1 Aralık
Şırnak – 4. Komando Tugayı – 09:00
Ali Yarbay içeri ilk alınan kişiydi. Çok uzun sürmemişti ve hiç kimse onun içeride uzun kalacağını düşünmüyordu. Ali Yarbay yapılması gerekeni yapmıştı. Bu yüzden herhangi bir ceza almayacaktı.
İkinci olarak Faruk girmişti ki onun sadece şahitliği için çağırmışlardı ve onun hemen ardından Aytunç Çavuş girmiş ifadesi dinlenmişti. Binbaşı Ziya girmeden önce Elif’e kısa bir bakış atmıştı. Resmi üniformasını düzeltip kapıyı çalmış ve içeri girmişti. Koridorda sadece üçü kalmıştı. Elif, Serdar ve Yusuf….
Serdar hemen yanında oturan Yusuf’a kısa bir bakış attı. Arkadaşı çok gergindi, bu çok normaldi. Asıl hatayı yapan üç kişi onlardı ve Yusuf birliği tehlikeye atmıştı. En büyük cezayı alacak olan oydu. Ancak akşam yaptıkları konuşmayı düşündüğünde onun gerginliğinin nedeninin alacağı ceza olmadığını biliyordu. Yusuf askerini tehlikeye attığı için pişmandı ve alacağı cezanın ağır olmasını umuyordu. Serdar ona saygı duyuyordu ve bu onun da kurul için gerilmesine neden oluyordu.
Bakışlarını Elif’e çevirdi, sözlüye çıkacak öğrenciler gibiydi. Arada dudakları kımıldıyordu ve söyleyeceklerini tekrar ediyordu. Elleri iki dizini sıkı sıkı kavramıştı, arada derin nefesler alıp yavaşça bırakıyor ve heyecanını bastırmaya çalışıyordu. Gergin olmayı fazlasıyla hak ediyordu zira sadece kendisi için değil babası içinde kurulun karşısına çıkıyordu.
Aytunç Çavuş çıktığında Serdar’ı çağırdı Bora Binbaşı. Serdar ayağa kalkarken Elif’in korkulu gözleri ona döndü, Elif’e güven vermek için gülümsediğinde Elif’in başı hafifçe oynadı. Serdar’da onu başıyla hafifçe selamlayıp Bora Binbaşıya döndü ve kendinden emin adımlarla kurul salonuna girdi.
İşin içinde Ali Yarbay olduğu için üç kurul üyesinin üçü de Albay’dı. Albay Kemal, Güliz ve Hakan… üstelik onlar sertlikleriyle nam salmış Albaylardı.
“Hoş geldiniz Binbaşı,” dedi kurul başkanı Albay Kemal. Masanın üzerinde arka arkaya açılmış dosyalar duruyordu. Gözlükleriyle muhtemelen Serdar’ın dosyasında göz gezdiriyordu. Albay Hakan ve Güliz ise bakışlarını Serdar’ın üzerinde kenetlemişlerdi.
“Hoş bulduk Komutanım,” dedi Serdar. Kendisine gösterilen yere geçip ayakta beklemeye başladı.
“Açıkça emir-komuta zincirini bozdunuz üstelik bunu telsizde askerin gözü önünde yaptınız. Astlara karşı kötü örnek oldunuz, taburdaki yeni yetme teğmenler artık yanlış olduğunu düşündükleri bir durumda komutaya karşı gelebileceklerini düşünüyorlar. Bu yüzden size ağır bir ceza vermemiz gerekiyor,” dedi Albay Kemal sertçe nihayet Serdar’a baktığında.
“Evet Komutanım!” dedi Serdar disiplinli bir sesle.
“Bir itirazınız yok mu Binbaşı?” diye sordu Albay Güliz, tek kaşı kalkmıştı.
“Yoktur Komutanım.”
“Olayları anlatın lütfen,” dedi Albay Kemal.
“Operasyon bölgesine intikal ettiğimizde verilen sayıdan daha fazla teröristle karşılaştık. Ancak bu halledemeyeceğimiz bir sayı değildi. Hızlıca mevzilendiğimizde Binbaşı Yusuf merkez kanata geçti. İlk başta bu sorun oluşturmadı ancak üçüncü bir grup geldiğinde Yusuf Binbaşı bir hata yaparak merkezde içe doğru hareket etti. Bu elimizi kolumuzu bağladı zira atış yoğunluğu düşerse merkezdeki askerlerden zaiyat verebilirdik. Bu yüzden yerimizden kımıldayamadık. Biz tabip değişimi olduğunu bilmiyorduk ancak Aytunç Çavuş kanatlara geçtiğini ve gelen Elif Üsteğmenin daha geride ve güvende olduğunu öğrendiğimizde rahatladık. Aytunç Çavuş kanatlardan ateşe başladığında bizim üstümüzdeki yük hafifledi. Ancak geriden bir grubun daha geldiğini öğrendiğimizde iki kanat komutanı kanatlara adam kaydırmaya başladık ancak Yusuf Binbaşı buna itiraz etti. Öne çıkmak istedi buna itiraz etmek zorundaydım, zira arkada bekleyen tabip ve askerlere doğru teröristler hareket ederse onlara gidip destek çıkamazdık. Ayrıca Yusuf Binbaşının öne hareket etmesi henüz güçlenmeyen kanatları tehlikeye atardı üstelik arkadan silah sesleri gelmiş ve teröristlerin sayı fazlalığından faydalanarak bizi kuşatmaya çalıştığını anlamıştık. Yusuf Binbaşıyı uyardım ancak o ileri atılmak konusunda direnince kendim ve askerlerim için en doğru olduğunu düşündüğüm şeyi yaptım. Mecburdum ancak yine olsa yine yapardım Komutanım. Durumun gerektirdiği hareket geriye çekilip kanatları güçlendirmekti.”
“Pişman değilsiniz yani?” dedi Albay Hakan.
“Değilim Komutanım,” dedi Serdar.
“Oysa bir operasyonda, komutanınızın güvenirliğini yitirmesine neden oldunuz. Bunca zaman şerefiyle TSK da görev yapmış, sayısız başarısı olan bir askerin adını lekelediniz. Bunlar sizce basit şeyler mi?”
“Binbaşı Yusuf’un,” dedi durdu derin bir nefes aldı “Binbaşı Yusuf’un kız kardeşi kansermiş Komutanım. Binbaşı bizden bunu saklamaya çalışıyor ama bende bunu dün gece telefonda annesiyle görüşürken duydum. Binbaşının son zamanlardaki bocalayışının sebebi kardeşinin durumunun kötü olması sanırım. Bu yüzden adının lekelendiğini düşünmüyorum Komutanım, asker olmamız insan olduğumuz gerçeğini değiştirmiyor. Hepimizin ara ara bocaladığı dönemler olur.”
“Şunu bir daha açıkla Komutan, tam olarak ne duydun?” diye sordu Albay Kemal öne doğru eğilirken diğer iki Albay’ın da kaşları çatılmıştı. Serdar hatırladığı konuşmanın bir kısmını aynen aktarmaya başladı.
“Biz aynı evde kalıyoruz Komutanım. Gece fısıltı sesi duyunca uyandım. Sessizce fısıltının kaynağına yaklaştığımda onun odasından geldiğini duydum. ‘Canan’ın haberini bekliyor olmak beni kahrediyor. O iyileşsin diye beklerken her gün daha kötüye gittiğini bilmek beni mahvediyor,’ diyordu. Ayrıca operasyonda az kalsın şehit vereceği için kendini suçluyordu. Alacağı cezadan çok askerlerini tehlikeye attığı için üzgündü.”
İçeri girip onunla konuştuğunu anlatmadı Serdar bu iş birliği yaptıklarını düşündürürdü. Ancak içinde bulunduğu durumun alacağı cezayı hafifleteceğini umuyordu Serdar. Yine de durumunu bildirmediği için sert çıkacaklardı.
“Anlaşıldı,” dedi Albay Kemal. “Son olarak tabibin değişmesi bu olayda nasıl bir rol oynadı?”
“Komutanım Salih Yüzbaşı kritik noktaya çok yakındı, herhangi bir kurşunun ona isabet etmesi işten bile değildi. Elif Üsteğmenin gelmiş olması ve daha geride güvenli bir noktaya çekilmiş olması bizi rahatlattı. Ayrıca Aytunç Çavuşun bize katılıp yanlardan destek çıkması kritik rol oynadı.”
“Anlaşıldı,” dedi Albay Kemal. Yanındaki Albaylara baktığında onlarda ufak birer baş hareketi yaptılar. “Sana yazılı bir uyarı cezası vereceğiz ayrıca bir ay zorunlu hizmet cezası da alacaksın.”
“Emredersiniz Komutanım!” dedi Serdar.
“Eğer bir kez daha böyle bir hata yaparsan rütbeni tehlikeye atarsın Binbaşı. Askerin önünde komutayı zayıflatamazsın!”
“Bir daha olmayacak Komutanım!”
“Çıkabilirsin!” dediklerinde Serdar sert bir selam verip çıktı odadan. Yusuf ve Elif’in bakışları ona döndü. Hemen ardından Binbaşı Bora, Elif’in ismini seslendiğinde Elif ayağa kalktı. Şapkasını kolunun altına koyarken çok gergindi. Serdar hafifçe başını eğip kaldırdığında Elif gergince gülümseyip aynı şekilde başını eğip kaldırdı. Ardında yanından geçip içeri girdi. Genç adam Yusuf Binbaşına da selam verip binadan çıktı. Bugün tedbiren hiçbiri yan yana gelmeyecekti bu yüzden görev yerine geçti.
Elif içeri girip selam verdiğinde bir an Albay Kemal’le göz göze geldiler. Hemen gözlerini kaçırdı zira Albay Kemal babasının yardımcısı ve yakın dostuydu. Bu yüzden Elif özellikle ona bakarken içindeki suçluluk duygusunun tavan yaptığını hissetti. Babasını tehlikeye atmıştı…
“Hoş geldiniz Üsteğmen,” dedi Albay Güliz. Elif ona tedirgin gözlerle baktı.
“Hoş buldum Komutanım!” derken sesini net tutmaya çalıştı.
“Nasıl tugaya alıştınız mı?” diye sordu Albay nedense samimi bir ses tonu vardı.
“İlk cezamı almak üzere olduğuma göre oldukça alışmışım,” dedi Elif gergince gülümsediğinde Albay Güliz’de gülümsedi ancak Albay Hakan’ın tek kaşı kalktı.
“Bu ilk cezam derken neyi kastediyorsunuz Üsteğmen? Disiplinle ilgili sorunlarınız mı var?”
Elif hemen itiraz etti.
“Hayatımda ilk defa disiplin kurulunun karşısına geçiyorum Komutanım ve son olacağını umuyorum,” dedi. Gerginlikten çatlayacak gibiydi.
“Bizde sizin iyiliğiniz için bir daha karşımıza çıkmamanızı istiyoruz Üsteğmen,” dedi Albay Hakan.
“Bizim karşımıza,” dedi Albay Kemal gözlüklerinin üstünden baktı Elif’e. “Sizin gibi tek olayda birkaç hatayla gelen çok az olur Üsteğmen. Bunu nasıl başardınız?”
“Komutanım,” dedi Elif gözlerini kaçırıp etrafta dolaştırdı, bunu bir günde nasıl becerdiğini kendisi de anlamıyordu… “Ben sadece doğru olanı yapmaya çalışıyordum,” dedi içtenlikle.
“Çok gergin görünüyorsunuz,” dedi Albay Kemal tek kaşı kalktı “Bu kadar gerilmeyin yoksa size ceza veremeden sizi kaybetmekten korkmaya başladım,” dediğinde Elif gergince gülümsedi.
“Özür dilerim Komutanım ilk defa disipline verildim.”
“Şimdi sizden cevap vermenizi istediğimiz bazı sorularımız var,” dedi Albay Kemal.
“Evet Komutanım,” dedi omuzlarını dikleştirerek.
“İlk anda operasyona neden katılmadınız? Tugayda babanızın sizi kayırdığına yönelik söylentiler dolanıyor bu doğru mu?”
“Hayır,” dedi Elif netçe “Tuğgeneralin beni kayırmak gibi bir durumu söz konusu olamaz. Öncelikle operasyondan sabah saat on civarında haberim oldu. Bana haber verilmemesinin nedeni muhtemelen sahaya daha önce hiç çıkmamış olmam ve bu coğrafyayı tanımıyor olmam, hala yerleşme sürecinde olduğum için önceki gün evin boyanması ve tesisat işleriyle uğraşmamdan dolayı çok yorgun olmam ve tugaya henüz yeni atanmam gibi nedenlerin etkili olduğunu düşünüyorum. Tuğgeneral benim sahaya çıkmama karşı olmadı hiç ancak bir iki sefer önce burayı iyi tanımam gerektiğine dair bazı söylemleri olmuştu,” dediğinde Albay Kemal’in başı onu onaylıyormuş gibi hafifçe inip kalktı.
“Peki madem yorgundunuz neden Binbaşı Ziya’dan sizi sahaya göndermesini istediniz?” diye sordu Albay Hakan.
Elif’in bir an kaşları kalktı, Binbaşı Ziya onu gönderdiğini itiraf mı etmişti… ancak hemen sonra bunun tuzak bir soru olduğunu fark etti.
“Komutanım,” dedi temkinli bir şekilde “Binbaşı Ziya beni sahaya göndermedi beni yaralıları getirmem için gönderdi ve bende ondan bunu rica etmiştim zaten,” dedi.
“Seni o kadar askerle sadece transfer için mi gönderdi yani?” dedi Albay Hakan alayla.
“Bunun nedenini bilemem ama Binbaşı Ziya, Yüzbaşı Salih’in çatışmaya fazla yakın olmasından dolayı tedbirli gitmemizi istemiş olabilir diye düşünüyorum. Açıkçası kendisine, yanıma neden o kadar asker verdiğini sormadım. Sadece yaralıları düşünüyordum,” dedi Elif. Oysa Binbaşının bunu sadece babasının hassasiyetini bildiği için yaptığına neredeyse emindi.
“Şartlar aleyhinize olduğu halde neden sahada kaldınız? Kendiniz söylediniz, önceki gün boya yapmıştınız ve yorgundunuz, sahaya daha önce çıkmadığınız için tanımıyordunuz?” dedi Albay Güliz.
Elif önce durup derin bir nefes alırken düşüncelerini topladı.
“Komutanım, ben saat on iki gibi bölgeye intikal ettim yani gündüzdü ve sahayı tanıma fırsatım vardı. Ancak Yüzbaşı Salih çatışmaya çok yakındı, sağlık durumu da iyi görünmüyordu. Aslında kalmak gibi bir niyetim yoktu ama yaralıları taşırken bir kurşun hemen yakınlarımızdaki bir kayaya isabet etti. Kendisine kalabileceğimi böylece ekibi bir miktar geriye çekebileceğimi söyledim. Önce istemedi ancak ben ısrarcı oldum ve hazır olduğumu söyledim. Böylece onları gönderdikten sonra yanımdaki askerlerle birlikte güvenli ancak yaralılara kolayca erişebileceğimiz bir noktaya kadar çekildik. Kalmam tamamen o anın getirdiği şartlardan dolayıydı,” dedi.
“Yani Yüzbaşı Salih’e kalmak konusunda baskı yaptınız,” dedi Albay Hakan.
Elif derin bir nefes aldı suçu tamamen üstleniyordu.
“Evet Komutanım,” dedi. Albay Hakan’ın her an sesi daha sert çıkıyor gibiydi.
“Bunu komutanlarınıza danışmadan bireysel kararınızla yaptınız,” dediğinde Elif onu başıyla onayladı.
“Evet Komutanım.”
“Değişim yaptığınızda bunu sahadaki komutana bildirmediniz!”
“Evet Komutanım!”
“Sebep Üsteğmen?”
“Komutanım,” dediğinde Albay Hakan sertçe sözünü kesti.
“Çatışmanın ortasında saatlerce Yüzbaşı Salih’in onlara yakın olduğu baskısını taşıdılar. Değişim yaptığınızı haber vermek bu kadar zor muydu?”
“Ben o anda bunu düşünemediğimi itiraf ediyorum Komutanım. Binbaşı Yusuf bana kızdığında yaptığım hatayı anladım ama düzeltmek için çok geç kalmıştım.”
“Hatanı kabul ediyorsun yani!” dedi Albay Kemal.
“Özür dilerim Komutanım,” dedi yine pişmanlıkla “Hazır olduğumu düşünüyordum ama nasıl desem anın heyecanı ile ben… aklıma bile gelmedi Komutanım.”
“Şimdi olsa ne yapardın?” diye sordu Albay Güliz.
“Değişime karar verdiğimiz anda telsizden bunu önce Binbaşı Yusuf’a haber verir izin isterdim. Ardından Binbaşı Ziya'ya bildirirdim. Ancak nedense Binbaşı Ziya'ya bildirmenin yeterli olacağını düşündüm.”
Albay Güliz yine gülümsediğinde Elif rahatladı.
“Peki son olarak çatışmaya girmeni açıkla,” dedi Albay Kemal. Elif gergince boğazını temizledi.
“Hava kararmıştı Komutanım, çatışmanın olduğu alanı izliyorduk. Tam bu sırada yanımdaki askerler birliğin arkasında bizim önümüzdeki alanda hareketlilik tespit etti. Hızlı hareket ediyorlardı. Tamamen koruma iç güdüsüyle ateş açtık. Bende ateş açanlar arasındaydım zira ön saftaydım ve her an yaralılara yardım etmek için hazır bekliyordum, ancak yanımdaki askerlerle yer değiştirmemiz uzun sürmedi. Daha geri ve güvenilir bir konuma geçip bekledim. Ateş eden askerlere eşlik etmemin tek sebebi yerime geçen askerlerin o esnada tepenin altında yemek yiyor olmasıydı. Onlar geldiğinde ben geriye kaçtım.”
“Peki şimdi olsa ne yapardınız?” diye sordu Albay Kemal. Elif omuzlarını silkti istemsizce.
“Açıkçası Komutanım değiştirebileceğim pek bir şey yok. Adamlar çok hızlı hareket ediyordu, birliğin gerisine adam geçmesine izin veremezdik. Dediğim gibi bir bölümümüz yemek yiyordu Komutanım. Onlar yerinde olsaydı ne yapardım bilmiyorum ama sanırım ilk anda yine ateş ederdim,” dedi Elif.
“Buna yetki aşımı denir ve siz yine aşacağınızı mı söylüyorsunuz Üsteğmen,” dedi Albay Hakan sertçe.
“Mecburdum Komutanım, en azından o an öyle olduğunu düşündüm. Saha eğitimlerinde bize atış eğitimini boşuna vermediklerini düşünüyorum. Aksi bir durumda o silahı kullanmam için bana verilmişti, benim oradaki varlığımın tek sebebi askerlerin hayatta kalmasıydı.”
“Pekâlâ Üsteğmen,” dedi Albay Kemal “Hepimiz sizin daha gelir gelmez bu kadar hatayı bir arada yapmanızdan hoşnutsuzuz,” dediğinde Albay Hakan onu başıyla onayladı. “Ancak durumun hassasiyeti, operasyon için pozitif yönde bir gelişme olması, koruma ve güvenlik amacıyla yapılmış olması ayrıca sicilinizin temiz olması dolayısıyla bu seferlik sadece uyarı cezası vereceğiz. Ancak bir dahaki sefere bu kadar merhametli olmayız,” dedi.
“Teşekkür ederim Komutanım,” dedi Elif rahatlayarak.
“Şimdi bir daha karşımıza gelmemek üzere çıkabilirsin Üsteğmen,” dedi Albay Kemal dosyayı kapatırken.
“Sağ olun Komutanım!” dediğinde çıkacaktı ki Albay Güliz’in sesi onu durdurdu.
“Şahsen Üsteğmen, bir kadın asker olarak, başka bir kadın askerin böyle bir olayda kritik kararlar vererek önemli ve kurtarıcı bir rol oynamasından memnunum,” dedi geriye yaslanarak ancak bu Albay Hakan’ın söylenmesine neden oldu.
“Bütün askerlerimiz kritik anlarda kafalarına göre hareket etsin o zaman Albayım,” dediğinde Albay Güliz hafifçe güldü.
“Sicilleri bu kadar temiz kaç asker vardır ki Albayım,” dedi halinden oldukça memnun. Sonra Elif’e baktı “Tugaya tekarar hoş geldin Üsteğmen,” dedi.
Elif rahatlayarak gülümsedi.
“Hoş buldum Komutanım, teşekkür ederim,” dedi.
“Çıkabilirsin Üsteğmen,” diyerek araya girdi Albay Kemal neredeyse eliyle kışkışlayarak ancak onun da yüzü sanki daha yumuşamış gibiydi. Selam verirken bir an tekrar suçlu hissetti onun karşısına böyle çıkmak istemezdi.
“Emredersiniz Komutanım!”
Ayakları hareket ettiğinde dizlerinin titrediğini hissetti. Adımlarını emin atabilmek için elinden geldiğince sağlam atmaya çalışarak salondan çıktı.