ulaş hemen odadan içeriye girmiş kadını yüzünü pencereye doğru bakarken bulmuştu kapıyı örtmüş . Yanına doğru temkinli bir şekilde yaklaşmış yanındaki sandalyeye oturmuştu.
Söze nasıl başlasa ne söylese bilmiyordu Ulaş öyle pişmandı ki yanında olamadığı için adeta kendi canını verip bebeğini yaşatmak istiyordu.
“Derya canım..”diyerek kadının ellerini tutmaya çalışmıştı lakin kadın yüzünü bile çevirmeden ellerini fevri bir hareketle çekti .
Ulaş bunun olabileceğini düşündüğünden çok üstelemeyerek yeniden devam etti.
-“Ben özür dilerim canımın içi yanında değildim hepsi benim suçum.”diye kafasını kadının koluna koymuştu .
Kadın ellerinde sıktığı yüzüğü hemen yandaki küçük baş ucu masasına koydu Ulaş kafasını kaldırarak ne oluyor diyen gözlerle bakıyordu . Kadın suskunluğu bozmaya karar vererek :”Bitti Ulaş.” dedi kısık sesle.
Ulaş ise halen neler olduğunu anlamaya çalışıyordu.Kapı açılmış Derya’nın annesi gözükmüştü. Kadın kızına sıkı sıkı sarılarak onun acısını dindirmeye çalışıyor Derya ise avaz avaz ağlıyordu.
Ulaş kenarda yok sayılmış olduğunun farkındaydı kaynanası Halime hanım Ulaş’a dönerek o zehir sözleri söyledi.
"Sana kocam ne dedi kızıma bakamayacak sahip çıkamayacaksan hiç evlenme evlat dedi demi sen ne sorumsuz adamsın ha hamile karını evde bırakıp işe gidiyorsun senin anan baban sana hiç mi bir şey öğretmedi haysiyetsiz herif ama ben dedim bu polis bozuntusundan koca filan olmaz dedim ah benim salak kızım senin kaşına gözüne aldandı adam sandı ama bak o da anladı senin ciğeri beş para etmez herif olduğunu “dedi. Derya annesine onlarını yalnız bırakmasını söyleyerek kadın kafeteryaya inmişti .
“Ulaş öyle ağır sözler söylemek istemiyorum lakin annem de haklı babam da polisle evlenme derken çok haklıydı.” Ulaş ise söz istedi :”Ben anlamıyorum Derya nerede hata yaptım ya bir şey söyle şimdi bana diyorsun ki git benim dünyam sensin nereye gideyim.” dedi.
Derya Ulaş’a bir zarf uzattı ve onu yalnız bırakmasını istedi.
Ulaş eline aldığı zarfa baktı. Hastaneden çıkarken arabaya binene kadar sakindi sonunda ise küçük bir çocuk gibi ağladı erkekler ağlamaz lafını yıktı Ulaş Akçalı öyle bir ağladı ki arabanın yanından geçenler dönüp baktılar ama utanmadı sonunda elinde tuttuğu zarfı açtı ve okumaya başladı.
“Merhaba Sevgilim. Gerçi artık sana sevgilim demeyeceğim yabancı ? O nasıl olur yedi yıllık sevgilim ve dört yıllık kocam. Aslına bakarsan sen hastaneye gelene kadar bu mektubu bitirebilir miyim bilmiyorum sana sadece şunu demek istiyorum Ulaş .
Bitti sakın beni yanlış anlama sevgim değil biten o hala şuracık da sıcacık lakin benim sana olan sabrım, sınırım her şeyim bitti Ulaş.
Neden diyeceksin ? Ben ne yaptım ki canımın içi dediğini duyuyorum evet sen güzel seviyorsun adam .Lakin içi boş bir sevgi bu mesela ben senin mesleğinden önce gelmiyorum.
Yada menemenci Fuat abinden. O çok sevdiğin Kürk Mantolu Madonna eski basım olan hani ondan ya da şu duvarda asılı ilk okulda yakın arkadaşının yaptığı resimden neydi adı Elif mi?
Bebek sahibi olmayı çok istedik sanırım başarmışız da ama seninle olmadı masadaki tuza uzanamadığın zaman ki sinirin kadar sinirliyim sana.
Hayır kendini suçlama bu senin hatan değil. Lakin o gece fazladan kaldığın mesailer sana yazdığım mesajlara sadece görüldü atman ya da dur daha iyisini söyleyeyim o senin kutsal mesleğin ve bitmek bilmeyen gereksinimleri. Neyse ben çıkıyorum aradan sizi baş başa bırakıyorum sonsuza dek bensiz kal polis adam.
ELVEDA.”
Ulaş okuduklarını sindirmek istiyordu ama bunu yapması o kadar kolay olmayacaktı.
ŞİMDİKİ ZAMAN
Anıları düşününce gözlerinin yeniden buğulandığını hissetti acaba bir daha baba olma şansım olacak mı diye düşündü adam. Ona göre şairin dediği yolun yarısındaydı otuz beşinde yaşlanmıştı artık.
Derya evleniyor işte anne olur ya sen Ulaş diye düşündü .Eline aldığı telefon da son gelen mesaja baktı. Tanımadığı bir numaradandı.
“Ferda’ya ulaşmak istiyorsan eski istasyonun oradaki boş fabrikaya gel.” yazıyordu. Acaba bu sefer ki katil miydi?