25 Kasım
Şırnak – Merkez Askeri Lojmanlar- 13:45
Gelen İskender paketlerini masanın üzerine koydu. Ev mis gibi boya kokuyordu, hepsi montlarıyla oturuyorlardı, kapı pencere her yer açıktı ve acıkmışlardı. Evi bütünüyle elden geçirmişler ve sıkıntı gördükleri her şeyi yenisiyle değiştirmişlerdi.
“Hadi gelin soğutmayalım,” diye seslendi banyoda ellerini ve yüzlerini yıkamakta olan askerlere.
“Geliyoruz Komutanım siz başlayın,” dedi Eren karşılık olarak.
Poşetlerden içecekleri çıkarırken gülümsedi, onunla konuşurlarken asla sınırlarını aşmıyorlardı. Elif onları sevmişti görünen o ki onlarda Elif’i sevmişlerdi. Mutfaktan içeri hevesle gelirlerken hepsinin gözleri masanın üzerindeydi. Elif onların bu hevesli hallerine kıkırdadı.
“Övdüğünüz kadar iyi çıkmazsa askerliğinizi yakacağım,” dedi gözlerini büyüterek.
“Hayda!” dedi Eren ellerini iki yana açarak “Bu oldu mu şimdi Komutanım?”
“Oldu oldu, size ısrarla sordum en iyisi dediniz! Eğer iyi çıkmazsa sizi yakarım,” deyip gülümsedi ve sofraya oturdu. Onu beklememeleri için hemen iskenderinden bir çatal aldı. Yavaş yavaş çiğnerken Eren’in bakışlarına karşılık verip yüzünü ekşitti.
“Hiç kanmıyorum beğendiniz Komutanım,” dediğinde gülüp lokmasını yuttu Elif.
“Eh işte, idare eder,” dediğinde askerin inanmadığını gösteren oyunbaz bir ifade belirdi yüzünde. “Hadi yiyin soğumasın,” dediğinde hepsi yemeklerine gömüldüler. Kibar olmak için çaba harcamayan tek kişi Eren gibi görünüyordu. Rahat olsunlar diye biberin sapından tutup ısırdı.
“Acıdır!” dedi Mehmet ama artık çok geçti. Elif hemen suya uzandı ama ağzı adeta kavruluyordu.
“Aman Allahım! Biber değil bu bildiğin bubi tuzağı,” dediğinde gülüştü askerler. Doğan ekmek uzatırken Cenk peçete uzattı zira gözleri yaşarmıştı.
“Ben öldükten sonra gelecek doktoru biberler konusunda uyarın!” deyip vasiyetini de bırakıp peçeteyi alıp gözlerini sildi.
“Ekmek yiyin Komutanım,” dedi Doğan uzattığı ekmeği artık ağzına tutuyordu. Elif başıyla onaylayıp uzattığı ekmeği alıp ağzına attığında Eren kendi ayranını uzattı.
“Daha içmedim Komutanım için yoğurt iyi gelir,” dedi. Elif el mahkûm onu da kabul etti ama bir yandan da kendi kolasını Eren’e uzatıyordu. Genç adam gülümseyip aldı kolayı. Acı hafiflediğinde derin nefesler aldı.
“Hayatımı kurtardınız,” deyip biri tabağının kenarına koydu. “Artık biber yemeyeceğim.”
“Sizi öncesinde uyarmalıydık,” dedi Mehmet.
“Bunun bir suikast girişimi olup olmadığını araştırsınlar sonra konuşacağız Asker,” dediğinde kıkırdadılar hepsinin keyfi yerinde görünüyordu “Hadi soğutmayalım.”
Birlikte on dakikada tabaklarını bitirdikleri sırada havadan sudan sohbet ediyorlardı. Kapı çalınınca izin isteyip kalktı. Kapıyı açtığında babasını karşısında bulmayı beklemiyordu. Sivildi bu durumda selam vermesine gerek yoktu, değil mi?
“Babacığım?”
“Annen işinizin bittiğini söyledi, evini görmeye geldim bende,” deyip içeriyi işaret etti.
“Elbette gel lütfen,” dedi Elif kapının önünden çekildi hemen. Babası içeri geçerken askerler mutfaktan çıkıp esas duruşa geçtiler.
“Rahat asker, siz mi boyadınız çocuklar?”
“Evet Komutanım!”
“Sadece boya değil elektrik ve su tesisatını da elden geçirdiler sağ olsunlar,” dedi Elif.
“Elinize sağlık Asker,” dedi babası otoriterdi ama sert değildi.
“Sağ ol Komutanım,” dediler Eren yalvarır gibi baktı Elif’e. “Biz çıkalım Komutanım izninizle,” dedi.
“Elbette, çok teşekkür ederim boya kurusun çay içmeye gelin,” dedi sonra hafifçe gülümsedi “söz verdiğim böreklerde olacak!”
Başlarıyla onaylayıp kaçar gibi çıktılar evden. Babası evi gezerken her yeri inceledi.
“Burada kalmanı yine de istemiyorum Elif, bizimle daha rahat ederdin,” dedi babası düşünceli bir şekilde.
“Acil bir durum olursa buradan revire geçmem iki dakika baba, ama siz merkezdesiniz gel git çok geç olabilir.”
Babası onu başıyla onaylarken iç çekti.
“Seni anlıyorum,” dedi Elif’e dönerken kolunu açtı Elif hemen kolunun altına sokulup babasına baktı, babası gülümseyip “Yine de hafta sonları bizimle kal en azından yoksa annen buraya taşınacak,” dedi.
Elif gülerken babası da ona eşlik etti.
“Anneme kapıyı açmayacağım babacığım, onu kaybetmekten korkma.”
“Bu yaştan sonra karımı kaybedecek değilim Elif bende yanına taşınırım,” dedi babası. Elif kahkaha atarken babasının eli yanağına uzanıp sevgiyle tuttuğunda suratı kendiliğinden oyunbaz bir hal alıverdi.
“Üzgünüm ama bu ev üçümüz için fazla küçük,” deyip yüzünü buruşturdu.
“Bir evden kovulmadığımız kalmıştı,” dedi babası sonra başıyla dışarıyı işaret etti.
“Annen senin için mutfağın altını üstüne getirdi ve bana tek lokma vermiyor, hazırlan gidelim.”
“Olur babam iki dakika bekle hemen geliyorum,” dedi. Babası onu başıyla onaylarken kapıya yöneldi.
“Ben seni dışarıda bekliyorum,” dediğinde Elif’te onu başıyla onayladı.
Akşamdan hazırladığı çantasını yatak odasından alıp montunu giydi, annesinin yıllar önce ördüğü atkı ve beresini takıp evden çıktı. Babası lojmanın önünde onu bekliyordu. Elif kapıdan çıktığında arabayı çalıştırdı. Elif merdivenlerden ivedilikle inip arabaya bindi.
“Verdiğim nefes donup yere düşüyor,” dedi kemerini takarken babası kıkırdarken araba lojmanın önünden hareket etti.
“Anlat bakalım, nasılsın? Yeni arkadaşlarına uyum sağladın mı? Bizim tugayı sevdin mi?”
“Ağzımdan laf almaya mı çalışıyorsun?” dedi Elif gülerek “Çocuk muyum ben?”
“Çocuk olduğun için değil hem bir baba olarak merak ediyorum hem de kızımın kendi tugayımı nasıl bulduğunu öğrenmek istiyorum ne var bunda?”
“Askerlerinle yemek yemeni çok onurlu buldum,” dedi Elif itiraf ederek. Babasına baktığında gülümsediğini gördü. “Ayrıca bence seviliyorsun ama beni korumaya çalışma lütfen bu askerlerini geriyor. Herkesin yapması gereken bir iş var,” dediğinde babasının omuzları gerildi.
“Sana buraya saha için gelme demiştim,” dedi babası.
“Bende sana buraya gelmezsem başka bir yere gideceğimi ama sahaya çıkacağımı söylemiştim.”
“Şimdi tartışmayalım Elif, kendi elimle çocuğumu dağa gönderemem, kimin ne düşündüğü umurumda değil!”
Elif sustu, sırf hafta sonunu berbat etmemek için ve çıkması gereken bir görev öncesi babasıyla tartışmış olmamak için sineye çekti.
“Revir çok gelişmiş bu kadar donanımlı olmasını beklemiyordum,” dedi konuyu değiştirmek için.
“Bazen hastane yetersiz kalıyor ve askeri yakın illere göndermemiz gerekiyordu bunun önüne geçmek için sağlık birimini geliştirdik. Seneye biraz daha büyütmeyi düşünüyorum şimdilik oldukça iş görüyor. Geçen senelerde birkaç askeri bu sayede kurtardık. Acil müdahaleyi burada yapıp hastaneye öyle sevk ettik. Daha eksiği var, zamanla onları da gidereceğiz,” dedi babası.
“Doktorları da çok iyi ve çalışkan, iyi bir ekip,” dedi Elif.
“Binbaşı Ziya ne derse o benim için. Eksik gördüyse beğenmediyse bir bahaneyle yolladım ve daha yetkin birilerini getirttim. Olağan günlerde sorun olmuyor ama kriz anlarında iyi doktorlar ve hemşirelere çok ihtiyacımız oluyor.” Babası kırmızı ışıkta durduğunda Elif’e baktı, dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme vardı. “Ali Yarbayı oldukça etkilemişsin,” deyip güldü.
“Çok gerildim baba, koca taburun önünde sınadı beni,” dedi Elif iki elini yanaklarına koyarken anlatmaya devam etti “bir ara dedim ki beni süründürerek öldürecek! Üstelik karşıma çıkardığı adamı görmeliydin izbandut gibiydi. Allahtan beni hafife aldı yoksa bir yumruğunda can verebilirdim,” dediğinde babası yine güldü.
“Daha dosyanda olmayanları bilseler gerçekliğinden şüphe ederlerdi,” dedi babası kendinden memnun.
“Evet sayende bir ev soyabilirim,” derken yine gözlerini büyüttü. Babası kıkırdarken hiç pişman görünmüyordu.
“Seni kameralardan izledim, çok gururlandım. Hakkını vermek gerek çok iyiydin Elif,” arabayı tekrar hareket ettirirken gururlu bir bakış attı.
Elif istemsizce gülümsedi. Her çocuk gibi babasını gururlandırmak istiyordu ve bunu görmek elbette onu mutlu ediyordu. Gerçi artık yirmi beş yaşındaydı ama insanın içindeki o çocuğu susturmak pek mümkün değil gibiydi. Merkezdeki askeri lojmanlara girdiklerinde beklemeden apartmana girdileri. Babası eksik anlatmıştı annesi mutfağın her yerinde bir şeyler vardı. Elif kendini annesinin kollarına bırakırken tekrar sekiz yaşlarındaki o çocuk olmuştu. Sık sık iyi ki diye düşündü, iyi ki ayrı ev istemişim! Annemin yanında yetişkin olmak mümkün değil!