Madde 8.1

709 Kelimeler
"İnşallah bütün Muhittin'lerin kafası su balonu gibi patlar." diye bağırdım, sinirden kuduruyordum. "Sarı saçlı olanlar, saçlarını pembeye boyatmak zorunda kalır inşallah!" Ağzımdan bir hırıltı kaçtı, vahşi bir hayvandan farksız hissediyordum. "İntikam üzerine intikam almak ne demek fındık beyinli Muhittin!" Odamdaydım ve tek başımaydım. O kadar öfkeliydim ki odanın içinde bin beş yüz defa tur atmış ve bu süreçte Kuzey'e bin bir türlü hakareti ardı ardına sıralamayı başarmıştım. Ona sövmeye devam ederken bileğimdeki tokayı çekiştirip çıkardım ve saçımı tepeden dağınık bir topuz yaptım. Nefesimi öfkeyle dışarıya bırakırken telefonumu elime aldım. Sanki elime aldığım her şeyi parçalayabilecekmişim gibi hissediyordum. Deli kuvveti gelebilirdi her an. En sevdiğim Zombi oyunlarından birini açtım ve öfkemi oyunda atmaya çalıştım. Muhittin için kurduğum öldürme hayallerinin hepsini zombiler üzerinde deneyimliyordum. Bütün zombiler şu anda bana Muhittin'in aptal suratı gibi görünüyordu. Onu parçalarına ayırmak, uzuvlarını koparmak, yakmak ve yıkmak istiyordum! Oyunda en zor seviyelerden birini açmıştım. Zombilerden biri o kadar güçlüydü ki bütün şarjörü üzerine boşaltmama rağmen bir türlü ölmemişti. Onu öldürmeyi o kadar kafaya takmıştım ki bana keskin ve iğrenç tırnaklarıyla bir çizik attığında öfkeden deliye döndüm. O Muhittin'di ve ölmüyordu. Benimle savaşıyordu, beni öldürmeye çalışıyordu. "Öl öl öl!" diye haykırarak mermileri üzerine yağdırdığım sırada odanın kapısı çalındı. Bunu umursamadım, kimseyi şu an görmek ve duymak istemiyordum. Tek istediğim bu zombiyi öldürmek eve intikamımı almaktı. "Gebermezsen seni o gereksizler Kralı Muhittin'e yem ederim." diye bağırdığım sırada bana bir çizik daha attı ve canım bitti. Ekranda Fail yazısı çıktığında, zombi Muhittin tarafından öldürüldüğümde koca bir çığlık patlattım. Telefonu öfkeyle yatağa fırlatarak yerimde tepindim. Nefret ediyordum ondan, nefret! Kapı üst üste çalmaya devam ettiğinde kendimi sessiz moda aldım ve içeride yokmuş gibi davranmaya karar verdim. Ne kadar çığlık atıp bağırsam bile umurumda değildi, kapının önündeki her kimse ne düşündüğü de. Yatağa uzandım, kumandayı aldım ve televizyonu açtım. Kaçak Gelinler adlı dizinin eski bölümleri yayımlanıyordu ve buna açıkçası çok sevinmiştim. Sol ayak bileğimi, sağ ayak bileğimin üstüne attım. Şebnem dırdır ediyordu, diğerleri ona katlanıyordu. Diziye bayılıyordum ve finali beni çok üzüyordu. Finalde tüm ekip bir arabada uçurumdan aşağı düşüyordu ve gerisi yoktu. Öldüler mi kaldılar mı belli bile değildi. Böyle son mu olurdu ya, hatırladıkça deliriyordum. Ben iyi ve net son insanıydım, kötü sonlardan asla haz etmezdim. Kaçak Gelinler hakkında içsel düşüncelerim kapının önünden adımın haykırılmasıyla yarıda kesildi. O an pes ettim, oflayarak ayağa kalktım ve kapıyı açtım. Egemen kapımın önündeydi ve tek başındaydı. Yanında Muhittin yoktu ve bu iyi bir şeydi. Eğer burada olsaydı muhtemelen gördüğüm gibi kafasını yerinden koparırdım. Hayati tehlikesinin olmamasını istiyorsa benden uzak dursa iyi ederdi. Radarıma girdiği an onu parçalara ayırırdım. "Nerede senin o sarı kafalı arkadaşın?" diye öfkeyle sordum. Egemen'e karşı onun boyundan girip posundan çıkabilirdim. Hatta mümkünse onunla işbirliği yapıp, Muhittin'i kaçırıp sonra da işkence edip öldürebilirdik. Çok güzel olurdu... Egemen gülerek, "Onu boş ver şimdi, ben senden bir şey isteyecektim." dediğinde çattığım kaşlarımı serbest bırakırken kaldırdım. Yine benden bir şey isteniyordu, ah ne kadar da şaşırtıcıydı. O kadar sahte sevgili rolü yaptığım yetmiyordu tabii. "Bir saniye içeri gir." diyerek kapının önünden çekildiğimde buna şaşırmıştı. İçeri girdiğinde ben de ardından kapıyı kapattım ve yatağıma fırlattığım telefona uzanıp aldım. Egemen'in ben sörf tahtasının üzerindeyken çektiği fotoğrafı Buse'ye yolladım, aklımda hinlikler vardı. Sonra Buse'den yeni maddeyi istedim, bu biraz acildi. Artık her şeyi düşünmeliydim, her an her şey olabilirdi. Maddelerim zorlaşıyordu ve benim bazen yardıma ihtiyacım olabilirdi. Egemen benden hazır bir şey istiyorken bunun karşılığını almalıydım. Cepte bir Egemen artısı bulunsa fena olmazdı. "Kuzey yanıma geldiğinde gülmekten ölmek üzereydi." dediğinde gözlerimi telefondan çekip ona çevirdim. "Ne olduğunu anlatmasını istedim ama düşününce sinirlendi, sana sövdü ve ardından yeniden gülmeye başladı. Sanırım yine seni alt etmiş, sonunda güldüğünü göre." Gözlerimi kısarak Kaçak Gelinler izleyen Egemen'e doğru yaklaştım. "Beni deli etme, yoksa seni şu dizideki Memo gibi şekilden şekile sokarım sana İzafet bile bakmaz." Bunun üzerine ağzına hayalet bir fermuar çekti. Böylesi daha iyiydi. Muhittin'in zevkten dört köşe olduğunu duymaya bile tahammülüm yoktu. Onu parçalara ayırmak isterken hele. Bu sırada telefonuma mesaj geldi. Gözlerimi Egemen'den çekerek ekrana baktığımda Buse'nin maddeyi yolladığını gördüm. Tabii bunun öncesinde fotoğraf ile ilgili bir sürü dalga geçmişti. Duruşumla ilgili falan... Sonra maddeye baktım ve ağzım yarım açık kaldı. Bu maddeyi yapacak olursam öyle bir hale gelirdim ki muhtemelen bana Memo bile bakmazdı. Madde sekiz, yirmi metre yükseklikten denize atla. Sanırım benim ölmemi istiyorlardı!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE