Telefonumun belki de onuncu defa çalmasıyla dişlerimi sıkarak yastığı kafamın altından çekip üstüne kapattım. Telefonum kapının yanındaki prizde takılıydı ve ben onun sesini kapatmak için bile kalkarsam kalkmış olurdum. Yani susmasını bekleyecektim.
Telefon sustuğunda ve sessizlik odaya hakim olduğunda dudaklarıma yayılan gülümseme ile rüyalar diyarına geri dalacakken tekrar telefonum çalmaya başladı ve ben bunun için Kuzey'e küfür edemeden Buse bir hışımla odaya daldı.
"Seni de, telefonunu da, seni arayanı daa... ah Kuzey arıyormuş. Derhal o yataktan kalk, telefonu aç ve hazırlanmaya başla. Yoksa Arda'yı uyandırırım ve bugününü mahvederim Asya!"
Yastığı kafamdan çekerek ve sürünerek yataktan çıktım ve emekleyerek telefonumun yanına giderek onu elime aldım. Buse'nin yüzüne bakmadan telefonu açıp, "Uyandım!" dediğimde Kuzey sinsice güldü. "Hazırlanmak için on beş dakikan var."
Ona bunun yeterli bir süre olmadığını söyleyecekken telefonu yüzüme kapattığı için laflar boğazıma dizildi.
"Uyandığına göre ben senin yatağında yatıyorum ve sen hazırlanıyorsun."
Ona engel olmak için ayağa kalktım ki çoktan yatağıma yatıp yastığıma sarılıp uyku moduna geçmişti. Bunu bilerek yapıyordu. Ben de olsam ben de yapardım çünkü uyurum yani.
Derin bir nefes aldım ve sinirlerimi kontrol altına alarak banyoya gittim. Saçlarımı toplayıp dişlerimi fırçaladım, yüzümü yıkadım ve gün için de rahat edebileceğim hafif bir makyaj yaptım. Birkaç saat için de bu makyajın uçup gideceğini bilsem de bunu umursamadım. Zaten Bodrum'un yakıcı sıcağı anca bu kadar makyaja izin veriyordu.
Saçlarımı balık sırtı örerek önlerden birkaç tutam bıraktım ve odaya giderken telefonumun tekrar ısrarla çaldığını duydum. Usulca odaya girdiğimde Buse bana dik dik bakıyordu.
"Duymadım!" dediğimde gözlerini devirerek tekrar yattı. Telefonu elime aldığımda Kuzey arıyordu. Tekrar derin bir nefes aldım çünkü ona Muhittin, salak, asalak vesaire dememem gerekiyordu.
"Efendim Kuzey."
"Kapının önündeyim, bekliyorum."
"Henüz hazır değilim, biraz bekleyeceksin."
"Beş dakikan var."
Tam ona bunun da yeterli olmayacağını söyleyecektim ki telefonu tekrar yüzüme kapattı.
"Senin ben o telefonu kapatan elini alıp dinozorlara yem etmez miyim..."
Lafımı yarı da kesen Buse'nin, "Eğer beş dakika için de bu odadan çıkmazsan ben seni kurtlara yem edeceğim. Kes sesini!" demesi olmuştu. Hayır, bugün sakin kalamayacağım.
Aklımdakini yapmadan önce sessizce dolaba gittim ve kot şort tulumumu giyerek beyaz spor ayakkabılarımı giydim. Çantamı sırtıma takarak şapkamı kafama taktım. Tam hazır olduğumda komodine yaklaştım. Komodinin üstündeki dolu su bardağını elime alarak yüzüme intikam dolu bir gülüş yerleştirdim. Buse masum masum uyuyordu. Biliyordum, bir kulağı hala bendeydi ama bunu yapabileceğimi düşünmüyordu sanırım. Bana öyle davranmanın bir bedeli var kardeşim...
"Kısasa kısas kardeşim." diyerek suyu yüzüne doğru boşalttığımda saniyeler içinde öksürüklere boğuldu ve ardından beni görüp çığlık attı. Bu halini gördükten sonra tabana kuvvet diyerek odadan çıktım. Koşar adımlarla aşağıya inip evden çıktığımda Kuzey'e bodoslama çarptım.
"Hey sakin ol. Bir çığlık duydum sanki..." dediğinde o lafını bitiremeden Buse, "Sen bittin Asya!" diye bağırdığında kapıyı çekip kapatarak onu kolundan tuttum. Sokağın sonuna doğru koşmaya başladığımızda Buse'nin çığlıkları, bana dair olan sövüşleri kulaklarıma dolarken kahkaha attım. İşte bunu çok seviyordum. Pislik benim işimdi.
Sokağın sonuna gelip sağa döndüğümüz de nefes nefese duvara yaslandım. Elimi karnıma koyup gülerken Kuzey'e baktığımda ne olduğunu anlamasa da gülüyordu. Elimi kolundan çekerek şapkamı düzelttim ve, "Sabah sabah spor oldu." dedim.
"Sadece bir sokak koştuk."
"Ne fark eder?" diye sorduğumda omuz silkerek, "Fark etmez." dedi, sırıtıyordu.
Yaslandığım duvardan ayrılarak, "Evet, planımız ne?" diye sorduğumda bu onu baya sevindirmiş olacak ki gülümsedi. "Önce güzel bir kahvaltı." dediğinde kafa salladım. "Güzel başlangıç, kurt gibi açım."
Kuzey yoldan bir taksi çevirdiğinde ikimiz de arkaya oturduk. O bir yerin ismini söylediğinde bilmediğim için anlayamadım da.
"Bence kahvaltıyı bizim otel de yapabilirdik. Oradakileri sinir etmeyi çok özledim."
"Asla birilerini gıcık etmeden duramıyorsun değil mi?"
Kafamı iki yana sallayarak camı açtım. Elimi dışarıya çıkartarak, "Ben de böyle eğleniyorum işte." dedim. Rüzgarı avucumun içinde hissederken çok geçmeden taksi durdu. Etrafıma bakınarak taksiden indiğimde kaşlarımı çattım.
"Hemen bozulma, içerisi çok güzel."
Karşımdaki derme çatma kulübeyi gördüğümde içerisinin ne kadar güzel olabileceğini tahmin bile edemedim. İçeri girdiğimizde yemek kokuları burnuma dolarken sağ taraftaki kaynayan suya ve etrafındaki insanları umursamadan dans ederek çay dolduran kıza bakmadan edemedim. İçerisi çok kalabalıktı. İnsan açısından değildi tabi ki de, çok fazla eşya ve dekor vardı. Renk renk biblolar, sanki dünyanın dört bir tarafından toplanmış gibi duran anılar. Eski toprak üzerine atılmış gibi duran mekanda Kuzey'in peşinden tekrar dışarıya çıktığımda yüzüme temiz hava çarpınca derin bir nefes aldım. Bir sürü masa ve insanın aksine tam karşı da duran manzaraya tutuldum. Ne ara bu kadar tepeye çıktık fark etmedim bile. Bembeyaz bulutlar ve göz alan güneş, tepesi sanki hala karlı gibi duran dağların arasından geçen uzun ince bir köprü.
"Bodrum da böyle bir yer olduğunu bilmiyordum." dedikten sonra Kuzey'in de geçerek manzaraya doğru ilerledim. Huzur dolu olmasının yanı sıra, insanlar o kadar mutlu gözüküyordu ki insan ister istemez gülüyordu.
"Manzaraya dalıp gitmeden kahvaltı etmeye ne dersin?"
Kafamı sallayarak Kuzey'in gösterdiği masaya ilerledim. Oturarak çantamı yan sandalyeye koydum. Gözlerimi ona çevirdiğimde gülerek bana bakıyordu.
"Niye gülüyorsun?" diye sorduğum da omuzlarını silerek, "Sonunda seni mutlu edebildim ya ona gülüyorum." dediğinde ben de onu taklit ederek omuzları mı silktim. "Bunu yapmaktan vazgeçmeyeceksin değil mi?"
"Neyi?"
"Amacın beni mutlu etmek olmasın. Benden hoşlanabilirsin ama bu kadarı olmasın."
Derin bir nefes alarak manzaraya çevirdi gözlerini. O sıra garson kahvaltılıkları masaya dizmeye başladı. Bir süre sessizlik oluştu aramızda. Birbirimize uyuz olduğumuz zamanları özlüyordum. Bana böyle davranması, sanki gerçek değildi. Korkak mı davranıyordum yoksa hazır mı değildim?
"Bugün benim günüm tamam mı? Böyle cümleler kullanman yasak!"
Ona dik dik bakarak, "İstediğim cümleyi kurarım. Kişiliğimden feragat edeceğimi sanıyorsan yanılıyorsun Muhittin!" dediğimde kaşlarını çatarak bana yaklaştı.
"Uyuz uyuz davranmaya devam edeceksin yani?"
Ben de onun gibi yaklaşarak, "Keyfim nasıl isterse öyle davranacağım diyorum." dediğimde dudaklarını birbirine bastırdı. Gene onu sinir etmiştim sanırım ama elimde değil ne yapayım.
"Muhittin deme bari!"
Sırıtarak, "Denerim... Muhittin." dediğimde gözlerini devirdi ama devirdiği gözlerinin içinde bile bundan hoşlandığını görebiliyordum. Her ne kadar nefret ettiğini söyleyip o şekilde davransa da aslında ona Muhittin ismini takmamı, ters çıkmamı seviyor gibiydi. Ben de bunu seviyordum ve bunu mahvetmek istemiyordum. Hep böyle olmalıydık, yaz sonuna kadar... Ve yaz sonunda her şey sona ermeliydi. Aramızdaki çekim bir hatıra olarak kalmalıydı. Kuzey'i bana açılmaya iten neydi bilmiyorum ama bunu korumak için benim de onu itmem gerektiğini çok iyi biliyordum.