Birlikte uzun bir kahvaltı ettik ve bu kahvaltı benim ettiğim en güzel kahvaltıydı. Sebebi sadece yediklerim değildi ama. Kuzey'le sürekli konuşmuştuk, manzarayı izlemiştik ve bu süreçte her ne kadar sürtüşsek bile gülmeye devam etmiştik. Onunla bu kadar iyi anlaşabileceğimi, hatta bu kadar ortak noktamız olduğunu o ana dek bilmiyordum.
"Eee..." dedi ve çatalını tabağın kenarına bırakıp arkasına yaslandı. "Beğendiniz mi Asya Hanım, sizi memnun edebildik mi?"
"Edebildiniz." dedim ama burun kıvırmayı ihmal etmedim. "E artık eve gidebiliriz değil mi, bu kadarı yeterli."
"Yok öyle bir şey." dedi hemen, ayağa kalktı. "Gece yarısına kadar esirimsin Kezbanella."
"Bakalım o sarı saçlarını yolunca da aynısını söyleyebilecek misin?" diyerek ayağa kalktığımda benden resmen kaçtı. Hesabı ödedi önce, her ne kadar savaş versem de ödemeyi beceremedim çünkü bugünü kendisinin istediğini ve bütün masraflardan kendisinin sorumlu olacağını söyledi. Eh, ben de buna şimdilik engel olamadım.
Yol boyunca ona nereye gideceğimizi sorsam bile bana bir kere bile cevap vermedi. Her seferinde çok güzel bir şekilde geçiştirmenin yolunu buldu. Oysaki nereye gideceğimizi deli gibi merak ediyordum. Bana hiç ipucu da vermiyordu. Öyle paldır küldür götürüyordu. Neden bu kadar gizemli davrandığını da bilmiyordum.
Gariptir ki yarım saattir falan kavga etmiyorduk. En son taksiye binerken çatışmıştık. Öne oturmak istemiştim ama arkaya geçmem için direnmişti. İkimiz de arkada oturmuştuk ama yol boyu kavga etmemiştik. Taksici abi güzel bir müzik açmıştı ve ben ona eşlik etmiştim. Kavga etmedik demeyelim de çenem başka bir işle meşgul olduğu için edememiştik.
En sonunda taksi durduğunda ve indiğimizde kendimi dün geldiğimiz lunaparkın önünde buldum. Burada olmayı beklemiyordum çünkü sonuçta daha yeni gelmiştik.
"Burada ne işimiz var?" diyerek ona döndüğümde birkaç adım öne çıkıp lunaparka doğru sırıtarak bakındı. "Bir şeyler yarım kaldı, sizin yüzünüzden."
"Aslında o öyle olmadı." diyerek kollarımı önümde bağladım. "Biz amacımızı gerçekleştirdik."
"Tabii tabii, siz ve bitmek bilmeyen şu amaçlarınız."
"Ne sandın." Omuz silkerek önüme döndüm. "Amaçsız yaşamak zor değil mi?"
"Bilmem." dedi ve gözlerini lunaparktan alıp bana döndü, göz kırptı. "Benim bir amacım var."
"Neymiş o?" diye sorduğumda dudaklarını bilmiyorum dercesine aşağı doğru büktü. "Sen söylersen belki ben de söylerim."
Maddelerimden, listemden bahsetmek mi... Asla.
"Asla." dediğimde burun kıvırdıktan sonra omuz silkti. "O zaman ben de asla söylemem."
"Söyleme." dedim ve lunaparkın içine girdim. İlk gözüme çarpan şey pamuk şekerciydi. Hemen yanına yanaştım ve bir pamuk şeker istedim. Bana en büyüğünü, en güzelini verdi... Aslında ben istedim ama olsun. Parasını çıkarıp vereceğim sırada Kuzey benden önce davranıp verdi ve hatta kendine de bir tane aldı.
Bu çocuk kaşınıyordu ve kaşımama az kalmıştı.
"Benim pamuk şekerimin parasını ben öderim." dedim ve ona sert sert bakarken elimdeki parayı satıcıya uzattım. Satıcı parayı aldığında ardıma bile bakmadan ilerlemeye başladım. Bu para işleri beni gerim gerim geriyordu.
Kuzey çok geçmeden dibimde bitti, o sırada pamuk şekerin paketini açmış koparıyordum.
"Yine yaptın yapacağını." Pamuk şekeri ağzıma atmadan hemen önce yanıtladım. "Ne sandın."
Tam ortada durdum, etrafım şimdi oyuncaklarla doluydu. "Eee, şimdi ne yapacağız?"
Elini cebine attı ve iki tane sınırsız bilet çıkardı. Bunları ne zaman aldığını bilmiyordum ama başından beri yanımda olduğunu düşünürsek bugün almamıştı.
"Buradaki bütün her şeyin altını üstüne getiriyoruz."
Bunun fikri bile gözlerimi büyültmeye yetmişti. Her zaman sınırsız oyun hakkım olmasını istemişimdir. Aynı oyuncağa defalarca kez binmek, birilerinin arasında seçim yapmamak...
Resmen dile getirmediğim, hatta maddelere dahi yazmadığım hayalimi gerçekleştiriyordu. O anda ona bakarken gülümsediğimi, hatta bu gülümsemenin derinleştiğini hissettim. O da gülümseyince bu sahne zihnimde kazınmaya başladı. Her ne kadar imkansız olsa da, olmayacak diye dirensem de bu anlara düşmeden ve sevinmeden edemeyecektim. Mutlu olmuştum ve en çok da bu mutluluğun sebebi o olduğu için mutluydum.
Bunun sonsuz bir mutluluk olmasını dilemek şimdi bakınca ne felaket bir şeydi.
Şimdilik bunun imkansız olduğunu unutursam belki de bugünün tadını çıkarabilirdim.