27 Kasım
Şırnak – Munzur Dağları – 17:54
Kalabalıklardı, iyi teçhizatlanmışlardı, iyi konumlanmışlardı, askere göz açtırmıyorlardı. Şimdiden dört yaralıyı geriye çekmişlerdi ve daha gün bitmeden dört kişi iyi bir rakam değildi. Operasyondaki yetki Yusuf’taydı ve burnundan soluyordu.
“İt sürüsü gibiler,” dedi Faruk telsizden “Vur vur bitmiyorlar!”
“Faruk sağı çevirtme sakın!” dedi Yusuf telsizde.
Teröristler kalabalıklarından faydalanarak onları çembere almaya çalışıyorlardı. Sağ kanat Faruk’taydı sol kanat ise Serdar’daydı. Ortada ve en sıcak noktada Yusuf vardı. Bu Serdar’a göre bir hataydı. Sağ ve sol kanattan açılmayı teklif edememelerinin tek nedeni Yusuf’un ortaya geçmiş ve gereksiz yere çok ilerlemiş olmasıydı. Bu durum Serdar ve Faruk üstünde bir baskı oluşturuyordu. Zira hiçbir asker komutanını çarpışmada kaybetmeyi gururuna yediremezdi. Açılamadıkları ve neyse ki teröristlerde sayılarına rağmen çembere alamadıkları için kısır döngüye girmişti çarpışma. Kurşunu biten kaybedecekti.
“Sıkıştık,” dedi Faruk ve nihayet “Geri çekil Yusuf Binbaşı,” dedi. Açılmak ve kurt kapanına gitmek istiyordu. “O nokta fazla sıcaklaştı.”
Bir süre telsizden ses gelmedi ardından telsizin cızırtısı duyuldu.
“Geri çekilmeye çalışırsak asker veririz Faruk Binbaşı!”
Serdar derin bir nefes aldı. Merkezden yardım istemekten başka çareleri kalmamıştı. Yusuf’u bırakıp açılamazlardı zira karşı taraf çok kalabalıktı, açılamadan en ufak hafiflemede Yusuf ve ekibini perişan ederlerdi.
“Merkezden birlik isteyelim,” dedi Serdar telsizine “hepimiz sıkıştık!”
Telsizlerde sessizlik oldu, hepsi içinden sövüyordu muhtemelen. Bu kadar kalabalık beklememişlerdi. Dron görüntülerinin üç katı kadar terörist vardı. Onlar bölgeye geldiği anda sayıları çoktan ikiye katlanmıştı. Çok akıllı hareket etmişler ve buraya bölük bölük gelmişlerdi. Gelmekte olan bir bölük kesinlikle canlarına okurdu.
“Komutanım ben Aytunç Çavuş, yirmi kişiyle iki kanattan açılıyoruz izninizle!”
Aytunç Çavuşun sesini duymayı kimse beklemiyordu. Yüzbaşı Salih hızlı hareket edemediği için yakın bir noktadaydı ve onu koruması gerekiyordu.
“Nereye Çavuş!” diye kükredi Yusuf “Yüzbaşı Salih’i kim koruyacak?”
Cevap gecikmedi.
“Turan’a Komutanım,” dedi Çavuşun keyifli sesi ardından telsiz tekrar cızırdadı “Üsteğmen Elif, daha geri ve oldukça güvenli bir noktada Komutanım. Yanında askerle gelmiş, bizi size yardım etmemiz için gönderdi.”
Serdar yanındaki askerlere baktı. Hepsi şaşırmıştı.
“Yüzbaşı Salih nerede?” diye kükredi Yusuf, hepsi merakla telsizden gelecek cevabı bekliyordu ama cevaplayan Aytunç Çavuş olmamıştı.
“Yaralılarla tugaya döndü Komutanım, kendisi rahatsızlandığı için yerine ben geçtim. Güvenli bir noktadayız. Binbaşı Ziya yanıma yeteri kadar asker verdi.”
Elif’in sesini duymayı kimse beklemiyordu. Serdar yüzünün gevşediğini hissetti. Oysa hepsi Yüzbaşı Salih’i gördüklerinde bozulmuşlardı. Gece oldukça sağlıklı olan adamın bir anda rahatsızlanmadığını ise gün gibi açıktı.
“Değişim için kimden izin aldınız Üsteğmen? Ne kadar uzaktasınız? Çok geriye gitmeniz yaralıları tehlikeye atar!” dedi Yusuf öfkeli olduğu her halinden belliydi.
“Sizin ardınızdaki tepedeyiz Komutanım. Sizi çevirmek isterlerse görürüz, merkezi bir konumdayız. Yaralılara da yetişebiliriz.”
Serdar!’ın dudağı kıvrıldı, Elif bir asker kızı olarak asker gibi düşünüyordu. Seçtiği konumla onları da korumayı amaçlıyordu.
“Ardımızın güvende olması çok rahatlattı Üsteğmen,” diyen Faruk’un neşeli sesi duyuldu telsizlerde. Bu yanındaki bir iki askeri güldürmüştü.
“Açılın Aytunç Çavuş, sizi koruyacağız,” dedi Serdar, Yusuf’u beklemeden. Şu an Yusuf’un öfke nöbetlerinin geçmesini bekleyemezlerdi.
“Sağda dikkatli olun Aytunç Çavuş burası fazla kaygan!” dedi Faruk böylece Serdar’ı koruyor ve emri onaylıyordu. Yine de Yusuf’un buna tepki göstereceğini biliyordu Serdar.
“Emredersiniz Komutanım,” diyen Aytunç ve ekibini korumak için askerlerinden bir kısmını onları gözetlemeleri için seçti.
On dakika sonra yan kanattan gelen silah sesleriyle Aytunç ve askerlerinin teröristleri hilale aldıklarını anladılar.
“Faruk, Serdar, orta hafifledikçe kanatlara kaydırın askerleri!” Yusuf’un sesi tekrar duyulduğunda telsizine uzandı Serdar.
“Emredersiniz Komutanım,” dedi Faruk’la aynı anda.
Askerleri yavaş yavaş kanatlara kaydırmaya başladıkları sırada Aytunç’un sesi tekrar duyuldu telsizde.
“Geriden gelenler var Komutanım, karşıya konuşlandılar yaklaşmıyorlar çembere alamıyoruz!”
“Geç kaldılar!” dedi Faruk’un keyifli sesi.
“Kaçmasın itler, yoksa seni kaloriferci yaparım Aytunç!” diye haykırdı Yusuf.
“Emredersiniz Komutanım!” diyen Aytunç Çavuşun sesi sıkıntılı geldi.
Serdar yanındaki askerlere bakıp bağırdı.
“Gerideki üç sırayı yoğun ateşle koruyun! Geridekiler hemen kanatlara doğru hareket edin! Kaçacak bu itler!”
“Emredersiniz Komutanım!” haykırışları altında karşıya amansız bir kurşun akışı başlattılar. Üç sırayı yana kaydırırken Yusuf’un sesi duyuldu.
“Ne oluyor Serdar Binbaşı?”
“Asker kaydırdık Komutanım,” dedi Serdar.
“Bizde kaydırıyoruz,” dedi Faruk yine kendisine destek vermek için.
“Bizi koruyun ileri atılacağız,” diyen Yusuf’la yine bir sessizlik oldu.
“Bu tehlikeli olur Komutanım hala sayıları fazla. Biraz daha bekleyin!” dedi Serdar.
Telsiz tekrar cızırdarken herkesin dikkat kesilmesine neden olacak silah sesleri geldi. Hepsinin dikkat kesilmesine neden olan, silah seslerinin geriden gelmesiydi. Hepsi aynı şeyi düşünmüştü muhtemelen, Elif…
“Elif Üsteğmen,” dedi Yusuf “silah sesleri sizden mi geliyor?”
Nefesini tuttu Serdar, geriye gidip gidemeyeceğini hesapladı. Birkaç kişiyi geriye gönderebilirdi ama bu çok tehlikeli olurdu. Telsiz cızırtısı tekrar duyuldu.
“Kalabalık değiller Komutanım!” dedi Elif nihayet ancak sesi sıkıntılıydı. Demek ki ona sıkıntı verecek kadar kalabalıktı. “Arkadan çevirmeye çalışırken görüp müdahale ettik,” dedi.
“Kimden izin aldın!” diye kükredi Yusuf. Serdar dişlerini sıktı şu an ağzının üstüne bir tane indirebilirdi.
“Çok ani fark ettik ve ateş ettik Komutanım! Zaten hemen fark ettiniz, söylemeye fırsatımız olmadı,” dedi Elif’in şaşkın çıkan sesi.
“Onları tutabilir misiniz Elif Üsteğmen?” diye sordu Serdar, Yusuf’a fırsat vermeden.
“Tutarız Komutanım, dediğim gibi kalabalık değiller ve sayımızda yeterli,” dedi Elif.
“Onlara izin vermeyin sakın Üsteğmenim,” dedi Serdar, sonra derin bir nefes aldı bunu yapmamalıydı, zira çatışma anında komutanların iş birliği içinde olmaması askerler için emir komuta zincirinde şaşkınlığa neden olurdu ve bu şu anda cana mal olabilirdi.
“Emredersiniz Komutanım!” diyen Elif’in sesiyle kararını verdi.
“Yusuf Binbaşım, yerinizde kalmanız hepimiz açısından daha iyi. Siz ateş hattındasınız göremiyorsunuz ama şu an kuşatılmış durumdasınız, sizin hücumunuz onları kanatlara yönlendirir, henüz kanatlarda o kadar kalabalık değiliz. Ayrıca geriye adam kaçmasını göze alamayız! Adamlarımızı yana kaydırmak zorundayız yoksa arkadan vurulmamız işten bile değil!”
“Kaçacaklar!” dedi Yusuf.
“Ya kaçacaklar ya bizi vuracaklar Komutanım!” diye kükredi telsize doğru Serdar öfkeyle.
Tekrar telsiz cızırtısı geldiğinde Serdar kavgaya hazırdı ama beklediği gibi Yusuf’un sesi gelmedi.
“Yusuf Binbaşı, kendinizi ve askeri tehlikeye atmayın. Serdar Binbaşının dediği gibi kanatlara yönelin. Eğer ileri hareket edebileceğini düşünüyorsan geriye de çekilebilirsin. Geriye çekilip kanatlara bindirin ve ilk fırsatta arkaya adam gönderin!” Ali Yarbay şimdiye kadar hiç müdahale etmemişti zira ona göre merkez sahayı kesin göremezdi ve sahadaki komutana itimat her şeydi ama bu durumda sessiz kalamamıştı.
Serdar bunun Yusuf’la arasını bozacağına emindi.
“Emredersiniz Komutanım,” diyen Yusuf’un dişlerinin arasından konuştuğunu anlayabiliyordu.
“Ben sizi koruyorum Komutanım geriye kayın,” dedi Faruk’un sesi.
“Bende koruyorum Komutanım,” deyip tekrar yoğun ateş emri verdi.
Yusuf’un geriye kaymasıyla kıskıvrak sahayı çevirmişler ve teröristleri kurt kapanına almışlardı. Eğer biraz gecikselerdi kapana giren onlar olacaktı. Onları yoğun ateşle geriye püskürtürken beklemeden arkaya adam gönderdiler, çok geçmeden gerilerinden gelen atış sesleri kesilmişti neyse ki.
Saat gece on ikiye yanaşırken nihayet çatışma bitmiş teröristleri Faruk bir süre kovalamış ve bir kısmını yakalamıştı. Artık toparlanmaya hazırlanıyorlardı. Serdar sol kanadı tarayıp Yusuf’un yanına doğru hareketlenirken gözleri etrafı taramaya devam ediyordu. Elif oradan oraya koşturuyor, yaralanıp ateş hattından geriye çekemedikleri askerlerle ilgileniyordu. Ciddi bir yara alan neyse ki yoktu. Ancak gerçekten bugün hepsi ölümden dönmüştü. Karanlıkta saymak zordu ama yüzden fazla leşin olduğu söyleniyordu. Yanlarında o kadar torbada yoktu…
“Elif Üsteğmen!” diye bağıran Yusuf’un sesini duymasıyla adımlarını hızlandırdı. “Buraya gel hemen!”
“Komutanım az kaldı işim bitsin hemen geliyorum,” dedi Elif başını yaralıdan kaldırmadan.
“Acele et Üsteğmen!”
“Emredersiniz Komutanım!” askerin kolunu sarıyordu ve tüm dikkati onun üzerindeydi.
Serdar kararlı adımlarla Yusuf’a doğru yürürken Faruk onu fark edip yanındaki askerlere bir şeyler söyleyip o da Yusuf Binbaşına doğru hareket etti. Yusuf onları görünce yanındakileri uzaklaştırıp beklemeye başladı.
“Eğer Yüzbaşı Salih gitmemiş olmasaydı arkamızı dolanmışlardı ve onu kaybetmiştik çoktan, zira ardımıza geçselerdi şehit edecekleri ilk kişi o ve Aytunç Çavuş olurdu!” dedi dişlerinin arasından Serdar kısık bir sesle.
“Öne doğru hareket etseydim hiçbiri kaçamayacaktı!” dedi Yusuf’ta tıpkı Serdar gibi dişlerini sıkarak.
“Kaçacakları biri kalmayacaktı! Hoş o dakika emrini dinlemeyi bırakırdım Binbaşı, oradan bakınca cezadan korkan biri gibi duruyor olabilirim ama inan bana beni korkutan hiçbir şey yok.” Yusuf’a doğru bir adım yanaşıp hafifçe eğildi. “Bak daha en başta ortaya geçmen hataydı, beni at ortaya, Faruk’u at ama sen durumu görebileceğin bir konumda kalmak zorundasın. Bugün elimizi kolumuzu bağladın. Sıkışıp strese girdin ve sağlıklı karar veremedin, sana durumu bildirdiğimde askerin önünde bocaladın, burada hepimiz birbirimizi koruruz. Biz senin gören gözlerindik ama sen bunu otoritene itiraz gibi düşünüyorsun, alınganlık edip bizde baskı oluşturuyorsun. Sana öneride bulunmaya çekinir olduk. Ya egonu bırak ya da operasyonları yönetmeyi,” dediğinde Yusuf derin bir nefes alıp karşılık vermeye hazırlanıyordu ki Faruk yine araya girdi.
“Hakkı var Binbaşım,” dedi. Yusuf ona bakınca nefesini üfledi “Hiç öyle bakma, ortaya geçmen hataydı, hadi ortaya geçtin üstlerine gitmen başka hataydı resmen sıkışıp kaldın. Açılamadık hepimiz olduğumuz yerde kısılıp kaldık. Bugün hayatımızı önce Aytunç Çavuşa sonra doktora borçluyuz. Kız çok iyi konuşlanmış, arkamıza geçselerdi hepimizin cenazesi giderdi evlerine,” gözleri askerin etrafında şöyle bir dolandıktan sonra devam etti “Ne oluyor oğlum sana? Trip atan sevgili gibisin öte kay desek otoritene saldırdık sanıyorsun, canını kurtardık lan bugün! Hala kafanı gözünü büküyorsun, bir derdin varsa adam gibi söyle halledelim, yoksa bunu artık rapor etmek zorundayım. Şu kadar kişiyi tabutla gönderecektin!”
Sonlara doğru sözleri sertleştiği gibi Yusuf’a delici gözlerle bakmaya başlamıştı. Ancak hakkı vardı, burası kimsenin nazının niyazının dinlenmeyeceği bir yerdi.
Kendilerine doğru koşturarak gelen adım sesleriyle üçü de susup yüzlerini gelene döndüler.
“Komutanım,” dedi Elif gece bile olsa burnunun soğukta kızardığı belli oluyordu.
“Buraya nasıl ve neden geldin Üsteğmen?” dedi Yusuf, sesi daha sakin çıkıyordu.
“Komutanım yaralıları almaya gelen ekiple gelmiştim Salih Yüzbaşım…”
“Bana masal anlatma Üsteğmenim, sana bir kere soracağım, buraya neden geldin?”
“Benim taburum Komutanım, başka kimi bekliyordunuz?” dedi Elif pes ederek.
“Operasyona çıkarken başkasının taburu muydu? Çatışmanın ortasında gelmek ne demek?”
“Haklısınız Komutanım,” dedi bir süre sessiz kaldıktan sonra. “Bir daha olmayacak.”
“Elbette olmayacak Üsteğmen! Olursa ertesi gün tayinin çıktığını öğrenirsin!”
“Emredersiniz Komutanım,” dediğinde Yusuf yanından geçip gitti. Serdar orada kalırken Faruk, Elif’in omzuna vurup yanından uzaklaştı.
“Bugün iyi iş çıkardın Üsteğmenim,” dedi Serdar “Bu ilk çatışmandı sanırım, iyi misin?”
Elif’in gözleri gözlerine çıkınca onun gösterdiği kadar sakin olmadığını gördü. Korkmuştu…
“İyiyim Komutanım, teşekkür ederim,” dedi yine de kendinden ödün vermeyerek. Serdar onu başıyla onaylayıp omzuna hafifçe vurdu.
“Bugün gerçekten çok iyi bir iş başardın Üsteğmen, hayatımızı sana borçluyuz. Ancak Yusuf Binbaşının hakkı var, biz burada her değişikliği bilmek zorundayız. Seni alı koyup kaçırsalardı, bunu çok geç fark edebilirdik!”
“Özür dilerim Komutanım,” dedi Elif ancak başka bir şey söylemedi. Serdar geriyi işaret etti.
“İşinin başına dönebilirsin.”
“Emredersiniz Komutanım!”
Elif askerlere doğru koştururken bir yandan Serdar uzaktan gelmekte olan helikopterlere baktı. Önce yaralılar taşınacaktı ve sonra onlar… daha sabaha kadar buradalardı. Herhangi bir çatışma ihtimaline karşı birkaç kişiyi daha kritik noktalara gönderdi. Zor bir günü atlatmışlardı.