Saçımdaki fazla suyu sıkarak odama girdim ve kapıyı sertçe kapattım. Kirpiklerimde hala duran damlacıkları elimin tersiyle silerek banyoya girdim. Ayaklarımı yere öyle sert, sanki zemini kıracakmış gibi basıyordum ki biraz sonra kapım çalınabilir, hemen altımdaki odadaki misafir beni azarlayabilirdi. Fakat şu durumda her türlü kaosa açtım. Biri bana bağırmaya kalkarsa ona on katıyla karşılık verebilirdim.
"Bu çocuğu herkesin önünde idam ettireceksin görecek vazgeçmemeyi!" diye haykırdığımda boğazım acımıştı. Ona olan öfkem dinmek bilmiyordu ve beni mahvediyordu. Ah Muhittin, ah!
Söylene söylene üstümdekileri çıkartıp iki dakika kadar suyun altında durup çıktım ve bornozlu halimle kendimi yatağa attım. En sevdiğim aktivite her zaman bornozla yatağa serilmek olsa bile şu an sevinemiyordum. Öfkemi nereden çıkarsam diye düşünüyordum ve aklıma hiçbir şey gelmiyordu.
"Bir de iyi oldu diyorum, anormal davranışlar seziyorum. Peh! Çocukta ufacık değişme yok. Yaptıklarının hepsi planlı programlı değilse ben de Asya değilim!" Islak saçlarımı karıştırarak ayağımın altındaki yastığa öfkeyle tekme attım. "Etrafımdaki bütün erkekler böyle olmak zorunda mı ya! Hepsinden nefret ediyorum."
Dişlerimi gıcırdattığım sırada nereden geldiğini tespit etmekte zorluk çektiğim bir öksürük sesi yatmaktan oturuş pozisyonuna geçmemi sağladı. Bu o kadar ani olmuştu ki bir an duraksadım, ne yapacağımı şaşırdım. Sanki bir korku filminin içine düşmüştüm ve şu durumda bunu hiç çekemezdim.
"O da neydi?" Kaşlarımı havaya kaldırarak dudaklarımı araladım. "Şu sıralar beynim bana fazlaca oyun oynuyor. Şu öksürük bilmem nesinin benim beynimin Arda orangutanı ile ilgili olan kısmını ilgilendirdiğine eminim."
"Asyalojicik! Birazdan beyninin benimle olan kısmında şişlik olmasını istemiyorsan kes sesini!" Gaipten gelen sesle çığlık atarak yataktan atladığımda çarptığım bavulla yere düşüp kafamı komodine çarptım. "Salak!"
Bu sefer katılıyorum. Ben tam bir salağım!
Arda görüntülü aramayı resmen sonlandırmamıştı ve bunu sırf bana eziyet olsun diye yapmıştı. Sırf sövmek, bağırmak için! Gerçekten inanamıyordum, gerçekten. Kendimi bir deli gibi hissediyordum, oradan oraya koşturmak ve hayatımdaki bütün erkeklere ağız dolusu küfürler etmek. Sanki bunu hak ediyorlardı. Beni bir salak yerine koydukları için sonuna kadar hem de!
...
"Kanka bence bu düşmelerinin, salaklıklarının tek sebebi korku." Nisan'a yan yan baktığımda oturduğu koltukta geri yaslandı. Derin bir iç çektikten sonra ona cevap verdim. "Ne alakası var? Sadece dengem şaştı birazcık ondan."
Nisan saçını kulağının arkasına sıkıştırarak sehpanın üstündeki dondurma kasesini eline aldı. Kaşığı içine birkaç kere batırarak alnımı işaret ettiğinde elim oraya kaydı. Alnımda ufak bir şişlik vardı, kabul. Tam olarak hangi sakarlığımda olduğuna da pek emin değildim doğrusu. Son zamanlarda tam bir ahmak gibi davranıyordum.
"Küçük bir denge şaşmasının bu kadar büyük sakarlıklara -salaklıklara- yol açacağını sanmam. Bence sen Kuzey'in söylediklerini aklından çıkartamıyorsun. Bu yüzden hep böyle düşüp kalkıyorsun." dedi ve öne doğru eğilip kaşlarını havaya kaldırdı. "Hadi itiraf et. Kuzey'den hoşlanıyorsun!"
"Hay bin kunduz!" diyerek arkamdaki yastığı kafasına fırlattığımda dondurma kasesini düşürmemek için büyük çaba harcadı ama bir kısmı üstüne düşünce köpek gibi hırladı. Fakat ona karşılık ben de geri durmadım. Zaten son zamanlarda bütün konuşmalarım resmen bir hırlamadan ibaretti. "Nisan ağzından bu konu hakkında tek bir çift konulu cümle geçerse tüm dondurmayı içine dökerim!"
Nisan yavaşça koltuktan kalkarak kaseyi orta sehpaya koydu. Ardından eline bulaşan dondurmayı yalayarak, "Zaten henüz çift değilsiniz canım. İnşallah çok yakında olacaksınız. AsKuz'a ne dersin? Ya da AsyaK!" dediğinde yüzümü buruşturarak diğer yastığı da kafasına attım. Gerçekten elimde kalacaktı.
Nisan sırıtarak kaçtığında yüzümü iyice buruşturdum. İsimlerimizden bile düzgün bir şey çıkmıyordu zaten. Kuzey ile ben diye bir şey olacağından değil tabii. Böyle bir düşüncem yoktu, asla olamazdı. Sadece isimlerimiz yakışmıyordu o kadar, o kadarcık!
Telefonum çalmaya başladığında ihtimal tartmaya bir daha devam etmek istemiyordum. Hepsi koca bir saçmalıktı. Ben ne kadar düşünürsem düşüneyim bir sonuca asla varamıyordum. Asla Muhittin'in yaptıklarını düşünmekten kurtulamıyordum. Her şey o kadar birbirine girmişti ki bütün bunları zihnimde nasıl çözeceğim hakkında en ufak bir fikrim dahi yoktu.
Telefonu açar açmaz Buse'nin neşe saçan sesiyle ortada kaldım. Benim dışımda herkes, her şey mutluydu. Sanki ağaçlar bana sırıtıyordu, kumlar göbek atıyordu, güneş havalı bir şekilde göz kırpıyordu. Bir tek ben mutsuz ve umutsuzdum ve bunu çözemiyordum bile. Oysaki mutsuz olmak için bir sebebim bile yoktu.
"Kankamakankam naber? Nasılsın? Bence iyi olmalısın. Eh, malum havada aşk kokusu var!"
"Kızım tek tek gelin ya! Yok öyle bir şey. Vallahi şuan havadan sadece bok kokusu alabiliyorum, o da muhtemelen iki saattir tuvalette olan Murat'tan falan geliyordur." diye hayıflandığımda Buse'nin dudakları arasından irite edici bir ses kaçtı. Bundan hoşlanmamıştı, iyi bari. Birileri daha benim gibi mutsuz olsa hoşuma giderdi. Çünkü gördüğüm kadarıyla herkes o kadar mutluydu ki yakında çiçek açacaklardı.
"Ne! Sen neredesin ki? Bak sakın..." diye başladığı lafı bitirmesine izin vermeden araya girecektim ama Nisan benden önce davrandı. Onun ne ara içeri girdiğini anlayamamıştım bile, sadece cümleye daldığında anlayabildim ve bunu sadece ben anlamamıştım.
"Kanka, cildim sayende bebek poposu gibi yumuşacık oldu. Çilekli süt işe yaradı sağ ol kanki."
Nisan içeri girerek konuştuğunda ona kaşlarımı kaldırdım. İki mal ile birden uğraşmak zorunda mıydım ya?
"Asya o ses şu Nisan denen kıza ait değil de bana." diye resmen çığlık attı Buse, gözlerimi kıstım ve umursamaz bir sesle yanıtladım. "Evet ona ait."
"Ulan o kız sana nasıl kanka diyebilir! Sen benden başka kimsenin kankası olamazsın yolarım o orospuyu!" Gözlerim kocaman olurken sesin Nisan'a gidip gitmediğini anlamak için ona baktım. Hiçbir şey olmamış gibi sırıtarak koltuğa attı kendini. Bu iyiydi, duymaması harikaydı. Eğer duysaydı ne olurdu bilemiyordum. Telefondan üçüncü dünya savaşı başlatabilirdik.
"Buse sakin ol..." diye hayıflandığımda bu Nisan'ın dikkatini çekti.
"Aa Buse'mi o? Selam söyle." Nisan'ın gülümseyerek söylediğini Buse telefonun diğer ucundan duyduğunda koca bir çığlık attı. "Asya hemen kov şu kızı yanından, bak Roma'dan Bodruma uçurma beni. Birde selam mı söylüyor o. O kim ki benim kardeşime kanka diyebiliyor. Kim ulan o! Ben sana diyeyim, o kız or-"
"Kardeşim bir sus saçmalama. Ne diyorsun sen?"
Nisan'ın Buse'nin söylediklerini duymaması için telefonu iyice sardım. Kız resmen daha bir kere bile görmediği kızı yerden yere vuruyordu. Tamam Nisan ile Buse'nin yerleri benim için ayrı konumlarda olabilir ama Nisan iyi bir kız. Onunla çok iyi anlaşıyorduk, kafa yapılarımız resmen bire birdi. Eğer hayatımda Buse ve Arda gibi iki mahlukat olmasaydı muhtemelen Nisan benim en yakın arkadaşım olurdu.
"Kanka Buse'ye de anlattın mı Kuzey'i?" diye sordu Nisan, sanki ölmek ister gibi. "Kesin o da benimle aynı fikirdedir."
Nisan bahsettiği kişinin telefonun diğer ucundan saydırdığını bilmeden konuşurken sadece sırıtmaya çalışıyordum. Buse Bodrum'a geldiğinde çok fena olaylar olacağını şimdiden sezebiliyordum. Kavgalara hazır değildim, bunu çekemezdim. Buse çok çirkef bir kızdı, benden bile fazla. Nisan onunla baş edemeyebilirdi ve bu durumda devreye ben girmek zorunda kalırdım.
"O küçük şeytan benimle aynı fikirdedir mi dedi?" diye nefretle sordu Buse. "Ben o kardeş hırsızıyla asla aynı fikirde olamam. Her neyden bahsediyorsa tam tersini savunuyorum!"
Telefonu biraz kulağımdan çekerek Nisan'a kaşlarımı kaldırdım. "Tabii ki de seninle aynı fikirde değilmiş. Ezik!"
Tekrar telefonu kulağıma yasladığımda Nisan çenesini kapatamamıştı. "Nasıl ya? Şimdi Kuzey'in senden hoşlandığına katılmıyor mu? Yada senin ondan hoşlandığına?"
Bunu duyan Buse durur mu...
"O ha! Tabii ki de Kuzey senden hoşlanıyor ama o kız bunu savunuyorsa kesinlikle o çocuktan uzak durmalısın. O küçük hırsızın dediği, yaptığı hiçbir şeye katılmıyorum. Sen de o kızdan uzak dursan iyi olur yoksa senin o bir tanecik ailene gizlice gittiğin partiden, seni eve atmaya çalışan eski sevgilinden..."
Buse'nin sesini telefonu yüzüne kapatarak kestiğimde bu durumdan oldukça memnundum. Roma'ya uçup saçlarını ellerimin arasına almadığıma sevinmeliydi. İleri gitmişti, çok ileri. Onu kenara çekip saçını başını yolabilirdim, bunun için Bodrum'a gelmesini bekleyecek kadar sabırlıydım.
"Ben gidiyorum." diyerek ayağa kalktığımda Nisan gülerek, "Yoksa Kuzey'in yanına mı gidiyorsun." diye sordu. Ona çirkefleşebilir, aynı Buse gibi kavga edebilirdim ama yapmadım. Ona orta parmağımı gösterdiğimde o da aynısını yaparak, "Bak istersen gerçekten senin için Egemen ve Kuzey'i buraya çağırabilirim. Senin için Egemen ile vakit geçirip yalnız kalmanızı sağlarım." dediğinde koltuktan yastığı alıp yüzüne attım. "Kendim için istiyorum demiyorsun da."
Nisan gözlerini kocaman açıp kafasını iki yana salladı. "Saçmalama! Egemen ile aramızda hiçbir şey yok." dedi ve elini göğsünün üstüne koyup kafasını hafif yana eğerek, "Hepsi senin aşkın için." dedi.
Ben ise sırıtarak tekrar bir yastık alıp yüzüne attım. "Bir daha Kuzey ile ilgili bir şey dersen seni gebertirim."
Nisan attığım iki yastığı alıp, "Yılın aşkı..." diyerek yüzüme yastıkları attığında direkt kendime gelip üstüne atladım. Gerçek bir kavga değildi tabii ki de ama onu söylediklerine pişman edebilirdim. O altta ben üstte olacak şekilde yerde şekilden şekle girerken ikimizin de kafasına vurulunca ağzımdan bir dolu küfür kaçmıştı. Bunu beklemiyordum, çok hazırlıksız yakalanmıştım.
"Mal kardeşim sonunda kendi gibi malını bulabilmiş." diyen Murat'ı duyduğumda Nisan ile üstümüzü düzelte düzelte ayağa kalktık. Rezillikte zirvedeydim ben ya, kabul ediyordum.
"Hiç değilse senin gibi sevgilimizle geçirebilecek zaman dilimini klozetle geçirip etrafa zararlı gaz dağıtmıyoruz. Biraz daha orada kalsaydın w******p ihbar hattından haberlere ulaşıp senin için kısa film çekmelerini rica edecektim. Klozet ile Murat'ın efsane aşkı!"
Sonunda susabildiğimde Nisan gülme krizine girmişti. Murat ise kıpkırmızı oldu ve üstüme yürüyüp beni omzuna attı. Ben çığlık atarken bahçeye çıkıp havuza ilerlediğinde bana, "Ben de sana bir kısa film çekeyim, w******p ihbar hattına gerek yok ama." dedi ve beni sitenin havuzuna attı. İntikamlarım artıyordu ve ben çok geç kalmayacaktım.
Herkesin benimle bir derdi vardı, bir şekilde. Sürekli havuza atılıyordum, sürekli kaçıyordum, sürekli bir şeyler yaşıyordum ve sebebini bile anlayamıyordum. Oysaki çok masumdum, kimsenin canını yakmıyor ve uğraşmıyorum. O kadar kendi halinde bir kızdım ki bu olanlara inanamıyordum. Benim gibi masum bir kıza nasıl böyle davranabiliyorlardı?
Neyse neyse, ben bunun intikamını da alırım. Her zaman, her kötülüğün bir bedeli olurdu ve ben asla kimseyi cezasız bırakmazdım.