23 Kasım
Şırnak – 4. Komando Tugayı – 09:20
Askerlerin atış talimleri izlemek üzere bugün tabur komutanı Yarbay Ali Görgen de onlara katılmıştı. Serdar askerlerin başında Yusuf’la birlikte bekliyordu. Yarbay’ın gelmesiyle askerler daha bir dikkatli ateş ediyor ve hedef kaçırmamaya özen gösteriyordu.
“Binbaşım şu asker geçen yaralanan asker değil mi?” diye sorduğunda Yusuf cevap verdi.
“Evet Komutanım,” dedi.
“Ne işi var burada?”
“Israr edince talime katılmasına izin verdik,” dedi Yusuf.
“Şu azmi kaybedersek kaybederiz Binbaşı,” dedi Yarbay sanki kendi kendine söyler gibi. Bu yüzden Yusuf sessiz kaldı.
Serdar, Yarbayla talim alanını izlemeye devam ederken Yusuf’la göz göze geldiler. Ali Yarbay arada gelip talimleri kontrol eder askerlerin kondisyonuna önem verirdi ama hiç bu günkü kadar uzun kalmazdı.
“Nihayet,” dediğinde iki arkadaş Yarbayın baktığı noktaya baktılar. Elif Üsteğmen yanında bir askerle talim alanına girmiş onlara doğru yürüyordu.
Tıpkı dünkü gibi saçları sıkı bir topuz yapılmıştı. Beresi başındaydı ve yine dünkü gibi gururlu görünüyordu. Serdar onun gözlerini görmüştü hiç de bahsedildiği gibi buraya yatmaya gelmiş biri gibi bakmıyordu. Bakışları korkusuz ve tereddütsüz kopkoyuydu. Yine de Serdar onun yüreğinde bir kırılganlık olduğunu hissediyordu.
“Beni emretmişsiniz Komutanım,” dedi sert bir selamın ardından.
“Ziyaretime gelirsin diye bekledim Üsteğmenim, malum benim taburuma atandın,” dedi Yarbay rahat bir tavırla.
Elif’in bakışları bocaladı.
“Özür dilerim düşünemedim Komutanım,” dedi nedense sesi kendinden oldukça emindi.
“Oysa Tuğgenerali gelir gelmez ziyaret etmişsin,” dedi Yarbay yine sanki gündelik bir olaydan bahseder gibi.
“Evet Komutanım,” dedi yine gözleri bocalıyordu ama sesi kararlıydı.
“Dosyan için çağırdım seni, ömrümde seninki kadar kusursuz bir dosya görmedim. Ancak benim yaşıma gelince gözünle görmeden babana bile güvenmiyorsun,” dedi Yarbay.
“Evet Komutanım,” dedi Elif.
“Askeri sıraya sok Binbaşı,” dedi sertçe Yarbay.
Yusuf Binbaşının sesi anında meydanda gürledi komandolar hızlıca sıraya geçerken Yarbay eliyle taburu gösterdi.
“Bu senin birlikte operasyonlara gideceğin tabur Üsteğmen,” dediğinde Elif gözlerini asker gurubunun üzerinde gezdirdi. “Türkiye’nin en seçkin birliklerinden birine baktığını hatırlatmak isterim. Buradaki aslanların dengini Dünya da arasan böyle bir arada bulamazsın,” dedi yine aynı rahatlıkla.
“Evet Komutanım,” dedi Elif ancak ilk defa sesi zayıflamıştı. Serdar onun gerildiğini görebiliyordu.
“Dolayısıyla Elif Üsteğmen onların içinde evinde olduğundan daha güvende olacaksın,” dedi Yarbay.
“Evet Komutanım.”
“Şimdi onlara layık olduğunu, dosyanın şişirilmediğini göstermeni isteyeceğim. Dediğim gibi görmeden ben babama bile inanmam,” dedi Yarbay sonra belinden bir silah çıkardı. Bu Canik TP9 SF Elite marka bir tabancaydı. Elif’e uzatırken genç kıza itiraz hakkı tanımıyor gibiydi.
“Emredersiniz Komutanım,” diyen Elif uzanıp silahı aldı.
“Kaç el ateş etmemi istersiniz Komutanım?” diye sordu.
“Ben sana dur diyene kadar Üsteğmen,” dediğinde atış alanını gösterdi başıyla. Elif onu başıyla onaylayıp gösterilen yere ilerledi. Bu sırada silahı hızlıca parçalayıp tekrar birleştirmiş ve silahı kontrol etmişti. Bu hareketi Serdar’a göre bir artıydı. Göz ucuyla baktığı Yarbay’ın da takdir ettiğini gördü.
“İlk hedef sen hazır hissettiğinde Üsteğmen,” dedi Yarbay. Sözünü bitirir bitirmez genç kız tek el ateş etti.
“On iki,” diye seslendi talim alanında bekleyen asker.
“Arkanı dön üç adım at,” diye emretti Yarbay. Elif kendisini izleyen tabura döndü üç adım attı.
“Geriye dön, nişan al, ateş!” diye bağırdı Yarbay beklemeksizin. Üsteğmen emirlere harfiyen uydu.
“On iki,” diye bağırdı aynı asker.
“Yere yat, nişan al, ateş,” diye bağırdı Yarbay.
Elif yine ateş ettiğinde askerin sesi duyuldu.
“On iki!”
“Bir metre düz sürün, ayağa kalk nişan al ateş!”
“On iki!”
“Yere yat, sola dön, sola dön, sağa dön, nişan al, ateş!”
“On bir!”
Yarbay on beş atışı beklemeksizin verilen emirlerle yaptırdı. Genç kızın üç atışı dışında hepsi hedefi tam on ikiden vururken diğerleri yine tahtaya isabet etmişti.
“Güzel, gerçekten atış konusunda abartmamışlar,” dedi Yarbay dudağını bükerek. Beğenmemiş gibi yapıyordu ama memnun olduğunu anlamamak için kör olmak gerekirdi. “Buraya gel bakalım Üsteğmen!” dediğinde Elif soluğunu toparlamaya çalışarak koşar adım önüne gelip durdu. “Krav Maga da siyah kuşağın varmış diye duydum,” diye ekledi.
“Evet Komutanım,” dedi Elif kendinden emin bir ifadeyle.
“Judo da biliyormuşsun,” dedi Yarbay.
“Evet Komutanım.”
“Herhalde bunu görmek istemem seni rahatsız etmez,” dedi Yarbay.
“Etmez Komutanım.”
“Güzel,” dedikten sonra gözleriyle taburu taradı. Sonra birini seçmiş olacak ki bağırdı. “Aytunç!”
“Uzman Çavuş Aytunç Kara, emir ve görüşlerinize hazırdır Komutanım!” dedi öne çıkan bir asker.
“Gel,” dedi Yarbay. Asker koşarak geldiğinde Yarbay Elif’e baktı. Seçtiği asker taburun en iri askerlerinden biriydi. Serdar araya girme ihtiyacıyla komutana yaklaştı.
“Komutanım Aytunç Çavuş pek adil bir rakip olmaz gibi,” dediğinde Yarbay ona dikkatle baktı.
“Dağda ne zaman adalet buldun Binbaşı?” diye sordu. Elif’e dönerken bakışları sertti. “Binbaşı senin Aytunç Çavuşu yenemeyeceğini düşünüyor, sen ne dersin Üsteğmenim?”
“Emirlerinizi bekliyorum Komutanım,” dedi Elif yine kararlılıkla.
“Öyleyse açığa çıkında kimin ne olduğu ortaya çıksın,” dedi Yarbay.
Elif ve Aytunç Çavuş Yarbaydan uzaklaşırken etraflarındakilerde kenara çekildiler. Tüm tabur sessizce bekliyordu. Genç kız ayaklarını yere sağlamca basıp gardını aldı. Aytunç Çavuşa bakınca, Çavuşun onu yeneceğine dair şüphesi yok görünüyordu zira Elif Üsteğmen yapı olarak zayıf duran biriydi fakat Serdar dikkatli bakan birinin onun kaslarının oldukça sıkı olduğunu fark edebileceğini düşündü. Üstelik Elif’in bakışlarında da şüphe yoktu daha çok rakibini tartıyor ve onu nasıl yere sereceğini hesaplıyor gibiydi ancak ilk hamleyi yapacak gibi de durmuyordu. Bunu Aytunç Çavuşta anlamış olacak ki gülümsedi.
“Dikkatli ol Üsteğmen,” dedi alayla, “Sahada nezaket sürprizle biter.”
Elif cevap vermedi. Gözleri sabitti. Nefesi sessizdi ama kararlı duruyordu.
Aytunç öne fırladı. Sağ koluyla boğaza baskı kurmak üzere doğruca hücum etti. Tek hamlede kontrol altına alma hedefiyle hareket etmişti. Elif onun hızına ve ağırlığına karşı geri çekilmedi.
İlk refleks: Krav Maga karşı kilitleme bloke etti. Yana çekilmeden, baskıyı göğsünde sönümledi. Bu sarsılmasına neden oldu ama duruşunu bozmadı. Serdar’ın kaşı kalktı, Çavuş elbette tüm gücüyle vurmamıştı ama rakibi küçümsemek her zaman bir hataydı. İkiliyi incelemeye devam etti.
Savunma dönüşü: Dizle karın itişi.Aytunç’un üst bedenine sert bir diz darbesiyle mesafe açtı. Tam bu sırada onun dengesini bozan hamle geldi.
Karşı hamle: Judo “ippon seoi nage” — omuz üstü atış.Elif vücudunu yan döndürüp Aytunç’un kolunu kavradı bir hamleyle omzundan ileri çekti. Koca beden toprak zemine sarsılarak serildi.
Serdar kendi timinde bunu böyle bir doktor yapsa ıslık çalardı. Hatta timinin hepsi ıslık çalardı ama kendi timinde değildi ve taburda sessizlik hakimdi. Yarbay bile bunu beklemiyor olacak ki hiçbir şey söyleyememişti. Genç kız başında hamle yapmasını hazır pozisyonda bekliyordu. Aytunç Çavuş yerden kalkarken şok içindeydi. Yarbaya baktı adam ancak o zaman kendini toparlayabildi.
“Sen yerine geç Çavuş,” dedi Yarbay “Göreceğimizi gördük,” derken ellerini arkasına attı. “Anlaşılan dosyan şişirilmemiş Üsteğmen,” dediğinde Elif üzerini düzeltip esas duruşa geçti.
“Evet Komutanım.”
“Peki gidebilirsin,” dedi Yarbay. Elif selam verip yanlarından ayrılırken Yarbay ardından bakıyordu. Tüm taburun ardından baktığı gibi hayretler içindeydi. Herkesi etkilemeyi başarmıştı ki Serdar o kadarda şaşırmadığını hissediyordu. Tuğgeneral elbette kızını iyi yetiştirmiş olmalıydı o bir asker çocuğuydu. Kendi komutanının kızını bizzat eğittiğini hatırlayınca Tuğgeneralin ona dosyada olmayan neler öğrettiğini henüz bilmediklerini düşündü. Genç kız alanı terk ettiğinde Yarbay adeta kükredi. “Aytunç!”
Taburdan gülüşme sesleri gelirken Serdar’da gülümsedi. Genç kız büyük bir baskı altında sıkı bir sınav vermiş ve rüştünü ispat etmişti. Serdar yanılmadığını hissetti, Elif amansız bir yapıya sahipti. Elif’le ilgili tek sıkıntı sahaya çıkmamak için babasını kullanıyor olmasıydı. Zira babası daha geldiği ilk gün Ziya’yı aramıştı. Ziya’nın o günden beri heyheyleri tepesindeydi.
Yarbayın, Aytunç Çavuşa bir ay yetecek azarını taburca dinledikten sonra onun gitmesiyle hepsi rahat bir nefes aldı. Yusuf yanına geldiğinde çoktan askerlerin fısıltıları hafif bir uğultu yapmaya başlamıştı.
“Hiç ummazdım,” dedi Yusuf şaşkınlığı üzerinden atamamıştı. “Kızı bizim tabura komando olarak bile alabiliriz.”
“Babası varken o biraz zor,” dedi Serdar keyifle.
“Koca adamı oyuncak ayı gibi yere fırlattı,” dedi aynı şaşkınlıkla.
“Attı,” dedi Serdar. Dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme vardı.
“On beşte on iki çok iyi lan!” dedi yine aynı hayretle.
“Kızın derecesi var dedi Ziya, unuttun mu?” diye sordu Serdar.
“Yine de beklemiyordum ne yalan söyleyeyim,” dediğinde Serdar onu başıyla onayladı.
“Bende beklemiyordum doğrusu,” dedi sonra buraya geldiğinden beri ilk defa güldü “Yarbayda hiç beklemiyordu,” dedi. Yusuf’ta güldü.
“Az kalsın öne atılıp Çavuşu tutacaktı,” deyip kahkaha attı.
“Yaman kızmış,” dedi Serdar dilini tutamayarak. Ancak devamını getirmedi, arkadaşının öyleymiş dediğini işitti ama sohbeti devam ettirmedi. Elif herkese buraya gelmeyi hak ettiğini ispatlamıştı. Onun yerinde kim olsa o üç atışı belki daha fazlasını da kaçırabilirdi. Serdar istemsizce tekrar güldü koca taburu şok etmişti hem de o cüsseyle.