Madde 13.2

1519 Kelimeler
Kendimi ıslak ıslak bodrum sokaklarına attığımda, Afrika'yı aratmayan 40° hava sağ olsun kıyafetlerim de saçım da hemen kurumuştu. Bugün çok fazla darbe almıştım ve gerçekten başım çok ağrıyordu. Otele gidip direk yatmak istesem de şuan kendime uygun bir ev bulmalıydım. Karışan ve önüme gelen saçlarımı büyük bir bıkkınlıkla bileğimdeki toka ile topladıktan sonra önüme çıkan rastgele sokaklara girmeye başladım. Özellikle kumsala, meydana, konser alanına ve bunun gibi güzel yerlere en yakın olan sokaklarda arıyordum evi. Buse ve Arda geldiğinde eminim ki çok eğlenecektik ve ben artık o otel odasından ebediyen kurtulacaktım. Normalde babam buna ikna olmazdı, bir evde tek başıma kalma fikri onun için korkunç bir şeydi. Otelde en azından güvenlik vardı, bana ulaşamadığında haber alabiliyordu. Evde öyle olmayacaktı, farkındaydı. Bu yüzden onu Buse ve Arda'nın gelecek olmasıyla ikna edebilmiştim. Eğer onlar gelmeyecek olsalardı asla beni yalnız başıma bir evde bırakmazdı. Bir sokağa girdiğimde çoğu kısmı gölgeydi çünkü her iki büyük evin arasında kocaman ağaçlar vardı. Buradan bakınca bile iç açan bu sokak şimdiden favorimdi. Evlerin geneli iki katlı mütevazi aile evleriydi. Geri kalanının bir kısmı sekiz on katlı binalar ve iki üç tanesi buradan anladığım kadarıyla koskocaman evlerdi. Hatta villa falan sanırım. Güzel bir sokaktı, sakindi ve evle muazzam görünüyordu. Sokakta ilerlerken binalardaki camlarda birkaç tane kiralık yada satılık yazısı gözüme çarpmıştı ama benim istediğim şu iki katlı evlerdendi. Bir bina dairesine yaz boyu tıkılıp kalmak istemiyordum. Zaten muhtemelen burası tam bir turizm şehri olduğundan bu evlerden çoğu kiralıktır diye düşünüyorum. Zaten öyle de gözüküyor. Gözüme kırmızı kapılı, beyaz boyalı çok tatlı bir ev takıldığında gözlüklerimi çıkartıp oraya yaklaştım. Evin önündeki kaldırımın bir oyuğundan çıkan dev bir meşe ağacı vardı burada. Kuşların cıvıltısı bile bu sokakta çok hoş ve dinlendirici geliyordu. Eve bakınca sanki yazın geri kalan kısmını burada geçirmem gerekiyormuş gibi garip bir his içimi sarmaladı. Bu ev, aradığım ev olabilirdi. Dışarıdan bakınca bile bütün kriterlerime uyduğunu hissedebiliyordum.  Evin camında yazan numarayı telefonuma kaydederek aradığımda çok heyecanlıydım. Resmen yerimde zıplıyordum, içim içime sığmıyordu. Kısa sürede karşı taraf aramayı yanıtladı ve genç bir erkeğin sesi duyuldu. Açıkçası bu ev için daha yaşlı bir adamla iletişime geçeceğimi sanmıştım ama yanılmıştım işte. "Efendim?" "Merhaba, ben kiralık ev için aramıştım. Müsaitseniz evi görebilir miyim acaba?" diye sorduğumda ne kadarda nazik konuştuğumu fark ettim. Aslında içten içe çok nazik bir kızdım ama işte, etrafımdakiler beni kaba olmaya zorluyorlardı. "Ah evet, görebilirsiniz." dediğinde tam evin önünde beklediğimi söyleyecektim ki yandaki evin kapısı açıldı. Genç bir adam cool adımlarla bana yaklaşırken, kısa şortu ve mavi polo tişörtüyle garip bir hava yayıyordu. Gülümsediğinde telefonu yavaşça kulağımdan çektim. Adamda telefonu kulağından indirdiğinde o bana yaklaşırken kaç yaşında olduğunu tahmin etmeye çalışıyordum. 25? Hayır çok yaşlı oldu. 24 olabilir, 23 yüzde seksen ama kesin 22 falan. Benim yaş tahminlerim pek tutarsızdı doğrusu. Önüme gelip elini uzattığında tutup sallayarak, "Ben Asya." dediğimde gülümseyerek, "Bende Fatih, evin sahibinin oğluyum." dedi. Kafamı salladığımda, "Buyurun eve bakalım." dedi ve eve ilerledik. Fatih Bey anahtarı yuvasına takıp çevirdi ve kapıyı açtı. Kapı açılır açılmaz bir anda karşıma çıkan manzara saçlarımın arkaya savrulmasına ve gözlerimin ışıl ışıl parlamasına sebep oldu. Hayalimde. Kapıyı açtığında direkt bembeyaz bir koridor ve üstü beyaz örtüyle ile kaplı salon göründü. Camlar muhtemelen kullanılmayan ev havalansın diye bir-iki saatliğine açılmıştı ve buradan evin gel beni al sesini duyabiliyordum. Fatih Bey önden ben arkadan eve girdiğimizde gözüme ilk çarpan arka bahçe olmuştu. Kapısı açık olan arka bahçe perdeleri olmayan pencereden rahatlıkla gözüküyordu ve bahçe rengarenk çiçeklerle doluydu. Hatta sanırım ağaçtan sarkan bir salıncaktı! Gülümseyerek Fatih Bey'e döndüğümde, "Üst katta tek oda burada iki tane daha oda var. Mutfak hemen şurada." diyerek bir kapıyı gösterdiğinde gözlerimi hayali parlaklığıyla kırpıştırarak, "Kiralamak istiyorum." dedim. Uzatmaya gerek yoktu, muazzamdı. Kirası ne kadar bilmiyordum ama önemi yoktu. Babamın bir şekilde halledeceğini düşünüyordum. Sonuçta otele kat kat fazlasını veriyordu, bir evin kirası onu çok da zorlamayacaktır.  Fatih Bey gülerek karşılık verdiğinde ben de gülümsedim ve, "Bahçeye çıkabilir miyim?" diye sordum. Kafasını sallayarak, "Tabi, artık bir süreliğine size ait. Yalnız dikkat etmeniz gereken bazı şeyler var." dediğinde kafa sallayarak salondan direkt bahçeye geçilen kapıya ilerledim. Salonun bir duvara boydan pencere ile kaplıydı ve sürgülü bir şekilde açılarak bahçeye çıkıyordu. Kapıyı çekip çıktığımda iki tane basamakla karşılaştım. Basamakların iki tarafında sırayla ve özenle dizilmiş çiçekler vardı. Ortalarından geçerek aşağı indim ve hızlıca çardağa ilerledim. Renkli yastıklarla döşenmiş hasır koltuğun üzerinin bir naylonla kapalı olmaması beni şaşırtsa da bir şey demeden üstüne oturdum. Fatih Bey ise oturmadan bahçedeki çiçekleri gösterdi. "Ben ve ailem yaz sonuna kadar yurt dışına tatile çıkacağımız için iki evimizi de sizin gibi gençlere kiralamaya karar verdik. Buradaki tüm çiçekler anneme ait ve özenle bakılmaları gerekiyor. Sizden ve diğer yeni ev sahibimizden tek ricamız düzenli olarak çiçeklere bakmanız. Zaten evi iyi bir şekilde kullanacağınızdan şüphemiz yok." Ben kafamı memnuniyetle aşağı yukarı sallayarak, "Tabi, zaten çiçeklerle oyalanmayı severim. Hiç şüpheniz olmasın." dedim ve gözlerimi kıstım. "Diğer ev sahibi derken?" Fatih Bey gülümserken ben de gülümseyerek ayağa kalktım ve salıncağa doğru ilerledim. Bu bahçe iki evin ortak bahçesiydi. Ben de neden bu kadar büyük diyecektim neredeyse. Salıncağa oturup ileri geri sallanmaya başladığımda Fatih Bey, "Evet, yan evi de kiraya verdik. İsterseniz..." derken aynı anda bahçeye yayılan erkek kahkahalarıyla kaşlarımı çattım. Kahkahalar çok tanıdıktı, sanırım artık gaipten sesler duyuyordum. Çünkü bakıldığı zaman o iki hödüğün kahkahalarını burada duymam biraz mantıksız olurdu.  Kahkahalar uzayınca kafamı sese doğru yavaşça çevirdim. Gördüğüm gerçek ile öyle büyük afallamıştım ki ağzım yarım açık kalmıştı. Muhittin ve Egemen... "Hah, işte diğer ev sahiplerimiz." diyerek Muhittin ve Egemen'i gösterdi Fatih bey. "Umarım iyi anlaşırsınız." Tabiri caizse diğer ev sahipleri ile göz göze geldiğimizde hem onların kahkahaları hem de benim gülüşüm durdu. Fatih bey ise her şeyden bir haber devam etti. "Evet, Egemen Bey ve Kuzey Bey sizi diğer ev sahibimiz Asya hanımla tanıştırayım. Yazın geri kalanının birbirinizi sık sık görerek geçireceksiniz." Salıncak yavaş yavaş dururken ayaklarım yere sürtüyordu ama o kadar büyük bir şokun eşiğindeydim ki ayağımı basıp kendimi durduramıyordum. Kendimi üst üste on gol yemiş bir kaleci gibi hissediyordum. Sanki mağazadaki son indirim ürününü sarışın bir yellozo kaptırmışım. Buse ve Nisan'ın bana kahkahalarla güldüğünü şimdiden görebiliyordum. Ve sanırım ayağım az önce bir taşa takıldı ve ben öne doğru savruldum... Ve malum son! Kafa yere çakılır! ... Çardakta kafama buz tutarken aynı zamanda mızmızlanıp duruyordum. "Ya siz benim başıma bela mısınız sarı kargalar. Sizden kurtulamayacak mıyım ben? Allah aşkına henüz geç değil, defolun gidin başka ev bulun." Kuzey ilk önce elimden erimekte olan buzu alıp yenisini kendi tuttu ve, "İlk biz geldik, sen başka bir ev bul. Seni yeriz ya iki güne." diye alay ettiğinde ona yüzümü buruşturup laf atacağım sırada Fatih Bey gülümseyerek yanımıza geldi. "O takıldığın taş küçüklükten beri benim kafamı defalarca yarmamı sağladı. Sen yine iyi kurtardın. Hafif bir morluk, hemen geçer." Ona şirince sırıtarak karşılık verdim ve alttan alttan Kuzey'e baktım o bana hayırdır dercesine kaç göz yaparken öldürücü bakışlar atmaya başladım. Gerçekten saçlarına yapışıp onu bahçe boyunca sürüklemek istiyordum ama Fatih bey buradayken hanım hanımcık bir kız olmam gerekiyordu. Hayallerimdeki yaz evini kaçıramazdım. "Evlerinize iki gün içerisinde taşınabilirsiniz. Umarım bir sorun yoktur." diyen Fatih beye, "Var." diyerek fikrimi beyan ettiğimde Kuzey kafamdan buzu çekip beni dinlemeye koyuldu. Bana her zamanki gibi bıkkın bir tavırla bakıyordu. Ne zaman konuşsam, bir fikir beyan edecek olsam aynı tavırdı işte. Bir de söylediklerine bak, bütün bunlarla onlar uyuşuyor muydu? Bu çocuk kesin benimle alay ediyordu, başka bir açıklaması olamazdı. "Nedir?" "Ben bu sarı kafalarla yan yana evlerde kalıp aynı bahçeyi paylaşamam." Egemen yan tarafımdaki tek kişilik koltuğa oturarak, "Haftalardır aynı otelde kalıyoruz ve sana zararımız dokunmadı. Neden bu kadar bizden uzak durmaya çalışıyorsun merak ediyorum doğrusu." dedi ve benden gözlerini çekip Muhittin'e baktı. Nedense sanki uzun zamandır Muhittin demiyormuş gibi hissediyorum.  Sanki bir ima hissediyorum... Ben cevap veremeden Fatih Bey, "Yoksa siz tanışıyor musunuz?" diye sorduğunda üçümüz de aynı anda konuştuk fakat farklı cevaplar verdik. Egemen, "Evet." diye sıradan bir cevap verirken Muhittin, "Neredeyse her gün öleceğimizi söylese de evet." dedi ve ben, "Sizce şu sarı kafalarla tanışma ihtimalim var mı? Bunlar doğarken beyinlerinin üçte ikisini anne karnında bırakmışlar. Tanışmıyoruz." dedim. Fatih Bey kaşlarını kaldırıp gülümserken Egemen ve Muhittin bana çok kötü bakıyorlardı. Aman çok korktum! Ama yine de Fatih Bey gitmese iyi olur. "Anladım, o zaman sıkıntı yok sanırım. Benim şimdi gitmem gerekiyor." diyerek elini cebine uzattı ve iki tane anahtar çıkardı. "Bunlar yeni anahtarlarınız." Uzanıp anahtarları aldığımızda devam etti. "Kira için hesap numaramı sizlere mail olarak atacağım. Bir sıkıntı olduğunda karşı komşumuz Rıfat Bey ve ailesi size yardımcı olacaktır."  Hala ağzım yarım açık bir halde öylece duruyordum. Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Bu iki sarı çiyanla yan yana evlerde kalma fikri ne kadar iyiydi bilmiyordum. Onlardan gerçekten nefret mi ediyordum yoksa bütün bunlar bir uyuzluğun parçası mıydı emin olamıyordum. Yazın geri kalanı yan yana olmak, hiç ayrılmamak... Bütün bunları istiyor muydum? Otelden ayrılınca bunun bir son olacağını düşünmüştüm. Yazın geri kalanı boyunca karşılaşmayacaktık bile, o kadar zıt yerlerde olacaktık. Ama şimdi görüyorum ki hayat bizi ayırmamak için çok ısrarcı. Aynı gün, yan yana evlere bakıyor olmamız ve tutmak istememiz kadar şaşırtıcı bir şey göremiyordum. Bu kader miydi? Onlarla bir kaderim mi vardı yoksa hayat bana bir tarafıyla gülmeye bayılıyor muydu?  Ne yapacaktım? Onlarla yazın geri kalanını yan yana evlerde geçirme fikrini kabullenebilir miydim?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE