Maddeyi gördüğümden beri çok içerisindeydim. Sanırım Buse benim ölmemi istiyordu, bu maddenin başka bir açıklaması olamazdı. Eğer maddeyi yapmaya kalkarsam muhtemelen oracıkta geberirdim ve daha on sekiz yaşıma girmeden ve listemi tamamlamadan son yolculuğuma uğurlanırdım.
Elimi sertçe alnıma geçirdim, kendimi tokatlamak istiyordum. Aslında Buse ve Arda'yı tokatlamak istiyordum ama şu an çok uzaktalardı. Bu maddeyi yazarak ölüm fermanımı birlikte imzaladıklarına inanamıyordum. O sırada odada olan Egemen'i umursamadan Buse'yı aradım. Sövmeli, haykırmalı ve bu maddeyi sildirmeliydim. İkinci çalışta sanki hazırda bekliyormuş gibi telefonu açtığında derin bir nefes aldım ve ondan sonra sövmeye koyuldum.
"Kısım senin ölümün benim elimden olacak derken bu kadar ciddi olacağını düşünmemiştim. Sen benim yirmi metreden aşağı atlayıp beynimi akıtmamı mı istiyorsun? İzafet bile senin benim ölmemi istediğin kadar koca istemiyor be."
Buse kahkaha atmaya başladığında arkadan Arda'nın da kahkaha sesleri duyulmuştu. Birliktelerdi işte, ikisini birden sadece konuşarak öldürebilirdim. Bana bu maddeyi yazdıkları için onları öldürebilirdim. Madem ben ölecektim, bari önce onları öldüreyim.
"Sen yine Kaçak Gelinler mi izledin ya?" diye sordu kahkahalarının arasından, çok eğleniyordu. "Ne ölmeni isteyeceğim ya, bu maddeyi Arda yazdı. Eğer birine çok sövmek istersen Arda'ya söv çünkü ben masumum."
Birkaç hışırtı oldu ve hemen ardından Arda'nın anlamazlıktan gelen, kesinlikle rol kokan sesi duyuldu. "Efendim Asyoloji."
Bana taktığı ismi o an tamamen duymazdan geldim çünkü muhtemelen ölümüme sebep olacak bir maddeyle uğraşıyordum. Kaşlarımı görmeyeceğini bile bile iyice çattım. "Beni öldürüp üçlü grubu ikiye düşürmeye çalışıyorsun değil mi? Ben ölünce pijama partisi olmayacak, sırf bu yüzden bana bu maddeyi yazdın. Ne demek yirmi metre Arda? Ben daha duvardan atlayıp dizinin yarmadan duramayan bir kızım. Yirmi metreden atlayıp oracıkta can mı vereyim?"
"Senin şu çenen yok mu..." diye homurdandı. "Bodrum havası senin boş yapma seviyeni arttırmış, bu hiç hoş olmadı Asyolojiciğim." Derin bir iç çekti. "Defol git maddeyi yap, eğer yapmazsan sana madde falan yok. Bodrum da oturur, ara sokakların önünde çekirdek çitler, dedikodu yapan kadınların arasına katılırsın. En büyük maceramda yirmi metrede son buldu dersin."
Dudaklarımı aşağı doğru büktüm, beni şu an çok üzmüştü. "Lütfen başka bir madde söyle, lütfen Arda. Ben bunu yapamam."
Arda ve Buse'nin kahkahaları telefonun diğer ucundan resmen patladı. Hemen ardından ikisi birden, "Defol defol defol." dediler ve telefonu yüzüme kapattılar. Ölümümden resmen zevk alacaklardı, inanamıyordum. En yakın arkadaşlarım resmen ölmemi istiyorlardı.
Kapatmalarına rağmen telefonu ağzıma doğru götürüp sanki beni duyabileceklermiş gibi öfkeyle, "Sanki karınızı boşuyorsunuz. Asıl ben sizi boşuyorum. Boşol boşol boşol." diye bağırarak telefonu yatağa doğru fırlattım. Elimi belime doğru koydum ve bacağımı sallamaya başladım. Gerçekten ölecektim, geberecektim.
O an odada olduğunu tamamen unuttuğum Egemen, "Asya, ne oldu?" diye sorduğunda yerimde sıçramıştım. Buse ve Arda'ya sövmeye, hatta maddeye o kadar çok odaklanmıştım ki onun burada olduğunu tamamen unutmuştum. Çıldırmalarıma şahit olmuştu, bu hiç iyi değildi. Arda ve Buse'ye karşı insanoğlunun duymak istemeyeceği saçmalıkta cümleler kurabiliyordum. Normalde etrafta biri olmadığına emin olurdum ama o kadar kendimden geçmiştim ki gözümle gördüğüm adamı unutmuştum.
"Başım belada." diye hayıflandım, yatağa ilerledim ve kendimi yüz üstü üstüne bıraktım. Kendimi boğsam yeriydi, ölmek istiyordum ama yirmi metreden atlayarak değil. Bir taraflarım parçalanmamalıydı, en azından ölü bedenim güzel görünmeliydi. Boğularak ölsem fena olmazdı.
"Yardım edebileceğim bir şey var mı?"
O an kafamı yataktan kaldırdım ve ona doğru baktım. Dudaklarımda şeytani bir gülümseme yerini alırken ona gözlerimi kıstım.
"Aslında var." Olduğum yerde doğruldum ve hemen ayağa kalkıp onun karşısına dikildim. "Her şey karşılıklı değil mi Egemen?"
Beni başını sallayarak onayladı. "Evet, tabii."
"O halde benden her ne istiyorsan onun karşılığında senden bir isteğim olacak."
Tek başıma ölmeyecektim.
....
"Asya sen buradan atlarsan muhtemelen senden geriye kalan sadece parçalanmış kafa tasın olur."
Egemen'in karnına dirseğimi geçirdiğimde bir adım öne ilerledi ve yaklaşık yirmi metre aşağıdaki denize korkak gözlerle bakındı. Egemen'den beni böyle bir yere getirmesini istemiştim ve o da internetten kısaca ölüm uçurumlarını aramıştı ve beni bu korkunç yere getirmişti. Arkamızda boş bir otoban vardı, nereye gittiği hakkında en ufak bir fikrim dahi yoktu ama sanırım buranın daha da yüksek kısımları vardı. Oraya giden insanlara akıl sağlığı diliyordum. Buraya kendi hür iradesiyle gelen herkese akıl sağlığı diliyordum. Buradan denize atlayıp adrenalin patlaması yaşamak isteyen binlerce insan varmış.
Yolun iki kenarı da ağaçlıktı, geçtiğimiz açıklık ve uçurumun kenarı boştu. Eğer o ağaçların arasına girsem muhtemelen kırmızı başlıklı kızın babannesinin evini bulur, içinde de babannesi yerine onun kılığında Muhittin olurdu. Bu sanırım görüp görebileceğim en kötü görüntü olurdu. Daha kendisine katlanamazken bir de onun kılık değiştirmiş haline katlanmak... İnanılmaz zor olurdu.
Egemen bir anda beni kolumdan tuttu ve kendine doğru çekti. Bu o kadar ani oldu ki bir an tepki dahi veremedim, anlamadım zaten ne olduğunu da. Sonra onun benden başka tarafa baktığını fark ettim, arkama doğru bakındım. Bir grup genç erkek beni süzüyorlardı ve gülerek fısıldaşıyorlardı. Sanırım Egemen onları tehdit olarak görmüştü.
Boğazımı temizledikten sonra, "Bir şey olmaz." dedim ve Egemen'e baktım. "Bir grup ergen işte."
Beni duymamış gibi elimi tuttu, gereksiz bir korumacı tavrına bürünmüştü şu an. Arda'nın korumacı tavırlarına alışkındım ama Egemen'in ki biraz sıra dışıydı. Birilerini görmezden gelmek her zaman bu tür olaylar da çok daha etkiliydi ama erkekleri yine bu tür olaylarda anlamak çok zordu.
"Asya bir grup ergen dediklerin bizden büyükler ve kabul etmelisin ki biz de birer ergeniz."
O söylediğinde fark ettim. Evet, biz de birer ergendik. Ben daha on sekiz bile değildim, Egemen'in yaşını bilmiyordum ama muhtemelen benden çok büyük değildi. Yine de bu onların ergen zihinleri olduğu gerçeğini değiştirmiyordu. Gözlerimi devirerek elimi çekmeye çalıştığımda karşıdaki çocuklardan birinden gelen sesle kafamı oraya çevirdim.
"Güzelim, beraber atlayıp havada fantezi yapalım mı?"
Esmer, uzun boylu ve serseri tipli bir çocuktu. Yanındaki diğer üç arkadaşı onun saçma cümlesine kahkahalar atarak dalgalarını geçmişlerdi. Beni tutabilecek biri de olmadığına göre lafı çakmıştım. "İstersen yanıma çekiç de alayım, böylece fantezi niyetine kafanı patlatabilirim."
"Sen gel..." dedi çocuk, arkadaşları iğrenç bir şekilde gülmeye devam ediyorlardı. "Ben çekiçle fantezi yapmaya bile razıyım."
Bunun üzerine Egemen beni arkasına doğru çekti, şu an Arda'ya benziyordu. "Kızın benimle olduğunu anlamak için üç saniyeniz var."
Hayalimdeki sahnelerden birini yaşıyordum. Kitaplarda okuduğum, filmlerde izlediğim o sahne. Tam da bu anda araya atılıp, ah kahramanım demeliydim. Filmlerde ve kitaplarda kızlar söylemeden nasıl duruyordu! Ben neredeyse ortamın içine edecek cümleyi kuracaktım ki çocuklar Egemen'e doğru yürümeye başladılar, bu çok ani oldu.
Aralarından en sıskası, miniği, "Abi bu tırşık dayak istiyor galiba." dediğinde kaşlarımı çatarak, "Eğer kavga çıkarsa sen bendesin tırşıkçık." dedim. Benden korkmuş olacak ki hemen gözlerini kaçırdı ve abi dediği adamın arkasına saklandı. Ben de böyle bir tepki beklerdim zaten. Bana karşı çıksa ağzına bir tane çakardım sonra bir de yer çakardı.
Bana laf atan çocuk Egemen'e doğru yaklaştığında bir hışımla öne geçtim ve Egemen'i arkama aldım. Tabii Egemen bunu yediremedi ve hemen yanıma gelip elini önüme siper etti. Kahraman olmak böyle bir şeydi demek ki.
"Asya denize atla, buraya bunun için gelmedik mi?"
Omuzlarımı silktim. "Seni yalnız bırakacağımı mı sandın?"
"Ben hallederim." dedi, gözleri karşıdaydı. "Hadi atla, hedefini gerçekleştir."
Omuzlarımı silktim ve önümdeki kolunu ittirdim. Kavgayı durdurmak için öne geçecektim ki biri beni kolumdan yakaladığı gibi geri çekti ve hemen ardından önüme geçti.
"Asya ya kendin atlarsın ya da ben seni çekiçle atarım."
Muhittin gelmişti...