Bölüm 4

1349 Kelimeler
22 Kasım Şırnak – 4. Komando Tugayı- 12:15 “Buraya geldin ama boşuna umutlanma Elif, uslu uslu revirinde otur gelene bak yeter,” demişti babası odasına gittiğinde. “Birde lojman istemişsin, ses etmeyeceğim, sana verilen evi gördüğün zaman zaten kendin çıkmak isteyeceksin.” Elif zihninde babasının sözleri çınlarken çayını doldurdu. Masaya oturup kahvaltısını yapmaya başladı. Tugay reviri öyle bir hastane gibi değildi ama acil bir durumda aynı anda iki hastaya müdahale edilebilir ve hatta ameliyata alınabilirdi. Onunla çalışacak beş doktor vardı. Elif 1. Komando Tabur Tabibi olarak görev yapacaktı. Onun gibi iki tabur tabibi vardı ancak birinin sahada o kadar da iyi olmadığı anlaşılmıştı ve diğeri ise artık bu tabura ayak uyduramıyordu. Elif burada hiç kimse tarafından istenmediğini hemen anlamıştı. Öncelikle babası istemiyordu, en azından saha subayı olarak istemiyordu. Binbaşı Ziya görmeye bile tahammül edemiyordu, diğer tabur tabipleri açıkça onu küçük görüyorlardı ve öyle görünüyordu ki meslektaşları onun baba torpiliyle buraya geldiğini düşünüyordu. En azından Binbaşı onu meslektaşlarıyla tanıştırırken Elif böyle sezmişti. Aslında bugün de göreve başlamayabilirdi zira daha yeni taşınmıştı ve dün annesiyle yaptığı temizlik onu yormuştu. Ancak Elif doğası gereği beklemeyi sevmiyordu, insanlar hakkında daha fazla konuşamadan ki konuşmaya devam edeceklerdi, onlarla yüzleşmek istiyordu. Çabucak yaptığı kahvaltının ardından hemen sofrayı toplayıp üzerini giydi. Başına yeşil kepini takıp ayna da kendisine baktı. O asker olmak istemişti tıpkı abisi gibi… Fakat babası ve annesi buna izin vermemişlerdi abisine izin vermedikleri gibi. Babası çok zeki olduğunu ve devletine daha farklı hizmet etmesi gerektiğini söylemişti. Elif’te onu dinlemiş doktor olmuş ve orduya doktor olarak katılmıştı. Genç kız orduya katılana kadar hiçbir sorun yaşamamışlardı ama babasıyla arası ona haber vermeden orduya katıldığında bozulmuştu. Derin bir nefes alıp evden çıktı. Sonra evi havalandırmadığını hatırlayıp geri girdi. Hızlıca odasının ve salonun pencerelerini yarım açıp tekrar çıktı. “Günaydın Üsteğmenim,” diyen sesle Elif yukarı baktı. Binbaşı Bora’nın eşi Gülnihal hemşireyi görünce gülümsedi. “Günaydın Gülnihal hemşire nasılsınız?” “Teşekkür ederim iyiyim, revire mi gidiyorsunuz?” “Evet,” dedi Elif. “Sizde erkencisiniz sanırım birlikte gidelim isterseniz?” “Sevinirim,” dediğinde Gülnihal hemşire gülümsedi. Eşinin Bora Binbaşı olduğunu annesi söylemişti. Birlikte apartmandan Şırnak’ın soğuk havasına çıktıklarında Elif montuna sarıldı. “Burası kışları çok soğuk olur, daha önce Kastamonu’da olduğunuzu duydum. Buraya bakarak orası cennet gibi olmalı,” dedi Gülnihal Hemşire. “Evet bu kadar soğuk değildi,” deyip gülümsedi. “Alışana kadar biraz dinlenseydiniz göreve hemen başlamanıza gerek yoktu aslında,” dedi Gülnihal Hemşire, “Yanlış anlamayın ama kimse sizden daha yeni atandığınız bir yere hemen başlamanızı beklemez.” “Kimsenin beklentisini umursamıyorum Gülnihal Hemşire, taşındım, yerleştim ve iş başı yapmak için hazırım,” dedi gergince. “Yanlış bir şey söylemedim umarım,” dediğinde Elif gülümsemek zorunda hissetti. “Hayır söylemediniz ben sanırım fazla sert çıktım üzgünüm,” dedi. “Sizi anlıyorum,” deyip o da gülümsedi. Birlikte sessiz geçen yolculuktan sonra sağlık merkezine ulaştılar. Nöbetçi doktor ve hemşirelerle selamlaştı, ona ayrılan odaya geçip montunu astı. Ardından kendisinden önceki doktorun hasta dosyalarını çıkarıp incelemeye başladı. Saat dokuza doğru tek tek diğer doktorlar ve hemşirelerde gelirken gece nöbetine kalan doktorun çıktığını işitti. Saat on gibi ise hastalanan, muayeneye gelen askerlerle ilgilenmeye başladılar. Öğle arasına kadar süren mesainin ardından öğle yemeği için çıkmaya hazırlanıyordu ki kapısında Gülnihal hemşire belirdi. “Üsteğmenim yemeğe geçiyordum da gelmek isteyip istemeyeceğinizi bir sorayım dedim,” dedi. Elif, hemşireye baktı kendisiyle iletişim kurmasını belki de babası istemişti ya da annesi rica etmişti. “İçeri girip kapıyı kapatır mısınız Gülnihal hemşire?” dedi. İçeri girerken meraklı görünen kadın otuzlu yaşlarındaydı. Oldukça yumuşak yüz hatlarına sahipti. Ona bakan biri hep gülümsediğini ve hayatında hiç öfkelenmediğini düşünürdü. Sarı saçlarını at kuyruğu yapmıştı, mavi gözleriyse her zaman ışıl ışıldı. Ancak yumuşak yüz hatlarına sahip olmasına rağmen duruşundan kendine güvendiği ve oldukça zeki biri olduğu hemen anlaşılıyordu. “Bunu yapmak zorunda değilsiniz Gülnihal Hemşire, hakkımda ne düşündüğünüzü biliyorum. Rica minnetle benimle arkadaşlık etmek zorunda değilsiniz,” dedi Elif elinden geldiğince kırıcı olmamaya çalışarak. “Açıkçası kimsenin ricası ile kimseyle arkadaşlık etmedim Üsteğmenim, sanırım size atanacak hemşire de ben olacak gibiyim,” deyip gülümsedi “anlayacağınız biz bir takım sayılırız artık. Ayrıca sizi sevdim, bunun bir nedeni çok yakın bir arkadaşımı hatırlatıyorsunuz bana bir diğer nedeni de size haksız itham yapıldığını düşünüyorum. Siz suçlu çıkana kadar yeni tanıştığım herkese yaptığım gibi önce tanışmak istiyorum. Anlaşamazsak arkadaşlık etmeyiz ama önce tanışmamız gerektiğini düşünüyorum,” dediğinde Elif utandığını hissetti. “Sanırım bende sizin hakkınızda haksız ithamda bulundum,” dediğinde Gülnihal hemşire göz devirdi. “Fazla testosterondan bunlar hep, az kız kıza takılalım geçiyor,” dediğinde Elif gülümsedi. Bilgisayarını kapatıp boynundaki stetoskobu masasına bıraktı. Telefonunu cebine atıp ayağa kalktı. “Gidip karnımızı doyuralım o zaman,” dedi sonra merakla ekledi “yemekler nasıl çıkıyor?” “Babanız gelmeden önce iyi değildi ancak Tuğgeneral askerleriyle yemeyi seviyor ve o geldiğinden beri yemekler üst düzey inanın bana,” dedi Gülnihal hemşire gözlerini açarak. “Bunu duyduğuma sevindim,” dedi Elif sonra konuşmayı devam ettirebilmek için ekledi. “Bora Binbaşının eşi olduğunuzu duydum.” “Doğru duymuşsunuz Üsteğmenim, üç yıldır bu görevdeyim,” deyip kıkırdadı. “Nerede tanıştınız?” diye sorduğunda Gülnihal hemşire omuz silkti. “Burada tanıştık sonra da evlendik,” dedi. “Nasıl tanıştınız?” diye sordu Elif gülümseyerek. Gülnihal hemşire kıkırdadı. “Bunu anlatmamdan hoşlanmıyor ama kıl dönmesi ameliyatı olmuştu ve onun pansumanına sürekli ben denk geliyordum,” dediğinde Elif kahkaha attı. Tam o anda biriyle çarpıştı. Aslında Elif dikkatliydi ama tam köşeyi döneceklerdi, geldiğini görmemişti. Pek çok şey sıralayabilirdi ancak dengesini kaybettiğinde adamın ona uzanan kollarına tutundu. Beline dolanan elleri onun dengesini kurmasına yardım ettiğinde başını kaldırdı ve o anda onu gördü. Kahverengisi yeşil istilasına uğramış gözleri sert ve ciddiydi. Kaşlarının arasında iki derin çizgi çokça kaş çattığını haykırıyordu. Simsiyah kaşları bir erkek için bile fazla düzgündü. Güneş yanığı yüzü parlak ve bir askere yakışır şekilde tertemizdi. Kemerli burnu sert yüz hatlarına rağmen dolgun dudakları fazla davetkardı. Bir andı aslında ama o bir anda Elif kalbinin içine akan sıcak sıvının sanki damarlarında çağlayan kan değil de başka bir şey olduğunu sandı. Kalbine dolan kan dışında başka bir şeyler vardı. “İyi misiniz Üsteğmenim?” Adamın erkeksi sesini duyduğunda Elif kendini toparlayıp kollarından çıkmak için bir adım geri attı. Esas duruşa geçerken başını dik tutmaya çalışıyordu. “Özür dilerim Komutanım dikkatim dağılmıştı,” diyerek özür beyan etti. Ancak o zaman adamın yalnız olmadığını fark edebildi. “Niye koca adamı göremeyecek kadar kör müsün Üsteğmen?” Binbaşı Ziya’nın sert sesi ve daha sert üslubu Elif’in gerilmesine neden oldu. “Hayır Komutanım.” “Dikkatini dağıtan neydi?” diye sordu üstten bir tavırla. “Kocamın kıl dönmesi Komutanım,” dedi Gülnihal hemşire. Bu yanlarındaki diğer askerin kıkırdamasına neden oldu. “Bu oldukça dikkat dağıtıcı Gülnihal hemşire,” dedi gülen Binbaşı. “Ulu orta böyle gizli bilgileri paylaşmıyordunuz aslında,” diye devam etti. “Sağlık raporu Furkan Binbaşım,” dedi Gülnihal hemşire cevap olarak. “Anlaşıldı, yemeğe gidiyordunuz herhalde,” dedi adının Furkan Binbaşı olduğunu öğrendiği asker. “Evet Komutanım,” diye cevap verdi Gülnihal’le birlikte. “Bizim tabur tabibimizsiniz sizsiniz sanırım Üsteğmenim,” dediğinde Elif duruşundan ödün vermeden cevapladı. “Üsteğmen Elif Yalçın 1. Komando Taburu Tabibi olarak atandım Komutanım,” dedi. “Memnun oldum bende Binbaşı Furkan Aslan, aynı taburda görev yapacağız Üsteğmen,” dedi. “Sağol Komutanım,” dedi Elif sertçe. “Biz sizi tutmayalım gidip yemeğinizi yiyin,” dedi. Elif ve Gülnihal selam verip yanlarından ayrılırken Elif özellikle hiçbiriyle göz göze gelmemeye çalıştı. Nihayet uzaklaştıklarında bir şey söylemesini beklemeden Gülnihal konuşmaya başladı. “Furkan Komutan çok iyidir eşiyle de tanışırsın bir gün dünya tatlısı biri. Arkada hiç konuşmayan Binbaşı Yusuf’tu genelde sahadaki görevleri o yürütür o da iyidir ama göreve çıktığında canavara dönüştüğü söyleniyor,” deyip kıkırdadı. “Çarpışıp soluksuz kaldığında yeni geldi cezalı bir Bordo Bereli. Neden burada olduğuna dair spekülasyonlar dönüyor ama henüz hiçbiri kesin değil. Tek bildiğimiz kiminle göz göze gelse ciğerini görüyormuş gibi baktığı,” dedi fısıldayarak. “Adı ne?” diye sordu Elif merakla. Bu Gülnihal’in tekrar kıkırdamasına neden oldu. “Soluksuz kaldığını inkâr etmiyorsun yani?” dediğinde Elif itiraz edecekti ki elini şöyle bir salladı “Binbaşı Serdar Yılmaz,” dedi. Birlikte yemekhaneye giderlerken Elif içinden tekrar etti, Binbaşı Serdar Yılmaz…
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE