Bölüm 6

1246 Kelimeler
24 Kasım Şırnak- 4. Komando Tugayı- 14:27 Elif elindeki kupayı iki eliyle sıkı sıkı tuttu. Geleli beş gün oluyordu, Şırnak sanki her geçen gün biraz daha soğuyordu. Hava durumunda haftaya kar yağışı görünüyordu. Bozulan havaya baktı, yağmur yağdı yağacak gibiydi, havadaki nem öyle yoğundu ki yağmamak için direnen bulutlar bile sırılsıklam olmalıydı. Çayından bir yudum içip sağlık merkezinin girişindeki merdivene çöktü. Dün Yarbayın önünde verdiği sınav çoktan tugayda yayılmıştı. Elif bunu kendisine çevrilen kaçamak bakışlardan anlayabiliyordu ve elbette bir anda meslektaşlarının onun aldığı dövüş eğitimleriyle ilgilenmesinden de. Burun kıvırdı, onu dışlamaya kalktıklarına daha çok pişman olacaklardı zira Elif kendisiyle başlatılmaya çalışılan sohbeti geçiştirmiş ve yüz vermemişti. Yükseleni akrepti ve doğrusu kindarlık vardı Elif’te. Öyle kara kin tutar gibi değildi ama… iç çekti pekâlâ kara kinde tutuyordu. Çocukken bebeğini bilerek suya atan çocuğa hala gıcık olduğuna göre oldukça kötü durumdaydı bu huyu. “Gene ne düşünüyorsun Üsteğmenim?” diyen Gülnihal hemşire tüm enerjisiyle yanına oturdu. “Şu havada bile nasıl bu kadar pozitif olabiliyorsun?” diye sordu ciddi ciddi Elif. Gülnihal sır verir gibi öne eğildi ve fısıldadı. “Uranyum içiyorum sabahları.” Elif kendini tutamayarak bir kahkaha patlattığında Gülnihal’de kıkırdadı. Onunla tanıştığı için kendini şanslı hissediyordu, Gülnihal çok içten ve gerçekten çok iyi biriydi. Nihayet durulduğunda derin bir nefes aldı. “Muhteşemsin,” dedi tüm samimiyetiyle “benim hemşirem olduğun için bu tugayın en şanslı insanıyım.” “Bende tugayın en iri adamını çocuk gibi yere seren bir doktorun hemşiresi olduğum için mutluyum,” deyip gülümsedi. “Haberler nasıl yayılıyor anlamıyorum,” dedi iç çekerek. “Erkekler bebeğim, kadınlardan daha dedikoducu,” dedi Gülnihal göz devirerek. “Eşime Faruk Binbaşı anlatmış, ben ondan duydum. Koskoca taburun ağzını açık bırakmışsın en azından buraya hak etmeden geldiğini düşünmezler artık,” dedi huysuzca. “Öyle mi düşünüyorlar?” diye sordu Elif’in bakışları bir an şaşkınlıkla ona baktı sonra toparlamaya çalıştı. “Yok öyle düşünen yok tabi ki ama düşünen de olabilir,” derken bocaladığı açıkça belli oluyordu. Nefesini üfledi “Munzur Dağında gene hareketlilik fark etmişler,” dedi konuyu değiştirmek için. Elif onun bu haline gülümsedi bu yüzden üstüne gitmedi. “Operasyon yakın desene o zaman,” dediğinde Gülnihal onu başıyla onayladı. “Son zamanlarda orada kuş uçsa buradan büyük bir birlik hareket ediyor,” dedi. Düşünceli görünüyordu. “Seni endişelendiren nedir?” “Kışın buralar sakin olur ama kış gelmeden önce hep büyük bir çatışma yaşanır Üsteğmenim. Ölüm en çok kış gelirken kapımızı çalar.” “Bora komutan için mi endişeleniyorsun?” dediğinde Gülnihal hemen itiraz etti. “Onun için değil,” dedi sonra gözleri komutanlık binasına kayınca başını eğdi. “Tamam o da var ama etrafına baksana, bugün sana selam veren, ilaç için gelen askerlerden birinin evine ateş düşecek. Buraya geldiğimden beri alışamadığım tek şey bu sanırım.” Elif’in gözleri etrafı tararken Eren ve arkadaşlarının yanına geldiğini gördü. İstemsizce yüreği sızladı, onlara bir şey olsa bu kalbini çok kırardı şüphesiz. “Komutanım,” dedi askerler selam vererek. “Rahat asker,” dedi Elif gülümseyerek “Hayırdır sizi neden burada görüyorum?” diye sordu. “Komutanım yarın çarşı izninde sizin boyaları falan alacağız. Hem size istediğiniz rengi soralım dedik hem de müsaadenizle evinize girip tesisatı bir kontrol edip eksikleri alalım istiyoruz,” dedi Eren. “Beyaz olsun Eren, ben evimde başka renk sevmiyorum,” dedikten sonra elini montunun cebine attı. Evinin anahtarını çıkarıp uzattı. “Burayı bırakamam şimdi bu anahtarım siz gidip bir bakıverin olmaz mı?” Askerler birbirine baktılar, çekindikleri her hallerinden belli oluyordu. “Komutanım biz siz olmadan evinize girmeyelim,” dedi Cenk çekinerek. “Ne olacak yahu? Girin bakın işte,” dedi Elif. “Çocukları zor durumda bırakmayın Komutanım, siz olmadan lojmana girmeleri doğru olmaz. Birinin bir şeyi kaybolur zan altında kalırlar. Siz gidin ben sizi idare ederim,” dedi Gülnihal hemşire. Elif onu başıyla onaylayıp ayağa kalktığında yeni arkadaşı elindeki kupayı aldı. Askerlerle birlikte eve geçtiklerinde biri hızlıca su tesisatını kontrol ederken diğeri elektrik tesisatını kontrol etti. Elleri hızlıydı, Eren tugayda yürüyen namını yeteri kadar övemeden işlerini bitirmiş ve eksikleri tespit etmişlerdi. “Cumartesi babanızda kalın Komutanım,” dedi Cenk “boya kışın hemen kurumayacaktır. Hatta hafta sonu ailenizle kalmanız daha iyi olur. Biz yarın sabah on gibi boyaları ve gerekli malzemeleri alıp geliriz. Bir iki saate boya bitmiş olur. İsterseniz bizimle kalın isterseniz bizi beklemeyin Komutanım.” “Ben minnettarım asker ancak bu işler için size bir ücret ödemeliyim,” dediğinde hepsi ona dehşet içinde baktılar. “Ben böyle bir şey duymadım,” dedi Eren başını iki yana sallayarak. “Ben ne duyduğumu bile bilmiyorum,” dedi Cenk. “Yapmayın lütfen, başka türlü bu yardımınızı kabul etmem mümkün değil,” dediğinde itiraz edecek oldular ama sonra Elif’in onlara ısmarlayacağı iskendere hayır diyemedikleri için ve birazda muhtemelen içlerinden birinin paraya ihtiyacı olduğu için kabul ettiler. Elif onlardan ayrılırken malzemeler içinde bir miktar para vermeyi ihmal etmedi. Tekrar revire döndüğünde odasında Binbaşı Ziya bekliyordu. Adamın ters bakışlarından onu paylayacağı hemen anlaşılıyordu. Başını dikleştirip esas duruşa geçti. “Görev yerini terk etme nedenin nedir Üsteğmenim?” “Evimi boyayacak olan askerlerle görüştüm Komutanım,” dedi Elif doğrudan. “Askerlerin bir yere kaçtığı yok mesai bitiminde konuşsaydın,” dedi Binbaşı Ziya. “Haklısınız Komutanım.” “Her neyse,” deyip elini şöyle bir salladı Elif’in sandalyesinde sağa sola sallanıp durdu. Elif adamın kararsızlığını o anda sezdi bir şeyler vardı. “Yakında görev emri gelebilir, cumartesi nöbetini başkasına vereceğim. Her an hazır olmanı istiyorum. Gece telefonun baş ucunda açık olsun. Emir geldiğinde birliğin hazırlanması iki saati geçmez. Senin için çanta hazır olacak. Operasyonların başlangıç saati bellidir ama o dağda ne kadar kalacağınız hiçbir zaman belli olmaz. Bu yüzden kişisel ihtiyaçlarını ona göre hazırla. Bu zamanlarda askerlerin en büyük problemi frostbite ya da hipotermidir. Gerçi bunları biliyorsun zaten,” derken sıkıntıyla üfledi. “Evet Komutanım,” dedi Elif. Hakkı vardı bunu zaten biliyordu. “Senin yanına bir seyyar çadır kurman için ve seni korumak için asker verilecektir bu normal prosedür elbette babandan dolayı bu asker sayısı artabilir. Olurda yetişemezsen yardım istemekten çekinme Yüzbaşı Salih sana destek olmak için hazır olacak,” dedi. “Evet Komutanım.” Yüzbaşı Salih 2. Taburun tabibiydi. Binbaşı Ziya, Elif’e dikkatle baktı. Elif gözlerini kaçırmadı. “Tugayda namın aldı başını yürüdü,” dedi Binbaşı Ziya sonra alayla gülümsedi “bu düşüncelerimi azıcık bile etkilemedi Üsteğmen hala seni istemiyorum.” “Evet Komutanım,” dedi Elif renk vermeden. Ancak yakasına yapışıp sal beni be adam demek istiyordu. Tüm itirazlarını yuttu, karnı ağrıyacaktı… “Sakın ama sakın gelmeyeceğine dair bir haber almayayım doktor!” derken bakışları gerçekten buna Elif’i pişman edeceğini söylüyordu. “Evet Komutanım.” Elini masaya vurarak kalkarken Binbaşı söyleyeceklerini söylemiş olmanın rahatlığındaydı. Tam yanından geçerken durdu Binbaşı, Elif bakışlarını üzerinde hissetti ama ona dönmedi. Kindardı ve bunu tüm tabur öğrenecekti! “Yine de hakkında tutulan dosyanın fos çıkmamasından oldukça memnunum Üsteğmen,” deyip yanından geçip odadan çıktı. Elif rahatlarken omuzlarını düşürdü. Babasıyla konuşmalı ve bu görev için önüne gerilmemesini rica etmemeliydi yoksa bu adam onu gerçekten aç aslanların önüne atmak niyetindeydi. Babamı birkaç gün uyutsam mı acaba? Diye düşündü ancak iyi bir evlat olarak bunu yapamazdı. Binbaşı Ziya’yı mı uyutsam yoksa? Genç kız olduğu yerde tepinip yerine geçti. Masanın üzerinde abisiyle çekildiği bir fotoğraf vardı. O günü hatırlıyordu, evde oradan oraya koşturmuşlar nihayet salonun ortasında iki köpek yavrusu gibi boğuşmuşlar ve tam o anda annesinin sesiyle ona bakmışlardı. Düzgün tek bir yeri yoktu ikisinin de ama o kadar tatlılardı ki Elif çerçeveye koymak istediği tek fotoğraftı. Eline alıp abisinin yüzünü sevdi. “Babam hala aynı, hiç değişmiyor. Belki korktuğu gibi yakında yanına gelirim…”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE