30 Kasım
Şırnak – 4. Komando Tugayı – 15.55
Yazılı savunması bekletilmeksizin istenmişti ve Elif gerçekten çok gergindi. Başını duvarlara vurmakla kendini en yakın uçurumdan atmak arasında gidip geliyordu. Akşam babasını aramış ancak telefon açılmamıştı.
Sandalyesinde ileri geri sallanırken kapısı çalındı.
“Girin,” diye seslendi.
Kapı açıldığında içeri elinde iki kupayla Gülnihal hemşire girdi. Oda bir anda mis gibi kahve kokmuştu.
“Bundan sonra gelen olmaz, umarım yanında çikolata vardır,” deyip kapıyı kapattı. Kahveleri masaya bıraktığında Elif çekmecesinden iki çikolata çıkardı.
“Fıstıklı, en sevdiğim,” diyen Gülnihal hemen çikolata paketini açtı.
“Bende çok severim,” dedi ama Gülnihal kadar hevesli durmuyordu.
“Boşuna üzülüyorsun, yapman gerekeni yaptın.”
“Babam itaatsizlikten hoşlanmaz,” dediğinde Gülnihal onu başıyla onayladı.
“Kendi kızını disipline vermesinden anlaşılıyor,” derken gözlerini büyütmüştü. Elif ona acıyla bakınca hemen toparlamaya çalıştı. “Disiplinden bir şey çıkmaz diyorlar, uyarıyla kurtulacağını düşünüyorlar.”
“Üç Albay atanmış disiplin kuruluna ve üçü de çok sertmiş,” dedi Elif dudaklarını sarkıtarak.
“Ali Yarbayda disiplin kuruluna verildiğinden üst rütbeliler disiplin kuruluna atandı,” diye açıkladı Gülnihal “Ama bu cezanın sert olacağı anlamına gelmiyor ki…”
“Yetki aşımı yaptım, görevlendirmem sadece yaralıyı almayı kapsıyordu ama sahada yer değiştirdim. Üstelik Yüzbaşı Salih benim yüzümden zor durumda kaldı,” dediğinde Gülnihal derin bir nefes aldı.
“Yüzbaşının çoktan başka bir göreve atanması gerekiyordu, yaşı ilerledi artık yetişmekte gerçekten zorlanıyor,” dedi Gülnihal. Elif ona dik dik bakınca omuz silkti “en azından kendisi böyle söylüyor,” dedi.
“Beni sürecekler,” dediğinde Gülnihal bir an sessiz kaldı.
“Seni değil ama dedikodular Yusuf Binbaşı için hiç iyi şeyler fısıldamıyor,” dedi.
“Nasıl yani?” diye sordu Elif anlamayarak.
“Operasyondakilerden çok ses çıkmıyor ama tugayda dönen dedikodular pek iyi değil.”
“Ne diyor dedikodular,” dedi Elif öğrenme ihtiyacıyla.
“Çok kötü bocalamış çatışmada, Bora eğer bu doğruysa onu burada durdurmazlar diyor,” dedi sonra merakla Elif’e döndü “Sen oradaydın çok mu kötüydü?”
“Hayır,” dedi Elif hemen, çatışmadakiler konuşmadıysa Elif’te konuşmayacaktı, zayıf halka o olamazdı. “Bocalamadı,” dedi sanki çok şaşırmış gibi. “Aksine çok iyi idare etti.”
“Diyorsun?” dedi Gülnihal, tek kaşını kaldırıp kül yutmaz bir ifadeyle baktı.
“Diyorum tabi, onun sayesinde buradayız,” dedi kendinden emin bir şekilde.
“Onun hakkında tek kelime konuşulmuyor ama senin hakkında epey dedikodu dönüyor,” dediğinde Elif göz devirip kahvesine uzandı.
“Gene ne diyorlar?” deyip bir yudum içti.
“Çarpışmaya girmişsin, şu an revirde bir efsane olmak üzeresin kızım,” dedi kıkırdayarak “ama kimseye selam vermediğinden gelip detayları sana soramıyorlar, gelip beni darlıyorlar,” dedi.
Elif nefesini üfledi.
“Yüz verme onlara,” dediği sırada kapı çalındı. Gülnihal hemen toparlanırken Elif içeri gelmesini seslendi.
Muhtemelen bir asker veya başka bir hemşirenin geldiğini düşünmüştü ama gelen Serdar Binbaşıydı. Gülnihal hemen yerinden kalkarken Elif’te yerinden kalktı.
“Buyurun Komutanım,” dedi esas duruşa geçerken.
“Ben izninizi isteyeyim Komutanım,” deyip hemen odadan sıvıştı Gülnihal.
“Rahat Üsteğmenim, dün gece üşüttüm sanırım ya da salgın bilemiyorum boğazımda bir yanma var burnumda akmaya başlayınca gelip bir görüneyim dedim,” dedi.
Elif sedyeyi işaret ederken gülümsememek için kendisini zor tuttu.
“Şöyle buyurun Komutanım, oturun lütfen,” dediğinde Serdar gösterilen yere oturup Elif’i beklemeye başladı.
Serdar’da birinci taburda görev yapıyordu ve elbette Elif’e gelmeyi tercih etmişti bunun özel bir nedeni yoktu ama yine de kendisine geldiği için Elif kendini mutlu hissetti.
Bir çubuğu paketinden çıkardı, paketi çöpe atarken eline küçük fenerini aldı.
“Ağzınızı açın Komutanım,” dediğinde Serdar ağzını açtı. “Dilinizi uzatın lütfen, a diyelim,” dedi.
Serdar dilini uzatıp a derken Elif açıkça sırıttı. Boğazını temizleyip kendini toparlamaya çalıştı.
“Evet boğazınızda enfeksiyon var Komutanım. İzninizle sırtınızı dinlemek istiyorum,” dedi. Serdar ayağa kalkarken Elif bir adım geri gitti. Montunu çıkarıp gömleğinin sırt kısmını açıp yerine oturduğunda Elif dudaklarını ısırdı.
Stetoskobu kulağına takıp ucunu sırtına koydu.
“Derin nefes alın Komutanım,” dedi adamın nefes almasıyla sırt kasları hareket ettiğinde Elif yutkundu. “Verin şimdi,” dediğinde Serdar nefesini yavaşça verdi. “Tekrar alın,” dedi ciğerlerini tekrar dinlerken “Verin Komutanım,” dedi.
Stetoskobunu çekip kulaklarından çıkardı.
“Ciğerlerinizde de hafif bir hırıltı var ama bu ilerleyebilir,” dedi arkasını dönüp sandalyesine oturdu. Binbaşına karşısındaki sandalyeleri gösterdi. “Oturun lütfen Komutanım,” dedi.
“Soğuk almışsınız Komutanım, size ateş dürücü yazacağım zira ateşiniz yükselebilir, burun spreyi ve öksürük şurubu yazacağım,” Serdar karşısına oturunca ona kaçamak bir bakış atıp önüne döndü ve renk vermemeye çalışarak devam etti. “Ayrıca bir de C vitamini yazacağım ama bolca meyve sebze tüketin lütfen, sadece ilaç kullanmak işe yaramaz,” dedi.
“Anlaşılmıştır Üsteğmenim,” dedi Serdar hafifçe gülümseyerek.
“İsterseniz birkaç gün istirahat yazabilirim, evde dinlenmek gerçekten size çok iyi gelecektir,” dediğinde Serdar bir an için sessiz kaldı. Elif kararını beklerken ona baktığında göz göze geldiler.
Gözleri hala ilk gün ki kadar karışık bir elaydı. Ve tıpkı o gün olduğu gibi insanın içini okur gibi bakıyordu. Serdar etkileyici bir adamdı, duruşu bakışı… Çatışma gecesini hatırlayınca şimdiye kadar onu destekleyen tek açıklamayı Serdar yapmıştı.
“Şimdilik ihtiyacım yok ama kötüleşirsem gelirim Üsteğmenim,” dedi.
Elif onu başıyla onaylayıp bilgisayar ekranına döndü. Reçeteyi onaylarken sessiz kaldı, konuşmak istiyor ama ne söyleyeceğini bilemiyordu.
“Siz nasılsınız Elif Üsteğmen,” diye sordu Serdar ne samimi ne de resmi bir tonda “Disiplin kurulu için endişeli misiniz?”
Elif ona dönüp gergince gülümsedi.
“Biraz endişeliyim Komutanım, askeriyede yetki aşımı ciddi bir suç,” dediğinde Serdar onu başıyla onayladı.
“Bunun için zaten uyarı alacaksınız Üsteğmen, ancak yine de olayın hafifletici unsurları çok fazla. Normal şartlarda sadece sözlü olarak uyarırlardı ama sizin durumunuz biraz hassas,” dediğinde Elif ona kaşlarını çatarak baktı. Neden hassas olduğunu anlamamıştı.
“Neden böyle düşündüğünüzü anlamadım Komutanım,” dediğinde Serdar açıklamaya başladı ancak sesi daha kısıktı.
“Bakın Üsteğmenim, siz operasyona çıkan taburun tabibisiniz ve en başında sizin gitmeniz gerekiyordu. Disiplin kurulu size neden önce gitmediğini ve neden sonra gittiğinizi soracak ve babanız tarafından kayırılıp kayırılmadığınızı araştırmak isteyecek. Bu yetki aşımından daha ciddi bir durum çünkü ve sizin hakkınızda böyle bir söylenti dolaşıyor.”
“Ben…” dedi Elif bocalayarak ama gerisi gelmiyordu.
“Elif Üsteğmen eğer babanız sizi kayırmaya kalktıysa bu onu suçlu yapar, yok eğer babanız ilk başta kayırmadı ancak siz sonra operasyon bölgesine gitmek istediniz ve babanız bu konuda yetkisini kullandıysa yine problem çıkar. İkiniz içinde asıl tehdit sizin önce gitmemiş olmanız ancak sonra operasyona katılmış olmanız. Babanız dün disiplin kurulunun kararına saygı göstereceğim dediğinde sizin için çıkacak kararın yanında kendisinin Genelkurmaya bildirilmesi durumunu da kastediyordu,” dedi.
Elif gayri ihtiyari yumruk yaptığı eliyle ağzını kapattı. Bu beklemediği bir durumdu. O sadece birliğiyle birlikte olmak istemişti ama babasının başını derde sokabileceğini düşünmemişti. Serdar derin bir nefes alınca tekrar ona baktı.
“Elbette biz sizin ev taşıma sürecinizin hemen bitmediğini, operasyonun öncesinde evi boyadığınızı ve çok yorgun olduğunuz için o gece çıkan operasyona çıkmanızı üstünüz olan babanızın onaylamadığını biliyoruz. Zira henüz dinlenmeden çıksaydınız iki gece ayakta kalmanız mümkün olmazdı. Siz sahaya çıkmaktan korkmuyorsunuz ve babanızda bunu destekliyor ancak o gün babanız sizin yorgunluğunuza birinci elden şahit oldu. Ayrıca babanızın henüz yeni atandığınız tugaya daha alışamadığınızı ve gece yapılacak bir operasyonun sizin için bölgeyi tanımamanızdan kaynaklı olarak tehlikeli olacağını düşünmüş olabilir. Sabah uyandığınızda operasyonu öğrendiniz, kendinizi hazır hissettiniz ve katılabileceğinizi gelip Binbaşı Ziya’ya söylediniz,” dediğinde Elif onu başını sallayarak onayladı.
Ona savunmasında nasıl bir yol izlemesi gerektiğini söylüyordu.
“Evet Komutanım,” dedi tutuk bir şekilde ardından kendini toplayarak “tam olarak böyle oldu,” dedi.
“Bende böyle olduğunu Binbaşı Ziya’dan öğrendim, dün birlikte otururken böyle olduğunu anlatmıştı,” dediğinde Elif mahcupça gülümsedi. Binbaşı Ziya kendisini ve babasını koruyordu.
“Ben teşekkür ederim Binbaşım,” dediğinde Serdar’ın dudakları kıvrıldı. Yumuşayan yüz hatları Elif’in kalbine aynı sıcak sıvının akmasına neden olurken Elif de hafifçe gülümsedi.
“Bana fazladan bir gün istirahat yazarsınız artık,” dedi Serdar, yüzündeki yumuşama sesine de yansımıştı.
“Sözüm olsun Komutanım,” dedi, reçeteyi onaylayıp çıkarttığında Serdar’a uzattı. “Çok geçmiş olsun, kendinize dikkat edin lütfen,” dedi.
“Ederim Elif Üsteğmen,” dedi Serdar ayağa kalkarken Elif’te ayağa kalkıp esas duruşa geçti. “Görüşürüz,” dediğinde Elif kıvrılmak için zorlanan dudağını bastırdı.
“Görüşürüz Komutanım,” dedi Elif’te karşılık olarak ancak sesine yansıyan yumuşamayı bastıramamıştı. Adam odadan çıktığında dişlerini göstererek gülümsedi.
Serdar… hastalığını bahane ederek özellikle Elif’in yanına gelmişti. Elif yerine otururken kahvesine uzanıp bir yudum içti, ılımıştı ama hala içilebilirdi. Üstelik yarın için ona açık açık tüyo vermiş ve böylece hem Elif’i hem de babasını korumuştu. Yerinden kalkıp pencere panjurlarının arasından baktı. Serdar merdivenlerden inip ana binaya doğru yürürken Elif’in onu izlediğini hissetmiş gibi geriye dönünce genç kız aceleyle eğildi, panjur hareket ettiğinde ellerini yumruk yapıp gözlerini kapattı. Başını yukarı kaldırıp baktı. Serdar uzaklaşmıştı.
“Umarım anlamamıştır,” diye fısıldadı. Ancak elbette Serdar fark etmiş ve elinde tuttuğu reçetenin ısındığını hissetmişti.