Eve onunla gittim. Yolda çok konuşmadık. Arabada, müziğin sesini kısmıştı ama tamamen de kapatmamıştı. Sanki ikimiz de içimizdeki sessizlikle baş etmeye çalışıyorduk. Camdan dışarı baktım; şehir üstümüzden akıyordu. Işıklar, tabelalar, koca binalar geçip gidiyordu ama ben sadece onun nefesini duyuyordum. Direksiyon başındaki ellerine, zaman zaman bana dönüp kayıp gelen bakışlarına odaklanmıştım. Evinin kapısını açtığında içerisi beklediğimden daha sadeydi. Her şey yerli yerindeydi, düzenli ama donuktu sanki. Onun sessizliğini taşıyordu odalar, tıpkı gözleri gibi. “Burada yaşadığını bilmiyordum,” dedim. “Çoğu kişi bilmiyor. Bilmesini de istemem.” Bir an durdu, sonra gözlerini bana dikti. “Ama sen başka.” O an, içimde bir şey kırıldı. Sanki kalbim, bu cümlenin içinde bir çatlak bulup dı

