21 Kasım
Şırnak – 4. Komando Tugayı – 08:12
3. turları bittiğinde yeteri kadar ısınmışlardı ama koşmaya devam ettiler. Formda kalmak için rutine uymaları gerekiyordu. Gerçi Ziya onlar kadar dirayetli değildi ama ayak uyduruyordu. Onu zorlamamak için onun katıldığı koşularda hafif bir tempo tutturuyorlardı.
“Dün senin doktor gelmiş,” dedi Furkan sessizliği bölerek.
“Geldi,” dedi Ziya homurdanarak.
“Nasıl korktuğun gibi biri mi?” diye sordu Yusuf merakla ve ekledi. “Sence sahaya çıkmak konusunda zorluk çıkarır mı?”
“Eğitimleri çok iyi, raporunu görmelisiniz biçilmiş kaftan. Mesleki olarak da harika biri ama Tuğgeneral geldiğini öğrendiği anda beni aradı. Biraz alışsın hemen sahaya yollama dedi.”
“Erken gelmiş,” dedi Furkan “bir iki hafta daha gelmez diyordun.”
“Evet bende şaşırdım.”
“Erkek doktor mu yokmuş neden onu göndermişler hala anlamıyorum,” dedi Yusuf.
“Dedim ya raporunu görmeliydiniz gerçekten çok iyiydi. Kızın atışta Türkiye dereceleri var üstelik çocukluğundan beri yakın dövüş sporlarıyla ilgilenmiş. Siyah ve kahverengi kuşakları var. Üstelik çok zeki tıbbiyeyi Türkiye derecesi yaparak kazanmış. Okulunu da dereceyle bitirmiş. Orduya katılmasaydı havada karada kapılırdı. Saha eğitiminde hocalarını mest etmiş. Raporda övgüden geçilmiyordu.”
“Tuğgeneralin kızı o kadar olur,” dedi Furkan gülerek.
“Gene de bir başkasını tercih ederdim,” dedi Ziya hayıflanarak.
“Neden bir şey mi dedi gelir gelmez?” diye sordu Serdar sessizliğini bozarak.
“Hayır demedi ama demesine de fırsat vermedim zaten,” dediğinde hepsi bir an ona baktılar.
“Ne var? Buraya neden gönderildiğini bilmesi gerek, kimsenin mızmızlanmasını kaldıramayız,” dedi kendini savunur gibi.
“Gelir gelmez babasını görmeye gitmiş diye duydum,” dedi Furkan. Nedense keyfi yerindeydi.
“Senin de duymadığın yok,” diye homurdandı Ziya.
“Duyduklarımı bir bilsen,” deyip kahkaha attı. “Onu karşılayan asker bayılmış ona, ben artık sürekli üşütür hasta olurum diyordu.”
“Niye çok mu beğenmiş?” diye tersledi Ziya “Evli olduğunu hatırlatmama gerek var mı?”
“Yok, gül gibi karım var benim oğlum, bekar olan sizsiniz,” deyip sırıttı “güzel olduğunu duydum,” dedi kıkırdayarak.
“Dünyanın etrafında döndüğünü sanan şımarık bir kız işte. Gelir gelmez babasının yanına çıktı sonra babası beni arıyor hemen dağa gönderme diye. Ne anladım ben bu işten? Ben kızı tehdit ediyorum babası bana aba altından sopa gösteriyor. Güzel olsa kaç yazar benim askerim dağda tek kaldıktan sonra,” dedi nihayet içindekileri hoyratça ortaya koyarken. “Tamda korktuğum gibi babasının yanında rahat rahat çalışmak için gelmiş buraya. İşimiz gücümüz yok, can derdiyle uğraştığımız yetmiyor gibi bir de küçük hanımla uğraşacağız.”
“Zaten erken gelmiş bir iki hafta bekleyecektin yine bekle Binbaşım, özünde değişen tek şey burnunun dibindeyken beklemen gerekmesi,” dedi Yusuf arkadaşını sakinleştirmek için.
“Kıl oluyorum onun bunun adının arkasına saklanıp iş tutmaya çalışanlara,” dedi Ziya sakinleşmeye çalışırken.
Tugaya giren kamyonla herkes o tarafa baktı. Belli ki yeni doktorun eşyaları gelmişti. Oldukları yerde durup kamyonun lojmanlara doğru yavaş yavaş ilerlemesini izlediler. Bu arada Ziya soluğunu düzenlemeye çalışıyordu. Serdar’ın kaşları çatıldı.
“Babasının yanında kalmayacak mı?” diye sordu Ziya’ya dönerek.
“Burada şu bizim lojmanın alt katındaki boş dairede kalacakmış,” dedi Ziya tiksinir gibi yüzünü buruşturdu.
“Orası çok kötü, bizim lojmanda boş bir daire vardı halbuki,” dedi Furkan düşünceli bir şekilde.
“Yer işgal ettiği yetmiyor bir de iyi bir daireyi mi verselerdi Binbaşım? Babasının konforlu dairesinde kalır gene bakma ayrı daire istemesine dayanamaz,” dedi Ziya.
“Çok sertsin, daha kızı tanımıyorsun bile,” dedi Yusuf arkadaşına dönerek. Serdar onu başıyla onayladı.
“Eğer ben sahaya çıkmam derse siz sertliği o zaman görün,” dedi dişlerinin arasından.
“Bence o kadar kötü değil Binbaşım, onu tanıyanlar sevmiş görünüyor,” dedi Furkan.
“Göreceğiz Binbaşım,” dedi Ziya nihayet solukları düzene girmişti.
Dördününde botları çamur içindeydi. Furkan ayağını çimlere silerken homurdandı.
“Niye adam gibi koşu yolunda koşmuyoruz biz bir hatırlatın bana.”
Yusuf kıkırdadı.
“Sen toprak zeminde koşmanın bizim için daha iyi olacağını söylemiştin Binbaşım,” dedi.
“İyi halt etmişim,” diye söylendi.
Koşuyu bitirip spor salonunda duş aldılar. Görev yerlerine geçerlerken Elif Üsteğmende askerlerin yardımıyla eşyalarını hızlıca yerleştirdi. Teşekkür mahiyetinde annesinin sabah gönderdiği böreklerden ve demlediği çaydan ikram ediyordu.
“Siz çok yaşayın Komutanım,” dedi Eren iştahla böreğinden bir ısırık daha alırken “Annemin börekleri gibi hasret kalmıştım burada.”
“Benim de annem yaptı börekleri afiyetle yiyin,” deyip çayından bir yudum aldı. “Teşekkür ederim koşup yetişmeseniz bu eşyalar bu kadar kısa sürede yerleşmezdi,” dedi minnetle.
“Ne demek Komutanım görevimiz,” dedi askerler.
“Neden babanızın yanında kalmadınız Komutanım, darılmayın ama bu daire biraz rutubetli gibi,” dedi adının Cenk olduğunu öğrendiği asker. Gözleri odanın duvarlarını taradı. “Buraya iyi bir boya şart Komutanım, isterseniz hafta sonu hallederiz bir elden,” dediğinde Elif kaşlarını çatarak baktı.
“Ben pek anlamam boya rutubeti önler mi?”
Cenk bilmiş bilmiş gülümsedi.
“Tamamen engel olamaz ama oldukça etkili olur. Bu binaların ısı yalıtımı var zaten, bir de iyi bir boya rutubeti büyük ölçüde keser. Yalnız havalandırmaya mutlaka dikkat etmelisiniz Komutanım, kış deyip ihmal etmeyin sakın. Rutubet sizi fark ettirmeden hasta eder,” dedi.
“Sizi yormuş olmayayım zaten o kadar eşyayı taşıdınız Asker,” dedi Elif çekinerek.
“Olur mu hiç Komutanım, bu kadar kişiyiz bir saatte bu duvarları cam gibi yaparız,” dedi.
“Tesisatı da elden geçirmek lazım,” dedi Eren.
“Hafta sonu ona da biz bakarız,” dedi Mehmet.
“Bakarız tabi ama bu böreklerden yine isterim Komutanım,” dedi Doğan.
“Siz bu işlerden anlıyor musunuz?” diye sordu Elif şaşırarak.
“Tabi anlıyorlar Komutanım, işe yaramaz adam getirmedim ki yanınıza,” deyip güldü Eren. “Bakın Mehmet elektrikçi, Doğan’ın babası su tesisatçısı bu Cenk de çekirdekten yetişme boyacı,” dediğinde Elif’in şaşkınlığı arttı.
“İçimizde işe yaramaz tek kişi bu Eren, Komutanım,” dedi Doğan. Hepsi bu laf üzerine güldüler.
“Ben iş bitiriciyim oğlum,” deyip göğsünü kabarttı Eren.
“Sahi sen ne iş yapıyordun Eren?” diye sordu Elif merakla.
“Köylüyüm ben Komutanım, çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşırım,” dedi Eren.
“Gundi bu Komutanım,” deyip gülüştü askerler. Elif, Eren’in alınmadığını görünce o da güldü.
“Bakmayın siz onlara Komutanım, elimden her iş gelir hamdolsun.”
Eren’in mertçe yüreği Elif’in gülümsemesine neden oldu. Onlar için doktor olmuştu, onları yaşatabilmek için girmişti orduya. Şimdi düşününce geçmişte yaşadığı sıkıntılara şükrediyordu.
Kapı çaldığında Elif müsaade isteyip kalktı askerlerin yanından. Kapıyı açtığında annesini gördü annesinin gelmesiyle de askerler apar topar çıktılar elbette börekler için teşekkür etmeyi de unutmadılar. Elif annesiyle temizliğe girişirken aynı zamanda annesinin söylenmelerini de dinlemesi gerektiğini biliyordu ama ses etmedi.