4

1047 Kelimeler
Bölüm 4: TEHLİKELİ SIRLAR Muhammed Ali, bahçe kapısından içeri adımını attığı anda, içini garip bir huzursuzluk kaplamıştı. O penceredeki yüz... O kızı nereden tanıyordu? Beyni, adrenalin ve şaşkınlıkla bulanmış halde bir bağlantı kurmaya çalışırken, annesine sert bir şekilde sorular sormak için içeri girdi. "Ane! Çatı katındaki kız da kim? Oraya ne zaman kiracı aldın? Neden bana söylemedin?" Sorular, odanın içinde sert bir şekilde yankılandı. Ancak salonda, koltuğa kurulmuş, kendisine doğru sırıtan başka bir yüzle karşılaştı. O an, çatı katındaki kızın kim olduğu sorusu, beyninden bir anda silindi. Yerini, kat kat daha büyük bir şaşkınlık aldı. "Kaan?!" Küçük kardeşi Kaan, koltuğundan fırlayarak ona doğru koştu ve onu kucakladı. "Ağabey! Sürpriz! Seni çok özledim be!" Ali, kardeşine sarıldı, ama bedeni gergin, aklı allak bullaktı. Kaan, İstanbul'da, Türkiye'nin en iyi hukuk fakültelerinden birinde üçüncü sınıf öğrencisiydi. Dönemin ortasıydı. Burada ne işi vardı? "Ne oldu? Bir şey mi oldu? Neden geldin? Annem iyi mi?" diye soruları arka arkaya sıraladı, endişeyle annesine baktı. Hatice Hanım, mutfaktan gülümseyerek çıkageldi. "İyiyiz oğlum, merak etme. Kaan bize sürpriz yapmış. Gel, otur da anlatsın." Ali, kardeşini kollarından tutarak, yüzünü inceledi. Bir şeyler saklıyor gibiydi. "Söyle, ne oldu? Okulda bir sıkıntı mı çıktı?" Kaan, abisinin karşısına oturdu, ellerini ovuşturdu. Bir an tereddüt etti, sonra derin bir nefes aldı. "Ağabey... okulu değiştirdim. Yatay geçiş yaptım. Artık buradaki üniversitede okuyacağım." Sessizlik. Ali, söylenenleri anlamakta güçlük çekti. Kelimeler beyninde yankılandı. Okulu değiştirdim. Yatay geçiş. "NE?!" Ali, ayağa fırladı. Sesindeki öfke ve hayal kırıklığı, odadaki sıcak havayı anında dondurdu. "Sen nasıl yaparsın bunu? O okulu kazanmak için iki yıl ter dökmedin mi? Gece gündüz çalışmadın mı? İstanbul'daki o imkanları, o fırsatları elinin tersiyle mi ittin? Sen aklını mı kaçırdın?" Ali'nin yüzü kıpkırmızı olmuştu. Boynundaki damarlar belirginleşmişti. Bu, ringde kaybetmekten, lisansının yanmasından bile daha ağır bir darbeydi. Kardeşinin geleceğiydi bu. Kaan, başını önüne eğdi. Sesinde bir titreme vardı. "Ağabey, lütfen... Size daha fazla yük olmak istemedim. İstanbul çok pahalı. Senin de annemin de sırtındaki yük çok ağır. Ben burada da okuyabilirim. Hem... hem sizi çok özledim. Artık yanınızda olmak istiyorum. Ailece bir aradayız ya, bu her şeyden önemli." Ali'nin yüreği sızladı. Kardeşinin bu fedakarlığı, onun gururuna daha çok dokunmuştu. Kendini yetersiz, başarısız hissetti. Eğer hala milli bir boksör olsaydı, eğer lisansı yanmasaydı, Kaan böyle bir şey yapmak zorunda kalmazdı. Bu, onun suçuydu. Tam o sırada Hatice Hanım, oğlunun sıkıntısını hafifletmek için atıldı. "Oğlum Ali, bırak artık. Kaan iyi düşünmüş. Hem, bak ben de çatı katını kiraya verdim. Genç bir kıza, tıp öğrencisi. Çok tatlı, terbiyeli bir kız. Adı Yağmur. Kirası da fena değil. Sen de iş buldun zaten, küçük çocuklara özel ders veriyorsun. Maddi olarak rahatız artık. Kaan'ın da içi rahat etsin. Okulunu burada bitirir, bir şey olmaz." Ali'nin kanı dondu. Yağmur. Tıp öğrencisi. Beyninde bir şimşek çaktı.O kız! Kafesteki kız! Annesinin evine, onun eski odasına kiracı olarak giren kız, geçen hafta kafes dövüşünde görmüştü onu! İçi bir anda buz kesti. Bu bir tesadüf olamazdı. Olamazdı! Cihan'ın bir oyunu muydu bu? Onu takip mi ettirmişti? Ya da belki de federasyondan birileri, onu bitirmek için bu kızı göndermişti. Tüm paranoyası beynini sardı. Korku ve öfke, iç içe geçmişti. Annesine ve kardeşine hiçbir şey söyleyemezdi. Kafes dövüşlerini, o karanlık hayatını asla öğrenmemeliydiler. Yüzünü bir anlığına ele verir korkusuyla, tepki vermemeye çalıştı. Çenesini sıktı, boğazındaki yumruyu yuttu. "Tamam," diye boğuk bir sesle çıkıştı. "Öyle olsun. Ama... ama Kaan, senin için üzüldüm. O kadar emek..." Kaan, abisinin koluna dokundu. "Biliyorum ağabey. Ama bu benim kararım. Sen merak etme." Yemek boyunca Ali, tek kelime etmedi. Tabağındakilere boş boş baktı. Annesi ve kardeşinin sohbeti, ona çok uzaklardan geliyor gibiydi. İçi içini yiyordu. O kız, tam olarak yukarıdaydı. Onun evindeydi. Ailesine, onun en savunmasız noktasına sızmıştı. Yemek biter bitmez, "Ben biraz hava alacağım," diyerek masadan kalktı. Ama bahçeye çıkmak yerine, merdivenlere yöneldi. Kalbi, göğsüne sıkışmış gibiydi. Her basamak, onu biraz daha fazla geriyordu. Çatı katının kapısına geldiğinde, yumruklarını sıkmıştı. Kapıyı sertçe çaldı. Birkaç saniye sonra kapı açıldı. Yağmur, kapının aralığında belirdi. Üzerinde rahat bir tişört ve eşofman vardı. Elleri henüz yıkadığı bulaşıklardan nemliydi. Yüzünde, kim olduğunu anlamaya çalışan bir ifade vardı. Sonra Ali'yi tanıdı. Gözleri faltaşı gibi açıldı. Rengi soldu. Korku, yeniden yüzüne vurdu. Ali, onun bu korkusunu, suçluluk işareti olarak yorumladı. Kapıyı iterek içeri girdi. Yağmur, geri adım atmak zorunda kaldı. Ali, kapıyı arkasından kapattı. Oda, onun varlığıyla aniden küçülmüş, havası değişmişti. "Seni orada gördüm," diye hırladı Ali, sesi alçak ve tehditkardı. Yağmur'un üzerine bir adım daha attı. "O lanet yerde ne işin vardı? Ve şimdi... şimdi de buradasın. Annemin evinde. Benim evimde." Yağmur, dili tutulmuş gibiydi. Korkudan nefesi kesiliyordu. Adamın her adımıyla geri çekiliyordu. "Ben... ben..." "Cihan'ın casusu musun?" diye gürledi Ali, bir adım daha atarak onu duvara doğru sıkıştırdı. "Beni mi takip ediyorsun? Amacın ne? Anneme, kardeşime bir şey yaparsan, seni öldürürüm, anladın mı?" Yağmur'un sırtı, soğuk duvara değdi. Artık kaçacak yeri yoktu. Ali, onun önünde, öfkeden nefes nefese, devasa bir siluet gibi duruyordu. Gözlerindeki fırtına, onu yutmak üzereydi. Yakından daha da yakışıklı, daha da vahşi görünüyordu. Kaslı göğsü, hızlı hızlı inip kalkıyordu. Üzerinde ter ve dövüşün izleri vardı. "Hayır! Lütfen!" diye zorlukla çıkardı sesini Yağmur. "Kimseye bir şey yapmak gibi bir niyetim yok! Ben sadece... sadece..." "Sadece ne?" diye bastırdı Ali, yüzünü onunkine iyice yaklaştırarak. Aralarında sadece birkaç santim vardı. Yağmur, onun sıcak nefesini, öfke kokusunu hissedebiliyordu. "Çabuk söyle! Orada ne işin vardı?!" Yağmur, gözlerini kapatıp açtı. İçinde bir şey kırıldı. Tüm o ihanet, çaresizlik ve şimdi de bu tehdit... Dayanacak gücü kalmamıştı. Gözlerinden yaşlar boşanmaya başladı. "Para!" diye hıçkırarak bağırdı. "Para için oradaydım! Sevgilim beni en iyi arkadaşımla aldattı! Evden attılar! Kalacak yerim yoktu! Ailemin de parası yok! O işi duydum... mecbur kaldım! Tek seferlik diye düşündüm! Burayı tutmam lazımdı, bu yüzden kabul ettim! Senden haberim yoktu! Kim olduğunu bile bilmiyordum! Lütfen, bana inan!" Söylediği her kelime, içten ve çıplak bir acıyla yüklüydü. Gözyaşları, yanaklarından süzülüyor, titreyen dudaklarına damlıyordu. Ali, onun bu çaresiz çığlığı karşısında bir an dondu. Öfkesi, şaşkınlık ve ardından gelen garip, istemsiz bir anlayışla yer değiştirmeye başladı. Bu kız, bir casus değildi. Sadece... kırılmıştı. Tıpkı onun gibi. Gözleri, Yağmur'un ağlayan yüzüne, titreyen dudaklarına takıldı. O kadar yakınlardı ki... İçinde, tanımlayamadığı bir içgüdü, bir şeyler köpürmeye başladı. Öfke, yerini başka bir yoğun duyguya bırakıyordu. İkisi de nefes nefese kalmış, birbirlerine bakıyorlardı. Aralarındaki mesafe, tehlikeli bir şekilde azalmıştı. Ali'nin knuçları hâlâ sıkılıydı, ama artık ona vurmak için değil, belki de onu tutmak için...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE