Bölüm 10

1123 Kelimeler
29 Kasım Şırnak – 4. Komando Tugayı – 09:15 “Siz ne halt ettiğinizi sanıyorsunuz? Üçünüzü de disipline vermemem için bir neden söyleyin!” Babası tam yirmi beş dakikadır azar çekiyordu, oysa tek istediği gidip uyumaktı. Uykusuzluğa alışkındı ama uyku şu an en çok onun hakkıydı. “Olaylar ani olarak gelişti ve kurallara uygun olarak hareket edildi! Üsteğmen Elif’ten daha uygun bir subay yoktu ve en doğrusu onun gitmesiydi. Üstelik Üsteğmenin yaralı nakli sırasında zarar görmemesi için yanında fazladan asker gönderdim. Ancak Yüzbaşı Salih’in saha içinde yetersiz kalması ve o esnada sağlık durumunun havanın soğukluğuna bağlı olarak bozulması Üsteğmenin bölgede kalmasını zaruri bir hale getirmiştir,” dedi Binbaşı Ziya soğuk kanlılıkla. “Bana maval okuyorsun Ziya! Buradan giderken çantayla gitmiş, transfer için önce başkasını ayarlamışsın ama ne hikmetse Üsteğmen odana giriyor sonra bir anda onu gönderiyorsun. Ne zamandan beri emirlerimi dinlemez oldun Ziya?” “Yüzbaşı Salih’in durumu ortadayken gidecek olan her subay geçici olarak sahada kalma potansiyeli zaten taşıyordu Komutanım,” dedi Ziya. Babası elini masaya vurup ayağa kalktı. “Ya sana ne demeli Yüzbaşı, görev yerini terk ettin!” “Görev yerimi zaruri olarak terk ettim Komutanım,” dedi Yüzbaşı Salih aynı soğuk kanlılıkla ve ekledi “Çatışma çok yoğundu ve biz çok yakındık Komutanım. Daha geride kalıp daha hızlı müdahale edebilecek biri gerekiyordu. Üstelik sağlık durumum…” “Salih!” dedi babası masaya iki elini dayayıp devam etti. “İlk önce seni sağlık kuruluna sevk eder senin dipten tepeye muayene ettirir sağlıklı olduğunu ispat ettiririm! Sonra da rütbeni düşürtürüm benim asabımı bozma.” “Komutanım,” dedi Yüzbaşı “Eğer kızınız benim yerime kalmasaydı hiçbirimiz bu sabahı göremezdik. Gerçekten çatışma alanına çok yakın duruyorduk. Yanımdaki herkesi düşünmek zorundaydım ve bu nedenle aksiyon almak zorunda kaldım. Yanımdaki korumaları ve Üsteğmenle gelenleri orada bıraktım.” Babası elini masaya vurup pencereye doğru yürüdü. “Hepiniz uyarı cezası alacaksınız!” dediğinde Elif boğazını temizledi. “İzninizle Komutanım,” dedi konuşmak için. “Dinliyorum Üsteğmen!” derken babasının sesi buz gibiydi. “Binbaşı Ziya beni kalmam için göndermedi, Yüzbaşı Salih’in yakın olduğunu görerek kalmayı ben teklif ettim ve bu konuda kendisine güvence verdim. Üstlerim bu konuda suçsuzdur,” dediğinde babasının tek kaşı alayla kalktı. “Tek suçlu benim diyorsun yani?” dedi babası. “Evet Komutanım, kabahat tümüyle bana ait.” “Üstlerinin en ufak bir suçu yok…” “Yok Komutanım,” dedi Elif kendisini ölümüne cezalandıracağını bile bile. “Uyarı cezası alacaksın öyleyse,” dedi ancak Yüzbaşı Salih’e döndü bakışları kindardı. “Sizde sağlık kontrolünden geçeceksiniz Yüzbaşı. Görev yerini terk etmenin hiçbir bahanesi olamaz. Ancak durumunuzu anlıyorum, şimdi sen çık!” dediğinde Yüzbaşı Salih selam verip beklemeden çıktı. Onun çıkmasıyla babası telefonu eline aldı. “Yarbayı içeri gönder,” dedi. Bir süre sonra içeri Yarbay içeri girdi. “Komutanım,” diyen adam sert bir selam verdi. “Binbaşı Ziya sana Üsteğmeni sahaya göndereceğini bildirmiş doğru mu?” “Doğru Komutanım, kendisi bana Üsteğmen Elif’in tugayda olduğunu ve görev için istekli ve hazır olduğunu söyledi. Aynı zamanda gidecek diğer subaya göre daha yetkin olduğunu da bildirdi ki bizde bunu zaten biliyorduk. Bu yüzden Üsteğmenin gitmesini onayladım. Benden ayrıca Üsteğmeni korumak için asker istediğinde bunu da oldukça makul bulup sahaya çıkmak için hazır bekleyen askerlerden bir kısmını kendisinin yanına verdim,” dedi. “Bana haber vermek kimsenin aklına gelmedi mi?” dedi babası öfkeyle. “Komutanım,” dedi Yarbay Ali “Açıkçası bu noktada duygusal davranmanızdan çekindiğimi itiraf etmek zorundayım. Üsteğmen görev için en uygun subayımız, gitmek istediği müddetçe onu göndermek zorundayım. Takdir edersiniz ki birliğin geri dönmesi hele kayıpsız dönmesi Üsteğmenin varlığı sayesinde olmuştur. Sizden şimdiye kadar bilgi saklamadım ancak prosedüre harfiyen uyuldu ve Üsteğmenin güvenliği için üst düzey önlemler alındı.” Babası yerine otururken elleri yumruk yumruk olmuştu. “Bu bir daha tekrarlanmayacak Yarbay,” derken tekrarının cezayla sonuçlanacağı açıktı. “Emredersiniz Komutanım,” dedi Yarbay. “Sende çık Binbaşım ve arkadaşlarına söyle içeri gelsinler,” dedi babası. “Emredersiniz Komutanım,” deyip selam verdi Binbaşı Ziya ve odadan çıktı. Biraz sonra odaya giren üç adam babasına selam verdiler. “Şimdi bundan sonrası için açık bir disiplin süreci işleyecek hepinizin bilgisi olsun. Ancak ben ilk önce olayları sizden duymak istiyorum. Eğer bana gelen disiplin raporunda farklı bir şey görürsem canınızı yakarım!” dediğinde hepsi aynı anda konuştu. “Emredersiniz Komutanım!” “Siz hepiniz böyle bir çatışmanın ortasında neyin kafasını yaşıyordunuz?” dedi babası patlayarak. “Telsizde komutanına açıkça itiraz edip emir-komuta zincirinin içinden geçmişsin Serdar Binbaşı! Çatışmaya haber vermeden girmek ne demek Üsteğmen? Ve sen Yarbayım sahaya müdahale etmendeki amacın neydi?” “Komutanım,” dedi Yarbay, “uydu görüntüleri askerlerimizin açıkça sıkıştığını gösteriyordu. Ayrıca Yusuf Binbaşının stres altında kaldığı telsiz konuşmalarından da anlaşılmıştı. Askeri disiplini sağlamak ve askerin kararsızlık yaşamasının önüne geçmek için müdahale ettim. Askerin içinde iki komutanın tartışmasına izin veremezdim.” “Ya sen Serdar Binbaşı?” “Komutanım, teröristler arkamıza dolanmaya çalışıyordu, kanatlarda güçlü değildik ve ateş hattının hafiflemesi bile merkezde kurşun yağmuruna neden olabilirdi. Üstelik arkamızda Üsteğmenin yanında kaç asker olduğunu bilmediğimiz gibi acil olarak geriye adam göndermemiz gerekiyordu. Bu durumda Binbaşı Yusuf’un ileri atılması teröristleri kanatlara dağıtacak ve belki arkamıza geçmelerine neden olacaktı. Biz güvende olurduk ama arkada kalan askerler o baskıyı kaldıramayabilirdi. Dolayısıyla Binbaşının yerinde kalması ve ileri atılmaması elzem ve hayatiydi. Kendisine bunu iletmeye çalıştım ancak kendisi teröristlerin kaçacağı endişesi ile yanlış kararında ısrar ediyordu, zaten sıkışmıştık ve sinirlerime bir an hâkim olamadım!” dedi Serdar Binbaşı. Babası bu sözlerle Elif’e öldürecek gibi baktı. “Senin bu sözler üstüne diyecek bir savunman var mı Üsteğmen?” dediğinde sesi de ölümcül bir sakinlik taşıyordu. Boğazını temizledi Elif, burada herkesin içinde öldürmezse sonra yalnızlarken öldürecekti babası. “Yetki aşımı yaptığımın farkındayım Komutanım. Ancak Teröristleri görmemiz ile tepki vermemiz aynı anda oldu. Daha önce sahaya çıkmadığım için anın heyecanıyla ve birliği arkadan vuracakları endişesiyle ani bir refleksle olaya dahil oldum. Ancak hemen sonrasında yanımdaki komandolar beni daha güvenli olacağım bir noktaya çektiler. İlk anda sıcak temasta bulunmuş olsam da olayın devamında geride ve güvendeydim. Elbette hafifletici bir unsur olamaz ancak temasa geçtiğimiz anda zaten Komutanlarım durumu fark etmişlerdi,” dedi. “Bana kurşunlarını saydırtma Elif!” diye kükredi babası. “Komutanım sayıldığı takdirde sözlerimin doğruluğu anlaşılacaktır. Çatışmaya sadece ilk anda komandolar tam olarak yerleşene kadar girdim, onun dışında hiçbir temasım olmadı.” “Yine de yetki aşımından ceza alacak ve disipline çıkacaksın! Duydun mu beni?” “Evet Komutanım!” dedi Elif. “Bana kalsa seni şimdi gönderirim ama disiplin kurulunun kararına sadık kalacağım!” “Sağ olun Komutanım,” dedi Elif şimdilik başka bir cezadan kurtulmuş olmanın rahatlığıyla. “Sende çık!” dediğinde selam verip çıktı. Çıkmasıyla derin bir nefes alması da aynı anda oldu. Yorgundu, stresliydi ve gerçekten başına büyük bir iş almıştı ama bunların tek sorumlusu aynı zamanda babasıydı. Tanrım… diye inledi içinde Tanrım!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE