Sanırım bir öpücüğün hemen ardından yaşanacak birçok şey vardı, birçok duygu geçişi. En azından bu kalp durduran temastan sonra ben birkaç cümlenin, dokunuşun onun ardından çıkacağını düşünmüştüm ama tabii ki öyle olmamıştı. Asya Soylu varsa, işler asla tıkırında gitmezdi.
Başıma feci derecede giren ağrıyla bir anda kendimi kasılırken bulmuştum. Bu öyle büyük ve sertti ki sanki kafamı defalarca kez aynı yere çarpıyordum. O araba yine arabama çarpıyordu, ben yine dengemi yitiriyordum ve defalarca kez yanımdan geçip giden arabaya kafamı çarpıyordum. Bu ne kadar sürdü hesaplayamadım bile. Önce ağrı, ardından keskin bir mide bulantısı. Gözlerim yuvalarında döndü, bedenimin arkaya doğru savrulduğunu ve gözlerimin en son gökyüzünü gördüğünü fark edebildim. Belimi kavrayan elleri hissetmesem kendimi dönme dolaptan düşen ve o vahşeti yaşayacak kız olacağımı sanabilirdim.
Dönme dolapta kendimden geçtim, her yer karardı ve belki de ilk kez zihnimdeki bütün sesler beni terk etti. Her zaman konuşan, oradan oraya koşturan, hayatını zirvede yaşayan Asya Soylu. Belki de talihsiz bir kaza ölümüme neden olacaktı, ne diyebilirdim. Felaket tellalı gibi kızdım. İnsan hep böyle anlarda onu ölümün kucaklayacağını sanır değil mi? Ben de öyle sanmıştım.
Tabii ki yanıldım.
Yeniden gözlerimi açtığımda hastane odasındaydım. Başımdaki ağrı asla geçmemişti ve midemdeki bulantı hala varlığını koruyordu. Gözlerimi açar açmaz yanı başımda dikilen kalabalığı görmüştüm.
Sol tarafımda Buse, hemen yanında Egemen. Sağ tarafımda Arda, onun hemen yanında Kuzey. Ayak ucumda Uzay... Onun burada ne işi var bilmiyorum ama ilk fırsatta ağzına ayağımı sokabilirdim. Nisan ve Murat yoktu çünkü onlar İstanbul'a gitmişlerdi.
"Uyandın!" diye çığırdı Buse, sanki bir ses dalgası gibiydi ve beynime çarptığı gibi ağrı şiddetlendi. Ah, gerçekten her dakika daha da kötü oluyordu bu. "Öleceksin sandım."
"Ne ölmesi be." diye çıkıştı Arda, üstümden uzanıp Buse'nin kafasına vurdu. "Asya'dan bahsediyoruz, lafını dahi etme."
"Kes çeneni be." diye homurdanarak bana doğru eğildi Buse, görüşümün biraz bulanık olduğunu itiraf etmem gerekirdi. "Asyaliçem." Bebek gibi konuşuyordu ve şu an normal bir halde olsam onunla fena alay ederdim. "Nasılsın Kıta'm?"
"Kıta diyen ağzını büzecek kadar iyiyim Buse." diye homurdandığımda gülerek yerinde zıpladı ve ellerini birbirine çarptı. Hemen ardından Arda'ya el hareketi çekti. "Bak, iyiymiş işte. O kadar ağladın, boşuna demiştim ben."
"Ağladı mı?" diyerek Arda'ya döndüğümde dolu gözlerini sildi, duygulanmıştım bak. "Sen benim öleceğimi mi sandın?"
Onunla alay ettiğimde elini kaldırdı, tam bana vuracaktı ki Kuzey onun elini havada yakaladı. Arda kasıla kasıla ona doğru döndü. Arda bana vurmazdı, şu durumda şakayla bile yapmazdı bunu. Sadece kaldırıp, muhtemelen hemen ardından havada savuracaktı. Kuzey ise bu hareketi yaparak resmen şu anda, tam da bu dakika da kendine bir düşman edinmişti. Bunu biliyordum, Arda'yı çok iyi tanıyordum.
"Sen Asya'yı benden mi korudun az önce?"
"Yaptım galiba." diyerek elini çekti Kuzey, ona bakınca nedensiz gülesim geliyordu. Her ne kadar onunla çatışmaya bayılsam bile tatlılığını inkar edemeyecektim. Hele ki bütün bunlar olmadan önce öpüştüğümüz ve ona olan hislerimi kabullendiğimi düşünürsek. Son anımız olsaydı eğer, bu çok güzel bir an olurdu Kuzey.
"Belki de gitme vaktiniz gelmiştir." dedi Arda, yalandan sırıttı. "Asya uyandı, daha fazla kalabalık etmeyin."
Kuzey'in kaşları çatıldı, kaos kokusu alıyordum.
"Onu bırakmam." O anda Egemen ve Buse aynı anda uğuldadılar. Arda ise sanki daha da kasılmıştı. Hayır, birazdan Arda katil olacaktı ve ben de daha yeni kavuştuğum aşkımdan olacaktım...
"Sen tam olarak kim oluyorsun?" diye sordu Arda, her şeyden habersizdi ve bu tepki çok normaldi. Kuzey ve Egemen'le geçirdiği sürede epey kısıtlıydı. Beni her durumda koruma içgüdüsü ise şu an belirgin bir şekilde devredeydi. Kuzey, Arda'yı karşısına almasa iyi ederdi çünkü tam her şeyin yoluna girme ihtimali varken bunu yaparsa önümüze duvarı bu kez o çekmiş olurdu.
Fenalık geçirecektim.
"Asya Hanım..." diyerek odaya giren doktor bütün kaosu yarıda kesmeye yetmişti. Arda sağlığımla o kadar ilgiliydi ki hemen hemşireye odaklanmıştı ve Kuzey'i tamamen unutmuştu. İyiydim, gerçekten. Bana bir ağrı kesici, biraz serum, azıcık da morfin verseler yeterdi...
"Erken uyandınız, biraz daha uyuyacağınızı düşünmüştük. Malum, kötü bir kaza atlatmışsınız."
"Evet..." diye hayıflandım, doğrulmaya çalıştım. Buse ve Arda bana aynı anda yardımcı oldular, doğruldum ve arkamdaki yastığa yaslandım. "İyi hissediyorum ama, ne zaman çıkabilirim?"
"Hastaneden çıkışınızı yapabilirsiniz ama bir sorun var, büyük bir sarsıntı geçirdiniz. Önlem açısından en azından yirmi dört saatliğine uyumamanız gerekiyor. Aksi bir durumda ise hastaneye gelmelisiniz."
"Ne?" dedim afallamış gibi, benimle birlikte diğerleri de afallamıştı. "Yirmi dört saat mi?" Gözlerim şaşkınlıktan kocamandı. "Mümkün değil o kadar uyanık kalamam."
"Sağlığınız için." dedi doktor, gülümsedi. "Önlem almalıyız?"
"Almazsam ne olur, yani uyursam?" diye sorduğumda derin bir iç çekti. "Beyin kanaması geçirebilirsiniz ve uyuyor olduğunuz için geç kalırız."
"Çok güzel." diye homurdandığımda Kuzey öne çıktı. "Sorun yok, biz onu yirmi dört saat uyanık tutarız."
"Biz?" diye sorarcasına konuştu Arda ama onu kolundan tutarak daha fazlasını yapmaması için durdurdum. Bu tepkimden sonra dudaklarını birbirine bastırırken derin bir iç çekti ama kaba bakışlarını Kuzey'in üzerinden çekmedi.
Bir süre sonra hastaneden çıkışımı yaptık, birlikte eve geçtik. Bana mükemmel davrandıklarını söylemem gerek var mıydı? Resmen etrafımda tur dönüyorlardı ve ben o an fark ettim. Bu benim için çok büyük bir fırsattı. Onlara hayatlarının eziyetlerini çektirebilirdim. Hem de öyle bir eziyet ki gün sonunda keşke geberip gitseydin Asya diyebilirlerdi.
Kendi kendime bu fikre sırıtırken Arda sırtıma elini bastırıp beni öne doğru itti ve hemen ardından arkama yastık koydu. Bahçedeydik, akşamdı ve hava çok güzeldi. Buse hemen çaprazımda oturuyordu, Arda da yan tarafıma oturmuştu ki derin bir iç çekerek bahçenin diğer ucuna baktım. Kuzey'den ses seda yoktu, bu biraz şaşırtıcıydı doğrusu.
"Susadım." diyerek kafamı Buse'ye doğru çevirdiğimde bir hışımla ayağa fırladı. "Ben getiririm Asyoloji."
Hemen içeri doğru koşturduğunda arkasından sırıttım ama o sırada Arda ile göz göze geldim. Bana gözlerini kısmış, şüpheyle bakıyordu. Eğer onlara çektireceğim eziyetin ucundan yakalarsa beni fena pataklardı.
"Ah..." dedim ve derin bir iç çekerken yorgun bir tavırla gözlerimi kıstım. Esnedim, elimi dudaklarıma bastırdım. "Çok uykum geldi."
"Saçmalama." dedi bir anda ve beni omuzlarımdan yakaladı. Bir anda sarsmaya başladı. "Uyuyamazsın, daha yirmi üç saat on dokuz dakika var."
"Ya yirmi üç saat elli dokuz dakika ayakta kalıp son dakika uyursam?" Ona sorarcasına baktım. "Ölür müyüm?"
Bir an bu söylediğimi düşündü, ağzı düşünürken yarım açık kalmıştı. Onun bu halinden o kadar zevk aldım ki tam kahkahayı patlatacağım anda kulağımın dibinde patlayan sakızla yerimden sıçradım. Ardıma döndüğümde hayatımdaki en saçma insanı, yani Uzay'ı görmüştüm. Bu çocuk gerçekten benden ne istiyordu ve ne ara çiti aşıp yanımıza gelmişti. Sanırım bu kez oradan gelmemişti.
"O sakızı alır senin gö-" Arda elini ağzıma bastırarak beni susturdu. Uzay ise sırıtarak çaprazımdaki koltuğa oturdu, ayaklarını sehpaya doğru uzattı.
"Ben eve gitmenin kısa yolunu buldum." dedi ve göz kırptı. "Bundan sonra senin evden geçeceğim, bir sokak daha dolanmayacağım."
"Sana sokağı dolar, doladıklarımı gö-"
Arda bir kez daha ağzımı kapattığında bu kez onu resmen tokatlamıştım. Uzay'a rahat rahat küfür de edemiyordum. E, ne anlamı kalmıştı bu saçma hastalığın? Ya son anlarım ise, ya ben öleceksem... Hiç düşünmüyorlardı bunları.
"Öleceğim ben." dedim, dudakları aşağı doğru hüzünle bükülmüştü. "Bırak da küfür edeyim dinozor bebesi."
"Deme şöyle." derken omuzları çöktü. "Kötüyü çağırmayı kes."
"Aman." Öne doğru uzandım ve sehpanın üstündeki yarım elmayı aldım. Onu tam Uzay'ın kafasına atmak için havaya kaldırmıştım ki biri elimi yakaladı ve elmayı avuçlarımın içinden resmen söküp aldı. Arkama doğru küfür mırıldanarak döndüğümde istemsiz, dile getirmeden beklediğim kişiyi, yani Kuzey'i gördüm.
Son anlarımız ne kadar da tapılasıydı Kuzey.
Ah, deliriyor gibi hissediyordum. Kalbimin bu şekilde çarpması hiç normal değildi. Ölecek gibiydim.
"İyi misin?" diye nazikçe sorarak koltuğun kenarına oturdu. Gözleri üzerimdeydi ama ben başka gözlerin de üzerimizde olduğunu biliyordum. Nefretle Kuzey'e bakan Arda'yı, ship diye tutturan Uzay'ı az çok tahmin edebiliyordum.
"İyiyim." dedim kısaca, dönüp Arda'ya bakmak istedim ama çok zordu. Kuzey'le epey yakındık ve bu yakınlığı da bozmak istemiyordum. Aslında sabah olanları konuşabilsek, öpüşmenin devamı gelebilse ne güzel olurdu. Hem ona verdiğim söz tamamlanmamıştı, biz yarım kalmıştık ve benim içimden bir ses bu yarım kalmışlığı telafi etmem gerektiğini söylüyordu.
Bu gece ben de uyumayacağım." dedi, dudağının kenarında muzip bir gülümseme dolandı. "Seninle sabahlayabiliriz."
Ben ona bir cevap veremeden Arda atladı. "İstersen benimle sabahla Kuzey, nasıl fikir?"
Kuzey dudaklarını çarçabuk ıslatırken Arda'ya doğru döndü. Gerilmişti ama Arda kadar değildi. Sanki Arda'yı bu konuda o kadar da takmıyordu. Açıkçası bilmeliydi ki, Arda için her şeyi yapardım.
"Asya'nın sağlığı için." diye kelimelerin üstüne basa basa konuştu Kuzey. "Bunun için gönüllü olan herkes sabahlayabilir."
"Doğru." diyerek araya girdi Buse, önce elindeki bardağı bana doğru uzattı. Geçip Uzay'ın yanındaki boşluğa oturdu. "Sırayla nöbet tutabiliriz, böylece uyuyakalma riskini göze almamış oluruz."
"Daha iyi bir fikrim var." diyerek yanımıza yaklaştı Egemen. Herkesin bütün bakışları sorgularcasına ona doğru dönmüştü. Bundan zevk almış gibi kollarını iyi yana açtı ve gözlerini hepimizin üzerinde tek tek gezdirdi.
"Ne fikri?"
"Bu gece..." dedi Egemen, bakışları soruyu soran Buse'nin gözlerindeydi. "Hiçbirimiz uyumayacağız, hayatımızın en güzel gününü geçireceğiz."
"Nasıl olacak o?" diye sordum, parmağımı kafamın yanında tutup çevirdim. "Her an beynimdeki gizli çip patlayabilir ve ölebilirim."
"Senin beyninde çip yok." dedi Kuzey, Arda istemeden ona eşlik etti. "Senin beynin yok."
Arda'yı resmen tokatlamıştım. Kuzey ise normal bir cümle kurduğu için ona dokunamamıştım ama sert sert bakmayı da ihmal etmemiştim.
"Bu gece..." diye tekrar etti Egemen. "Bütün Bodrum'u ayağa kaldıracağız, mükemmel olacak ve hiç kimse uyumayacak. Ve bilin ödül ve ceza ne? Uyumayan yüz dolar kazanır, bu devirde bayağı iyi para. Uyuyan ise ceza alacak, içimizden biri cezayı verecek."
Herkesin gözlerinin ceza kısmında parladığını gördüm. Belli ki bu gece burası resmen patlayacaktı.