27 Kasım
Şırnak – Merkez Lojmanlar 10:16
Mutfaktan gelen seslere doğru uyku mahmuru yürürken gerindi. Ne olursa olsun annesinin yanında olmak harika bir histi.
“Günaydın annem,” dedi mutfağa girdiğinde annesine kocaman sarılırken.
“Günaydın yavrum,” dedi annesi. Sıkı sıkı sarılıp sırtına pıt pıt vurarak ayrıldı. “Hadi yavrum elini yüzünü yıka sofra hazır zaten, kahvaltını yap.”
“Tamam annem,” deyip hemen elini yüzünü yıkamak için lavaboya yürüdü. Tekrar mutfağa geldiğinde annesi menemeni sofraya koyuyordu. Elif’e gülümserken halinden memnundu.
“En sevdiğinden yaptım, gel ye. Burada kalmıyorsun ki kalsan her sabah yapardım sana,” dedi, tüm gece yanında kalması için uyguladığı tatlı baskıdan yorulmamıştı anlaşılan annesi.
Elif otururken yaramazlık yaptığında olduğu gibi sırıttı.
“Fikrim değişmiyor canım annem, menemen için ölsem bile tugaydaki evimden çok memnunum,” deyip menemene ekmeğini bandırdı. İştahla yerken beğendiğine dair sesler çıkarmayı da ihmal etmedi. “Milli servetimiz bu bizim ama kıymeti bilinmiyor,” dediğinde annesi hoşça güldü. “Babam nerede? Kahvaltıda benim olmamı mı garipsedi?” dedi kıkırdayarak.
Annesi gözlerini kaçırıp çayından bir yudum içti.
“Tugaya haftaya biri gelecekmiş ama askerlerin koğuşlarından birinde bir şey olmuş, onları haşlamak için çıkması gerekti,” dedi sonra elini şöyle bir salladı “aman boş ver sen şimdi babanı, bilmez misin hep bir şeyler çıkar, sürekli yetişmesi gereken acil işleri olur,” derken suratını buruşturdu. Elif onun bu haline kıkırdarken ağzına menemenine bandırdığı bir ekmeği daha attı.
“Kendi kaybetti annem,” dedi dolu ağzını eliyle kapatıp bir yandan ekmeğini bölüyordu.
“Ağzında lokma varken konuşma Elif!” diye çemkirdi annesi. Bu Elif’in içtiği çayı neredeyse püskürtmesine neden olacaktı. Annesine baktığında onun da gülümsediğini gördü. Lokmasını yuttuktan sonra suyundan bir yudum içti.
“Öldürüyordun beni annem aşk olsun.”
Annesiyle gülüştüler, annesi ekmeğine peynir ve reçel sürüp Elif’e uzattığında itiraz etmeden aldı Elif. Emekli sınıf öğretmeniydi annesi, disiplinliydi, dediğim dedikti ve babasının ilk ve tek aşkıydı. Mutlu bir yuvada güzel bir çocukluk geçirmişti Elif. Annesi ve babası otoriter insanlar olmalarına rağmen sevgilerini hissettirmeyi de başarmışlardı. Abisinin atandığı o sene yaşananlar olmasaydı hepsi hala peri masallarındaki kadar mutlu olurlardı.
Annesiyle bir yandan sohbet edip bir yandan kahvaltı ediyorlardı. Menemen ışık hızıyla yenilmiş annesinin uzattıklarını artık kırılmasın diye yemeye başlamıştı.
“Babam kaçta çıktı annem, sormak aklıma gelmedi ama askerlere bir şey olmuş mu?” diye sordu birden.
“Sabah çok erken çıktı yavrum, altı gibiydi,” dedi annesi gülümseyerek. Ancak Elif’in kaşları çatıldı saat altı Elif’in otomatik olarak uyandığı bir saatti ve altı civarında bir hareketlilik olsaydı mutlaka Elif duyardı. “Yok yavrum askerlere bişey olmamış diye duymuştum,” dedi.
“Altıda çıkmadı anne,” dediği sırada telefonu çaldı. Bilmediği bir numara arıyordu. Telefonu açtığı anda yüreği daraldı.
“Alo Elif Üsteğmen ben Binbaşı Ziya, hemen tugaya gelmeniz gerekiyor, sahaya çıkmıyorsunuz bari gelip gelen yaralılarla ilgilenin! Gecikmeyin yarım saate burada olmazsanız hakkınızda işlem yapmaktan geri durmam!” deyip telefonu suratına kapattığında tepesinden aşağı kaynar sular döküldü.
“Babam kaçta gitti?” dedi annesine ters ters bakarak.
“Kızım,” dedi annesi gözleri dolmuştu.
“Kaçta gitti anne?”
“Saat bir civarında çıktı,” dedi nihayet pes ederek.
“Bu benim işim anne!”
“Sana doktor ol derken dağın başına çık demedik Elif!” dedi annesi çaresizce.
“Küçüklüğümden beri asker olmak istediğimi biliyordunuz. Abim eğer öyle olmasaydı asker olacağımı da biliyordunuz! Askerlerime bir şey olursa anne,” dedi parmağını sallayarak “eğer ben onların yanında değilken onlara bir şey olursa, birini kaybedersem sizi silerim!”
Yerinden kalkıp kendisi için hazırlanmış odaya girdi. Üzerini hızla değiştirirken babasını aradı ama babası meşgule attı. Evden çıkmadan önce bir taksi çağırdı. Aşağı indiğinde bir süre taksiyi beklemişti, ardından gelen taksiyle tugaya geçti. Hızla sağlık biriminin binasına girdiğinde var olan uğultu bir anda kesildi. Kimseye aldırmadan Binbaşı Ziya’nın odasına yöneldi. Kapıyı çalıp beklemeden içeri girdi.
“Günaydın Binbaşım,” dedi. Odasında olan iki kişiyle konuşuyor gibiydi. Elif’i gördüğü anda gözlerinde volkanlar patlamaya başladı.
“O günaydın Elif Üsteğmen, nasıl iyi uyudunuz mu?” dedi nefretle.
“İlk yaralı alımında giden doktorla yer değiştirmek istiyorum Komutanım,” dedi adama aldırmadan.
Binbaşı Ziya’nın dudakları alayla kıvrıldı.
“Ne oldu şimdide kahramancılık mı oynuyorsun? Emri uygulamak zorunda olduğumu hepimiz biliyoruz!” deyip elini masaya vurdu. “Bunları hesap edemedin mi?”
“Giden doktorun bence tansiyonu düşmüş olabilir, griptir ve faydalı değildir. Komutanım,” dedi titreyen çenesinden nefret ederek başını çevirdi derin bir iki nefesle kendini toparlayıp tekrar Binbaşına baktı “Komutanım, taburumun yanında olmak istiyorum. Sonrasında vereceğiniz her cezayı sineye çekeceğim ama lütfen, beni gönderin. Eğer illa sorumluluk alamam diyorsanız, doktoru bayıltıp öyle kalırım. Beni ilk nakilde oraya gönderin,” dedi.
Odada kısa süreli bir sessizlik oldu. Binbaşı Ziya’nın bakışları Elif’i tartıyor ve onun ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyor gibiydi.
“Derdin benim başımı yakmaksa,” dediğinde Elif sözünü kesti.
“Asla, sadece doktor rahatsızlanmış olsun. Eğer babam sizin üstünüze giderse söz veriyorum cezayı ben hak edeceğim.”
Binbaşı Ziya yerinden kalkıp pencereden dışarı baktı bir süre sessiz kaldıktan sonra Elif’e döndü.
“Git hazırlan! Henüz yaralı yok ama eli kulağındadır. Salih Binbaşının sağlık durumunu kendisine sorarsın, senin için çanta hazırlanacak yanına gerekli eşyaları al!” dediğinde Elif gülümsedi.
“Teşekkür ederim Komutanım,” dedi sonra selam verip çıktı.
Koşar adımlarla evine gidip kendisi için gereken özel eşyalarını bir çantaya doldurdu. Yarım saatte hazırlanmış, soluğu nakil için hazır bekleyen ekibin yanında almıştı. Nakil ekibinin yanında fazladan askerlerde vardı bu muhtemelen Binbaşının kendince aldığı bir önlemdi. Nakil emri geldiğinde Binbaşı Ziya, Yüzbaşı Salih’e verilmek üzere eline gizli bir pusula tutuşturdu.
“Olurda orada yardıma ihtiyacın olursa, tek başına yetişemezsen veya sahadaki bu ilk gününde bocalayacak gibi olursan bana bildir. Salih Yüzbaşını yanına göndereceğim. Sakın gurur yapmaya kalkma, beni anlıyor musun Üsteğmen?” dedi Binbaşı Ziya onu kenara çektikten sonra.
“Anlıyorum Komutanım,” dediğinde Binbaşı Ziya sıkıntıyla üfledi.
“Telsizin başında bekliyor olacağım, yolun ve zihnin açık olsun Üsteğmen. Git hadi,” dediğinde Elif koşarak helikoptere binmekte olan ekibe katıldı. Yerine oturduğunda derin bir nefes aldı.
Beni yalnız bırakma abi… diye seslendi içinden, desteğine hiç olmadığı kadar çok ihtiyacım var…